Mustafa Şentürk: "Edirne’miz; tarihî ve kültürel silüeti, rengi, kokusu, bedeni ve ruhuyla Dâru’l-İslâm’dır"

Evlâd-ı Fâtihân, Edirne'de yayın hayatını sürdüren, bugüne kadar 8 sayı yapmış, aktüel konu ve içeriklerinin yanı sıra Edirne ve Balkanlar'la ilgili dosyalar üreten, bu yönüyle “yüzü Balkanlar’a dönük” özel bir dergi. Sizleri bu özel dergiyle tanıştırmak için derginin Genel Yayın Yönetmeni Doç. Dr. Mustafa Şentürk'le Evlâd-ı Fatihân'ı konuştuk. Celaleddin Alkan'ın söyleşisi.

Mustafa Şentürk: "Edirne’miz; tarihî ve kültürel silüeti, rengi, kokusu, bedeni ve ruhuyla Dâru’l-İslâm’dır"

Öncelikle bugünlerde 9. sayı çalışmalarını yaptığınız derginizin hayırlara vesile olmasını dileriz. İsterseniz derginin isminden başlayalım. Derginiz için Evlâd-ı Fâtihân ismini niçin tercih ettiniz? Bu isimlendirme fikri nasıl oluştu?

Teşekkür ederiz. Arşiv kayıtlarında evlâd-ı fâtihân, “Osmanlı Devleti’nin güzîde, cengâver, itaatkâr, fermân dinleyen askerlerinden olan; seferlerde ve savaşlarda kendilerinden nice fayda görülen, Anadolu’dan Rumeli’ye geçip burayı vatan tutmuş bulunan yörüklerin evlâdı” anlamında kullanılır. Bir vesikada “gazâ ve cihâd niyetiyle Anadolu’dan Rumeli’ye geçüp dîn-i mübîn uğrunda hizmette bulunan evlâd-ı fâtihân…” tabiri geçer. Onlar “önden gidenler” ve “geride kalanlar"dır. Dolayısıyla tarihte Rumeli’yi Türkleştiren ve Müslümanlaştıranlar oldukları kadar bugün oraların hâlen “bizim” kalmasını sağlayan cefâkâr insanlarımızdır. Balkanlar’a, coğrafyaya, ecdâd yâdigârlarına, hâsılı “vatana” hâlen vefâ gösteren kıymetlilerimizdir… O nedenle biz de onlara vefâ gösterelim istedik; hem bu kavramı ve ruhu hem de o insanlarımızı yaşayalım, yaşatalım istedik.

Neden Evlâd-ı Fâtihân’ı çıkarma gereği duydunuz? Ayrıca derginizin alt başlığında "Bir başkent her zaman başkenttir" ifadesiyle Osmanlı'ya başkentlik yapmış Edirne'ye vurgu yapıyorsunuz. Edirne bu dergi için çıkış şehri olmasının ötesinde başka hangi anlamları taşıyor?

“Aşk ağlatır, dert söyletir” der atalar. Aşkımız, derdimiz, davamız ve dolayısıyla söyleyecek sözümüz vardı. Balkanlar’ın tabiî başkenti olduğuna inandığımız Edirne’de, bütün bir Rumeli coğrafyasında böyle bir sese, söze ihtiyaç vardı. Zira biz Edirne’nin “serhad” değil “ser cisr” yani “köprübaşı” olduğuna inanıyoruz.

Edirne’miz; tarihî ve kültürel silueti, rengi, kokusu, bedeni ve ruhuyla Dâru’l-İslâm’dır; “Dâru’n-Nasr ve’l-Meymene’dir”, zafere/ fethe mazhar kutlu belde, kutlu fethin Fatih’ini yetiştirmesiyle “müjdelenmiş” şehirdir; mücâhidşehirdir, fâtihşehirdir, gâzîşehirdir, kahramanşehirdir, muhacirşehirdir, ensârşehirdir…

Edirne; Doğu’nun en batısında, Batı’nın en doğusundaki konumuyla sadece Doğu ile Batı arasında değil Karadeniz, Akdeniz, Asya ve Avrupa medeniyetlerinin kavşak noktası olmuş ve geçmişte “giderken” cihada, “dönerken” hicrete köprü olmuş; bugün de “dünyanın en büyük ikinci sınır kapısı” Kapıkule’si ile bütün bu medeniyetlerin ilim, kültür, ticaret ilişkilerine sahne olmaktadır.

Şehrimiz 3.500’ü aşkın yabancı uyruklu öğrencisi sayısıyla “bünyesinde en çok Balkan kökenli öğrenci barındıran” ve bu yönüyle birinci olan üniversiteye sahiptir.

Ayrıca Batı Trakya’dan Bulgaristan’a, Kosova’dan Makedonya’ya, Bosna’dan Romanya’ya yaptığımız ziyaretlerde Evlâd-ı Fâtihân soydaş ve dindaşlarımız önemli bir diğer motivasyon kaynağımız oldu.

Edirne’de dergi yayınlamanın İstanbul ya da Ankara gibi büyük şehirlerde dergi çıkarmaktan özel manada bir farkı var mı?

Dergi çıkarmak, hele de bu işi uzun soluklu ve sürdürülebilir yapmak çok zor ve meşakkatli bir iştir. Bu işi bizim gibi taşradaki imkânlarla yapmak, takdir edersiniz ki daha da zordur. Ancak İstanbul’a yakın olmasından istifade ile gerek yazı ve tasarım ve gerekse basım anlamında yardım alabileceğimiz dostlarımız sayesinde bu zorluğun üstesinden gelmeye çalışıyoruz.

İbn Haldun’un dediği gibi, “coğrafya kaderse” ve Edirne’ye yukarıda arz ettiğim şekilde bakıyorsanız eğer, bu “kaderin” size yüklediği birtakım sorumluluklar vardır. Bu aşk ve şuurla “bütün Edirne adına” tarihî sorumluluğumuzu yerine getirmeye ve evlâd-ı fâtihâna vefâ göstermeye çalışıyoruz.

Evlâd-ı Fâtihân dergisi kimlere hitap ediyor, hedef kitlesi kimler?

Dergimizi Edirne’de çıkarıyoruz ama başta Trakya bölgesinin il ve ilçeleri olmak üzere yurtiçinde birçok ilimize ulaştırıyoruz. Ayrıca bütün Balkan ülkelerine ve oralarda soydaş ve dindaş kardeşlerimizin yaşadığı hemen her şehre dostlarımız vasıtasıyla gönderiyoruz. Hemen her sayımızda ilim ve kültür yazılarıyla Balkanlar’ı; bazen bir şehrini, bir âlim, ârif, mütefekkir ya da şâirini, bazen tarihî ve kültürel varlıklarını yâd ediyoruz. Kalkandelen'li Kemal Aruçi’nin Yugoslavya Baş Müftüsü Hüseyin Cozo’ya reddiyesini ve Batı Trakya’da geçmişten günümüze çıkan çocuk dergileri üzerine yazılan yazıyı ilk yayınlayan popüler dergi biz olduk mesela. Yine Kalkandelen Alaca Camii'nde Yugoslavya döneminden beri 200’e yakın hafız yetiştiren Molla Mahmud Efendi’yi tanıttık okuyucularımıza.

Bölgede yaşayan soydaş ve dindaşlarımızın sorunlarını içeren yazıları yayınlıyoruz. Oralara ve oralardan haberler yapıyoruz. Bir taraftan Balkan ülkelerinin kanaat önderleri ve dindaşlarımızın dinî önderleri ile diğer taraftan bölgeye yön veren bazı siyasetçi ve bürokratlarla röportajlarımız yayınlandı.

Ayrıca Osmanlı’nın bilâd-ı selâse’nden olup bir asra yakın başkentliğini yapmış olan Edirne’nin tarihî, kültürel, mimarî değerlerini konu ediniyoruz. Süheyl Ünver’in dediği gibi “Her şey biter, Edirne bitmez.” “Geçmiş Zaman Olur ki” foto-arşiv çalışmamız ile Edirne’nin ayağa kaldırılması gereken değerlerini gündeme getiriyoruz. Örneğin Yemiş Kapanı Hanı’nın eski fotoğraflarını ve Edirne Asker Hastanesi’nin eski fotoğraflarını yayınlayıp yazdık. Edirne’nin Çanakkale’den sonra en fazla şehidi barındırdığını -ki bu sayının 55.000 civarında olduğu söylenir- Edirneliler bile pek bilmezler. Biz, Evlâd-ı Fâtihân olarak orayı ve Edirne’de bulunan şehitliklerimizi gündem yaptık mesela. Edirne’nin güçlü vakıflarından Mimar Sinan Vakfı bu çalışmamızdan sonra gönüllüleri ile birlikte orada bir mıntıka temizliği yaptı. Yine Edirne’de altı tane Şeyhülislam kabri olduğunu başta ilimizde yaşayanlar olmak üzere insanlar dergimizden öğrendiler. Tüm bunların yanında dergimizde şehrimizin mahallerine adını veren, fakat ne yazık ki unutulmuş eser sahibi bazı âlim ve ârifleri de tanıtmaya çalışıyoruz.

“Evlâd-ı Fâtihân” terkibi belirttiğiniz üzere belirli bir coğrafyada yaşayanlara verilen bir isim. O bölgedeki Müslümanlar’ın bugünkü durumlarını genel hatlarıyla değerlendirebilir misiniz?

Evet. Yukarıda açıklamıştık bunu. Bugün daha çok Balkanlar’da yaşayan soydaş ve dindaşlarımız için kullanılır bu tabir. Hem bölgede yaşayan kardeşlerimiz biraz da gururla kendilerini bu şekilde tanımlarlar hem de biz Türkiye’de yaşayanlar, onları bu isimle anarız.

Malum, Balkan coğrafyası bir yandan demir perde döneminden Rusya’nın soğuk savaştan sonra da Almanya öncülüğünde Batı blokunun etkisinde olan bir bölge. Bir yandan da Türkiye’nin bölge ile ve orada yaşayan halklarla derin tarihî, dinî ve kültürel ilişkileri ve bu ilişkilerin son dönemde yeniden güçlenmesi söz konusu. Öte yandan bölgenin kozmopolit etnik yapısı ve -Gagavuzlar da düşünüldüğünde- hemen her etnisitenin dinî olarak farklılaşması meselesi var. Sorunuzu bu denklem açısından ele aldığımızda, Batı’da yükselen İslamofobi/ Turkofobi ve ırkçı yaklaşımların bölgeyi, özellikle de burada yaşayan Müslümanlar’ı tedirgin ettiğini söylemek mümkün. Buna hemen her Balkan ülkesinde görülen işsizlik ve buna bağlı dışa göç problemi de eklenince söz konusu tedirginliği, daha önce gençlerle yaptığımız söyleşide de görmemiz mümkün. Bütün bunlara bir de Kosova ve belki -o da ne kadarsa- biraz Bosna dışında Müslümanların hâkim olduğu bir sosyal, ekonomik ve siyasi yapının olmaması; başka bir ifadeyle Müslümanların azınlık olmaları eklenmeli. Hâl böyle olunca bölgedeki gerek soydaşlarımız ve gerekse Müslüman kardeşlerimiz, dezavantajlı konumdalar. Batı Trakya’dan Romanya’ya, Bulgaristan’dan Makedonya’ya kadar müftülük ve dinî kurumlarda temsil meselesi, eğitim ve okullar, vakıf malları, Türkçe öğrenimi gibi anayasal ve anlaşmalardan doğan hakların engellenmesi gibi kronikleşmiş problemlerin yanında ekonomik zorluklar nedeniyle soydaşlarımızın çoğu zaman ailelerini bırakarak kıta Avrupa’sına mevsimlik işçi olarak gitmelerinin getirdiği sosyal ve ailevi problemler de mevzu bahis.

Madalyonun bir de parlayan yüzü var. Bildiğiniz gibi son yıllarda Türkiye’nin adeta tarihî sorumluluğunu hatırlayan iş adamları, devlet kurumları, TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü gibi kültür kuruluşları, ayrıca gönüllü kuruluşlar bölgeye dönük vizyonundaki olumlu gelişmeler umut verici.

Teşekkür ederiz.

Not: Evlâd-ı Fâtihân dergisiyle iletişim kurmak ve abonelik işlemleriyle ilgili https://evladifatihanedirne.com/genc-evlad-i-fatihanlar/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Söyleşi: Celalleddin Alkan

Güncelleme Tarihi: 17 Ağustos 2020, 13:39
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26