banner17

Mevlana'yı kalıba sokamazlar!

Ali Bektaş ile Mevlana'dan, tasavvuftan, müzikten edebiyattan konuştuk. Uçtuk gittik...

Mevlana'yı kalıba sokamazlar!

Ali Bektaş, Samsun Terme’de doğdu. İmam-Hatip Lisesi Mezunu. Bir süre İlahiyat (Selçuk), Bir süre Felsefe(İstanbul Ün.) okudu. Selçuk Sosyolojiden mezun. Konya’da yaşıyor.. Bir süre özel radyo ve tv’lerde spikerlik, programcılık yaptı.. Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi’nde çalışıyor. Kurumun Mevlana ve Konya ile ilgili çalışmalarında görev alıyor.. Kısa bir dönem  Jurnal adıyla birkaç arkadaşıyla Konya’da ‘sivri-edebiyat’ dergisini çıkardı (1998’den Önce). İnsanlık Aynası Mevlana (Komisyon-2001), Mevlevi Ayininde Manevi İşaretler (Osmanlıcadan çeviri 2005), Mesnevi’nin Özü Muhlis Koner (2 cilt, Tablet Yayınları. 2006, Yeniden Okuma ve Notlandırma) Mevlana’dan Çocuklara Masal Şarkılar (2007- Cd-kitap), Newbi (2008, populer roman editörlüğü), Mevlana Belgeseli (2007-TRT, Belgesel Danışmanlığı), Mevlana Filmi Senaryosu (2007 Ömer Lütfi Mete, Senaryo Danışmanlığı) v.b çalışmaları var. Aruzla yazdığı kimi şiirleri çeşitli bestekarlarca Türk Müziği formlarında bestelendi..

Ali Bektaş ile Mevlana ve Tasavvuf eksenli geniş bir söyleşi yaptık.

 

Ali BektaşMevlana nerde duruyor şu an islami anlayışlar/ kavrayışlar açısından? Nasıl görünüyor baktığınız yerden?

Allah'ın durduğu bir ‘yer’ varsa orda duruyor.. 'Ben kulumun zannına göreyim' kabulüne göre bakılırsa öyle.. ‘İslami’ anlayışlar kendi açılarından henüz Mevlana’yı bir yerde durdurmuş/ bulundurmuş değiller bana göre.. Çünkü, hem afaki hem enfüsi, sokak kavgası kifayetsizliğinde bir ihtilal arıyorlar, oysa Mevlana’da bu pek belirgin değildir.. Gerçi zorlasalar onu da bulmak zor değil.. Mevlana’da hakiki bir ınkılab var.. İçten dışa, dıştan içe sürekli birbirini sorgulayan, provake eden, yerine göre iten ve çeken bir ınkılab… Tabi Hazret’i bütünüyle okumadıkça bunu anlamak zor…

 

Mevlana'yı nasıl anlamak/ anlatmak lazım? Siz o 'sahilsiz umman'ı nasıl anladığınızı kısaca bize anlatabilir misiniz?

On dokuzuncu beyitte diyor ki: 'Oğlum; bağını kopar da kurtul!' Bütün hikayemiz bu bağ etrafında dönüyor. Sadece bunu anladım. Uzun suskunluğundan sonra ilk söylediği söz budur.

Başka da bir şey anlamış olduğumu söyleyemem.. Ben gerçi Mevlana’yı anlamak üzere çıktığım yolda, O’ndan başka her şeyi anlamaya bir girizgah yapmışım. En çok da kendimi.. O’nu olduğu gibi görmek gerçekten zor.. Hem kendi söylemi ve duruşu açısından zor , hem de eserlerinde resmettiği kainat açısından.. Mevlana’nın çok büyük bir kainatı var.. O büyüklük şaşırtıyor insanı. Hümanist, Molla, Aşık, Fıkıhçı, İmam, Tarikatçı, Şair, Felsefeci v.s v.s.. Bir çırpıda saydığım bu nitelemelerin tümünü nerdeyse reddeden sözleri var.. Örnek getirmek bu söyleşiyi sıkacağı için bunu yapmıyorum.. Ama mesela sadece şu: 'Olduğum gibi kim görebilir beni.. Ne rengim var benim ne nişanım. Benim de bildiğim şeyler var diyeceksin ama, hem o şeylerim ben, hem o şeylerden başkasıyım..'

Sahilsiz umman yaklaşımınızda olduğu gibi tıpkı. Sahil arayınca tanıtmıyor kendini.. Ne kulaç atmak çabası, ne derinliklerine dalmak endişesi, ne o denizde boğulmak korkusu.. hiçbiri değil.. Denizin bizzat kendini tatmak.. Sonrası Mevla Kerim..

 

Ali Bektaş, Mevlana'dan ŞarkılarMevlana'nın günümüzdeki dar anlayışlara kurban edilmesini önlemek için neler yapılabilir?

İnanın hem çalıştığım kurumda, hem başka yerlerde buna sıkça rastlıyorum.. Gerçi kurban edebilmiş değiller.. Hazret’e ‘yeni dinlerin peygamberi’ yaklaşımını esas edinen küresel çapta bir tezgah 1973 yılından beri iş başında.. Unesco’nun vs.’nin Hazret’i büyük projelere eklemlemek gayretini her yerde görmek mümkün.. Fi hi ma fih’te de buna benzer bir projeyle geliyorlar.. Diyorlar ki; Sadrettin’in ashabından bir grup, Hristiyanlar'a dediler ki İsa Allah’ın oğludur, biz de öyle düşünüyoruz. Sen ne dersin? Haşa diyor; Yahudiler'den köşe bucak kaçan bir adam nasıl Allah’ın oğlu olur.

Mesela Mesnevi’de; beraber yolculuk ederken ellerine para geçen ve bir handa konaklarında ortak parayla bir tepsi helva alıp en güzel rüyayı kim görürse sabah uyandıklarında helvayı en güzel rüyayı görenin yemesine dair; Müslüman, Yahudi ve Hristiyan bahisleşmesinde, helvayı Müslüman’a yedirir. Böyle daha yüzlerce örnek getirmek mümkün O’ndan. Mesela 'ben Ahmed’in yolundan daha iyi bir yol, yürüyüşünden daha iyi bir yürüyüş görmedim.' der… Şimdi gerçekten sevenler oturup ciddi ciddi Hazret’i okumalılar.. Başka yolu yok. Bu kirlilikle baş etmek imkanımız yok. Bir de tabi işin asıl hikmeti şurda: Allah bu kitapla bir kısmını sapıtır, bir kısmına hidayet eder.

 

Mevlana, günümüzde daha çok insanların kendi konumlarını ve görüşlerini meşrulaştırmak için kullandıkları bir enstrümana mı dönüştü? Tasavvufi öz'e, ruha ulaşmak için bir 'tarik'e girmek zorunlu mu? O neşveyi, tazeliği şiirin, edebiyatın, müziğin yenil(ikçi) formlarıyla, tarzlarıyla yakalamak ne kadar mümkün?

Aslına bakarsanız, çok yerde; adam olana gerekmez yaklaşımındadır. Bir yerde; şeyh ne mürit ne; diye soruyor. Ama burada aslolan kişinin kendine dair yargısıdır. Ben kendimi adam olmuş saymam diyorsanız, o size, öyleyse bir hakiki adama eriş diyor. Kendi kendine bulmak da mümkündür, ama o da o hakiki adamların nazarları, himmetleri sayesinde olur, buyurur.

Tarik Mevlana için zorunlu değildir. Eserlerinde bir tane bile böyle ibare yok. Ama hakikat adamının yoldaşın, rehberin olmasını, hakikatin ancak ‘yüyüyen Kur’an’ olmuş birinden öğrenilebileceğini söyler. Ama bu çok dinamiktir onda.
'Şiir nedir ki ondan bahsedeyim' diyor Divan-ı Kebir’de. Bir rubaisinde de; altı yönde, içerde dışarda secde ettiğim O’dur, bana her taraf secdegahtır.. Ben bunu anlatmak istedim! Yoksa, sema, güzel, bülbül müzik, şiir bunların hepsi bahanedir, diyor. Bizim dünyamız açısından bakılırsa saydıklarınız bir tearüf vesilesidir. İyi, kaliteli ve hikmetli olana sahip çıkmak, aramak lazım. İşte dediğiniz gibi neşesini verir sadece..

Tasavvufun tartışılan, incelikli, uç / aykırı gibi görünen meselelerinin daha fazla gündeme gelmesinin ne gibi sebepleri olabilir sizce?

Anladığım şu; bu bir tür şaklabanlık! İlgi çekmek arzusu. Gayr-i ciddi ve ahlaksızca bir şey. Bütün dünya bilir ki, bir anne baba çoluk çocuğun yanında yatak odasını konuşmaz, konuşmamalıdır. Konuşursa ne olur! Çocuk belki çok idraklidir, belki de aptal, bilemeyiz ki; Mevlana konuşmamak lazım buyuruyor. Hatta en yakınındaki Hüsamettin Çelebi’ye Mesnevi’de kaç yerde, sen şimdi bunu anlamazsın, kalbin kayar, ben burada susayım, diyor. Mesela, çok yerde anlayışı kıt olanların şaşırmalarından çekinirim, diyor. Birkaç yerde, Ahmed de burada susmuştu. Bize de susmak düşer diyor. Sonra Hazret bu hususta pek ciddidir. Anlamayanların yanında söyler de birisinin kalbi kayarsa, gayretullah’a dokunursun, canın yanar, belaya uğrarsın diyor.

Sorunuzda bahsettiğiniz mevzunun en kötü hali sidik yarışına dönmesidir. Koskoca bir tasavvuf edebiyatı bu sidik yarışından önemli enstantaneler taşır. Bugün de bazı akl-ı evveller Batı ve Mistik Doğu karşısında bu yarışı sürdürmek için bu herzeyi yiyorlar. Buna gerek yok, faydası da yok. En çok ta Hazret-i Mevlana kızar buna. Mesnevi’de; Hayvanların Dilini Öğrenmek İsteyen Adamın hikayesini sırf bu bahis için buyurur.

 

MevlanaSanıyorum çok farklı anlayış ve algılayış vadilerinde de dolaştınız. Bu irfan vadisinde konaklıyorsunuz şimdi. Bu konukluk hoş tutuyor sizi. Bu kadim ve geniş vadide kimlerin elinden içiyorsunuz o temiz şarabın musikisini, şiirlerini, sözlerini?

Evet, bendeniz de epey gezindim. Geziniyorum, yürüyorum. Nasıldı Hacivat Karagöz filminden o şarkı; Yüklenip karanlığı aydınlığa yürürüm.. Ölürken de yürürüm..Doğrusu bütün bu uğraş, bu telaş, bu yürüyüş ölmek için: Her anlamda ölmek için.. Çünkü hayat ölümden sonra başlıyor.. İmam-Hatip mezunuyum ben.. Tabi bizde bunlar hiç konuşulmadı, anlaşılmadı. İlahiyat okurken çok kötü günler geçirdim. Sonra Felsefe okudum, orası daha berbat İlahiyat’tan, En son annemim ısrarıyla Sosyoloji bitirdim. Şöyle sayıyorum, Tanrı, Akıl, İnsan üçgeninde yoruldum. Maksat neydi bilmiyorum, belki aramayı öğrenmekti. Hazret vesilesiyle, Acem, Arap ve Rum tasavvufunun Ortodoks ve heterodoks yorumlarının tümünü okudum. Halen daha okuyorum. Noktavi’lerden, Nakşi’lere, Melamiler’den Nurbahşi’lere kadar.. Bana kalırsa Aandolu irfanı hepsinden daha anlaşılır. İbn-i Arabi'yle, Ataullah’la, Ebu Medyen’le, son dönem tradisyonalistleriyle çok alışverişim oldu. Hatta felsefe vasıtasıyla Kindi’den Molla Sadra’ya Derrida’dan Wittgenstein’a kadar gezindim. Gördüm ki; söz Mevlana’da bitiyor. Kardeş, sen neyi arıyorsan O’sun. İnsan düşüncesinden ibarettir, gerisi et ve kemiktir. Anadolu’dan Gaybi, Niyazi, Yunus, yolu yürümek isteyenlere Mevlana’yı tercüme edip söylemişler.

 

'Yerinde çakılıp kalmışı' neyle, nasıl sarsabiliriz?

Niye bunu yapmalıyız? Onu bir şekilde sarsarız, oynatırız yerinden Allah’ın izniyle, ama sonra neyle durduracağız ? Neyle avutacağız? Nerde sarf edeceğiz? Bir de; gerçekten böyle bir sabite mümkün müdür? Mümkünse ve sarsılması da tayin edilmişse; muhakkak sarsarız ve fakat ne biz farkına varırız belki, ne sarsılan şey..



 Musiki / müzik n'eyler 'yol'da ve hayatta insana?

Allah’ı tanımak yolunda, müzikten daha keyiflisi yoktur herhalde. Hazret bir yerde öyle söylüyor. 'İlm-i musiki şehadedest' diyor. Musiki ilmi şehadet getirmektir diyor. Hem nağmede, hem güftede, hem seste sizde bir esrime, bir tarab uyanıyorsa işte yoldasınız demektir. O esrimeniz öteye aittir, bu dünyaya değil. Kapanır kalırsınız bir sese, bir nağmeye.. sizi orda bağlayan şey nedir? Mevlana diyor ki, biz bu müzikten cennet’in kapılarının açılırken verdiği sesi duyuyoruz. Duyabilen için ama.. Şimdi ben kalkıp haşa, Mevlana’yla yarışır gibi bunu söylemem, söyleyemem. Ama Hazret’in getirdiği bir hikaye var ki o hikayeye çok inanırım. Elestü bi rabbiküm, kün feyekün bütün bunlar sestir, Sonra mesela, kıyamet için de aynı şey geçer: sayhaten vahide.. Allah ademi yaratmış çamurdan, kırk gün arzın ortasında bekletmiş. Sonra ruha in ve ademe yerleş buyurmuş. Ruh bakmış, ecüş bücüş bir kara toprak. (adem, üdm’dür malumunuz, esmer buğday) Ya Rabbi demiş, benim gibi saf bir varlık bununla napsın, girmemiş. Cenab-ı Hal tekrar edince emrini bedenden müzik nağmeleri duyulmaya başlanmış.. Ruh kulak kabartmış duyduğu seslere ve beğenmiş, bunun üzerine girmiş. Hikayeden benim anladığım şu, Ruh ve bedenin barışı için, yani İslam için musiki şart!


Ali BektaşMusiki neden önemli? Günümüzdeki yeni söyleyiş denemeleri için ne dersiniz? Beste ve güfte nasıl uyum içinde gençlerin de rağbet edeceği hale dönüştürülebilir?

Bendeniz bir süre, radyo ve tv programcılığı, spikerliği yaptım. On beş yıl süren bu macerada, sesle, müzikle, metinle, dinleyiciyle her anlamda yüz göz olmuşumdur. Gördüğüm şu: Müzik ve şiir kaba ideolojiyi taşıyamayacak kadar aşkın. Ama bunlar hayat dediğimiz şu şahit olmakta zorlandığımız şeyin kabalıklarını da taşımakta zorlanıyor. Sanki kendileri değil başka bir şey oluyorlar. Bana kalırsa ben hürriyet ararım. Hem sözde hem seste sizi özgürleştiren bir şey olmalı.. Caz ve bluz da dinliyorum ama metal dinleyemiyorum mesela.. Kökenlerine bakarsan biri şımarık Avrupalı, Amerikalı çocukların kendilerine ürettikleri/ kendilerinde tutundukları yapay acıdan, diğeri aynı toplum içinde gerçekten esir edilmiş bir zenci toplumun kendilerine ve özgürlüklerine duydukları iştiyaktan doğmuştur..

Gençler için hiçbir şey yapamayız.. Çünkü onlar genç.. Bu çağı böyle yaşayıp bitirecekler..Aralarından gerçeğin tadını duyumsayıp aramayı öğrenmek isteyenler olacaktır. Hiç endişe etmiyorum, her şey yanı başlarında.. Ama şuna taraftarım: Değişen zamana göre, bazı şeyleri daha rijit ele almak ve öylece resmetmek gayreti içinde olmalıyız.. Ama bu zaman için böyle yapmalıyız.. Genç de yaşlı da çocuk da bu zamanda.. Bendeniz mesela iki yıl evvel Mesnevi’den on hikayeyi sekizli hece ölçüsüyle 6-12 yaş grubu çocukların anlayacağı dille düzenledim.. Bir arkadaşım da onları çocuk şarkısı yaptı. Bir yayınevi Mevlana’dan Çocuklara Masal Şarkılar adıyla yayımladı.. Aslına bakarsanız Mevlana’nın hikayelerinin çoluk-çocukla doğrudan bir ilgisi yok. Ama o hikayelerde çocuklara hitap eden hikmetler de var, onları öne çıkarttık. Bugün böyle yapmak lazım. Bazı hususları öne çıkartıp modern biçimlerle söylemek lazım. Modern şekilleri tümüyle reddetmek bize hüsran getirir sadece.. Kadim hikmeti modern biçimler ve araçlarla söylemek, dikkat ve rikkatle yapılırsa faydalı olacağına inanıyorum. 



Gün yüzüne büyük bir heyecanla çıkan dergilerin fazla yaşayamamalarının ne gibi sebepleri var sizce? Var mı heyecanla takip ettiğiniz dergiler, şairler, yazarlar, düşünürler?

Cahit abi, Cahit Abi.. Mevlana’nın şiirinde ne varsa Cahit Abi'de de vardır. İsmet Özel’in her şeyini okudum. Artık hevesim kalmadı. Sezai Bey önemli bir külliyattır..Turgut Uyar hakikaten şairdir… Bir de mesela Nilay Özer; acaiptir şiiri..

Felsefede okurken Gökhan Özcan’dan Hakan Albayrak’a kadar hepsiyle kısa süreli de olsa bir arada olduk.. Uzun zaman Konya’da, Türkiye’nin çok farklı yerlerinde Müslüman şuaranın şiir şölenlerini sundum, şiirlerini okudum. Rahmetli Akif Abi, Erdem Abi, hepsiyle az çok beraberliklerimiz oldu.. Yenilerden İbrahim Tenekeci iyi geliyor şiirde.. Murat Menteş’in de kalemi sağlam. Selahattin Yusuf çok sağlam bir düşünce adamı olabilir, geleneğini tanırsa..

Bir dönem bendeniz de dergiler çıkarttım, dergilerde yazdım. Toplumun merakı yok, bir de hemen her dergi 2. sayıdan sonra fildişi kuleye merak sarıyor… Ama mesela daha çok halk şiirinin işlendiği küçük dergiler var Anadolu’da. Kırk yıldır çıkıyor. Nasıl oluyor onlar çıkıyor da, bunlar ilk seneden sonra çıkmaz oluyor.

 

Mustafa Nezihi Pesen konuştu.

Güncelleme Tarihi: 25 Kasım 2009, 09:30
YORUM EKLE
YORUMLAR
Sait Başer
Sait Başer - 8 yıl Önce

Soran da söyleyen de güzel! Yerinde kıvamında. Kompleks yok, mübalağa yok. Bize de teşekkür etmek kalıyor.

Sabiha Tak
Sabiha Tak - 7 yıl Önce

Defalarca okuduğum ve istifade ettiğim bir yazıdır..Üstâdım Ali Bektaş ile Mevlânâ'yı konuşmak bir ayrıcalıktır..این علم موسقی بر من چون شهادتست چون مومنم شهادت و ایمانم آرزوست Îyn ilm-i musikî ber men çün şehadetest Çün mü'minem şehadet u imanem arzust ‎''Çünkü bu musikî ilmi benim için şehadet getirmek gibidir, çünkü ben müminim, şehadet ve imanın kendisiyim, arzum budur.'' beyitine dikkat çektiği için Üstâdıma ne kadar tşk etsem azdır..

Yunus
Yunus - 6 yıl Önce

bizlere yorum yapmak düşmez elbet iki güzel ağabeyimize de teşekkür ederim.

Ahmet Kemal YILDIZ
Ahmet Kemal YILDIZ - 5 yıl Önce

Hazret-i Pîr'i -kuddise sirruhu- az-çok anladığını söyleyenler ya da anlama yolunda olduğunu beyân edenler, Hazret'in Mesnevî'sini şerh etseler de laf ü güzafı bıraksalar? Kitap kurdu olduğunu söyleyen, az çok seyr ü sülukdan behre-yâb olmuşların ve hatta mütefekkir-yazar-şair geçinenlerin, roman ve aşk dedikodusu işini bırakıp şarihlik yapmaları gerekir Muhterem Ali ağabey... :)

banner19

banner13

banner20