banner17

Modern bilimleri temel saymamalı!

Menderes Daşkıran ile ‘Eğitim Davasının Davası’ adlı tiyatro kitabını ve eğitim anlayışını konuştuk..

Modern bilimleri temel saymamalı!

 

Menderes Daşkıran 1962 Sivas doğumlu. Marmara Üniversitesi Tarih Bölümünden mezun. Eğitimci-Yazar. Sakarya Sosyoloji’de yüksek lisans eğitimi aldı. ‘Bir Medeniyet Projesi olarak Feta’ merkezli etkinliklerde bulundu, Değirmen Dergisi’nin yazar kadrosundan. Kalıplaşmış memur zihniyetini sarsan bir eğitim anlayışı önceliyle hareket ediyor. Çeşitli STK’larda çalıştı, kalıplara sığmayan bir inşacı. “Değirmen döngüsü”ne fikir taşımakla iştigal ediyor. Kendisiyle, Değirmen Yayınları’ndan çıkan Eğitim Davasının Davası adlı kitabı etrafında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Menderes Hocam, tiyatro kitabınız hayırlı olsun. Değerlerimizin inşası adına hayırlı neticeler vereceğini umuyoruz. Eğitim Davasının Davası, Değirmen Yayınları’nın 4. kitabı olarak yayınlandı. Eğitim konulu bir tiyatro yazma fikri nasıl oluştu, anlatır mısınız?

Öncelikle küçücük hacimdeki bir kitapta büyük hayalleri görme anlamındaki iradenizi kutlar, kitabı önemseme tavrınız için teşekkürlerimi sunarım. Kitabî bilgiler yerine öğrencinin kendi tecrübesine dayalı bilgi üretiminin eğitimin merkezi olduğu düşüncesi, bir sonraki adımda yaşayarak öğrenmenin güzel yollarından biri olan tiyatroyla buluşmamızı sağladı. Teknik olarak tiyatro, konu olarak da kendi hikâyemiz olan eğitim. Yani çok doğal bir hemhal oluş.

Kitabınız özelde eğitim anlayışı, genelde modern ilim telakkileriyle bir hesaplaşma üzerine kurulu. Sorgulayıcı, anarşist bir kitap bana kalırsa. Klişeleşmiş bir zihniyetle yüzleştiğiniz gibi yeni bir başlangıç, yeniden inşa fikri de mündemiç; kıyasıya bir eleştiri ve sorgulama var kitapta. Eğitim Davası’yla ulaşmak istediğiniz ideal hedefler nelerdir?Menderes Daşkıran, Eğitim Davasının Davası

Hepimiz biliyoruz ki yaşadığımız coğrafyada kıyasıya bir eleştiri var. Daha doğrusu adına eleştiri denilen sövgü döngüsü herkesi kuşatmış vaziyette. Bizim yapmaya çalıştığımız, eleştiriden öte bir sancının serencamı. Eleştirilerimiz kişiler ve olaylar üzerinden sürüyor. Bu da beraberinde kavgaları getiriyor. Olayların arka planı hâlâ bizler için meçhul. Sebebini de biraz toplumsal aklımızla ilgili yürütülen operasyonlarda aramak lazım.

Bu anlamda Eğitim Davasının Davası’yla öncelikli olarak; akıl tutulmamıza sebep operasyonların temelinde; ikbalimizle özdeş kabul edecek kadar içselleştirdiğimiz ve üzerinde dereceler kaydederek kariyerler oluşturmak için birbirimizle yarıştığımız modern bilimlerin varlığını işaretlemek ve her türlü sorguya buradan başlamak. İnsanlığa mümkün “tekeli” olarak modern bilimlerin algılatılması başarısı insanlığın çıkmazıdır. Allah âlemlerin Rabbidir ve aynı zamanda imkânların Rabbidir. Modern bilimler; iştiha azmettirici, nefsi duyuş ve müstağni görme üzerine varlıklarını temellendiren tanımlama bilimleridir. İnsanlığın yeni bir bilgi alanına ihtiyacı vardır; eşyayı kendi gerçekliğinde tanımaya dayalı bilimler. Bu tip bilgi anlayışına biz “Şehadet Bilimleri” diyoruz. Şehadet Bilimleri sözünü yeniden yükseltmelidir.

Kitap vesilesiyle bu konuda bir nevi kulaklara kar suyu kaçırmaya çalıştık. Bugün karşılaştığımız problem, “yap-boz” nitelemesini fazlasıyla hak eden eğitimin radikal bir karar almasını sağlayarak modern bilimler ısrarından onu vazgeçirmek. Temel mesele bu. Modernizm kaynaklı ne kadar çok tabumuz olduğunu fark edebiliyor muyuz?

Hayatımızın hayır üzerine biçimlenmesi hakikate olan duyarlılığımıza bağlı biraz da. Hayatında hakikate hatırı sayılır bir yer ayıran, hakikat eksenli bir nesil mümkün müdür?

“Tarihin Sonu” tezlerine hiçbir zaman için iltifat etmedim. Kalpler hâlâ güven limanı.

Bugün aldığı şekil itibariyle devasa bir kurum olarak eğitim sistemi ve eğitim camiasının öğrencilere değerlerimizin kazandırılması noktasına sadra şifa olduğunu söyleyebilir miyiz?

Eğitim sistemi devasa bir kurum. Buna karşılık üretimi cüce bile değil. Devasalığını hızlı bir şekilde sektöre dönüşmesine sebep olan uygulamalarla sürdürmekte. Bu noktada korkarım ki değerlerin dünyası da sektörel iştihadan nasibini alacak. Şu an emir komutaya dayalı “etik haftası” adı altında ruhsuz bir girişim var. En iyi niyetlisi dahi moda niteliğinin ötesine gidemeyecektir. Çünkü değerler eğitimi, seküler yaşam biçiminin açığını ve çelişkilerini kapama, dolayısıyla seküler yaşamı yaygınlaştırma, ona daha fazla meşruiyet oluşturma merkezli bir gündem olarak bugün vardır. Değerlere dayalı dünya tasavvuru es geçilmektedir. Bu durum kimsenin de umurunda değildir.

İdeal eğitim tasavvurunuz nedir? Bu konuda bizi bilgilendirir misiniz?

Her konuda olduğu gibi eğitimde de hızla sadeleşmeye ihtiyaç vardır. Ders saatinde sadeleşme, ders çeşidinde sadeleşme, öğretim yılında sadeleşme, ideolojik yapıdan arınma… Düşünebiliyor musunuz, şunun iki asır öncesinde insanların ortalama hayatları 20-30 yıl arası idi. Bu ne demektir? Bir insan ömrünü okullar yoluyla hiç ediyoruz. Sonra, okullar devasa ikna odaları fonksiyonu görmektedir. Her şeyden önemlisi; eğitim mesleklere ulaşma aracı olmaktan çıkarılmalıdır. İçinde bulunduğumuz durum genel anlamda insanlık için utanç vericidir. Küçük sayılacak yaşlarda çocukları meslekî bir eğitime yönlendirmek kadar gayriinsani bir şey olabilir mi? Daha şimdiden “himmet”le tanıştırmadan buğday peşinde koşar hale getirmek, buğdayı istetmek… Nereye bu gidiş? Kur’anî bir tasvire tekabül eden bu soru mühendis olmak için üniversite, doktor olmak için üniversite, avukat olmak için üniversite… özdeşliğini de kapsamaktadır.

Bu cümlelerimiz mevcuda yönelik. İdeal eğitime gelince; önce ideal eğitici bulmak gerek. Bu konuda Sami Yusuf’a ne kadar teşekkür etsek azdır, “Muallim” ilahisi için. Peygamber a.s.’ın en büyük muallim olduğunu insanlığa çok güzel hatırlatıyor. Evet, Peygamber a.s. en büyük öğretmendir, Peygamberler, en büyük öğretmenlerdir. İşte peygamberlerin öğreticilik-eğiticilik (Fütüvvet) özelliklerine dayalı olarak bir eğitim anlayışı geliştirilmelidir. Bu yaklaşım maalesef dikkatlerden kaçmaktadır. İhtiyaç dahi duyulmamaktadır. Çünkü “made in america” nitelikli pek çok eğitim felsefesi vardır. Onlardan birini tercihtir, sadece hükümet farkı.

Tiyatro sanatına duygu ve düşüncelerin davranışlar yoluyla somutlaşması olarak bakabiliriz. Tiyatro kitabınızı, gerçekleşmesini istediğiniz eğitim anlayışının somut bir örneği biçiminde görüyorum. Gayesizliğe bir reddiye olarak okuyorum. Tüketim toplumunda genel olarak eğitim hangi amaçlar ve değerlerle yüklü olmalı, görüşleriniz nelerdir?

Mesela yüzyılın başında oluşturulan rol model, Batılı çağdaş insan tipidir. Bu hedefe ulaşmada eğitim önemli roller üstlenmiştir. Şu an eğitim ve kapitalist ekonomi, karşılıklı birbirlerine yaşam alanı oluşturmaktadır. Eğitim, kapitalist iştihanın hem kışkırtılma alanı hem de edilgen bireyleriyle geniş bir pazar alanının kurucu, tetikçi unsurudur. Bu döngü yine eğitim alanındaki küçücük bir değişimle insanî vasfa yönelme imkânına sahiptir. Bu durum gerçekliğe tekabül etmektedir. Yüzdelik ya da binlik dilimdeki yeri çok da önemli değildir. Çünkü kalpler üzerine hiçbir hesap tutmaz. İnsanî ayrıcalığımız buradan başlar. Eğitim, insanî özü gürletme gayretidir. Bu gayret bugün için sektörel tedavül malzemesine dönüşmüştür. Beklenen bir “bad-ı saba”dır.

Fecaat derecesinde bir eğitim ve sınav sistemimiz var. Somut olarak reçeteleriniz nedir, ne yapmalı?

Menderes Daşkıran, Eğitim Davasının DavasıEvvelen insanlık cevheri gereği, meslekler üzerinde maddi ve manevi ikbal devşirmenin önüne geçmek gerekir. Tekraren, insanlık cevheri gereği, mesleği ne olursa olsun insanların emek birimi temelinde aynileşme olmalıdır. Ücretlerin farklılığını; mesleklere göre ayarlanan ücret birimi değil ayni birimler üzerinden planlanan çalışmalardaki iş saati farklılığı üzerinden tahakkuk ettirmek gerekmektedir. Bu ne demektir? Otomatik olarak insanlar okul sıralarını; statü, kariyer, dolgun ücret, konfor hevesleriyle doldurmayacak; eğitime, insanî “gür”leme ameliyesi olarak yaklaşacaktır. Herkes kendi ilgileri çerçevesindeki alanlarda eğitimle muhatap olacak ve beraberinde, eğitimin yüreğine saplanan hançer gibi duran başarı-başarısızlık sendromları da ortadan kalkacaktır. Eğitim ve sınav bir arada olmaz. Kastımız klasik sınav sistemi. Hayatın kendisi pek çok ölçme ve değerlendirme imkânını doğal olarak sunmaktadır. Yeter ki gözlemleyebilesiniz. Bizler sırf işlerimizi kolaylaştırma adına şablonlar oluşturmuşuz. Ama o şablonlara dayalı seçimler birey bazında mutsuz yığınlar oluştururken dünya için de taşınamaz yükler meydana getirmektedir.

MEB bünyesinde başlatılan Değerler Eğitimi çalışmalarına bakışınız nedir?

Yukarıda da kısmen belirttiğim gibi şimdilik rüzgârı olan bir moda akımdan öte değildir. Bu modanın milli eğitime yansımasıdır yapılanlar.  Değerler eğitimi tanımlaması zaten işi ele vermektedir. Eğitimin bir bölümü gibi işleme tâbi tutulmaktadır. Bu da modern hayat verileriyle gayet uyumludur. Ancak bu uyumluluk insan ve aşkınlık yönelimi itibariyle derin çelişkiler arz etmektedir. Çünkü değersizliğin başlangıcını, hayatı parçalara ayırma ve bu parçaları da kışkırtılmak üzere konumlandırma adımları oluşturmaktadır. Hatta eğitimin sektörel yönelimine önemli bir katkı olarak karşımıza çıkmaktadır. Değerler eğitimi adı altında pek çok üstad şimdiden serbest piyasa koşullarında iş takibi yapmaktadır. Bu durum şimdilik zahiri kurtarmaktadır. Ümitvar olmanın delillerinden sayılma vesilesi olarak ifade edilmektedir. Tüm bunlar az şey midir?!!!

Son olarak, benimsenmesi gereken değerlerimizle şekillenmenin şahsiyetimizin inşasında rolü ne olmalıdır?

Bugün eğitim başta olmak üzere tüm kurumlar insanı uyuşturmaya yönelik bir fonksiyon görmektedir. Uyuşturmanın başladığı yer eğitimdir. Eğitim, insana peşinden koşacağı pek çok saçmalığı anlamlı bir gaye olarak sunmaktadır. İnsanın gayesinin peşinden koşması kadar doğal bir şey olmayacağına göre… İnsan farkında olmadan kendine sunulan hayatı yaşamakta, sunulan hayat da,  insanın önüne çıkan çeşitli tercihleri seçebilmeyi özgürlük olarak ihsas etmektedir. Böylelikle eğitim insanî amaçlardan sapma tarzında bir fonksiyon görmektedir. Değerlerin anlam kazandığı yer de burasıdır. Değerler insana ideal kazandırır. Onu hakikat arayışına yönlendirir. Hakikat sanıcısı ona var oluş ufku sunar. Değerler “güzel ahlakı tamamlamakla gönderilen”in örnekliğini bir yaşam biçimi olarak içselleştirme anlamı taşır ki, bu eğitimin ta kendisidir. Geriye kalanlar ise enstrüman boyutudur.

 

Mustafa Celep sordu

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2016, 11:12
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20