banner17

Modern eserler de verseniz iskelet klasik olmalı

''Bizim bir ismimiz varsa, o da titizliğimizden. Sıradan bir eserimiz yoktur, yapmam çünkü.'' diyen Osman Özçay, hat sanatına ve kendi sanat hayatına dair Mehmet ve Betül Erken'in sorularını yanıtladı.

Modern eserler de verseniz iskelet klasik olmalı

Hattat Osman Özçay... Özçay ailesinden bir diğer hattat. Abisi Mehmet Özçay ile beraber hat sanatı ile ilgileniyorlar. Kardeşleri Fatma Hanım da yine meşhur bir müzehhibe.

Osman Bey, televizyonlarda, gazetelerde, internet sitelerinde pek gözükmese de, dünyaca ünlü hattatlarımızdan biri. Abisi ve kardeşi ile beraber pek çok ulusal ve uluslararası sergiye katılan Osman Özçay’ın Dubai’den Amerika’ya farklı farklı yerlerde, orjinal ya da reprodüksyon eserlerine rastlamanız mümkün. Bunun yanında eserlerinin internette de ciddi bir dolaşıma sahip olduğunu söyleyebiliriz. Muhtemelen hat sanatı adına internette paylaşılan fotoğraflarda, görsellerde Osman Özçay’ın çalışmalarını zaten görmüşsünüzdür ve kimin yazdığına dikkat etmemişsinizdir.

Dunyabizim olarak, Osman Özçay ile hat sanatına ve kendi sanat hayatına dair samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Biz hat sanatıyla meşgul olmaya 82 yılında başladık” diyerek sohbete başlayan Özçay, devamında şunları söyledi: O zamanlar hat sanatıyla uğraşan çok az kişi vardı. İlmî çalışmalarıyla bilinen Uğur Derman, hattat olarak da Hasan Çelebi, Hüseyin Kutlu, Fuat Başar gibi birkaç kişi bilinirdi. Bizim başladığımız yıllarda bu sanatın ticari boyutu hemen hemen yoktu, profesyonel olarak bu işi yapan ise hiç kimse yoktu. Pek çok kişi kendi mesleğinin yanında bu sanatla uğraşıyordu. IRCICA müsabakasını yaptıktan sonra hat sanatı meraklıları için kendilerini bu alanda tanıtma imkânları oldu. Bizi de ilk oradan tanıdılar zaten. Ondan sonra bu yarışmalar yavaş yavaş yaygınlaşmaya başladı. IRCICA üç senede bir yapıyor bu yarışmayı. Ek olarak Türkiye'de Albaraka bu işi yaptı, onlar da iki-üç senede bir hat müsabakaları yapıyorlar, hat koleksiyonu yapıyorlar. Albaraka’nın mesela takvim basma işi de var. Yüz bin adet civarı ile başladılar hatırladığım kadarıyla, şimdi iki yüz elli bin takvim basıyorlar ve bu iki yüz elli bin takvim evlere giriyor.

Benim de annem onları kullanır, ertesi sene tablo yapar.

Aynen öyle, düşünebiliyor musunuz, binlerce eve girdi bunlar.

Tarihleri tam hatırlamıyorum ama Albaraka’nın bu çalışması için daha yeni bir çalışma diyebilir miyiz?

Çok yeni değil, on beş-yirmi sene oldu. Bu sanata Türkiye'de onlar epey sahip çıktı. Bugün bundan etkilenen diğer İslam ülkeleri var. Mesela Dubai bu konunun öncülerinden, yani hat sanatını teşvik anlamında en çok faaliyet yapan onlardır. Hat sanatının son on-on beş yılda çok gelişmesinin ilk sebebi onlardır. Şahsen de tanıştığımız Birleşik Arap Emirlikleri kültür bakanı büyük bir hat koleksiyoncusudur. Oranın meclis başkanı bir hat koleksiyoncusu, parlamentodan sorumlu devlet bakanı bir hat koleksiyoncusu.

Türkiye'de resmi alanda öyle isimler yoktur maalesef. Bizdeki hat koleksiyoncuları ticaretle uğraşan insanlardır. Resmi görevlerde yer alan biri bu işlere ilgili olunca, doğal olarak bu konu ile ilgili faaliyetler de yapıyor. Kültür bakanı hat koleksiyoncusu, ne yapacak? Hat sanatıyla ilgili faaliyetler yapacak tabi ki. Bu sebeplerle Birleşik Arap Emirlikleri her sene birkaç tane sergi yapmaya başladı. Bu sergilere değişik ülkelerden hattatları çağırdılar ve o eserlerin hepsi orada satıldı, alıcı buldu. Bu çok önemli bir şeydir.

Alanlar Dubaililer mi yoksa yurtdışından gelenler mi?

Dubaililer daha ziyade, oranın insanı.

Dubai biraz daha zengin bir ülke diğer Arap ülkeleri arasında. Orada hattın biraz daha ticarileşmesi Dubai'nin bu yönüyle alakalı olabilir mi acaba?

Evvela orada gelişmesi dediğim gibi kişiyle alakalı, bunu tekrar edeyim. O bakanla alakalı, meclis başkanıyla alakalı. O, hattı çok seven bir insan ve hat sanatının dünyada gelişmesi, daha kıymetlenmesi gayesiyle yapıyor ve bu sanat vesilesiyle Dubai kendisini de tanıtmış oluyor. Ama dediğim gibi bu bakan gerçekten seviyor hat sanatını, diğer sebepler ikinci planda.

Dubai Kültür Bakanlığı, her sene hem hat hem tezhip yarışması düzenler. Tezhip müsabakasını dünyada ilk kez gerçekleştirenler onlardır. Hiçbir ülkede yapılmadı bu güne kadar tezhib müsabakası.

Dubai, Selefiliği ile meşhur bir memleket. Dubai, Suudi Arabistan...

Dubai bir Batı şehri gibidir. Oraya gittiğiniz zaman bir Avrupa şehrinden farkı yoktur. Mesela Sharjah var, o daha muhafazakâr bir yer. Ama Dubai her şeyin olduğu bir yer yani. Şarjah'ın dindar olması da emirinin daha dindar olmasından dolayıdır. Mesela orada içki yasaktır. Ama Dubai'de her şey serbesttir. Yani Dubai'de dindarlık pek yok. Giderseniz görürsünüz, tam bir Batı şehrine gitmiş gibi olursunuz.

Hat ve tezhibin burada yaygın olması biraz çelişkili durmuyor mu o zaman?

Türkiye’de hat ve tezhib sanatları din ile ilişkili olarak algılanır ama onlar sadece sanat olarak bakıyorlar, yani sanat-din ilişkisini kurmuyorlar pek.

Aslına bakarsanız Türkiye’de de sanat-din ilişkisinin çok fazla olduğunu söyleyemeyiz. Türkiye'de hat toplayan insanların, alan insanların çoğu dindar değildir mesela. Yani dindar kimliği ile öne çıkmayan isimler bu işe daha çok sahip çıkarlar. Bugün mesela Erdoğan Demirören, büyük bir koleksiyoneridir. Belki Türkiye'deki en büyük koleksiyonerdir. Sadece hat değil, bütün klasik sanatlarla ilgili geniş bir koleksiyonu vardır. Cengiz Çetindoğan vardır mesela, büyük bir hat koleksiyoneridir. Hatta müze yapacakmış; her şeyin projesini yaptırmış, yeri belli, müze kuracak hat sanatıyla ilgili. Bunlar hat sanatına sanat olarak bakan insanlar. Bunun gibi başka pek çok isim var bu sanatla ilgilenen ama dindar kimliğiyle ön plana çıkmamış insanlar genelde dediğim gibi. Tabi ki muhafazakar camiadan da bu işi sahiplenen isimler yok diyemem; çok yakın tanıdığım, bu işe gönül vermiş isimler var. Fakat ticaretini yapanlar, toplayanlar bu camiadan değildir genelde. Bunlar sanat olarak, yatırım olarak bakarlar hat sanatına.

Bir de hat sanatı çok eski bir sanat. Bizim genlerimizde olan bir şey. Yani hat sanatı harf inkılâbından sonra yok olmaya yüz tutmuş bir sanat. Hattatlar işsiz kalmış, sadece Hattat Hamid başka işinin yanında bu işi devam ettirmiş. Uğur Derman hoca da ilmi çalışmalarla günümüze aktarılmasına sebep olmuştur. Hatta Uğur Hoca, 'yok olup gideceğini düşünürdük' der mesela. O noktada yani. Ama bizim genlerimizde var. Bir de tabii İslami bir sanat, Kur'ânî bir sanat. Cenab-ı Hak muhafaza ediyor yani bir şekilde.

Ben ilk başladığımda hiç maddi bir düşüncem, beklentim yoktu. Tamamen bir meraktı. Uğur Hoca'nın neşrettiği “Kalem Güzeli” kitapları var mesela. O kitaplar o noktada çok hizmet etmiştir. Sanatın tekrar tanınmasına vesile olmuştur. Meraklılar işte o kitaplar vasıtasıyla ilgi duydu, öyle öyle gelişmeye başladı. Sonra müsabakalar, İSMEK kursları bu sanatların tanınmasına epey katkı sağladı. Sanatkâr yetişmesine pek katkısı olmadı belki ama tanınmasına katkı sağladı.

Veya bir aşama olarak, bir kademe olarak insanlar buradan geçtiler değil mi?

Tabii... Ne oluyor mesela, binlerce kişi merak edip de bu kurslara gidiyor. Aradan kabiliyetli ve yetenekli 3-5 kişi çıktığında bu işi daha iyi geliştirebilecekleri üstadlara gidiyorlar, devam ediyorlar.

Hocam Dubai’de bu işler yaygınlaştıktan sonra başka ülkelerde de benzer faaliyetler yapıldı mı? İnsanlar görüyor, kim meşhurmuş, kim değilmiş falan...

Evet diğer ülkeler de başladı, Katar, Ürdün, hatta Suudi Arabistan bile bu işlere girdi. Dediğim gibi Dubai'nin o hamlelerinden sonra diğer ülkeler de başladı. Kuveyt mesela; aşağı yukarı onlar da her sene sergiler, faaliyetler yapıyorlar.

Hocam peki sizin ilişkileriniz nasıl gelişti Türkiye dışındaki çevrelerle, ülkelerle?

Sharjah'da sanat merkezi diye bir yer var. Bazı hattatlar çalışmalarını burada sürdürüyor. Bu kültür bakanı bir vesileyle bizi tanıyor, öğreniyor. Hat almak istiyor adam ama nasıl ulaşacağını bilmiyor. Bir hattat vasıtasıyla bizimle tanışıyor, sonra bizden eser almaya başlıyor, sonra Türkiye'ye geliyor ve Dubai'de bize bir sergi yapıyor.

Size özel?

Evet bize özel, üç kardeş olarak bize özel bir sergi yaptı. O sergi çok etkili oldu Körfez'de. Çok iyi bir organizasyon yaptılar burada. Tabi üst düzey birisi sahip çıkınca, imkanların da tamamını açtı; kataloğuyla, tanıtımıyla, medyasıyla, çok başarılı bir sergi oldu, hat sanatının tanınmasında çok etkili oldu. Bundan sonra Kuveyt'tir, Tunus'tur, Fas'tır, Cezayir'dir, Suud'dur, hepsinde bu çeşit sergiler açılmaya başlandı. Mesela Suud üç-dört sene önce bir sergi yaptı, dünyadaki bütün sanatkârları çağırdı, 280 tane sanatkâr çağırdı. Normalde Suud'un böyle şeylerle hiç alakası yok fakat Suud'un "biz yaparsak en iyisini yaparız" düşüncesi var, bu düşünceyle bir sergi yaptılar. Yaklaşık iki sene oldu, Kâbe genişletme projesi var. Bu projede hat yazısı kullanmaya karar verdiler, eskiden hiç itibar etmezlerdi biliyorsunuz. Ama şimdi yavaş yavaş bu işlerin kıymetini anlıyorlar gibi geliyor bana. Bu yazıları da bizden istediler yazmamızı. 2 senedir bu iş ile yoğun olarak ilgilendik. Onlar da değişiyor zamanla.

Sizin ailecek uluslararası ayağınızın fazla olduğu intibaı oluştu bende. Yanlış bir intiba değil herhalde, değil mi hocam?

Öyle diyebiliriz evet. Hatta şunu söyleyeyim, bizim eserlerimizin çoğu yurtdışındadır.

Bu yurt dışına açılma süreciniz nasıl yaşandı peki?

İlk adım IRCICA’nın yarışmasıdır, 1986’da. O yarışma, uluslararası hattatların birbirini tanımasına sebep oldu ve aynı zamanda hat sanatının da biraz daha tanınmasını sağladı. Ondan önce yurtdışından kimseyi bilmezdik. Onlar da bizi bilmezdi. Ama o yarışmada yurt içinden, yurt dışından ödüller alanlar oldu, burada tören oldu, buraya geldiler, herkes birbirini tanıdı, tanıştı. Bundan sonra ilişkiler zamanla gelişti. Şimdi her yerdeki iyi hattatlar hep birbirini tanır. IRCICA sonra sergiler yaptı yurtdışında, değişik ülkelerde. Ödül alan eserleri sergilediler o ülkelerde. Ama kıymetlenmesinde etkili olan Dubai'dir. İlk 2002'deki sergide eserlerin değeri diyelim iki bin dolar, üç bin dolar, dört bin dolar civarındaydı. Bugün bizim talebelerimiz daha pahalıya eser satabiliyor.

Bunun böyle ticarileşmesi hakkında ne düşünüyorsunuz peki? Yani ilk başlarda hiç böyle bir şey yoktu diyorsunuz 80'lerin başlarında.

Yoktu. Ben hiçbir zaman ticari düşünmedim, onu söyleyeyim, hâlâ da düşünmüyorum. Ben sanatımı en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Gayem o. Ticari de eser yapmam. Yani zevkime göre, anlayışıma göre eser üretirim, ondan sonra müşteri geliyor, o ayrı bir şey, müşterisi oluyor tabii ama ben hiçbir zaman ticari bakmadım bu işe. Zaten ticari bakan bir kişi başarılı olamaz.

Siparişle iş yapma gibi bir şey mi ticari dediğiniz?

Evet. Ticari oldu mu, talebelerden de belli oluyor, hakikaten samimi olarak sanat öğrenmek isteyen başarılı oluyor ama ben bunu yaparsam şu kadar para kazanırım, şöyle para kazanırım diye düşünenler başarılı olmuyor. Bu bir aşk işidir. Aşk olmadan olmaz.

Sizin ayrı bir işiniz var mıydı başladığınızda?

Şöyle: Ben üniversiteyi bitirdikten sonra yayıncılık işlerinde falan çalışıyordum. Ama hiç resmi görev almadım. İlk zamanlar hatla uğraşıyordum. Tamamen bir meraktı bizim için. Sonra, kazazlık diye bir sanat var, babamın sanatı; tesbih püskülü, tesbih kamçısı, vs. yapılır bununla. Bunu gerdanlık olarak yaptık, kolye olarak yaptık, tesbih püskülü olarak yaptık. Ben bir dönem hat sanatının yanında geçim için bu işi yaptım. Tesbihe asıl babam meraklı. Babam da zaten sanata meraklı birisi. Kazazlık ölmek üzere olan bir sanattı, babam onu diriltti diyebilirim. Halbuki çok eski bir sanattır, Topkapı Sarayı'nda bile örneklerini bulabilirsiniz rahatlıkla.

Şu an yapılmıyor mu?

Yapılıyor şimdi. Bizden sonra babam birkaç kişiye öğretti bunu, yapanlar var. Ama ben bu işi bıraktım. 2002'deki sergiden sonra ben artık tamamen hat sanatıyla uğraştım.

Şimdi hocam, ben az olan bilgimle sizin eserleriniz ve çalışmalarınıza baktığımda iki şey dikkatimi çekti: Birincisi eserlerin kaliteli reprodüksiyonları, ikincisi de eserlerde renk kullanımı.

Baskının yanında fotoğraf da var evet. Biz bu işte inject baskı denen bir tekniği kullanıyoruz. Bu vesileyle çok kaliteli ürünler alınabiliyor.

Nasıl bir şey inject baskı?

Inject baskıda, ofsetten farklı olarak bir tane ürün basıyorsunuz ve en önemli özelliği şu: Renkler solmuyor. Ofset baskı levha ışıktan etkilenir ve zamanla solar, özellikle bazı renkler çok solar ama inject baskıda bu solmuyor. En az yüz yıl garantili. O tip baskılar yapıyoruz. Abimin yürüttüğü Meşk Yayıncılık var, o vasıtayla yapıyoruz.

O yayınevi tam nasıl işliyor, yani kendi eserlerinizi mi basıyorsunuz?

Sanatla ilgili baskılar, levhalar, vs... Tamamen hat sanatı. Ama çok yoğun çalıştığını söyleyemem. Yayıncılık emek isteyen bir iş ve biz de yeteri kadar vakit ayıramıyoruz buna.

Baskı, hattatların ya da sanatkarların çok tercih etmediği bir şey. Onlar niye yapmıyor, siz niye yapıyorsunuz?

Bunun sebebi, yapılabilecek diğer tip baskıların kötü olmasıdır. O nedenle insanlar tercih etmez. Biz, kaliteli baskı da yapmak maksadıyla bu işe girdik. Yoksa gerek yok aslında bir hattatın öyle şeylerle uğraşmasına. Ticari de değil, onu da söyleyeyim, oradan bir beklentimiz yok. Tamamen kaliteli baskı yapmak maksadıyla yapılmış bir şey.

Hattat sayısı belli, yapacağı eser sayısı belli, bunun yaygınlaşması için bu tür bir yöntem de bir nevi gereklilik aslında. Bir de iyi kötü insanların talep ettiği bir şey tablolar. Normal bir hat yazısını almak pek çok kişi için karşılayamayacağı bir maddi yüktür. İnsanların evlerine hat tabloları asmasının güzel bir şey olduğunu, teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorsak, bunların olması mecburi...

Tabii, orijinal kaç kişi alabilir? Meraklısı evine bir eser asmak istiyorsa yapılması gereken şey bu. Ama kaliteli olması lazım, solmaması lazım ki bir manası olsun. Bizim gayemiz de buna cevap vermek.

Ama yine de çok yaygın değil anladığım kadarıyla değil mi? Talep üzerine mi basıyorsunuz?

Çok yaygın değil evet, talep üzerine yapılıyor. Ankara'da Sufiyane isimli bir yer var, bizim eserlerimizi Ankara’da o satıyor.

Hocam siz sanki bilgisayarda da çalışmalar yapıyorsunuz değil mi?

Evet, tabi.

Bu biraz standart dışı değil mi peki hocam?

Artık iş oraya doğru gidiyor. Onu engelleyemezsin, şu anda bir çok kişi onu kullanıyor. İslam âlemindeki hattatlardan kullananlar var. Bugün çok büyük yazıları, örneğin cami yazılarını elle işleyecek adam yok bir defa. Ama ne yapıyoruz? Yazıyı vektörel olarak hazırlıyoruz, anında onu CNC’de kesiyor. Ben Sultan Murad Camii’nin yazılarını yazmıştım, Trabzon’da. CNC tezgahında kesildi ve oraya götürülüp yerleştirildi.

Mesela Kâbe'deki yazılarım, bunları vektörel olarak çalışıyoruz. Bunlar Hindistan'a gidiyor, orada elle işleniyor. Mermerde önce yazı oyuluyor, ondan sonra lacivert taştan kesilip oraya yerleştiriliyor.

Peki bir fark olur mu elle yazılanla?

Bilgisayarda çalışmanın bazı güzellikleri var. Orada harflerinizi son bir noktaya getiriyorsunuz, geliştiriyorsunuz. Elle yazdığın zaman her zaman aynısını yapamazsın.

Sabite daha iyi mi diyorsunuz?

Onun şöyle bir zararı var: El biraz güç kaybediyor. Eli soğutuyor biraz. Yapacak bir şey de yok.

Siz bilgisayarda daha mı çok çalışıyorsunuz?

Bilgisayarı kullanıyorum. Kabe projesini yaparken bütün harfler vektörel olarak birikti bende. Onları kullanarak istediğimi yapıyorum. Artık cami yazısı el ile yazılmaz. Bu vektörel yazı kullanılarak yazılıyor. Çünkü kalite hem daha yüksek oluyor hem de daha kısa sürede çıkıyor. Zaten bir yazıyı yazmak değil, tashih aşaması çok uzun sürer. 3 günde bir levha yazarsın, en azından birkaç hafta sürer onun pürüzlerini gidermek. Cami yazılarında bu iş tabi ki çok daha uzun sürüyor.

Vektörel yazıları normal levhalar için de tasarım amaçlı kullanıyorum. Bir levha tasarladığımda onu bilgisayarda deniyorum, içime sindikten sonra da yazmaya başlıyorum. Çünkü levhalar için düşündüğümüzde vektörel çalışmalar, kesinlikle el yazısının yerini tutamaz.

Hocam dijital çalışma imkanları, kopyaları da artırmıyor mu?

Evet öyle bir şey de var; bizim eserleri alıyorlar, basıyorlar, başka yerlere uyduruyorlar, ve bunu bize hiç sormadan yapıyorlar. Geçenlerde İstanbul'da bir otel, logo olarak kullanmış benim çalışmamı. Bir izin alın hiç olmazsa değil mi yani? Çok kişi arıyor mesela, kullanabilir miyim diyor, ticari olmadığı sürece ben izin veriyorum. Yaygınlaşsın, ne olacak? Üç vav çalışmam var benim, çok yerde kullanıldı. Onu otelde logo yapmış birisi, Galata'da. Çok yerde gördüm bu şekillerde çalışmalarımı.

Hocam Türkiye dışı ile yoğun ilişkiniz olduğundan ötürü soruyorum, Arapçanız var herhalde değil mi?

Var, ilahiyat mezunuyum. Ancak ilahiyatı bitirdiğimde hiç konuşamıyordum. Bu sanat vesilesiyle Araplarla karşılaşınca sıkıntı doğurdu. Hem derdini anlatamıyorsun hem de anlatılanı anlamıyorsun. Bundan dolayı daha sonradan bir-iki sene içerisinde kendim geliştirdim Arapçamı. Çok iyi olmasa da işimi görüyor. Arapça bilmenin ve İslami ilimler bilmenin şöyle bir faydası var: Ne yazacağınızı biliyorsunuz. Bazı hattatlar var, alt yapısı yok, bir şeyler yazıyor. Yazdığı ise önceki eserleri taklitten ibaret. Ama eğitimini alan kişinin yazabileceği malzeme çoğalıyor, taklit dışında orijinal eserler ortaya konulabiliyor.

İngilizceniz?

Maalesef. Ama olmasını isterdim çünkü bu sanatta sadece Araplarla ilişki kurmuyorsunuz. İngilizcem olsaydı daha çok aktarırdım bu sanatı kendilerine.

Size ulaşmak isteyen birisi, mesela Batılı Müslümanlar, nasıl sizinle irtibata geçiyor?

Bugün isteyen herkes istediği kişiye internetten kolaylıkla ulaşabilir. Hangi alanda olursa olsun birine ulaşmak istiyorsanız artık çok kolay. Gelip bizi burada bulup konuşanlar oluyor. Ancak Batı’ya pek yönelmemişiz. Bizlerin ihmali bu. Orada çok şey yapılabilir. Organize edecek kurumlar olmalı. Ben kendi imkanlarımla yapamam ki. Sadece birkaç münferit örnek mevcut sergi anlamında.

Batılı Müslümanlar bu sanata bakıyor?

Dindarlıkla alakası yok bu sanatın. Zevk, estetik meselesi. Bu sanatla ilgilenen alıcı, güzelliğe bakıyor. Mesela bir yazarımız hep söyler der, “her Müslüman evine bir Hilye yaptırsın” diye. Toplumda kanaat önderleri, cemaat liderleri mevcut. Onlar dese ki alabilen bir levha alsın evine diye... Binlerce insan var bu ülkede bunu yapabilecek. Zaten öyle şeylere para harcıyorlar ki... Bir saate elli bin dolar verebiliyor, üç-beş bin dolara da bir levha alıversin. Ama bu oluşacak. Bizde bir elit kesim oluşmadı. Batıya gittiğinizde, mesela Venedik’te her evde bir resim asılıdır. Bu bir gelenek. Bizde yok. Bir de bizim camia parayı yeni gördü. Parayı gördüğünde ilkin ne ile uğraşırsa insan, bizim camia da onunla uğraşıyor ama yavaş yavaş bitiyor bunlar. On beş yirmi yıla bu uğraşlar bitecek ve sanatın kıymetini anlayacak. Sabancı’nın meşhur hat koleksiyonu vardır. Koleksiyonunu meşhur merkezlerde sergiledi. “Bundan sonra dünyada itibar görmeye başladım. Yoksa dünyada zengin insan çoktur. Ama böyle bir şeyin sahibi olmak bir ayrıcalıktır.” şeklinde beyanı vardır. Bu, kişiyi farklı bir boyuta getiriyor. Ama bizimkiler bunu zamanla öğrenecek.

Giderek yaygınlaşıyor bu tür zevkler değil mi...

Öyle. Mesela önceden tek tük program olurdu. Ramazanlarda bazı etkinlikler olurdu. Şimdi her yerde var. Belediyelerde bile var artık. Eskiden bütün müzehhibleri bilirdim; bugün yüzlerce var, çoğunu da tanımıyorum ve kalite de çok iyi. Hat sanatçıları da çoğaldı. Ama kalite tezhibdeki kadar iyi değil.

Tezhib de zor bir sanat halbuki...

Tezhibin emeği çok, hattın öğrenilmesi zor. Kişi üç senede tezhibi öğrenebilir ama hattı on seneden aşağı öğrenmek mümkün değil. Mesela hattan icazetli birçok kişi var ama bu pek de bir şey ifade etmiyor. İcazet artık formalite oldu. Ancak bu geleneğimizde olan bir şey, “eserinin altına imza atabilirsin” demektir icazet. İcazeti almadan imza atılamazdı. Bu silsile aslında Hamid Bey'de koptu, onun icazeti yoktur. Ama talebelerine icazet vermiştir. Kopmuş olması da önemli değildir, kendisi öğrenmiştir. Hat sanatında bir dâhidir. Bu sanatları kendi kendine öğrenmek inanılmaz zordur, ama o, yasağın olduğu bir dönemde bunu başarmıştır. O kesinti yaşanmasaydı eğer, her şey çok farklı olacaktı belki de Türkiye’de. Çok güzel eserler çıkardı meydana. Levha geleneği aslında Osmanlı’nın son yıllarında çıkmıştır. Önceden daha kitabîdir; kitaplara, kitabelere, mezar taşlarına falan yazılırdı. Levha şeklinde yazmak son dönemde başlamıştır. Ancak tam bu gelişirken kesintiye uğramıştır.

Tablo dışında hattın kullanımı kısıtlı herhalde değil mi?

Türkiye’de kısıtlı ama Arap ülkelerinde daha geniş. Ama kitaplarda falan değil, grafikerlik gibi isimlerin yazımı veya tabela gibi mecralarda kullanılıyor. Onlar da bilgisayarla yapılıyor. Artık elle yazma işi azaldı. Eğer Mushaf yazdırmak isterse biri yahut koleksiyonluk işler (bizim yaptığımız işler gibi) yapılırsa elle yazılıyor, yoksa hep bilgisayar ortamına taşındı.

Sizce bunun bir sakıncası var mı?

Hayır, yani artık herkes sanat eseri üretmek amacıyla bu işi yapıyor. Ama ticari olarak da bu işle uğraşana da bir şey diyemem.

Hocam siz konferans, sempozyum gibi programlara katılıyor musunuz? Pek fazla göremedim ben sizi medyada, araştırmama rağmen.

Ben işimle ilgileniyorum. Giden arkadaşlar var ama ben pek uğraşmıyorum. Yapı meselesi bu biraz. Televizyondan falan geliyorlar ama bir kaç kere çıktım. Dediğim gibi yapı meselesi, kimisi sever; ben sevmem. En son Albaraka’nın dergisinde bir röportajım çıktı. Sosyal medyayı da kullanmazdım. Sonra Instagram’ı kullanmaya başladım. Faydalı oldu ama. Daha geniş bir kitleye hitap edebiliyorsun. 15 binden fazla takipçim oldu. Mesela insanlar neyi daha çok takip ediyor, bunu oradan tespit etme imkanım olabiliyor. Ne tür çalışmalar insanların ilgisini daha çok çekiyor, onu görüyorsunuz. Örneğin modern çalışmalar daha çok ilgi görüyor.

Modernden kasıt?

Tasarım ve renk olarak. Eskiden renk kullanılmazdı, siyah beyazdı. İlk olarak renkli yazı yazmaya başladığımızda eleştiriler aldık. Ama sonradan baktık ki eleştirenler de renkli yazı kullanmaya başladı. Siz renkli yazıya baktığınız zaman hareketleri daha güzel görüyorsunuz. Bu daha çok dikkat çekiyor ve daha güzel. Renkli yazıda tashih olayını belli etmemek mesele. Mesela siyah yazı anlayana hitab eder. Çok iyi bir yazı da olsa az çok sanattan anlayana, o zevki olana hitap eder. Modern yazıda resim yönü var, dolayısıyla daha geniş kitlelere hitap ediyor. Daha geniş kitlelere ulaşmak için lazım aslında bunlar. Ama modern çalışmalarda daha önemli olan şey ne? Modern de olsa iskeletinin klasik olması lazım. Yani kullandığınız malzemeler klasik olacak. Klasikte bir vav yaptığınızda nasıl uğraşıyorsanız burada da aynı kalitede o vav'ı yapacaksınız. ‘Modern yapıyorum’ deyip uydurmak olmaz. Etrafta çok, dolu bunlardan. Bunlar sanat değil. Önce klasiği öğreneceksin, hazmedeceksin, ondan sonra modern çalışmalar yapacaksın; klasiği öğrenmeden modern çalışamazsın. O sebeple klasik çizilmiş bir vav ile modern bir vav arasında fark yoktur kalite olarak.

Klasiğin dışında bir düşünme tarzı gerektiriyor sanki...

Daha geniş düşünmek gerekiyor tabii. Aslında eski üstadlarda var bu tip şeyler. Aykırı çalışmalar yapanlar var aslında. Mesela Şefik Bey, Mustafa Rakım

Bu konuda hiç araştırma yapıyor musunuz kütüphaneye, camiye gidip?

Çok az. Bütün yazıları görmüşüzdür zaten. Hepsi neşredilmiştir, fotoğrafları fotokopileri var bizde. Ciddi bir arka planımız var.

Osmanlı öncesi Selçuklu, Arap dünyası, Endülüs gibi zaman ve yerlere ait bir bilginiz var mı?

Benim olmadı, yapılması gerekir. Mesela kufi yazılar var, Mağribi yazılar var. Akademisyenler çalışsın. İhtiyaç fazla ve mutlaka incelenmeli. Bir hattat hem yazıp hem inceleyemez. Aslında bizim yapmamız gereken şu: Bir sanatkar olarak ben üreticiyim. Bir galeriyle anlaşmam lazım, pazarlaması falan her şeyi ile o ilgilenmeli. Ben sadece eserle ilgilenmeliyim. Bu böyle olmalı. Ama bizde işler yeni yeni geliştiği için hem eser üreteceğiz, hem bunla ilgili faaliyetleri yapacağız, hem pazarlamasını, tanıtımını yapacağız, her şeyi ile biz uğraşıyoruz. Dolayısıyla vakit yok birçok şeye. Ama işin doğrusu böyle olur.

İstanbul’da klasik sanatlar galerisi var mı?

Sadece yazı alıp satan yerler var. Mesela Nişantaşı’nda Çebi Antik var. Günümüzde sadece hatla uğraşıp geçinen var artık.

Peki meslektaşlarınızla aranız nasıldır?

Talebelerimiz var. Bir de bizden meşk etmediği halde bize gelip bizden tenkid alanlar var.

Düzenli dersleriniz oluyor mu?

Cumartesi günleri derslerimiz oluyor.

Hocam konuyu değiştireceğim ama istifin nasıl meydana çıktığını sorabilir miyim? En önemli meselelerden biri bu herhalde değil mi?

Tabii, bazen bir istif günlerce uğraşırsınız çıkmaz. Bazen bir anda gelebilir. Bir istifi yaptım diyelim, bekletirim. Zaman zaman bakarım, değişiklikler yaparım. O an için görmediğim şeyler olabilir. Bunlar az emekle olmuyor. Çok düşünür, tasarlarım falan ama her şeyi yazmam, beğenmem çünkü. Tatmin etmesi lazım yazacağım şeyin.

Bunu eskiz gibi elde mi çiziyorsunuz?

Önceden öyleydi ama artık bir iki senedir bilgisayarda yapıyorum. Bilgisayarda kalıyor. Zaman içerisinde gelişiyor. Sonra tatmin olduğumda yazıyorum. Bir de tezhib yaptıracaksam süreç daha da uzuyor. Mesela bir yazı yazdım, müzehhibeye gönderdim, altı ay oldu daha bekliyorum. Bir levhanın öyle meydana çıkması kısa zamanda olmuyor. Kısa zamanda da yapabilirim. Çalakalem, çok titiz olmazsam çok üretken de olabilirim. Ama öyle çalakalem bir iş çıkar ortaya. Bizim bir ismimiz varsa, o da titizliğimizden. Sıradan bir eserimiz yoktur, yapmam çünkü. Dünyanın parasını verseler de yapmam.

Çok eseriniz olması, uzun süredir sadece bu işle uğraşıyor olmanızdan mıdır?

Tabii.

Peki, dışarıdan çok güzel bir işle uğraşıyor göründüğünüz halde “yordu beni, illallah ettirdi bu işe beni” dediğiniz işler oluyor mu?

Mesela hep aynı işi tekrar ettiğimde sıkıcı olabiliyor. Ama hat öyle değil. Her seferinde yeni bir şey. Aynı eseri iki kere yazdığım çok nadirdir. Hep tektir benim eserlerim. Çok özel birkaç tane eser olmuştur, kıramadığım kimseler için yazdığım olmuştur ama benim eserlerim bunların dışında hep tektir. İki sebebi var: Bir, aynısından bir tane daha yazacağıma yeni bir tasarım yazarım. İki, koleksiyonerde bir tane olması daha iyi bir şey.

Yenisini üretmek daha zor olmuyor mu, yenisi nasıl hep aklınıza geliyor?

Zor bir şey, ama geliyor işte. Bu da Allah vergisi bir şey. İlhamdır bu. Sanata başlayışım da böyledir. Sanata başlama niyetim yoktu ilk başta. Fuat Hoca sordu, “sen de başlayacak mısın” diye; “e başlayayım” dedim, öyle başladım. Bu bir sevk-i ilahi’dir bana göre. Nasıl bir başlamak! Gece gündüz, kendimi alamadan uğraştım. Bir senede meşkimi bitirdim. Elifbadan başlarsın, bütün harflerin birbiriyle bitişmesini çalışarak bir senede bitirdim. Ondan sonra, ben Erzurum’da başlamıştım. Sonra İstanbul İlahiyat’a geldim. Burada Uğur Hoca’yla tanıştık. Uğur Hoca’yla tanışmamız çok önemli bizim için, dönüm noktası. Çünkü Uğur Hoca bu konuda çok çalışmaları olan bir insan. Türk Petrol Vakfı’nın genel sekreteriydi. O zaman oradaki hat koleksiyonundaki orijinal eserleri gördük. Çok önemliydi bu. Uğur Hoca’nın yönlendirmeleri önemliydi. Kolay beğenen biri de değil kendisi. Mesela gösteriyorsun yazıyı, ne görmüşse der. Öyle bir yapısı var.

Birkaç farklı alanda icazeti var değil mi?

Klasik sanatlarla ilgisi var ama esas hat sanatıyla. Aslında eczacıdır kendisi. Edebiyata meraklıdır, çok zengin bir edebi birikimi var. Sormuştum bir keresinde kendisine “bu kadar beyti nasıl ezberlediniz” diye. “Okuduğum zaman bir iki seferde ezberliyorum” demişti. Öyle kuvvetli bir hafızası var. Yaşı sekseni geçmesine rağmen hâlâ kuvvetli bir hafızası var. Hattat Hamid nasıl Osmanlı’dan günümüze yazarak köprü olmuşsa, Uğur hoca da ilmi çalışmaları ile. Necmeddin Okyay’ın talebesi ve o bilgilerin günümüze aktarılmasında Uğur hoca bir köprüdür. Çok önemlidir hat sanatında yeri. Böyle başlayarak bugüne geldik işte.

Artık bu işin sahtekarları da türedi. Eski eserleri kopya etmeye çalışanlar var. Bu konuda koleksiyonerlerin dikkatli olması lazım. Mesela bizde eksik olan bir şey şu: Koleksiyonerlerin mutlaka bir danışmanı olmalıdır. İşi bilen, güvenilir bir danışmanı olmazsa aldanır. Mesela bizim danışmanlık yönümüz de var, koleksiyonerlere danışmanlık da yapıyoruz. Eskiden müzayedelerde her eser satılırdı, şimdi satamıyorlar, hep soruyorlar. Bugün iyi eser iyi para ediyor, kötü eser satılmıyor ama eskiden koleksiyonerlere neler neler sattılar. Şimdi herkes soruyor müzayededen önce.

Hocam çok teşekkürler, çok hoş bir sohbet oldu.

Ben teşekkür ederim.

 

Mehmet ve Betül Erken konuştu

Güncelleme Tarihi: 27 Ocak 2016, 10:10
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20