Milli Sinemayı konuştuk!

Milli Türk Talebe Birliği'nin sinema algısı üzerine yetkin isim Serkan Yorgancılar ile konuştuk.

Milli Sinemayı konuştuk!

Milli Sinema ya da Allah'ı Arayan Sanat

 

 

1970'li yıllarda başlayan bir milli sinema olgusu var. Sahiden milli sinema diye bir şey var mı?

 

Milli sinemanın öyle şümullü bir tarifini yapmak zor. Milli Sinema deyince çok ciddi bir manifestosu olan, çekim teknikleri olan, ciddi bir sanat felsefesi olan bir sinema akımından bahsetmiyoruz öncelikle. Milli sinemanın en önemli aktörü şüphesiz Yücel Çakmaklı"dır. Ona göre Milli Sinema, bir tepkinin, bir itirazın ve bir arayışın ürünü olarak kendisi tarafından çevrilen “Birleşen Yollar” filmi ile 1970"te başlayan bir akımdır. Bildiğimiz gibi bu film Şule Yüksel Şenler tarafından kaleme alınan ve edebiyatta bir dönemin başlangıcı olarak görülen “Huzur Sokağı” romanının sinemaya aktarılmış şeklidir ve başrolünü de Türkan Şoray oynamıştır. Toplumsal gerçekçi sinema anlayışına ve kozmopolit sinema anlayışına bir tepki olarak Türk milletinin beklentilerini karşılamak amacıyla çekilen bir sinema filmidir bu. 

 

Milli Sinema denildiğinde bu ülkede İslami sinema akla geliyor. Böyle bir ilişki nereden kaynaklanıyor?

 

Aslında yapılmaya çalışılan şey dikkate alındığında, buna tabiî ki İslami sinema diyebiliriz. Ancak daha öncede belirttiğim gibi 1970 yılında Yücel Çakmaklı"nın “Birleşen Yollar” adlı sinema yapıtı gösterime girer ve İslami Sinema olarak adlandırılır.  Çakmaklı, İslami Sinema tabirini kullanmayı uygun bulmaz, “Sinemamız ne kadar mükemmelleşse, fikri endişelerimiz ne kadar yoğunlaşsa, iç kıvamımız ne kadar artsa da böyle bir tabirin (İslami Sinema) altına girmem.” demiştir. O, “Çirkeflerle dolu bir ortamda, yozluklar içinde yetişmiş bir nefisle ne kadar İslami sinema yapılabilir ki?” der. İslami Sinema tabirinin ancak İslam"ın topyekün yaşandığı toplumlarda kullanılabileceğini ifade eder. İslami Sinema tartışmaları Yücel Çakmaklı"nın “Minyeli Abdullah” ve Mesut Uçakan"ın 1990"da çevirdiği “Yalnız Değilsiniz” filmleriyle yeniden alevlenir.

 

Milli Sinema anlayışı bir tepki olarak mı ortaya çıktı? Mesela neyi eleştirdiler?

 

Milli sinemanın ilk tartışılmaya başladığı dönemler siyasi tarihimiz açısından çalkantılı dönemlerdir. Öğrenci hareketlerinin ve şiddetin zirvede olduğu dönemlerdir. Solcuların hem şiddet uyguladığı hemde mazlum konumunda şiddete maruz kaldıklarını işledikleri dönemdir. Bizim sol, mağduriyet mazoşizmini çok sever zaten. Neyse konumuza dönersek, Milli Sinemacıların dönemin mevcut filmlerine karşı eleştirileri vardı. Bunları iki başlık altında toplayabiliriz; Birincisi ideolojik ikincisi kültürel itiraz. Her ne kadar Yücel Çakmaklı kendisi ile yapılan söyleşilerde Milli Sinemanın ideolojik olmadığını sürekli dile getirse de Yücel Çakmaklı dışındaki herkese göre Milli Sinema ideolojiktir. Belirli bir amacı vardır. Ekonomik ve sanatsal kaygıların dışında topluma örnek figürler yaratma gibi bir rolü vardır. Sistematik bir İslamcılığın izlerini taşıma iddiasında olmasa da dini mesajlar bu filmlerde yoğun biçimde işlenmiştir.

 

 

Milli Sinema anlayışının ortaya koyduğu eserlere gelecek olursak, milli sinemanın temel konuları neler olmuştur?

 

Yücel Çakmaklı, milli sinema kavramını ilk olarak 1964 tarihinde Tohum dergisinde “Milli Sinema İhtiyacı” başlıklı yazıyla ortaya koymuştur. Sinema olarak gösterilen yapıtları sert bir dille eleştiren yazıda, estetik kaygılardan uzak, tamamen ticari kaygılarla çevrilen ve amacın sadece para kazanmak olduğu melodramlar, taklit usulü çevrilen filmlerin yeterli olmamasını eleştirmiştir.  Çakmaklı bu yazısında ilk defa olarak, ta milli sinemanın ana özelliklerinin çerçevesini çizmektedir. Manevi değerleri her şeyin üstünde tutan Müslüman Türk milletinin, Anadolu gerçeklerini yansıtan filmler, milli sinema özelliği taşıyabilecektir. “Birleşen Yollar” filmine baktığımız zaman, Türk ve Müslüman olmanın erdemleri hatırlatılır, maddi olan zevklerin ve ihtiyaçların dışında insan gerekliliklerinin olabileceği vurgulanır. Şule Yüksel Şenler"in “Huzur Sokağı” romanından sinemaya uyarlanan “Birleşen Yollar”, fakir Müslüman erkek ve zengin kız ardında dönen bir aşk hikayesi üzerine kurulan, aşkın imkansızlaştığı noktada maddi olanın reddedilerek manevi olanın yüceltildiği bir filmdir.

 

Milli Türk Talebe Birliğinin Milli Sinema ile bir ilişkisinin olduğunu biliyoruz. Bu ilişkiyi açıklar mısın?

 

MTTB için sinema, toplumla en çok iç içe, onunla en yakın ilgi kurmuş bir sanat dalı olarak, halkın devamlı değişen zevklerini, beğenilerini yansıtabilen bir oluşumdur. Bundan dolayı da “Kendi öz benliğimize dönüşte sinemanın oynayacağı yer basite indirgenmemelidir.” inancını taşımaktadır. MTTB"ye göre toplumumuz uzun yıllar, Yeşilçam filmlerine, Hollywood tarzı romantik filmlere, İtalyan usulü Westernlere gebe kalmıştır. Bu gidişatı durdurmak amacıyla Türkiye"de bazı girişimler gereklidir ve bu girişim de Milli Sinema anlayışı ile çözülebilir.

 

Yani MTTB için sinema sadece sanat olmanın da ötesinde anlamlar taşıyor. İdeolojik bir yönü de var...

 

Tabii ki. MTTB kendi milli öz benliği doğrultusunda meydana getirilecek filmleri, sinemada milli kültürün yansıması olarak kabul etmiştir. Böylece halkın en basit günlük yaşantılarında, binlerce yıllık tarihimizin, fikir akımlarımızın da oluşturduğu kompleks düşünce tarzına kadar geniş bir yelpaze, sanatçının kendi öz benliği ile yoğrulmuş biçimde sinemaya yansıyacaktı. Bu amaçla “Milli Sinema Sempozyumu” düzenlemeye karar verilmiştir. 10 Mart 1973 tarihinde 4 yönetmen, Metin Erksan, Halit Refiğ, Duygu Dağıroğlu ve Yücel Çakmaklı ve iki sinema kuruluşu başkanı; Salih Diriklik ve Sami Şekeroğlu"nın katılımıyla sempozyum yapılır.  Bu sempozyum bir çok tartışmaya sebep olur ve yeni açılımlar sağlar.

 

Peki Milli Sinema Sempozyumunda neler konuşulmuştur, yansımalar nasıl olmuştur?

 

Burada tartışılan en önemli konu solcuların “ulusal sinema” ekolü ile İslamcıların “milli sinema” ekolü arasındaki farklar, benzerliklerdir. Çakmaklı kendi milli sinema anlayışıyla Refiğ"in ulusal sinema anlayışı arasında çok fark olmadığına inanmakla birlikte Refiğ"den “milli sinemayı” tanımlamasını istemektedir. Ulusal sinemayı savunan Refiğ ve Erksan için “milli” kavramı muhafazakar öğeler içermektedir. Bundan dolayı “milli” kavramı yerine sürekli “ulusal” kavramını kullanmaktadırlar. Bu iki yönetmen, kavram konusundaki duyarlılıklarına rağmen yine de sol çevreler tarafından açık oturumda yaptıkları konuşmalardan dolayı eleştirilmekten kurtulamamışlardır. “Türkiye"de sınıflar yoktur, sınıflar oluşmamıştır” yaklaşımını savunmaları sol basında şiddetle eleştirilmiştir. Milli kavramı, ulusal kavramını kullananlara göre Türkçe bir kavram kabul edilemezdi. Milliyetçilik anlayışını tarihi olaylardan hareketle yorumlayan MTTB"liler ise Erksan"ı Türk tarihi ve kültürü içerisinde “ulusal” diye bir kavram olmadığını ilan edememekle eleştiriyordu. Ulus, ulusal kelimeleri ile milli, millet, millilik gibi kelimelerin bir birine zıt kültürlerin kavramları olarak görmek iki tarafın uzlaşamamasının temel sebebini oluşturuyordu. Bugün de solcular etnik kimliğe dayalı siyaset yapma biçimlerini milliyetçilikle değil ulusalcılıkla açıklıyorlar.

 

Peki ulusal sinema ne oluyor burada?

 

Aslında Milli Sinemayı anlayabilmemiz için Ulusal Sinema anlayışını bilmemiz gerekir. Çünkü Milli Sinemanın bir çok öğesi ulusal sinemaya anti tez olarak ortaya atılmıştır. Ulusal sinema tartışmaları Halit Refiğ"in Yön dergisinde yayınladığı bir yazıyla başlar, ardından Metin Erksan"ın Ant dergisinde açtığı bir soruşturmaya müteakiben Onat Kutlar"ın Papirüs dergisinde verdiği cevaplarla devam eder. Bir yandan Batı kültür ajanlarının bu ülke halkına zorla kabul ettirmeye çalıştığı Batı hayranı, öykünmeci, ülkenin ulusal gerçekleriyle ilgisi bulunmayan, geleneksel sanat değerlerinden kopuk sanat anlayışı; diğer yandan ulusal gerçeklere dayalı Batıya öykünmeyen bilakis batı karşıtlığı içeren bir sinema anlayışıdır ulusal sinema.

 

Bu tartışmalarda ulusal sinemanın ya da milli sinemanın üzerinde ittifak edilmiş bir tanımlama yoktur. Sinemayı yapan kişinin kimliği filmin ulusal sinema mı yoksa milli sinema mı olduğu konusunda daha belirleyici görünmektedir. Çünkü ulusal sinemanın gerçek bir yapıt olması gerektiğini, Müslümanlık, Hıristiyanlık, ilericilik, gericilik tartışmaları içerisinde gerçekçiliğin buharlaşmaması gerektiğine de inananlar vardır. Ulusal sinema ülkenin sorunlarını yeri geldiğinde mizahla, yeri geldiğinde iğnelemeyle filme aktarmalı, “olması gerekenler budur” diyerek çözüm yolları da göstermelidir inanışı yaygındır.

 

Aslında burada tam bir toplum mühendisliği vardır. Tebliğ ya da ideolojik argümanlar doğrultusunda kaba mesajlar içeren filmler sanat ve estetik kaygılardan uzak olduklarından evrensel bir dil yakalayamamışlar, filmlerin çoğu saman alevi misali bir müddet etki gösterdikten sonra tarih olmuştur.

 

Milli Sinema Sempozyumunun sonuçlarına dönecek olursak...

 

Sempozyumda alınan kararlar ve sempozyum sonundaki sonuç bildirisi tarihsel açıdan çok önemlidir. Sonuç olarak, milli sinemanın başlıca görevi halkın öz değerlerini yakalamak ve sinema açısından bunu vermek olduğu, milli sinemanın toplumun dış görüntüsüyle ilgilenmek yerine bu değerlerin nasıl ve neden olduğunu araştırmak üzerine kurulması gerektiği, milli sinemanın, milli kültürün ve milli bakış açısının sinema diliyle aktarımı olması gerektiği,  milli sinemanın gelişmesi için devletin yardımına ihtiyaç olduğu ve milli sinemanın çağımız Türk insanın dünya görüşünü yansıtan bir sinema olmak zorundalığı vurgulanmıştır.

 

Milli Sinemanın bugününe baktığımızda.

 

Milli sinema yan kollarını üretmeye başlamıştı. Milli sinema çalışmalarını yürütmek amacıyla kurulan Sur Film Şirketi, finansman sorununu çözmek için ilginç bir yola başvuruyor ve vatandaşlara hisse senedi satıyordu.  

 

“Gönüldaşlarımız;

Bugüne kadar seks simsarlarının ve sapık ideolojilerin toplumumuzu köleleştirmek için el birliği ile kullandıkları sinemayı, fikir ve ruhun emrine vermek için çıktık. İnancımıza ve ahlakımıza karşı bir mitralyöz gibi kullanılan 20. asrın bu en korkunç keşfine, inancımızı ve ahlakımızı hakim kılmaya yeminliyiz. "Gençlik Köprüsü" ile başlattığımız İslam"ı tebliğ harekatını zafere ulaştıracağımıza inanıyoruz. Sur Filmcilik Organizasyonu"nu bu inançla kurduk. Ve bu inançla birleştik beş üniversiteli arkadaş! Gücümüzü sizden alacağız.hem de "Müslüman camia sinemadan ne anlar?"diyenlerin beyinlerini kurşunlamak için!”

 

Bu metin çok önemlidir ve Milli Sinemanın ne olduğu aslında burada çok net biçimde anlaşılabilir. Milli sinemanın 90"lı yıllarda tekrar yükselişe geçtiğini 2000"li yıllarda yeniden kuluçkaya yattığını görüyoruz. Bu ayrı bir söyleşinin konusu olabilir.

 

Teşekkür ederim, eklemek istediğin bir şeyler var mı?

 

Ben de teşekkür ederim.

 

İskender Gümüş konuştu 

 

Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2011, 10:45
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ali
ali - 11 yıl Önce

Milli Sinemamızı bilmeliyiz. Bu kadar önemli bir konuda söyleşi yaptığınız için teşekkür ederim.

ibrahim akgündüz
ibrahim akgündüz - 11 yıl Önce

sertkan hoca gibi birikimli insanlar yönetmen-senarist olsun,filmler çekilsin. Hassasiyetiniz için teşekkürler...

Kamil
Kamil - 11 yıl Önce

MTTB yeniden kuruldu ve üniversitelerde örgütleniyor. genç arkadaşlarımızı bu çabalardan haberdar edelim. Ayrıca Serkan Bey'e kitabından ve MTTB ile ilgili yaptığı önemli çalışmalardan dolayı çok teşekkür ederim.

banner19

banner13

banner26