banner17

Modern şiiri son sınırına kadar götürdü!

Şair Mustafa Köneçoğlu'na arkadaşımız Ali Yaşkın Cahit Zarifoğlu'nun şiirine ilişkin sorular sordu.

Modern şiiri son sınırına kadar götürdü!

 

Şair Mustafa Köneçoğlu ile Cahit Zarifoğlu şiiri üzerine  bir söyleşi gerçekleştirdik.

Cahit Zarifoğlu'nun, şiirlerini yayınlamaya başladığı 1960'lı yılların başında İkinci Yeni şiiri gün gibi ortadadır. İkinci Yeni için yapılan “kaçış şiiri” nitelemesi doğru olarak alınırsa Zarifoğlu'nun şiirini İkinci Yeni’nin sonuçlarından biri olarak görebilir miyiz?Cahit Zarifoğlu

İkinci Yeni şiirini, kaçış şiirinden çok, modernliğin sonuçlarıyla dil düzleminde bir tür hesaplaşma (içsel) olarak okuma taraftarıyım. Mesele dil düzlemi olunca elbette gerçeklikten bir kaçış havası olarak addedilebiliyor. İkinci Yeni şiiri bu anlamda hem bir tür kaçış hem bir tür karşı koyuştur. Şairler bağlamında değerlendirildiğinde bütün bunların örneklerini bulmak mümkündür İkinci Yeni şiirinde. Dolayısıyla Attila İlhanvari bir tutumdan ziyade İkinci Yeni’ye toplumsal bir patos olarak yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Bu şiir akımının sadece yeni şairleri değil, bir önceki kuşağı dahi etkilediğini, alışkanlıklarını değiştirdiğini düşünürsek Zarifoğlu’nu da bundan uzakta tutamayız tabii. Ama o, İkinci Yeni şiirinden etkilenmekle birlikte kendi şiirini kurma başarısını gösterdiği için büyük şairdir. Mesele öznellik meselesi...

Hemen her şairde görülen kendi sesini arama devresi, Zarifoğlu'nda yok gibidir. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bazı şairler şiire etkili ve güçlü bir giriş yaparlar. Hatta ilk şiirleri daha çok dikkat çeker. Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel ve Sezai Karakoç böyledir. Bazı şairlerse zaman içinde şiirini daha da olgunlaştırırlar. Behçet Necatigil, Turgut Uyar böyledir örneğin. Ama bu işin mutlaka bir mutfak ve hazırlık kısmı var. Fakat Cahit Zarifoğlu’nda bu kısım pek görülmez. İsmet Özel ise o kısmı çok iyi saklar. Tabii bir de yetenek çok önemli. Zarifoğlu bir çırpıda şiir yazan nadir şairlerden. Bu onun şiire ne kadar hazırlıklı ve açık yaşadığıyla ilgili. Kendi deyimiyle ilhamı beklemeyen, kendine getiren bir şair o.

Cemal Süreya, “Zarifoğlu'nun şiirinde çok şey serüven duygusundan doğmuştur. Serüvenin kahramanı kendisidir.” şeklinde söz eder onun şiirinden. Sizce Cahit Zarifoğlu'na bir serüven ve coşkunun şairi diyebilir miyiz?

Serüven duygusu dünyanın faniliğini idrakten doğan bir duygu. Dünyanın faniliğinin idraki şiire has bir fidelik. Zarifoğlu bu fideliğin farkına çok erken varanlardan, “ne çok acı var” diyerek. Dolayısıyla onun şiiri bu fanilik karşısında bir yer tutma, serüven içre ayağını sağlam bir yere koyma çabasından ibaret diyebiliriz. Evet, bu serüvenin kahramanı kendisidir, başka kim olacaktı. Tabii serüven sözcüğüne Cemal Süreya’yla aynı anlamı yükleyip yüklemediğimizden emin değilim.

Zarifoğlu'nun İşaret Çocukları'ndan başlayıp Korku ve Yakarış'a ulaşan şiir serüveni bir durulma eğilimi göstermiştir. Şiirden başka yazdıkları da bu durulma sürecini hızlandırmıştır. Zarifoğlu'nun şiirinde karmaşık olan neydi ve durulma hangi yöne doğru olmuştur?

Mustafa KöneçoğluAslında ben, bir şairin hayatı boyunca bir şiir yazdığını düşünüyorum, hatta bir mısradır bu. Yapmaya çalıştığımız bu şiirin farklı versiyonlarını yazmak. Yoksa ilk şiirle son şiir arasında şekilsel farklılıktan öte bir fark da yok. Her şiir girişiminde o ilk şiiri yazamadığımızdan yeniden yazmaya girişiyoruz. Elbette karmaşık bir sürece tekabül ediyor bu. Zarifoğlu, modern şiiri bence gidebileceği en son sınırına kadar götüren bir şair. Dilin sınırlarını bu kadar geren ve anlam içinde kalarak bunu yapan başka bir şair yok bana göre.

Karmaşık olan modern hayatın kendisi. Dolayısıyla ona bir karşılıktan ibaret olan şiir de karmaşık oluyor. Çünkü şair dünyayı diliyle yoklar ve ölçer, boyutlarını fark eder. Gidebildiği yere kadar gittikten sona da başa döner. Artık gelinen yer dil içinde yeni bir dildir, saf, arı ve duru. Zarifoğlu bunun doruğuna son şiirlerinde çıkmıştır. Örneğin “Sultan” şiirinde bu sadelik ve zirve görünür. Japonların çok güzel bir sözü var, “sadelik son merhaledir” diye. Şiir sanırım o merhale içinde bir yolculuk.

Zarifoğlu şiirinin, dikkatli bakmayan için sürekli soru soran, hatta hiçbir şeyden emin olmayan bir yapıya sahip olduğunu söyleyenler bile çıkıyor. Ne dersiniz?

Hayır, aslında bana göre soru sormak, hiçbir şeyden emin olmamak şiiri besleyen asıl insanî özdür. Şiir tamamen buradan beslenir. İmge bu belirsizlikte boy verir. Yoksa şiir dediğiniz şey ideolojik bildiriden öteye gitmezdi. İnsanlar ne zaman öleceğini bilseydi kesinlikle kimse eline kalem almazdı diyorum ben. Sanıyorum siz yapısal bazı sıkıntıları kastederek bu soruyu soruyorsunuz. Fakat yapısal sorunları şiirin kaynağından, özünden farklı bir yerde değerlendirmeliyiz.

Geleneğe veya çağına katışmayan ama ayrı da düşmeyen ve bu niteliğiyle kolay kolay eskimeyecek bir şair olarak görebilir miyiz Cahit Zarifoğlu'nu?

Tamamen öyle. Ben bunu işletme dilindeki inovasyon kavramıyla eşleştiriyorum. Alışılagelmiş yeniye denk gelir bu kavram ve aynı zamanda özgül ağırlığı olan her şiirsel atılımı da karşılar. Eskilerin tabiriyle ne tamamen aynı ne de gayrı. Bir öncekine benzemeyen bir edebî metin olsa olsa hilkat garibesi olur, benzeyen ise klişeden öteye gidemez, altın denge; aynı biz insanlarda olduğu gibi. Hem herkese benzeriz hem de herkesten bir o kadar farklıyız. Şiir de insana benzer, hatta tıpatıp aynıdır.

 

Ali Yaşkın sordu

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2016, 11:12
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20