banner17

Müslüman hanımlar artık örgütleniyor

Tuba Işık Yiğit, Almanya'da hayatını sürdüren genç bir akademisyen. Müslüman kadınların durumunu konuştuk.

Müslüman hanımlar artık örgütleniyor

 

Tuba Işık Yiğit, Almanya’da hayatını sürdüren genç bir akademisyen. Müslüman kadınların sesi olarak Alman devleti tarafından resmen muhatap kabul edilen az sayıda Müslüman’dan biri ve bu az sayıdaki Müslümanlar arasında da tek tesettürlü olanı. Alman devleti nezdinde tesettürlü Müslümanların sözcülüğünü yapan Tuba Işık Yiğit’le Almanya’daki Müslümanların sorunları ve bu sorunların çözümü için yapılması gerekenleri konuştuk.

Adını doğru koymak gerekirse eğer, Almanya, günümüzdeki Hıristiyan Avrupa ülkelerinin lokomotifi durumunda olan bir ülke. Her ne kadar demokratik bir ülke olsa da, kültürel kodlarında Hıristiyanlık var. Böyle bir ülkede Müslüman olarak yaşamak ne anlama gelir?

Tarihe bakıldığında Müslümanlar, daima kültürel kodları farklı olan milletler ve insanlarla birlikte olmuşlar ve onlarla beraber yaşamayı öğrenmiş, kültürel farklılığın bir zenginlik olduğunu kabullenmiş hatta dinin de bunu gerekli gördüğüne inanmışlardır. (bkz. Sûre 3, Âyet: 64).

Hz. Muhammed (s.a.v.) Medine'de bu yaşam biçimine önderlik yapmış ve örnek olmuştur. Dolayısıyla insanlar karşısındakinden, yani “öteki” olandan korkmamalıdır. Korkmaması için de kendi kimliğini, dinini ve kültürünü oluşturan nelerse, bunları çok iyi bilmeli ve tanımalıdır. Kendini tanıyan ve kendinden emin olan, kültürel ve dînî farklılık gösterenlerden korkmaz. Bir araya gelir ve birbirimizden neler öğrenebiliriz diye çaba sarfeder.

Din vakumlanmış bir nesne değildir

Eğer iki dinin, yani İslâm ve Hıristiyanlık dinlerinin temel esaslarını ele alacak olursak, büyük farklılıklar arz etmediklerini görürüz. Evrensel değerler, insan hakları diye nitelediğimiz esaslar iki dinde de mevcut olduğundan, böyle ortamlarda herhangi bir çatışma olmayacağı aşikârdır. Problemlerin meydana çıktığı nokta, kültürel farklılıklardır. Bu konuda da dikkate almamız gereken, iki konu mevcuttur:

1. Kültür-din (İslâm) ilişkisi ve bundan yeterince etkilenen bir yaşam biçimi,

2. Dinin oluşturduğu zannedilen bir kültür anlayışı.

Bunları biraz açmak gerekirse, şunlar söylenebilir:

1) Din, vakumlanmış  bir nesne değildir. Çevresinde ve etrafında olan biten ile ilişki halindedir, etkilenir ve etkiler. Din-kültür sentezinin çarpıcı örneklerini Endonezya'da, Malezya'da ve de Bosna'da yaşayan toplumlarda görmek mümkündür.

Müslümanlar Almanya'da yaşadıkları sürece, doğal olarak Almanya'ya has İslâmî yaşayış biçimi oluşacaktır. Bu yaşam anlayışının Alman kültüründen negatif bir biçimde etkileneceğini sanmıyorum. Çünkü Almanya, çeşitli dinî (İslâmî) anlayışların yoğun olduğu bir ülkedir.

2) Bir çok Müslüman “ötekinden” korktuğu için, yaşadığı kültürel hayatın meşruluğunu dinde aramakta ve hatta dinin arkasına saklanmaktadır. Hanımını döven erkekler örneğinde olduğu gibi... Ataerkil bir toplumda doğup büyümenin getirdiği erkek-kadın rol anlayışlarının ve cinsiyetlerin birbirine bakış açısının arkasında yatan bir problem değil de, dinin erkeğin eline verdiği bir koz olarak nitelenen “karımı dövebilirim” anlayışı arkasına saklanan “Kültürel İslam’ı” yaşayan Müslümanlardır.

Almanya'da ikinci şıkta belirtilen Müslümanlar bulunduğu sürece, kendimizi düzeltmedikçe ve "öteki" bizi yanlış anladıkça işimiz zor gözükmektedir.

Dezavantaj gibi görünen durumu, avantaj olarak lehimize çevirebilmeliyiz, aslında çevirebiliriz de; çünkü çok kültürlülüğe sahibiz ve en az iki lisan bilmekteyiz. O bakımdan dinimizin verdiği güzellikleri güncel hayatımıza geçirebilmeliyiz. Kendimizi böyle tanıtabildiğimiz takdirde ve “güzel örnekler” çoğaldıkça, yaşadığımız topluma bir zenginlik katabiliriz.26253

Türkiye’deki kamusal alan tartışmalarından yola çıkarak soruyorum. Bu, aynı zamanda iki ülkeyi kıyaslamamıza da yardım edecek: Tesettürlü Müslüman kadınlar Almanya’nın “Kamusal alanı”nda  ne kadar varlar? Karşılarına engeller çıkarılıyor mu? Bu engelleri aşmak için ne gibi yollar izleniyor?

Almanya'da yaşayan  tesettürlü Müslüman kadınların karşılaştıkları en büyük sorun, insan olarak ciddiye alınmayışları ve başörtülerine kamuoyu tarafından yüklenen yanlış anlamlar. En sık dillendirilen “eş, baba, erkek kardeş, dayı... vs. tarafından zorlandığınız için örtünüyorsunuz” , “siyasî simge” ve de “kültürel sınırlama” gibi algılar, iş hayatına girememenin zorlukları haline geldi.

Tesettürlü olmanın zorlukları

Tesettürlü olmanın yanına yabancı uyruklu olma da eklenince, bir takım ön yargılarla savaşmak zorunda kalınıyor. Dolayısıyla bu dışlanmalara karşı yasal yollardan hak arama konusunda mücadele etmek istemeyen bayanların bir kısmı, "ev hanımı" ve “okumuş anne” olmayı tercih ediyorlar.

Alman istatistiklerinde, Türk asıllı Müslüman kadını evde oturdukları ve sosyal hayata sadece kendi etnik azınlığı içerisinde bulundukları için,"Etnik gruplar içerisinde en kötü entegre olan kadın gurubu" olarak nitelendirilmektedirler.

Dışlanmalara maruz kalan bir kısım kadınlar ise, kendi işlerini kurup kendi işverenleri olmayı tercih etmektedirler.

Az sayıda da olsa bir kısım tesettürlü Müslüman kadınlar var ki, bunlar da tesettürlü olarak çalışabilmektedirler; bunların aralarında nice doktorlar, hemşireler, avukatlar, özel şirketlerde çalışanlar vs. bulunmaktadır.

Dışlanmalarla mücadele için dernekler kuruldu

Dışlanmalara karşı çaba ve mücadele vermek adına Müslüman kadınlar, örgütlenmeye başlamışlardır. Özellikle son yıllarda Müslüman kadınlardan oluşan dernekler kurulmuştur. Bunlar arasında en çok üyeye sahip olan dernek ise, “Aktionsbündnis Muslimischer Frauen in Deutschland e.V.” (Almanya Müslüman Kadınlar Aksiyon Birliği) (www.muslimische-frauen.de). Üyelerin çoğunluğu akademisyen ve toplumda gönüllü olarak aktivite gösteren kadınlardan oluşmaktadır. "Müslüman Kadınlar Aksiyon Birliği"nin ana hedefi; siyasete, medyaya ve topluma muhatap olarak, Müslüman kadınlar hakkında doğru bilgi alınmasını sağlamak ve siyasî konularda Müslüman kadınların bakış açısını sergilemektir. Aynı zamanda Almanya'da yaşayan Müslüman kadınların arasında bilgi ve tecrübe alışverişini sağlayan bir bağ oluşturmaktır.

"Müslüman Kadınlar Aksiyon Birliği Derneği"nde görevli olan biz hanımlar, fikirlerimizi beyan etmek üzere çeşitli platformlarda yer almaktayız ve böylece de dernek olarak güncel olaylarda bile tepkimizi ortaya koyabilmekteyiz.

Yönetim Kurulu Birinci Başkanı olduğum derneğimiz adına Federal İçişleri Bakanlığının hayata geçirdiği faydalı bir "Diyalog Çalışması" olan "Almanya İslâm Konferansı"na katılmaktayım ve orada bakan,  üst düzey bürokrat ve siyasetçilerle yüz yüze görüşerek birçok problemi aktarıyor, çözümlerin ve beklentilerin neler olduğunu görüşüyorum.

Almanya’da yaşayan Müslümanların özellikle din eğitimi alanında sorunlar yaşadıklarını biliyoruz. Eğitimin iki önemli ayağı var: Müfredat ve öğretmen… Akademisyen olarak eğitimin içindesiniz. Sorunları en aza indirmek için nasıl bir müfredat ve nasıl bir öğretmen modeli öngörüyosunuz?

İlâhiyat okumuş, Alman toplumunu çok iyi bilen ehliyetli ve liyakatli akademisyenlerin yanı sıra, donanımlı din eğitimcilerinin yetiştirilmesi gerekiyor; çünkü üniversitelerde bulunan bilim insanlarının, geleceğin din dersi öğretmenlerine verebilecekleri eğitimin şimdikinden daha iyi, geniş kapsamlı ve derinlemesine olacağı muhakkaktır. (Ayrıntılı bilgi için: Tuba IŞIK YİĞİT, Almanya'da İslâm Din Dersinin Gelişimi ve Müfredat Sorunu, ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ, İLÂHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ, Cilt: 19, Sayı: 2, 2010, s. 281-296).

Almanya'da bulunan büyük çaplı İslâmî kurum ve kuruluşların ve de din eğitimi uzmanlarının üzerinde beraberce çalışarak hazırladıkları ortak bir müfredat olmalıdır. Hatta üniversitelerde hâlihazırda mevcut din eğitimi kürsülerinde görev yapan öğretim üyesi hocalarımızla birlikte çalışmalarının özellikle öğrenciler adına daha iyi sonuçlar vereceğinden eminim.

Türkiye’de eğitim imkanı bulamadıkları için yurtdışına gitmiş tesettürlü öğrencilerimiz var. Eğitim düzeyi yüksek bu öğrencilerimiz, Almanya özelinden yola çıkarsak eğer, gittikleri yerlerde mevcut sorunlara eklenen yeni bir sorun durumundalar mı, yoksa sorunların çözümüne katkı sağlayıcı bir işlevleri oldu mu?

Yaklaşık 10 yıl önce özellikle başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesine eğitim amacıyla adeta akın eden bu ablalarımız (ben o zamanlar 18-19 yaşlarındaydım) bazı sorunlarla karşılaştılar.

O zamanlar üniversite okumuş veya okumakta olan tesettürlü Müslüman bayanlara rastlamak nadirdi ve haliyle sosyal hayatta pek göze çarpmıyorlardı. Dolayısıyla o zamanlar bugün yaşadığımız problemler yok denebilecek derecede azdı. Ne zaman ki, “Temizlikçi başörtülü teyze”ler "İktisat okumuş başörtülü Ayşe hanım”lar oldu ve bunların sayıları arttı, işte o zaman problemler baş göstermeye başladı.

Başörtüsünden dolayı eğitimden mağdur edilen ablalarımız, kanımca, geldikleri şehir ve yaşadıkları ortamlardaki insanlara iyi örnek oldular. Böylece, özellikle tesettürlü genç kızlar için öğrenimin önünde hiç bir engelin olamayacağını kanıtladılar ve sonuçta azmin neler yapabileceğinin örneğini sergilediler.

Teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim.

 

Fikri Özçelikçi konuştu

Güncelleme Tarihi: 20 Mayıs 2011, 22:07
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20