banner17

MTTB şu an nerede, ileride neler yapar?

İsmail Emrah Karayel'le, MTTB’nin bugün neler yaptığı ve gelecek projeksiyonu üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik..

MTTB şu an nerede, ileride neler yapar?

 

1916'dan günümüze kadar (fetret devirleri hariç) varlığını sürdürmüş bir kuruluş Milli Türk Talebe Birliği. Türkiye'de zaman zaman gündem belirleyen, bunun yanı sıra bir çok akademisyen, yazar, gazeteci, yönetmen ve devlet adamını kendi çatısında barındırmış da bir kuruluş aynı zamanda MTTB. Biz de, Türkiye'nin en köklü öğrenci hareketlerinden olan MTTB'nin 60. dönem genel başkanı İsmail Emrah Karayel'le, MTTB’nin bugün neler yaptığı ve gelecek projeksiyonu üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

MTTB 2008'de tekrar canlandırıldığından beri hızla büyüdü ve 4 yıl gibi kısa bir sürede yurtiçi ve yurtdışında teşkilatlanmaları oldu. Böylesi hızlı bir büyümeyi şüphesiz kontrol etmek zordur. Bu büyüme kendisiyle birlikte sorunlar getirmedi mi?

MTTB olarak, resmi kuruluşumuzu 2008 yılında gerçekleştirdik, ancak bu yapının kurulma çalışmaları 2006 yılında başladı. Resmi kuruluşa kadar, Türkiyemizin her yerinde birçok arkadaşımızla görüşme fırsatımız oldu. Resmi kuruluş aşamasında kurucu teşkilatlar olarak, teşkilatlanma ve ekip olarak en sağlam illeri tercih ettik. Daha sonra kriterlerimize uygun olarak yapılanmalarını gerçekleştiren ve devamlılığını sağlayabileceği anlaşılan teşkilatlarımızın kurulması ile bugüne geldik.MTTB

Bizim, teşkilatlanma sistemi olarak benimsediğimiz yapı merdiven tipi yapılanmadır. Yani sürekli yeni teşkilatlar kurmaktan çok, belirli bir süre teşkilatlanma için yapılan çalışma sonucu kurulum aşamasına gelen teşkilatların oluşturulması, daha sonra belirli bir dönem var olan teşkilatlarla yeni teşkilatların uyumlu hale getirilmesi ve teşkilat içi yapının oturtulması; en nihayetinde de yeni teşkilat kurulumu için yeniden çalışma yapılması şeklindedir.

Sivil toplum kuruluşlarında teşkilatlar içerisinde çeşitli sorunların olması doğaldır. Önemli olan bu sorunların çözülebilmesi ve bir daha ortaya çıkmaması için teşkilat içinde gerekli tedbir, düzenleme ve iyileştirmelerin yapılmasıdır. Sorunlar hakkında çözüm üretici mekanizmaların var olması ve oluşturulmaya çalışılması önemlidir. STK'lar, sorunları ve bu sorunları çözecek mekanizmalar sayesinde bünyesini daha güçlü hale getirecektir. Biz de kurum olarak elbette çeşitli sıkıntı ve sorunlarla karşılaştık, ancak yukarıda belirttiğim gibi bu sorunları teşkilatın daha güçlü hale gelmesi için bir fırsata çevirdik.

MTTB'nin kurucuları arasındasınız. Tarihin karanlık sayfalarına gömülmüş bir oluşumu yeniden kurmak fikri nasıl oluştu sizde?

Bu soruyu cevaplarken sorudaki haliyle bu efsane teşkilatın nasıl tarihin karanlık sayfalarına gömülmeye çalışıldığına bakmak gerekir. Biliyorsunuz MTTB, 1980 askeri darbesi neticesinde kapatılmıştır. Bu olay MTTB'ye mensup olan kişilerin iradeleri hilafına ve Türkiyemizdeki özgürlüklerin kısıtlandığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Bu kısa açıklamadan sonra sorunuzun asıl cevabı olarak kısaca şunları söyleyebilirim: Babamın da bir eskimez MTTBli olması hasebiyle küçüklüğüm hep MTTBli büyüklerimin yanında, MTTB hatıralarını dinleyerek geçti.

Zaman içinde bu teşkilatın neden artık toplum hayatımızda yer almadığını, geçmişte üstlendiği önemli rolü neden bugün oynayamadığını; siyasi partiler ve cemaatler üstü; ancak bütün parti ve cemaatlerden üniversite öğrencilerini bünyesinde barındıran bir teşkilata olan ihtiyacı düşünerek MTTB'nin kuruluşuna karar verdik ve gerekli çalışmaları yapmaya başladık. 1980 öncesinde MTTB sadece Türkiye'yle sınırlıyken, biz bugün için sınırlarımızı genişletip yurtdışında da teşkilatlanmaya başladık. Biliyorsunuz ki, MTTB 1980 Darbesiyle 2008 yılına kadar bir fetret devri yaşamıştır ve o tarihten itibaren bu fetret devrine son vererek daha istikrarlı ve güçlü bir şekilde vizyonumuzu genişlettiğimiz aşikârdır.

MTTB'yi unutmuş bir nesille karşı karşıyasınız. Yeniden gündem belirleyen olmak ve yeni nesle kendinizi ispatlamak için ne gibi bir mücadele sergiliyorsunuz?

MTTBEvet, eğer MTTBli akrabaları yoksa yeni nesil tarafından MTTB çok bilinmiyor. Bu durum ön yargıları ortadan kaldırması açısından iyi, ancak fikrî olarak çok yakın olmamıza rağmen MTTB'yi bilmemeleri nedeniyle, bizimle hareket edemeyen çok sayıda insan olmasına neden olduğu için kötü bir durum. Biz, bu konuda iletişim imkânlarını kullanarak Milli Türk Talebe Birliği'ni tanıtmaya ve duyurmaya çalışıyoruz. Ancak, yalnızca reklam olsun diye bir faaliyet yapmıyoruz. Doğru hareketlerin, eylem ve faaliyetlerin doğru kitleye ulaşacağını ve bu sayede tanıtım işinin gerçekleşeceğini düşünüyorum.

MTTB ve Akıncılar’ın kopmaz bir bütünlükte olduğu kanaatindeyim. Akıncıların yeniden canlanıp MTTB'yle birleşmesi mümkün mü?

MTTB ve Akıncılar’ın biri diğerinden oluşmuş bir yapı olmasının yanı sıra, mensupları da karşılıklı faaliyette bulunmuş kurumlardır. Akıncıların en güçlü teşkilatlarından biri olan Fatih Akıncıları'nın kurulduğunun ve programlar düzenlediklerinin müjdesini vereyim. Biz de MTTB olarak Akıncılar’la ortak programlar düzenlenmesi ve birbirimizin programlarına iştirak şeklinde iletişim halindeyiz. Ben, Akıncılar’ın MTTB ile birleşmeden kendi ilkeleri doğrultusunda müstakil bir teşkilat olarak kalmasının, toplum hayatımız açısından daha faydalı olacağı kanaatindeyim.

Şehit Metin Yüksel ve Sedat Yenigün'e dair duygularınızı bizimle paylaşır mısınız?

Teşkilatımız içinden bu kadar aktif ve değerli büyüklerimizin çıkmış olması bizim için bir şeref; ancak hayatlarının en verimli döneminde ve ülkemiz için büyük hizmetler yaparken şehit edilmiş olmaları çok üzücü bir durum. Diğer bir önemli ve üzücü konu ise fail ve/veya faillerin bilinmemiş, bulunmamış ya da cezalandırılmamış olmasıdır. Gerçi biliyoruz ki, faillerin yakalanması ve cezalandırılması Türkiye'de hukuk devleti olgusunun yerleşmesi ile doğru orantılıdır. Bugün gelinen süreçte, ortaya çıkarılan yapılanmalar ve bu yapılar tarafından ne gibi faaliyetler yapıldığı incelendiğinde bu saldırıların hep birileri tarafından ve daha büyük resmin tamamlayıcısı olarak tasarlandığı ve ülkemizi, cemiyetimizi, toplumumuzu, çevremizi ve teşkilatlarımızı manipüle etmek için kullanılmaya çalışıldığı açıktır.

Metin Yüksel, Sedat Yenigün ve burada ismi zikredilmeyen diğer şehitlerimiz, gençlerimize ve teşkilatlarımıza şehitlik mertebesi ve aksiyon anlamında emsal teşkil etmektedirler. Şehitlik, ulvi bir mertebedir ve direkt cennet demektir. Allah'ın ve Resulullah’ın övgüsüne mazhar olmak demektir. Şehit olmak için; niyet, hazırlanmak, şehitlik mertebesine uygun bir hayat sürmek ve nasipli olmak gerekir ve şehitlere ancak gıpta edilir.

Çatı teşkilatı olarak, ‘Milli’ ve ‘Türk’ kelimeleri çatısında Müslümanları birleştirmek zor olmuyor mu? MTTB'nin ismini değiştirmeyi düşünüyor musunuz?

“Milli" kelimesi: mana itibariyle millete ait olan demektir. "Millet" ise Osmanlıca-Türkçe sözlükte; 1. Din, Mezhep 2. Bir din ve mezhepte bulunan topluluk manasına gelmektedir. Ayrıca, Lügat-i Naci, Kamus-i Türkî, İslam Ansiklopedisi ve Anabritannica gibi kaynaklarda da aynı şekilde tanımlanmaktadır. Osmanlı döneminde millet kelimesi, 19. yüzyıla kadar sadece Müslümanlar için kullanılmıştır. Farklı etnik kökenlerden gelseler bile, Müslümanlar tek bir millet sayılmaktaydı. 19. yüzyılından itibaren Hristiyan ve Museviler gibi Müslüman olmayanlar da millet olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Dine dayalı millet sisteminden, etnik kökene dayalı millet kavramına geçiş II. Meşrutiyetten sonra hızlanmış ve milliyetçilik kavramına dönüşmüştür. Esas itibariyle İslam Dini toplumu manasına gelen Millet; birlik ve kimlik ifade eder. Biz de “milli” demekle, Müslüman kimliğimizi ifade ediyoruz. Buradan hareketle tüm Müslüman kardeşlerimizi tek bir millet olarak kucaklıyoruz. Milliliğimiz; ortak değerlerimizi sahiplenmek ve korumak manasındadır.MTTB

Tarihte, Ashab-ı Kiram’dan sonra İslamiyet'e en büyük hizmeti Osmanlı Devleti yapmıştır. Osmanlının varisleri olarak bizlerin şu an üzerinde yaşadığı topraklar, coğrafî olarak Türkiye adı ile anılmaktadır. Bu topraklarda, bu vatan için nice kahramanlar şehit oldu. Kimisi, köken itibariyle baktığınızda, Çeçen, Kürt, Laz, Roman, Türkmen veya Gürcü idiler. Ama hepsi de bu vatanın evlatları olarak vatanları için öldüler.

Hepimiz aynı toprakların beslediği, aynı kültürle yetişen gençleriz. Bu sebeple kardeşiz. Ve kardeşliğin saç rengiyle, ten rengiyle, kan rengiyle değil, bayrağımızın rengine olan sevdayla meydana geldiğine inanıyoruz. Biz biliyor ve inanıyoruz ki; üstünlük ve farklılık ancak inançla olur. İnancımız da bize ırkçılığı haram kılmıştır. Bu yüzden bizim "Türk"ümüz yaşadığımız coğrafyanın adından hareketle bu topraklarda yaşayan herkesi kapsamaktadır. Ayrıca savaşlarda; özellikle Avrupa'daki savaşlarda, yakın tarihte Bosna Savaşı'nda bile Müslümanlar için Türk ifadesi kullanılmaktaydı. Yani, Türk kelimesi, Avrupalılar için Osmanlıyı ve Osmanlı sınırları içindeki tüm etnik unsurları ifade etmektedir.

‘Talebe’ ve ‘Birlik'in açıklamalarını kısa geçeceğim. Talebe derken, bildiğin gibi öğrenci gençliğini kastediyoruz. Burada dikkat edilmesi gereken husus, talep eden gençliğin, öğrenciden farklı olması. Öğrenci, öğrettiğin kadarını alır ve genel olarak onunla yetinir. Talebe ise talep eder, daha fazlasını ister; araştırır, yorumlar, üretir. Gençliğin bu şekilde yetişmesi de bizim için esastır. Bu sebeple ‘talebe'dir. ‘Birlik’ten muradımız ise İslam birliğidir. İslam birliğindeki kasıt ise, yeryüzündeki tüm genç Müslüman kardeşlerimizle bir olmak, kardeş olmak ve İslam ümmetinin derdiyle dertlenmektir. Birlikte hareket etme kabiliyetimizin geliştirilmesi ve tek elden İslam'a hizmet edebilmek yegâne gayemizdir.

Toparlarsak, Milli Türk Talebe Birliği esasen; Milli (İslami) değerlerine bağlı ve her zaman bu değerlerini üstte tutan, İslam'ın hizmetkarı olan, Türkiye'de yaşayan ve yaşadığı coğrafya başta olmak üzere, tüm dünyaya dair meseleleri araştırıp bilgi talep eden ve kendini geliştiren gençlerin oluşturduğu birliktir. Ayrıca, bu isim yani, Milli Türk Talebe Birliği (MTTB)1916 yılından beri kullanılmaktadır ve o günlerden bu günlere mirastır. Yani, 96 yıllık bir çınardan bahsediyoruz. Ülkemizde kaç tane bu yaşta ve kurum kalmıştır. Bu nedenle kurumların ve isimlerin yaşatılması gerektiğini düşünenlerdenim ben. Bu isimlerin ve kurumların kendi gelenek ve teamülleri, tecrübeleri olduğu ve devam eden yıllar içerisinde hep tecrübe ve birikim açısından kurumların müktesebatları üzerine bir şeyler ekleyerek geliştiği kanaatindeyim. Bütün bu açıklamalardan sonra sorunuza vereceğim yanıt; Hayır. MTTB'nin ismini değiştirmeyi düşünmüyoruz.

6 Eylül 1980'de rahmetli Erbakan Hoca'nın Konya'da düzenlediği Kudüs'ü Kurtarma Mitingi'nin akabinde 12 Eylül darbesi gerçekleşti ve Kudüs sessizliğe gömüldü. MTTB Gençliği Filistin'in kurtuluşu için direnişe umut mudur ve bunun için herhangi bir faaliyetiniz var mı?

MTTB, bütün direnişlere umuttur. Ümmet coğrafyasının neresinde bir zulüm ve direniş varsa oradaki mazlumlar için bir umuttur. MTTB, sadece Türkiye'yi değil tüm ümmet coğrafyasını dert edinen bir teşkilattır çünkü. MTTB olarak; dünyada zulmün son bulmasını istiyorsak, adaletin gelmesini istiyorsak, Müslüman veya gayrimüslim kim olursa olsun kimsenin ezilmemesini, sömürülmemesini istiyorsak eğer, bunun ancak bizim değerlerimizin dünyaya tam manası ile hakim olması ile olacağını biliyoruz. Bunun için, ülkemizin gelişmesi ve lider ülke olması için elimizden geleni yapmamız gerektiğini gençlere var gücümüzle anlatmaya çalışıyoruz. Hayatının en aktif döneminde olan üniversite öğrencilerinin farkındalıklarını güçlendiriyor, kültürleri ile bağlarını artırmaya çalışıyor; onların etrafları için bir çekim merkezi olmaları ve tam donanımlı yetişmeleri konusunda çaba sarf ediyoruz. Ayrıca, Filistin ve ümmet coğrafyasının değişik kesimleri ile ilgili özel programlar düzenliyor, düzenlenen programlara katılmanın yanında, ismimiz organizasyonda geçmese bile birçok programın organizasyonunda aktif rol oynuyoruz.

Geçmişte MTTB çok yönlü çalışmalar yapmış ve o dönemde MTTB bünyesinde çalışanların birçoğu bugün Türkiye'nin siyasetinde söz sahibi. Bunun yanı sıra gazetecilik, sinema gibi alanlarda da birçok kişi yetiştirdiniz. Bu dönem MTTB olarak bu gibi alanlarda çalışmalarınız oluyor mu?

Bu soru için teşekkür ederim. Zira bu hususun özellikle vurgulanması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde kurumlar hep siyasal tarafları ile öne çıkıyor. Oysa MTTB, siyasal aksiyonunun yanında; sanat ve kültür anlamında da Türkiye açısından bir çatı veya ocak görevini üstlenmektedir. Zira ülkemize “Milli Sinema” kavramını kazandıran kurum diyebiliriz. Bu bağlamda hatırı sayılır birçok yönetmen yetiştirmiş bir kuruluştur. Geçmişte “Çatı” ve “Milli Gençlik” dergilerinde yazan MTTBli gençlerin birçoğu bugün; önemli birer köşe yazarı, ünlü birer şair veya edebiyatçıdırlar. Tabii MTTB bünyesinden çıkan başarılı akademisyenler ve iş adamları da unutulmamalı.

Bugün de geçmişte olduğu gibi bu konularda çalışmalar yapıyoruz. Çatı dergisini yeniden çıkarıyoruz ve 4. sayı şu anda teşkilatlarımıza ulaşmış durumda. Burada yazan MTTBliler içinden ileride ünlü yazarlar çıkacağına şüphem yok. MTTB Tiyatro Kulübü çalışmalarına hızla devem ediyor. Çanakkale ve Osmanlı oyunlarından sonra gelecek ay içinde yeni oyunlarını da sahneleyecekler. Milli sinema konusunda konferanslar düzenleniyor ve teşkilatımız bünyesinde kısa film ve belgesel çalışmaları ile sinemaya ilgi duyan arkadaşlarımız çalışmalarına hızla devam ediyorlar. Akademik alanda arkadaşlarımıza gerekli altyapı ve destek sağlanıyor. İnşallah bu dönemde yapılan çalışmalar neticesinde her alanda çok başarılı neticeler alınacak.

Bir öğrenci hareketi olmanıza rağmen sadece öğrenci sorunlarıyla sınırlı kalmayıp, toplumdaki aksaklıklar için de çözümler ürettiğinizi biliyoruz. Bunun örneklerinden biri de yeni anayasa çalışmalarınız. Yeni anayasa için ne gibi bir çalışma içinde olduğunuza değinir misiniz?

Milli Türk Talebe Birliği olarak meselenin özüne indiğimizde sistemdeki temel sorunun sistemin temeli olan anayasa olduğunu gördük. Şimdiye kadar ülkemizde yaşanan olumsuzlukların temelinde de yine anayasa bulunmaktaydı, 80 askerî darbesi sonrası hazırlanan anayasa. Bu nedenle MTTB olarak, ilk etapta anayasanın daha demokratik ve özgürlükçü, ülkemize yakışan ve toplumumuzun ihtiyaçlarına cevap verebilen ve büyük ülke olma yolundaki devletimizin önünü açıcı olması için çaba sarf ettik. Mayıs-2009 tarihli faaliyet bültenimizde sistemin temel sorunlarının tespit edildiği bir metinle bunu kamuoyuna duyurduk. Devamında Temmuz-2009'da gerçekleştirdiğimiz istişare kampımızda ‘80 anayasasının problematik yönlerini ele aldığımız ve düzeltilmesi gereken yönlerini maddeler halinde açıkladığımız bir metin hazırladık ve bu metni ilgili kurumlara ulaştırdık.

Yaptığımız çalışmalarda yenilenmiş bir anayasa yerine sivil ve siviller eli ile yapılmış yeni anayasa istediğimizi her zeminde dile getirdik; rapor ve taslaklarımızı devlet ve hükümetin her kademesine, tüm siyasi parti ve STK'lara ulaştırdık. 12 Eylül 2010 tarihinde referanduma sunulan anayasa deşikliklerine evet oyu kullanılması için STK'larla platform oluşturduk ve orijinal etkinliklerle farkındalık oluşturduk. Referandum sürecinde yine; “bu değişiklikler yetmez, yeni anayasa istiyoruz” demeye devam ettik.

2012 yılı itibariyle Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni anayasa yapma çalışmalarına başlamış ve bu durum bizim tarafımızdan da sevinç ve memnuniyetle karşılanmıştır. Baştan beri yaptığımız faaliyetlerimizle dile getirdiğimiz hususları içeren ve daha yeni anayasa yapılması gündemde değilken hazırladığımız önerimizi, Meclis STK'lardan önerilerini talep eder etmez,  sunduk. Halihazırda sivil anayasa önerisini meclise gönderen tek öğrenci teşkilatı MTTB'dir.

Ne yazık ki bu ülkenin insanı birçok darbe ve muhtıra gördü. Bunlardan zarar gören kurumlardan biri de Milli Türk Talebe Birliği'dir. 1980 darbesiyle MTTB'nin kapatılmış olması sebebiyle darbe konusunda neler hissettiğinizi anlatır mısınız?

Darbelerin topluma etkilerini incelerken, tartışılması gereken nokta belki de Türkiye'deki demokrasi kurumunun yerleşmesidir. Darbeler için söylenen güzel bir söz vardır: Darbeler toplumları en az 10 yıl geriye götürür. Bu anlamda Türkiye'nin demokrasi yaşına baktığımızda çok partili ilk seçimlerin yapıldığı 1946 yılını esas alırsak, ilk darbeye kadar geçen süre 14 yıldır. On dört eksi on, eşittir dört. 1960 darbesi ile 1971 muhtırası arasında 11 yıl vardır. On bir eksi on, eşittir bir. 1971 ve 1980 darbesi arasında da dokuz yıl vardır dokuz eksi on, eşittir eksi bir. Yani toplarsak, dört yıl. 1980 yılından 28 Şubat 1997'ye kadar 17 yıl geçmiştir. On yedi artı dört, yirmi bir, eksi on; eşittir on bir. Benim hesabıma göre 1997 yılına kadar Türkiye'deki demokrasinin yaşı on birdir.

Tabii bu darbelerle ilgili hesabın sadece bir tarafı, siz her darbe ile on yıl geriye giderken dünya da sizinle beraber geriye gitmez, aksine onlar ilerlemeye devam ederler; yani siz yarıştan, kervandan ve dünyadan koparsınız. Türkiye’nin, demokrasi dışında toplamda 40 sene geriden geldiği konularda suç darbelerindir. Yani, gelişmiş ülkelerin ekonomik seviyesine ulaşamıyorsak, onları kırk yıl geriden takip ediyorsak bunun nedeni darbelerdir bence. Eğitim alanında kırk yıl gerideysek ve hâlâ ülkede acayip şeyleri konuşuyorsak, başörtüsü yasağı gibi, bunun sebebi de darbelerdir. Teknolojik olarak kırk yıl muasır medeniyetten gerideysek eğer, bunun sebebi de istikrarla yapılan, yapılması organize edilen ve yapılabilmesi için uygun zeminler karanlık odaklarca hazırlanan darbelerdir. Toplumumuzda kendine güven eksikliği oluşturmasını, kendisini Batıdan daha aşağı görme bilinçaltını oluşmasını da ayrıca vurgulamak gerekir. Yine bu darbeler sırasında ölen, öldürülen vatandaşlarımız; öğrenciler, işkenceye uğrayan kişiler ve toplumumuzda bu açıdan oluşturduğu travmalar özellikle üzerinde durulması gereken konulardır. Dünyada darbe olan ülkelere bakın ve sizde darbe olunca siz de o muz cumhuriyetleri ile aynı kategoriye giriveriyorsunuz her şeyinizle. 1997'den bu yana geçen süre 15 yıl. Yukarıdaki on bir ile on beşi toplarsak yirmi altı eder. Tabii bu arada yapılan “online” muhtırayı, eldiven, yakamoz, ay ışığı, sarı kız, oraj planlarını bu hesaba dahil etmeden yapılmış bir hesap bu. Yani iyimser hesapla Türkiye yirmi altı yıllık bir demokraside her alanda bu aşamaya gelebilmişse eğer bu neticeyi artık siz hesap edin! Eğer iki bin on iki eksi bin dokuz yüz kırk altı, eşittir atmış altı yıllık bir oturmuş demokrasimiz olsaydı ne olurdu? Çok genel ifade ile bu hesaptan darbelerin, toplumumuz etkileri çıkarılabilir diye düşünüyorum.

Başkaları 2023 vizyonundan bahsetmezken, siz bunun için raporlar hazırladınız. 2023 vizyonunu temel özellikleriyle anlatır mısınız?

2023 vizyonu MTTB'nin ortaya koyduğu bir vizyon olarak, ilerlemeyi, öncü olmayı, tarihimizin bize yüklediği ve coğrafyamızın bizden beklediği ve aslında yerine getirmemiz gereken, görev ve misyonumuzun gereği olan yere ulaşmak için yapılması gereken şeyleri ifade eder. Sizin de söylediğiniz gibi biz MTTB olarak kimse 2023'ten bahsetmezken ve bu konu üzerinde çalışmazken biz 2023 raporları hazırladık ve arkadaşlarımıza bu vizyonu kazandırmak için çalışmalar yaptık. MTTB olarak, şimdilerde artık 2023 ve 2123 vizyonu olarak konuştuğumuz konunun öğrenci ayağıyız ve başı çeken öncülerinden biriyiz. Nasıl ki 2023'te şu an Türkiye'de konuşulan konulardan birçoğu konuşulmayacaksa, şu an yalnız siyasi anlamda değil, özel sektör ve üniversiteler dahil her alanda görevde olanların büyük bir bölümü de görevde ve belki de hayatta olmayacaktır. Bu nedenle bu günün gençleri bu misyona sahip olmalıdırlar ki, onlar otuzlu, kırklı yaşlarına geldiklerinde yani 2023 olduğunda bu misyona uygun hareket edebilsinler.

2023 vizyonuna erişmek için toplum olarak çok çalışmalı, bizi biz yapan değerlerimize sıkı sıkıya bağlı kalmalı, dinimizi en güzel şekilde yaşamalı ve kendimizi çok iyi şekilde geliştirmeliyiz. Yalnız Türkiye için değil, dünya için düşünmeli, plan ve fikirler üretmeliyiz. Dünya insanı olmalıyız. Şimdiden o zamanların planını yapmalı ve o yıllar için hazırlanmalıyız. Gerçekleştirilebilir hedefler belirleyip yol haritaları çıkarmalı ve ulaşmak için var gücümüzle çalışmalıyız ve hiçbir şeyin bizi bu hedefe ulaşmaktan engellemesine izin vermemeliyiz. Feraset sahibi olmalıyız. İrfanımızı yitirmemeliyiz. Gençlerin öneminin farkında olup onları hazırlamalıyız. MTTB'nin 2023 ve bizim şimdi konuştuğumuz tarih olan 2073 için MTTB'nin bu vizyonlara erişmedeki rolü çok kısaca budur.

MTTB'li olmak bir ayrıcalık mıdır? Ve MTTB'nin üniversite gençliğine sağladığı faydalar nelerdir?

MTTB bir hayat okuludur, benim gördüğüm ve geçmişten bugüne değerlendirdiğim kadarıyla... Öğrencilere, özelde ilgilerinin olduğu alanda ve genelde birçok farklı alanda kendilerini en iyi şekilde yetiştirme imkânı sağlamaktadır. Hal böyle olunca da, MTTB bünyesinde kendisini geliştiren arkadaşlarımız okullarını bitirip de çalışmaya başladıklarında arkadaşlarından bir adım önde olma imkânı vermektedir. Bunun yanında arkadaşlarımıza yalnız kendi fakültelerinden değil kendi okullarından, aynı şehirdeki farklı üniversitelerden, farklı şehirlerdeki üniversitelerden ve hatta Türkiye'nin her üniversitesinden MTTBli olma bilinci ile hareket eden birçok arkadaş sahibi olma fırsatı tanıyarak ciddi bir çevre kazandıracaktır.

Bu işlerin en önemli ve ilk kuralı, salih ve halis niyetli olmaktır. Bir hesap üzere MTTB bünyesinde olmak pek mümkün değildir bence, çünkü hesap üzere olan kişileri bu bünye pek de kabul etmemektedir. Bir netice olarak belirli yerlere gelinmesinin doğal olduğunu düşünmekle birlikte bir yerlere gelmek için bir süreç olarak kullanmanın yani bir neticeye ulaşmak için bir araç olarak kullanmanın aynı neticeleri doğurmayacağını düşünüyorum. Yani, bundan yirmi sene sonra eskimez MTTBli olacak kişilerin referansının bu şekilde alınamayacağı kanaatindeyim.

5 Nisan'da YÖK'ün aldığı bir kararla fen-edebiyat fakültelerine verilen pedagojik formasyonun kaldırılmasının akabinde birçok üniversitede bu kararı protesto ettiniz ve 3 Mayıs'ta YÖK, bu hakkı yeniden fen-edebiyat fakültelerine iade etti. Bu kararın alınmasında acaba MTTB mi etkili oldu?

Biliyorsunuz ki, MTTB dışında bu karara henüz bir tepki oluşmamıştı ve bu kararla, fen-edebiyat fakültelerinde okuyan öğrencilerin mağduriyetleri söz konusuydu. MTTB, direkt üniversitelerin sorunlarını baz aldığı için bu konunun takipçileri olduk. Ulusal Öğrenci Konseyi Başkanı N. Nuğra Ağaoğlu ve YÖK Başkanlığı ile yaptığımız görüşmeler, bu sorunun çözüme kavuşacağı güne kadar devam etti. Nitekim 3 Mayıs'ta alınan kararla bu haksızlık giderilmiş oldu. Demokrasiyle yönetilen ülkelerde STK'lar toplumun dili olma görevini üstlendikleri için toplumdaki aksaklıklara ve sorunlara karşı çözüm oluşturulması ancak STK'lar aracılığıyla sağlanabilir. Biz de bir sivil toplum kuruluşu olarak bütün fen-edebiyat fakülteleri öğrencilerini mağdur eden pedagojik formasyon hususunda elimizden gelen gayretleri göstermiş, birçok teşkilatımızla bu kararı protesto etmiştik. Ve bu sorunun çözüme kavuşması hususunda ne yazık ki MTTB dışında herhangi bir STK'dan tepki gelmediği için ve MTTB olarak biz ön aldık; hem Ulusal öğrenci Konseyi başkanıyla hem de YÖK Başkanlığı ile yaptığımız görüşmeler bu kararın alınmasında etkili oldu diyebilirim.

 

Salih Ağbalık konuştu

GYY notu: Milli kelimesini önce asli anlamında olduğu gibi din olarak alıp ardından dinin içini, yani Milli'liği Türklük ile doldurmayı bir ulusalcı yaklaşım olarak algılamamak çok zor. Sayın Başkandan "Milli" kelimesinin içine din diyerek, Balkanlardakiler öyle diyor diye Türk'ü, Türklüğü konduruvermemesini dileriz. Bunu başkaları yapabilir, ama hürmet ettiğimiz, değerli bulduğumuz MTTB bunu yapmasın ne olur...Kaynağımız Balkanlar ne zaman oldu kendimizi isimlendirme konusunda?! Kur'an'ın verdiği Müslüman, Ümmet, Millet kelimelerinin yerini Müslüman anlamına geldiği söylenen Türk kelimesi asla dolduramaz. Elbette Türkiye Cumhuriyetinde kuş dili ile konuştuğumuzu biliyoruz. MTTB'nin rejimden alındığını biliyoruz. Müslümanlara Balkanlıların Türk demesi onların takdiridir, teşekkür ederiz ama bu Türk Müslüman demektir anlamına gelmez lugavî manada. Siyaset olarak bu anlamın verilmesi tercih edilebilir, edenler var; İsmet Özel Bey gibi mesela... Velhasılı Milli'yi Milli olarak, Türk'ü Türk olarak kullanmayı salık veririz sevdiklerimize...

 

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2012, 12:16
YORUM EKLE
YORUMLAR
Muhammed İkbal GÜLER
Muhammed İkbal GÜLER - 7 yıl Önce

GYY nedir anlayamadım.

Enes güler
Enes güler - 7 yıl Önce

Sayın İsmail Emrah Karayel milliyetçiliği, Türkçülüğü İslamla bir tutmanıza çok üzüldüm. Asım Gültekin'innin de dediği gibi mttb bunu yapmasın ne olur. Mttb'yi seviyorum, değer veriyorum ama bunu yapmasın ne olur!

banner8

banner19

banner20