banner17

Muğla Üniversitesi'nde seçim var

Görebileceğimiz en dinamik, heyecanlı, esprili, sıradışı akademisyenlerden Namık Açıkgöz ile üniversiteler ve Muğla'da rektör adaylığı üzerine konuştuk.

Muğla Üniversitesi'nde seçim var

Prof. Dr. Namık Açıkgöz görebileceğiniz en sıra dışı akademisyenlerden biridir. Fildişi kulesini cebinde anahtarlık olarak taşır. Esprilidir, güler yüzlüdür. Kıvrak zekâlıdır. Seveni çoktur. Bu aralarda 16 yıldır çalıştığı Muğla Üniversitesi’nde rektör adayı olarak hareketli ve yoğun günler yaşıyor. Kiminin oyu, kiminin duası rektörlük seçimlerinde prensibi olmuş. Kendisiyle rektör adayı olarak bu “güzel ve yalnız” ülke için konuştuk.Muğla Üniversitesi

Öncelikle hayırlı olsun rektör adaylığınız…

Teşekkür ederim sevgili Abdüssamed. Sizlerin de hayır temennilerinizi Allah kabul etsin.

Sanırım rektör adayı olmak demek “ben bu üniversiteyi daha iyi yönetirim” demekle eş anlamlıdır. Sizin rektör olmanız durumunda ne değişecek?

Önce, “duruşumuz değişecek”. Üniversite içi birimlere karşı duruşumuz… Yüksek Öğretim Yasası’na karşı duruşumuz… Topluma karşı duruşumuz… Rektörün personele, personelin rektöre karşı duruşu… Olaylar karşısında duruşumuz… Bilgiye karşı duruşumuz… Her konuda duruşumuz değişecek. Mevcut yapısıyla üniversitelerimiz statikleşmiştir. 28 yıldır da hayli hırpalanmıştır. İlk darbeyi darbecilerden yiyen üniversiteler, sonra da siyasetçilerden darbe yemiştir. Üniversitelerimiz, yediği darbeler arasında şaşkınlığa düştüğü için veya gönüllü olarak, bir de 28 Şubat aktörlüğüne soyununca, her şey çığırından çıkmış, kendi iç dinamiklerini kaybetmiştir.

Benim rektör olmam durumunda, yaşanmakta olan olumsuz gidiş, önce durdurulacak, sonra verimliliğe doğru dümen kıracaktır.

2547 sayılı YÖK yasası çıktığı günden beri cedelleşen biri olarak yasanın zaaflarını ve düzeltilme yollarını yakından biliyorum. Bu bilgimi hayat geçirerek, başta kendi üniversitem olmak üzere, Türk üniversite sisteminin değişimine katkıda bulunacağımın farkındayım.

“Buyuran” değil “ortam sağlayan” rektör olacağım için ve böylece üniversiteleri daha da özgürleştireceğime inandığım için aday oldum. Atanmam halinde, “Özgür Üniversite” kavramını kuvveden fiile, teoriden pratiğe geçirebileceğim için aday oldum. Bunun için, özgürlükçü, genç, dinamik bir ekiple, Muğla Üniversitesini, “model üniversite” hâline getirebileceğimizin bilincindeyim.

Türkiye’de üniversitelerin en büyük problemi sizce nedir?

Türkiye’de üniversitelerin en büyük 2 problemi vardır. İlki yönetim, ikincisi bilgi üretimidir. Üniversitelerde, yasanın verdiği yetki ile her şey rektörün iki dudağı arasına hapsedilmiştir. Böylece rektörler, “yasal saltanat” sürmüşlerdir. Ben buna “yasaltanat” diyorum. Düşünebiliyor musunuz; bir rektör, bir yardımcı doçent, doçent veya profesör atadığında, aynı zamanda seçmen atamış oluyor. Yani, “ata beni, seçeyim seni” durumları. Bu, “tabii seçmen” ilkesine aykırıdır. Rektörlerin çoğu, atadığı öğretim üyeleri marifetiyle “ithal seçmen” sistemini kullanarak koltuklarını korumaktadırlar. Bu yanlışlık, tabanın tamamını temsil edecek şekilde seçilmiş ve icra ve atamaya yetkili bir yönetim kurulunun hayata geçirilmesiyle aşılır. Rektör, bu durumda bu kurulu toplantıya çağıran ve alınacak kararları üniversite dışı kurumlara ileten bir tüzel kişilik temsilcisi olacaktır.

Namık AçıkgözRektörler, “lâ-yüs’el” olduklarından, yönettiği kitleye hesap vermeden rahatça yönetim sergileyebilmektedirler. Bölümlerden gelen taleplerin akıbeti konusunda şeffaf değildirler.

Üniversitelerin diğer önemli problemi de, “bilgi üretme”dir. Bugün üniversitelerde üretildiği iddia edilen ve bilgi zannedilen şeylerin çoğu ya aktarma bilgidir veya kuru malumattır; epistemolojik anlamda bilgi değildir. Yani “knowledge” değildir. Pek çok makale, kitap ve tez de, sebep-sonuç ilkesinin gözetilmediği “envanter cetveli” gibidir. Bunlarla üniversite olmaz. Bu yüzden, üniversitelerin “epistemolojik bilgi” üretmeleri için köklü bir zihniyet devrimine ihtiyaç vardır.

Ülkemizde rektörlerin sorunları neler?

Yakın zamana kadar “rektörlerin sorunu” değil, “sorun olan rektörler” vardı. Yavaş yavaş bu tür rektörlerden kurtuluyoruz. Aslında sıradan rektörlerin pek sorunu yoktur. Sadece yeterli bütçe ve kadro alamamaktan şikâyetçidirler. Bir de çoğu rektör, uluslar arası indekslerde arka sıralarda yer almaktan şikâyetçidirler. Üniversitenin en küçük sorunuyla bile doğrudan kendisi ilgilenen rektörlerin de en büyük şikâyeti çok evrak imzalamalarıdır. Evlerine koli koli evrak götürüp imzalayan bir rektör, sanırım bir de doğru-dürüst bir aile hayatı yaşayamamaktan şikâyetçidir. Eve iş götürmeyen 2 meslek varmış. Biri psikiyatrlar, diğeri de cellatlar. Rektör olarak atanmam durumunda ben de buna üçüncüsünü ekleyeceğim: Rektörler…

Bunlar, sıradan rektörlerin şikâyetleri… Sıra dışı rektörlerin tek sorunu, kadrosunun kendisine ayak uyduramamasıdır. Ben rektör olarak atandığımda en büyük sorunumun, sistemdeki yanlışlıklar ve bu yanlışlıkları düzeltme olacağını biliyorum ama ısrarla ve kararlılıkla, sistemden kaynaklanan sorunların üstüne üstüne gideceğim.

Dünya üniversiteleri yönetimleri ile bizim üniversitelerimizin yönetim farkı ne?

Bizim üniversitelerimiz nihayetinde bir devlet kurumudur ve devlet kurumu gibi çalışır. Yani, işleyiş bakımından bir tapu müdürlüğünden farkı yoktur. Dünya üniversitelerinin çoğu özerktir ve daha özgürlükçü bir anlayışla yönetilir. Dünyanın hiçbir üniversitesinde bizdeki kadar aşırı yetki ile donatılmış bir rektör ve YÖK yoktur. Az gelişmiş ülkeler dışında, dünyanın en fakir üniversiteleri bizim üniversitelerimizdir. Hocaların maaşı azdır. Araştırma projelerine ayrılan bütçe azdır. Sadece bizde baskı çoktur. Bu açılardan dünya üniversitelerinden farklılaşıyoruz.Muğla Üniversitesi

Rektör adaylığınızı açıkladıktan sonra yaptığınız vurgulardan biri de özgür bir üniversite vurgusu. Bunu biraz açalım isterseniz…

Rektör, yasalardan aldığı gücü “buyurganlık” şeklinde kullanırsa, piramidin zirvesinden itibaren hocalara, memurlara ve öğrencilere kadar bir baskı rejimi uygulanır. Fakat rektör, “ortam ve imkân sağlayan” bir rektör olursa birey kendiliğinden özgürleşir. O zaman ne kimse kimsenin düşüncesiyle ve ürettikleriyle uğraşır ve ne de kimse kimsenin kılığı-kıyafetiyle uğraşır. “Ortam sağlayan rektör”, üniversitesinde binlerce çiçek açtığı zaman mutludur. Bırakalım üniversitelerimizde binlerce çiçek birden açsın! (Çok mu Maoist bir ifade oldu?)

Muğla Üniversitesi’ni kültürün, sanatın da merkezi yapmak niyetindesiniz. Taşrada nasıl olacak bu iş?

Taşrada sanat olmaz mı? Sanat sadece büyük merkezlerde mi olur? Ben tüm akademik hayatımı taşrada geçirdim ve devamlı sanatın ve kültürün tam da göbeğinde oldum. Çalıştığım yerde sanat ve kültür faaliyetleri yoksa bizzat ben öne düşerek pek çok faaliyetin gerçekleşmesine ve gelenekselleşmesine vesile oldum. Bu faaliyetlerin büyük kısmını üniversite dışı imkânlarla gerçekleştirmiştik. Rektör olarak atanmam durumunda, bu imkânlara üniversitenin imkânları da eklenecek ve o zaman değmeyin bizim keyfimize!  Bütçeyi büyütüp Türkiye’deki ve dünyadaki en büyük sanat ve kültür organizasyonlarını Muğla Üniversitesi’ne aktarmak işten bile değildir. Kültür ve sanata duyarlı, genç ve dinamik bir ekiple çalışacağım için, yoğun fakat bıktırmayan kültür-sanat faaliyetlerini Muğla’da rahatça sergileyebiliriz. Tabii, buna Muğla Üniversitesinin salon imkânlarını ve yörenin coğrafî cazibesini de eklersek, tam bir kaymaklı ekmek kadayıfı durumu yaşarız.

Namık AçıkgözNasıl bir rektör olmayı düşünüyorsunuz?

İsmimle müsemma, “di-namik” bir rektör olacağım. Özgüveni fazla, ekibine ve üniversite mensuplarına güvenen, kendisini fildişi kulesine hapsetmeyen, duymadığı için sorun yok zannetmeyen, kendini kasmayan, rahat olan ve üniversitesini de rahatlatacak olan bir rektör olacağım inşallah.

Benim dönemimde, hiçbir akademisyen görüşme sıkıntısı çekmeyecek. Çünkü buna gerek kalmayacak. Çünkü şeffaf yönetim anlayışımla, hiçbir sorun kapı arkalarında gizlice çözülmeyecek. Üniversite mensuplarımızla, sadece “Daha ileriye nasıl gideriz, daha dinamik nasıl oluruz?” sohbetleri yapacağız. Arkadaşlar benimle konuşmak için rektörlük makamına gelmeyecekler; ben hep arkadaşlarımın arasında olacağım, öğrencilerimizin arasında olacağım.

Son olarak bir reklam filmini hatırlatarak söylemek istiyorum: “Memleketi sen mi kurtarcan be Namık Hoca?”

Tevazua gerek yok… Evet, ben kurtarcam! Ve kurtarmaya Muğla Üniversitesi’nden başlayacağım. O meşhur denizyıldızı hikâyesinde olduğu gibi, sular çekilmeden önce, kıyıdaki denizyıldızını, yani Muğla Üniversitesi’ni özgürlük okyanusuna atacağım ve o üniversite için her şey değişecek. Ardından tüm üniversiteler değişecek. Üniversitelerin duruşu değişecek. Üniversitelerin duruşu değişince de, bu ülke kurtuluşun ilk adımını atmış olacak. Ben göremem ülkenin kurtulduğunu ama doğacak torunumun, mutlu insanların yaşadığı bir ülkede yaşayacağına eminim. Yoksa bunca zahmet ve uğraşa ne diye gireyim? Emekli olur, yazılarımı, kitaplarımı yazarım, bahçemdeki çiçeklerle uğraşırım.

 

Abdüssamed Bilgili akademiye döndü

Güncelleme Tarihi: 11 Ekim 2010, 16:26
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Gülnihal Bimahal
Gülnihal Bimahal - 8 yıl Önce

Muğla yeşillik bir yer. Bu kadar güzel bir yere de Namık Bey gibi güzel insanlar yakışır.

Esma Karadayı
Esma Karadayı - 8 yıl Önce

Muğla Üniversitesinde çalışan akademisyen arkadaşlar şanslı. Röportajdan anladığım kadarıyla, tam bir "Cesur Yürek" rektör adayları var. "Di-namik" buluşu ve eve iş götürmeyen "psikiyatr ve cellat"lık mesleklerine "rektörlük"ü eklemesi harika bir ironi. Pek çok akademisyenin kıyımına rektörlerin evinde karar verildiğinin ironisi bu kadar güzel ifade edilemez. Muğla Üniversitesinde çalışsaydım, hiç düşünmeden oyumu bu adaya verirdim.

ensar
ensar - 8 yıl Önce

güzel bir yazı olmuş. Allah razı olsun.

Salih Emir Hasdemir
Salih Emir Hasdemir - 8 yıl Önce

Deli ve dolu bir hocanın sıra dışı sarfettiği cümleler…Allah bilir çalıştığı üniversitede bile sadece bir-kaç kişi vardır böyle hocaları anlayabilen. Zaten anlayabilenlerin sayıları fazla olsa..İki üniversiteden sudan bahanelerle ilişiği kesilmiş biri olarak Muğla’daki meslektaşlarımın böyle hocalara sahip çıkmaları temennim, ancak tahmin ediyorum ki orada da akmaz- kokmaz, riyakar, tepkisiz, sevgisiz adaylar türemiştir.Sonucu takip ediyorum ve hocama başarılar diliyorum.

selçuk cantürk
selçuk cantürk - 8 yıl Önce

bence o, yalnızca ismi rektör değil, fiili olarakta rektör olacaktır. aklına hep doğru olanı koyacaktır; aklına koyduğunu da yapacaktır.
uyuyan rektör istemiyoruz, rektör dediğinin gözü açık olur, Namık AÇIKGÖZ olur.

MUSA ÇEVİRKEN
MUSA ÇEVİRKEN - 8 yıl Önce

iyi insanların değeri kaybedilince anlaşılır.Hocamı kaybetmeden değerini bilmek gerekir.Bu görevi layıkıyla yerine getireceğinden eminim.Şimdiden hayırlı olsun.

Güner Öztürk
Güner Öztürk - 8 yıl Önce

Bu üslubun arkasında müthiş bir beyin, özgüven, zeka ve cesaret yatıyor. Bize de böyle bir rektör lazım. Namık Hoca'yı klonlayıp bizim üniversitemize de rektör seçelim. 2 rektör gördüm, ikisi de "yasaltanat"çı idi. Şimdi "Muğla'ya var da bize yoh mi?" demek hakkımız değil mi?

Mikail Şehir
Mikail Şehir - 8 yıl Önce

Herşey gönlünüzce olsun Hocam.....


banner8

banner19

banner20