Mustafa Oğuzla konuştuk!

Şiir yazacağım o meçhul an yaklaşırken müthiş huzursuz olurum. Sıkıntı basar beni. Kendimi dışarı atarım. Dört dönerim sokaklarda. Anlamsızca dolaştığım olur sokakları. Gider alış veriş yerlerinde gezerim, ama şuursuzca bir gezidir bu. Bir bakmışsınız ki

Mustafa Oğuzla konuştuk!

Şiirlerinizi hangi ortamlarda, hangi ruh hallerinde yazıyorsunuz?

Şiiri ne zaman, hangi ortamda ve nasıl yazacağımı hiç bilmem. Yalnız bildiğim şu: Şiir yazacağım o meçhul an yaklaşırken müthiş huzursuz olurum. Sıkıntı basar beni. Kendimi dışarı atarım.  Dört dönerim sokaklarda. Anlamsızca dolaştığım olur sokakları. Gider alış veriş yerlerinde gezerim, ama şuursuzca bir gezidir bu. Bir bakmışsınız ki yorulmuş işimin başına geçmişimdir, oyalanırken birden şiir gelir ve yazılmaya başlar. Çalakalem patır patır yazdırır kendini şiir ve sonra çeker gider. Ardından şöyle bir arkama yaslanırım. Şiirimi çebime koyar, keyfime bakarım artık. Çocuk doğmuştur. Aradan bir zaman geçer, cebimdeki metni kimsenin olmadığı bir yerde gizlice çıkarır, düzeltmelere başlarım. Bu da epey zaman alır. Beş, altı defa düzeltirim bir şiiri farklı zamanlarda. Olduğuna, bittiğine kanaat getirince bırakırım, üç dört ay sonra bir daha bakarım. Bu bakış, yeni ve farklı bir bakıştır. Düzeltilecek bir durum varsa düzeltirim. Bu safhalardan sonra artık o şiir bitmiştir ve bir yerde yayımlanabilir.

En son yakalandığım şiir tufanında 8 şiiri birden yazdım. Bu yılın eylül-aralık diliminde bir defa yakalandım. Başka yok. Bu dört ayda bir defa oldu yani. Şiir bu şekilde gelmemişse şiir yazmak için elime kalem filan almam. Yani dostum, ben yazılmış şiiri değil, söylenmiş şiiri ortaya koyuyorum. Her defasında da söylediğim şiir beni çok şaşırtıyor. Örneğin “Kendi Gölgesini Kazan Adam” başlıklı bir şiirim var. Hiç aklıma gelmezdi böyle bir şiir yazacağım. Ne başlığı ne de içeriği. Ama yazılmalıymış demek ki şiir bana geldi ve kendini yazdırdı. Şiiri şu şekilde ifade ederim ben: Sonunu bilmediğim bir oyun. Sonunu da oyunun zamanını da şiirin kendisi belirliyor. Yazma işi bitin, tufandan çıktıktan sonra şiire hiç ekleme yapmam; yapamam. Şiir bunu kabul etmiyor zaten. Yaparsanız da yaptığınız bir yama gibi duruyor. Yamalı şiir ise güzel olmaz. Onun için şiirler doğal hâliyle kalıyor.

Siz şiir, öykü, deneme, çocuk hikâyeleri, çocuk şiirleri, roman yazdınız. Bundan gayrı daha hangi alanlarda yazmayı planlıyorsunuz? Bu kadar geniş yelpazeli yazmak sizi tüketmiyor mu? Örneğin ben sadece öykü ve öykü üzerine yazıyorum. Öykü dışında pek yazamıyorum. Siz nasıl başarıyorsunuz?

Şimdi ben bunu şöyle açıklayayım: Ben yazının peşinde koşan biri değilim. Genellikle yazı benim peşimden koşar ve beni yakaladığı anda kendini yazdırmaya başlar. Yazı yazılıp ortaya çıktığında hangi türe girmişse o türü yazmış olurum. Uçakla Adana"ya giderken yazma gereği duydum ve bir deneme çıktı. Bir gün evde ışıkları söndürdüm, mumları yaktım ve o ortamda oturuyorum. O ortamda “Duvara Vuran Uzun Gölge” adlı hikâyemi yazdım. Oysa o anda bir hikâye yazmak gibi amacım yoktu.

Kendimi illa ki şu türü yazmaya koşullandırmadığım için bu durum beni tüketmiyor. Aksine rahatlatıyor. Türleri dosyalarında biriktiriyorum. Türlere göre dosyalar kabarıyor ve yayıma hazır hâle geliyor.

Çocuk hikâyelerini ise çocuk dergisi olan Gonca"da çalıştığım sırada yazmıştım. Meşgul olduğum işle ilgili bir durum yani. İçimdeki konuşan kişi çocuk olursa çocuk şiirleri, büyük olursa büyük şiirleri oluyor. Roman olarak nitelenebilecek Aynalar ve Renkler"i de bir plan dahilinde yazmadım. Merzifon"da bir çay bahçesinde sıkılan bir kızın dünyasını yazmaya başladım. Serüven devam ettikçe yazılanlar ortaya Aynalar ve Renkler"i çıkardı.

Bence asıl önemli olan bu türlerde niteliği koruyabilmek... Bence asıl kendini bir türe sıkıştırmak zor. Şiirin anlatabileceği şeyler var, anlatamayacağı şeyler var. Bu noktada diğer türlerin olanaklarından yararlanmak gerekiyor. Şiir yazmanın diğer türleri yazmaya artı bir katkısı var. Yazdığınız düzyazı metinlerde şiirsel üslubu yakalıyorsunuz. Kısacası şu, yazdığım farklı türler bende bir çatışma içinde değil, aksine bir uyum söz konusu.

Ev hayatınızı anlatır mısınız? Eşinizle iletişimizi, bir günlük yaşamınızı, çocuklarınızla ilginizi anlatır mısınız? Onlar sizin vaktiniz almıyorlar mı? Çalışmalarınıza onları da mı ortak ediyorsunuz?

Müthiş evcil bir adamım ben. İş dışındaki bütün zamanı çocuklarımla geçiririm neredeyse. İşte çalışıyorumdur, işim vardır daha. Çocuklar evden ararlar “Haydi gel artık, yemek yiyeceğiz.” diye. Hemen işi bırakır eve gider, onlarla yemek yerim. İşime evdeki bilgisayarda devam ederim. Evde yemek yeriz, çay içeriz. Ardından meyve faslı gelir. Çocukların ödevi varsa onları hallederiz. Bana soru sorarlarsa yardımcı olurum. Onlara test veririm, çözdürürüm. Çocuklara deneme sınavı yaparım. Sonra değerlendirmesini yaparız. Bireysel olarak ise gazete, dergi veya kitap okurum. Tashih yaparım. Yazı çalışmalarımı onlarla birlikte iken yapmam. Yazı çalışması için onların yanından kalkıp başka bir yere gitmem. Hatta onlar beni bir şeyler yazarken görmezler neredeyse. Yani evdeki zamanı, özellikle akşamları birlikte geçiririz. Bazen geç saatte sinema izlerim. Ne yazık ki TV benim çok vaktimi alıyor.

Bir dönem çocuk şiirlerini sık yayımlıyordunuz. M. Cemil Erdem adıyla yayınladınız o şiirleri. İçinizdeki M. Cemil Erdem"i anlatır mısınız? Çocuk şiirleriyle ilgili planınız var mı?

İçimdeki M. Cemil Erdem, aya taş atan bir çocuktu. Çağıl çağıl şiirler getirmişti bana. Bu şiirleri Gül Çağıran Çocuk adındaki kitabımda topladım, M. Cemil Erdem imzasıyla. Gençliğimde içimde coşkun bir çocuk sevgisi vardı. İçimdeki çocukla yaşıyordu bu çocuk sevgisi. Bu çocukla yazıyordum şiirleri. Daha sonra her biri bir şiir olan çocuklarım oldu. Onların şiirsel dünyasından devşirdiğim imgelerle yazmaya başladım çocuksu metinleri. M. Cemil Erdem"i diğer müstear isimlerim gibi terk ettim. (Deniz Can, Haşmet Derviş, Gökhan Yağmur vs…) Bu yüzden Güzel ve İnce, Tarifsiz Gökyüzü adlı kitaplarımda topladığım çocuk şiirlerimi Mustafa Oğuz imzasıyla yayımladım. Bu kitaplara girmeyen çocuk şiirlerim de var. İçimdeki çocuk şiir söylerse ileride başka kitaplar olabilir belki. Çocuklarım büyüdüğü için çocuksu imgeler yakalayamıyorum artık evimde. Torunlar olunca da yakalayabilirim belki yeni imgeleri.

Şair, yazar denen adamın yaşamında önemsediği on şey nedir?

Bütün şair ve yazar takımı için bunu söyleyemem. Kendi açımdan yaşamımda önemsediğim on şeyi ve bunları niçin önemsediğimi şu şekilde sıralayabilirim:

→ Hayat, “Sırat burada geçilir.” dedi bir Allah dostu. Bunu da hayatla kazanabiliriz. Ahiretimi kazanmak, sıratı burada geçmek için hayatı önemsiyorum.

→ İbadet. Yaratıcı ile bağımı güçlü tutması için ibadeti önemsiyorum.

→ Sorumluluk. Kendime, aileme, vatanıma ve davaya karşı sorumluğu önemsiyorum.

→ Dost. Kendimi onlarda gördüğüm, onlarla çoğaldığım için, sevincimi artırıp, üzüntümü azalttığım için dostlarımı önemsiyorum.

→ Dil. Dili bu kadar geri niye atar bir şair veya yazar diyebilirsiniz. İlk dörtte sağlam durmayanın dilde de sağlam duramayacağını düşündüğüm için dili geriye attım. Yazılı veya sözlü olarak kullandığım dili oluşturan her şeyi önemserim, ama bu hayatın, ibadetin, sorumluluğun ve dostun önüne geçmez.

→ Şiir. Şairi aşan ilahi kaynaklı, sonu bilinmeyen, insanı acıtan ve sarsan bir oyun olduğu için şiiri önemsiyor ve ondan kopamıyorum.

→ Kitap. Dilimi çoğalttığı ve beni ilk üç maddeye bağladığı için, dünyadaki varoluşumu açıkladığı için Kitabı ve O kitabı açıklayan, beni ona doğru döndüren bütün kitapları önemsiyorum.

→ Kalem. Kendimi çoğalttığı, hayatı ve davayı kazanmamda kullandığım için kalemi önemsiyorum.

→ Dergi. Yazıyla olan bağımı ve heyecanımı diri tuttuğu için dergileri önemsiyorum.

→ Vefa. Bir şeye karşı bağlılığımı sağlam bir şekilde sürdürmemi sağladığı için vefayı önemsiyorum. Vefa, davaya, dosta, dile, şiire, kitaba… karşı olduğu zaman hayatım da edebiyatım da şiirim de sağlıklı ve huzurlu bir çizgide yürüyor.

 

Son beş yılda yayınlanan beş şiir kitabı, beş öykü kitabı, beş roman, beş deneme kitabı ismi söyler misiniz?

Beş şiir kitabı:

Su Burcu / Toplu Şiirler, Hüseyin Atlansoy

Ah Teslimiyet, Süleyman Çelik

Selim Erdoğan, Sis

Ateşte Yıkanmış Atlar, Âdem Turan

Anne Bak Geliyor Kara Tren, Bünyamin K.

 

Beş öykü kitabı

Avlunun Uğultusu, Fatma Şengil Süzer

Chef, Mustafa Kutlu

Çatı Katı, Nihan Kaya

Gönül Atölyesi, Şemsettin Yapar

Kalp Süvarileri, Münire Daniş

 

Beş Deneme kitabı

Cümle Kapısı, Nazan Bekiroğlu

Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil

Merhamet, Kemal Sayar

Kalbin Sularında, Said Türkoğlu

Bir Bahçe Düşü, Ali Çolak

 

Beş Roman

La, Nazan Bekiroğlu

Buğu, Nihan Kaya

Dağlar Devrildiğinde, Cengiz Aytmatov

Aliye, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu

Cam ve Elmas, Sadık Yalsızuçanlar

 

Yazmadan yaşayabilir misiniz? Yazmasaydınız ne yapardınız? 

Yılın yaklaşık altı ayında (nisan-eylül) neredeyse yazmam. Demek ki yaşanabiliyormuş. Ama bir ömür yazmadan duramayacağımı düşünüyorum. Yazı kendini yazdıran bir şeydir bende. Ve o şey kendini yazdırmaya devam ediyor.  Eğer yazı illetine bulaşmamış olsaydım, hayatı yaşamak ve okumakla yetinirdim. Hayatı dışarıdan gözlemler ve bundan keyif alırdım. Gider Üsküdar"da, taksim"de… insanları seyreder, onların hikâyelerini ve neler düşündüklerini düşünürdüm. İnsanı seyretmeyi çok seviyorum.

Son olarak, Aynalar ve Renkler"de anlattığınız gençleri üniversiteye getirip bıraktınız. Onların mezun oldukları dönemlerini anlatacak mısın?

Anlatmayı çok istiyorum. Hatta başladım da. “Bütün Türküler Sarı” dedimdi adına da. Aynalar ve Renkler"deki kahramanların yurtdışına açılmasını ve oralardaki okullarda görev yapmasını düşledim. Onlar gitti belki de, ama dönüp bana hikâyelerini anlatmadıkları için ben yazmadım diyeyim. Onlarla bir gün oturup halleşmeye başlarsak Aynalar ve Renkler"in devamı gelir ve “Bütün Türküler Sarı”  tamamlanır umarım.

 

Mustafa Oğuz

1969 Erdemli - Limonlu doğumlu. 9 Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. Fakülte yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Kırkikindi Dergisini çıkardı. İlkyazı ve şiirleri bu dergide yayınlandı. Yurtiçinde ve dışında eğitimci olarak görev yaptı. 2002"de Gonca dergisi yayın ekibine katıldı ve editör olarak görev yaptı. Yitik Düşler dergisi ekibinde yer aldı. Yazı ve şiirleri, Zaman Gazetesi ile Hece, Yedi iklim, Dergâh, Kayıtlar, Kırkikindi, İkindiyazıları, Kardelen, Lamure, Ardıç, Ayvakti, Dergibi, Martı, Yağmur, Sühan, Gonca, Kuşluk Vakti, Bir Nokta ve Yitik Düşler dergilerinde yayınlandı.

www.mustafaoguz.blogcu.com

Yayınlanmış eserleri: Gül Çağıran Çocuk, Kardelen Yay. İst. 1991, Şehrin Hâkimi, Gül Saati Yay. İst. 1992, Gül Şehir, Gonca Yay. İst. 2003, Ramazan Çiçeği, Gonca Yay. İst. 2004, Cennetlik Anne, Gonca Yay. İst. 2005, Aynalar ve Renkler, Kaynak Yayınları, İst. 2005, Hicret Resimleri, Kaynak Yayınları, İst. 2006, Rahmet ve Esenlik Irmağı – Ramazan Yazıları - Kaynak Yayınları, İst. 2006, Bir Oruç Tuttum – Ramazan Günlüğü – Salıncak Yayınları, İst. 2006, Bilge Serçe – Salıncak Yayınları, İst. 2007, Güzel ve İnce – Salıncak Yayınları, İst. 2007, Tarifsiz Gökyüzü – Salıncak Yayınları, İst. 2007 

 

 

Söyleşen: İhsan İlkin

Güncelleme Tarihi: 30 Ocak 2009, 10:26
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmet erten
mehmet erten - 11 yıl Önce

r. sukru gungor soylesine gore on numara olmus

Yılmaz YILMAZ
Yılmaz YILMAZ - 11 yıl Önce

selamdan sonra,

Mustafa Oğuz abinin dline sağlık diyelim. yürüyüşü daim olsun. o aynı zamanda genç yazarları da yazmaya okumaya teşvik ederek ustalığını gösteriyor, himmeti var olsun.

banner19

banner26