Mustafa Ulusoy: İlim Ehli Seyahat Etmeli

‘’Yazarlığın yanında psikiyatristim ve psikiyatride çalıştığım konuların başında benlik/ego geliyor. Psikiyatrinin benlik tanımları beni asla tatmin etmedi. Benliğin insanın varoluş amacı ile ilişkisine dair bilgi bulamazsınız psikoloji ve psikiyatride.’’ Dünyabizim Kitap Söyeleşileri’nde bugün Mustafa Ulusoy’u ağırlıyoruz.

Mustafa Ulusoy: İlim Ehli Seyahat Etmeli

Dünyabizim Kitap Söyleşileri bugün yazar ve psikiyatrist Mustafa Ulusoy’u konuk ediyor. Çoğumuz ona Nietzsche ve Babaannem,  Ay TerapisiAynalar Koridorunda Aşk, Giderken Bana Bir Şeyler Söyle, Dünyanın Üç Yüzü gibi kitaplarından aşinayız. Ancak Mustafa Ulusoy’un kognitif ve varoluşçu psikoterapi üzerine yurt içinde ve yurt dışında sunduğu tebliğler ve dergilerde yayınlanmış akademik makaleleri de mevcut.

Şu an başucu kitaplarınız hangileri? Döne döne okuduğunuz kitaplar var mı? Tabii niçin bunlar?

Döne döne okuduğum kitaplar başta Kur’an ve Kur’an hazinesinin benim için anahtarı hükmünde olan Risale-i Nurlar. Risale-i Nurlar, ontolojik sorunlarım için Kur’an hazinesindeki şifalara ulaşmama vesile olmuştur. Yazarlığın yanında psikiyatristim ve psikiyatride çalıştığım konuların başında benlik/ego geliyor. Psikiyatrinin benlik tanımları beni asla tatmin etmedi. Benliğin insanın varoluş amacı ile ilişkisine dair bilgi bulamazsınız psikoloji ve psikiyatride.

Risale-i Nur’un benim için en cazip taraflarından biri de benlik tarifine getirdiği muazzam açılımdır. Özellikle 30. Söz’de Ahzab suresi 72. ayetinin (Biz emaneti göklere ve dağlara teklif ettik. Hepsi de onu yüklenmekten kaçındı ve ondan korktu. İnsan ise onu yüklendi. İnsan çok zalim, çok cahildir”) emanet ile benlik arasında kurduğu bağın hayatımdaki tesiri büyüktür. Sadece bu değil elbette Risalelerin hayatıma katkısı. Ama sadece emanetin bir vechi olarak benliğin insana veriliş amacına getirdiği yorum insanı anlamamdaki katkısı Risaleleri başucu kitabı haline gelmesi için bile kâfidir.

Edebi metin olarak sorunuzu cevaplarsam, döne döne okuduğum kitaplardan biri Milan Kundera’nın Ölümsüzlük romanıdır. Çözüme dair hiç bir şey sunamasa da, ki böyle bir beklentim yok ve Kur’an’dan alınmamış bir çözüme inanmam, insanın ölümsüzlük arzusunun insanın günlük hayatına, büyük ve küçük kararlarına nasıl sızdığını, faniliğin insanı nasıl altüst ettiğini muazzam anlattığını hissederim her okuyuşumda Ölümsüzlük romanını.

Varoluşçu psikoterapiye dair kimi kitaplar da yine döne döne okuduğun başucu kitaplarımdır.

Çalışırken, yolculuk yaparken veya okurken ne tür müzikler dinlersiniz?

Hayatımın mühim bir kısmı yürüyerek geçiyor ve yürürken müzik dinlemiyorum. Ezberimde olan evradlarımı okumayı tercih ediyorum. Araba yolculuğunda kızlarım ve eşim belirliyor müziği. Bana bırakırlarsa hemen internet üzerinden yayın yapan Maroc Radyo’yu açarım. Çalışırken müzik dinlerim. Hayat Apartmanı romanını yazma sürecim Muhsin Namjoo ve Maroc Radyo’da Fars müziği dinlemekle geçti. Yaklaşık beş yıl önce Fas’a gitmiştim. Faslı şoförümüz bizi arabasıyla çöle götürürken dinlediğimiz müziklerinden etkilenip Marakeş’ten yayın yapan Maroc Radyo’yu keşfettim.

Nasıl okumayı severseniz? Sizin için ideal bir okuma biçimi ve ortamı var mı?

Kalabalık yerlerde. Çoluk çocuğun arasında. Kafede. Arka fonda bir uğultu olması dikkatimi toparlamama yardım eder. İdeal okuma biçimim değil ama yatarak çok kitap okurum. Abdülhamit Kırmızı’nın bir tweeti vardı: “İdeal çalışma ortamı yoktur. İdeal ve çalışma vardır” Çok haklı bir söz.

Şöyle bir şey var yalnız. E-kitap okuyucularını çok sevdim. Kitap okuma oranımı çok artırdı. Özellikle kalın romanları okumak için büyük rahatlık. Mesela yakın zamanda Roberto Bolano’nun 2666 adlı dokuz yüz sayfalık romanını okudum. Kütük gibi kitabı hem taşırken hem okurken elimde tutarken ne çektiğimi Allah bilir. Bu romanın “epub” versiyonu ne yazık ki yok. Okuma süremi daha kısaltırdı eğer e-kitap cihazından okuyabilseydim.

Arayıp da ulaşamadığınız veya çok zor bulduğunuz kitaplar var mı?

"Nadir Kitap" sitesi zor bulunan kitaplar için muazzam bir kolaylık.

Okurken “bunu ben yazmalıydım” ya da “tam da beni anlatıyor” dediğiniz kitaplar oldu mu?

Lawrence Durrell’in İskenderiye Dörtlüsü romanlarını acayip kıskanırım. Yaklaşık aynı olayların dört ayrı romanda başka karakterlerce anlatımı dahiyane bir fikir. Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı romanındaki insanın nefs-i emmaresinin desise ve oyunlarını ilmek ilmek anlatışı karşısında etkilendiğimi hatırlıyorum.

Ailece okuduğunuz veya bilhassa çocuklarınıza okuttuğunuz kitapları soralım bir de? 

Çocuklarıma Kur’an’ı ellerinden düşürmemelerini, Kur’an’ı anlamada Risalelerin büyük bir imkân olduğunu söyledim zamanında ve onlara bıraktım. Sanıyorum okuyorlar. Benden kitap önerileri istiyorlar zaman zaman. Mesela, fantastik roman okumak isteyen kızıma Patrick Rothfuss’un Rüzgarın Adı ve Bilge Adamın Korkusu romanlarını önerdim. Yine diğer bir kızım, “baba bana roman olarak ne önerirsin” dedi. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü oku dedim.

İki buçuk yaşındaki kızımla da şu günlerde Claire Jober’in Allah’ın Kurabiyeleri’ni, Küçük Fare’nin duası (ki bu yazarın tüm kitaplarını tavsiye ederim, Nar yayınları yayınlıyor), Julia Donaldson’un Zogi’si ve Minik Salgonyoz Pepe ile Dev Balina Zeze'sini, Anna Obiols’un Van Gogh-Arkadaşım Vincent, Gauguin-Arkadaşım Paul kitaplarını okuyoruz tekrar tekrar. 

Genellikle tatil nazarıyla bakılan yaz ayları başladı, siz nasıl dinlenmeyi tercih edersiniz?

Tatil kavramını sevmiyorum. Boş boş oturarak insanın dinleneceğine de inanmıyorum. Mesela deniz kenarına gidip saatlerce güneşlenmek… Allah korusun! Sıkıntıdan patlarım herhalde. Üç günden fazla tatile gitmekten hoşlanmıyorum. Bir de bakmışım terapilerimi özlemişim. Sık sık ama kısa kısa tatiller tam bana göre.

İki türlü dinlenmeyi tercih ediyorum: seyahat ve farklı aktiviteler. İslam âlimlerinin hayatına bakarsak, dur durak bilmeden Bağdat’tan Buhara’ya, oradan Şam’a, Mekke’ye, Medine’ye seyahat etmişler. İlim ehli seyahat etmeli. Farklı aktivite derken, mesela son yıllarda müze gezmeyi alışkanlık haline getirdim. Eskiden hiç sevmezdim. Sağolsun hanımın zorlamalarıyla müze geze geze artık ben de müze sever oldum. Seyahatlerde mümkün mertebe toplu taşıma aracı kullanmam. Yürümeyi tercih ederim. Yürürken ilginç ayrıntılar yakalarım.

Kitaplarınızı nereden temin edersiniz?

Son yıllarda yüzde seksen internet üzerinden alıyorum kitapları. Kitap fuarlarını severim. İmza günlerini iyi değerlendiririm. Sadece kitap değil kitap kapakları, kitap isimlerini de izler ve takip ederim.

 

Röportaj: Munise Şimşek

Güncelleme Tarihi: 13 Temmuz 2018, 11:22
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER