banner17

Mesut Uçakan'ın beş vakti!

Ödüllü sinemacımız Mesut Uçakan gününü nasıl geçiriyor? Kendisine sorduk..

Mesut Uçakan'ın beş vakti!

Mesut UçakanMesut Uçakan’ı “Lânet” filmiyle tanımıştık ilk kez. 70’lerin sonunda çektiği bu film o dönem konjöktürünü çok iyi yansıtıyordu. Ama Mesut Uçakan’ı daha geniş kitlelerle tanıtan ise, 1988’de çektiği “Reis Bey” ile 1993’te çektiği “Kelebekler Sonsuza Uçar/İskilipli Atıf Hoca” filmleriydi hiç kuşkusuz. Toplam 5 ödül getirdi bu filmler O’na.

Yönetmen, senarist, yapımcı Mesut uçakan uzun metrajlı onlarca filmin yanı sıra çeşitli belgeseller ve televizyon filmleri de çekti.

Mesut Uçakan, her şeyden önce, güzel bir mü’min, samimi bir insan, bir ağabey. Beş vaktini nasıl yaşadığını okuduğunuzda, eminim ki bu daha iyi anlaşılacaktır.

Mesut Uçakan güne nasıl başlıyor?

Sevgiliye uzak düşenin kaybedecek neyi kalmıştır ki

Dürüst olmak gerekirse şu sıralar,  günümü ve gecemi istediğim çerçevede düzenleyebilme başarısını gösterebilmişlerden değilim. Yatsıdan sonra çok geç olmadan yatan, gece teheccüde kalkan, tefekkür ve tezekkürle aşk meclislerine kanat açan, sabah namazını camide kılan ve ondan sonra işine koyulan, okuma yazmak gerekiyorsa okuyup yazan, koşuşturmak gerekiyorsa koşuşturan biri olmaktan çıktım artık. Herhalde şu sıralar içine düştüğüm boşluğun bir sonucu bu. Geçici bir durum olmalı. Çünkü ben bu değilim. Çünkü, bir film çekimi olduğunda 30 yaş gençleştiğim anları çok yaşadım. Elhamdülillahirabbilâlemîn. Oysa şimdi, gecenin ikisine üçüne kadar proje çalışarak ya da televizyona takılarak  gecesini berbat eden, dolaysıyla sabahını da berbat eden, sabah namazını sarhoş gibi kılan ve sonra tekrar yatarak birkaç saat uykudan sonra tam dinlenememiş olarak güne başlayan biriyim. Errahmânirrahîm. Tembellik mi, çöküş psikolojisi mi, iradesizlik mi, bir günah çıkartma psikozu mu, bir tepki mi, bir intikam mı? Bilemiyorum. Bu yanlışlarımı  niye böyle açıkça yazıyorum? Doğrusu onu da  bilemiyorum. Bunları yazmanın sakıncalı olup olmaması da pek umurumda değil. Sevgiliye yakın olamamanın acısını çekiyorum. Sevgiliye uzak düşenin kaybedecek neyi kalmıştır ki. Kişi kendini bu uzaklık içinde gördükten sonra ne yaparsa yapsın ne önemi var. Mâlikiyevmiddîn. Gördüğünüz gibi kendimden şikayetçiyim. Bu manada hep şikayetçi olageldim. Şikayetçi olmak da bir gaflet derecesidir, bir acziyettir.  Bunu da biliyorum. 

Zuhurat, ne muhteşem bir tevakkül ifadesi!

Zuhurata tâbi olmak gerekir, biliyorum. Ama, bilmekle “olmak”ın  bir olmadığını bilirsiniz. Şu  “zuhurata tâbi olmak” sözü yok mu! Ne muhteşem bir tevekkül ifadesi. Bunun lafını çok ediyoruz, ama  icrası? İşte o pek yok. Çok şeyin lafını edip de icraatında olamadığımız gibi.  Bu da yakıyor bizi. Bu da aynı uzaklığın bir başka ifadesi belki. Belki kendinle kavganın cilveleri. Ama yakıyor. Galiba kısaca şunu demem gerekiyordu: Bugünlerde artık güne hep bu tür iç kavgalarla başlıyorum. Ama bitecek. Elbet bir gün bitecek. Hangi savaş bitmedi ki. “Sıkı Tut Ellerimi” isimli bir şiir kitabım var. Çok kişi bilmez. Ondaki şu mısralar geliyor aklıma: “ Bitecek elbette gülüm.  Gelirsen  sen bitirirsin. Gelmezsen ölüm.” İyyâkenağbüduveiyyâkenestaîn.

Mesut UçakanMesut Uçakan öğle aralığında hangi kapıları aralıyor?

İç kavgaları, çatışmalar, hafakanlar…

Şöyle bir toparlanmak, büroya geçmek, işlere bakmak ve varsa görüşmeleri yapmak hemen hemen her gün önüme çıkan işler. İşlerin azaldığı hatta olmadığı zamanlarda durum biraz farklı. Öyle zamanlarda daha çok koşuşturmam, daha çok projeler üretmem ve takibini yapmam gerekirken, bir yalnızlık ve yılgınlık içinde, çoğu kez aptal aptal oturmak, kara kara düşünmek veya bilgisayarda dolanmak geliyor içimden.  Sonra da bu gaflet ve eriyip giden vakitler karşısında yine olamamanın getirdiği sancılar içersinde kıvranmak. Ama bir iş çıktığında bakın neler oluyor. Mesela bir film çekimi gibi. Bu kez de olağanüstü bir çabaya bürünüyorum,  yine  gayreti abartarak, bir türlü dünya ile ukba  arasında dengeyi kuramadan işi bir an önce bitirme telaşıyla  geceleri ve sabahları öldürüyorum. Hasılı; idrak ve muhakeme noktasında mükemmeliyet, ama hal planında buna inat, bir türlü olamamanın, olmak için vesilelere yapışamamanın  getirdiği iç çatışma ve yine bitmeyen iç kavgalar, hafakanlar. İhdinassırâdalmüstagîm.

İkindi vakti Mesut Uçakan dünyanın neresindedir?

Kalleş, vefasız bir dünyanın tam orta yerinde

Daha çok telaşla kılınmış namazdan arta kalan zamanların ardından,   ekmeğini kazanacak ve sanatını icra edecek bir iş çıkmışsa, o işi yapmak için koşuşturan, iş çıkmamışsa çıkması için daha çok çırpınan, çoğu kez kendine ayıracak boş zamanı bulamayan  ve onca geçen yıllara rağmen ekonomik olarak da dengeyi bir türlü bulamamış olmanın dengesizliğini yaşayan benim de tanıyamadığım birisidir Uçakan. Ve bir türlü adapte olamadığı kalleş, vefasız bir dünyanın tam orta yerinde debelenip durmaktadır.  Sırâdallezîneen’amtealeyhim.

Mesut UçakanAkşamları hangi minval üzeredir?

Hep küçük ve duâya muhtaç

Bazen akşamları arada bir çıkan davetler, galalar, kokteyller söz konusudur. Onların çok gerekli gördüklerine zoraki gider. Hazzetmez pek bu tür olaylardan. Yapay gelir ona. Sanki gördüğü herkes rol yapıyor gibidir. Kimsenin içten olmadığını iddia etmek değil bu. Başka bir duygu. Hayatın topyekun bir oyun, bir mizansen, bir rol olduğunu bilmenin, hatta elle tutulurcasına hissetmenin getirdiği kekremsi bir yansıması belki. Hayatın her tipi, her aksesuarı, her mizanseni içinde tamamen iğreti ve yapay duruyor. Bu da “olamama” duygusunun aksine “ olma” sürecinin bir tezahürü mü?  Bilemiyor. Biliyor da çok azını biliyor. Her şeyden önce bilmiş olmanın tek başına bir şey ifade etmediğini biliyor. Ona ateşini söndürecek biri lazım. Narı söndürecek bir nur. Bunları söylerken  bile utanıyor. Yanlış yorumlanır diye korkuyor. Kimi büyük laflar sanabilir bunu, kimi küçük. Ama, o hep küçük kendi içinde. Hep küçük ve duaya muhtaç. Şu sıralar   -halimizi sordunuz-  bu dostlar. Ğayrulmağdubialeyhimveleddâllin. .

Mesut UçakanMesut Uçakan geceyi/geceleri nasıl yaşıyor?

Güneş doğar da alev alev eritir kirlerimizi

Sanırım ilk sorunuzun cevabında  var bu. Yani yine yorgun, yenilmiş ve yine hep kavgalı anlar.  Hem, “ Bir an Allah’tan gafil kalsam kendimi kâfir sayarım!” diyen Allah dostları yanında anlamsız ve önemsiz kalan anlar. Bu  “an”ları kurtarıcı iksire döndürecek erler gerek Uçakan’a. Ya da  bir er. Nur toplayan nur saçan nura dönüşen bir er. Bunun ötesi kıylukâl. Bu yüzden hep kavgamdan söz ediyorum. Cevaplarımı hoş karşılayın. Bir iç dökme, bir acıları paylaşma diye düşünün. Her ne kadar kimilerinin, bana ne senin kavgandan, bunlar senin özelin diyebileceği belki de mahrem kalması gereken duyguları dökmüş olsak da  orta yere. Allah affetsin. Ola ki bizi anlayan ve halimize ağlayan biri çıkar.  Çıkar da dua eder. Eder de güneş doğar üstümüze. Doğar da alev alev eritir kirlerimizi. Eritir de tertemiz gireriz tabuta. Baksanıza hemen her gün yeni bir ölüm haberi getiriyorlar. İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn. Duaya muhtacız. 

 

Mesut Uçakan Film afişleri için tıklayın

Adem Turan bizler adına sordu, konuşturdu 

Güncelleme Tarihi: 26 Şubat 2010, 18:55
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Zahid Arhavili
Zahid Arhavili - 9 yıl Önce

Afişlerin 5' inde 'ölüm' kelimesi var.

11' inde korku, üzüntü, çaresizlik, kaçış, pişmanlık vs temaları var.

Gazap, lanet, öç, sonsuza gitmek/ uçmak, sessizlik, çöküş, yalnızlık, sır gibi kelimeler de film isimlerinden...

Bunların tesadüf olmadığını ve Uçakan' ın iç alemini yansıttığını söyleyebiliriz.

3 adet de belgesel film var. Onlar da 'ölmüş'ler üzerine olduğuna göre... Vefayı da unutmuyoruz tabii ki...

Böyle düzene böyle filmler/ afişler olur diyebilir miyiz?

zeynep
zeynep - 9 yıl Önce

yorum değil yazacağım şey, okuyan kardeşler maruz görsün, bana mesut uçakan'ın mail adresi gerekiyor... yardımcı olabilirseniz çok sevinirim...

banner8

banner19

banner20