banner16

Mehmet Sabri Genç: Kendisine ve Yurduna Saygı Duymayan Biri Sanatçı Olamaz

‘’Döne döne okuduğum kitaplar elbette var. Bu kitaplar genelde çok göz önünde olmayan; yalnız ve sahipsiz bırakılmış eserler oluyor. Sanki onların o ihtişamlı ve asil duruşlarını, kaldıkları huzurevlerinde ziyaret ediyormuşum gibi bir şey.’’ Dünyabizim Kitap Söyleşileri'nde bugün Mehmet Sabri Genç’i ağırlıyoruz.

Mehmet Sabri Genç: Kendisine ve Yurduna Saygı Duymayan Biri Sanatçı Olamaz

Dünyabizim Kitap Söyleşileri'nde bugün Mehmet Sabri Genç’i ağırlıyoruz. Felsefenin yanı sıra Alman dili ve edebiyatı, edebiyat ve felsefe ilişkisi, psikoloji felsefesi ve sosyal ontoloji konuları üzerine çalışmalar yapan Sabri Genç, yurt içi ve dışında çeşitli üniversitelerde dersler verdi. Memleketi olan Gaziantep’te felsefî bir kültürün oluşturulması ve yaygınlaşmasını arzulayan Genç, şu sıralar Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nün kuruluş ve oluşum sürecine öncülük etmek amacıyla çalışmalar yapıyor.

Çevirileri, yazıları, makaleleri yurt içi ve yurt dışında çeşitli mecmua ve gazetelerde yayınlanan Genç’in Şey ve Tan, Karekök Hayat adında iki telif eseri mevcut. Mehmet Sabri Genç ayrıca Teoman Duralı Hoca'nın eserlerini yayına hazırlanmasıyla da yakından tanıdığımız bir isim.

Şu an başucu kitaplarınız hangileri? Döne döne okuduğunuz kitaplar var mı? Tabii niçin bunlar?

Şu anda okuduğum kitaplar arasında Albert Schweitzer’in Hayata Hürmet adlı kitabı var. Değerli dostum İbrahim Çolak’ın tavsiyesi üzerine daldım bu kitaba...

Döne döne okuduğum kitaplar elbette var. Bu kitaplar genelde çok göz önünde olmayan; yalnız ve sahipsiz bırakılmış eserler oluyor. Sanki onların o ihtişamlı ve asil duruşlarını, kaldıkları huzurevlerinde ziyaret ediyormuşum gibi bir şey. Bazen yanıma dostlarımı da alıyorum onları ziyarete giderken. Bana göre Türk edebiyatının şaheserlerinden olan, merhum Mitat Enç’in Uzun Çarşının Uluları adlı eseri böyledir. Tüm ihtişamıyla bizleri bekler durur. Mitat Enç’in Bitmeyen Gece ve Selâmlık Sohbetleri adlı eserleri de böyledir. Faruk Erem’in Bir Ceza Avukatının Anıları adlı eseri de aynı huzurevinde ikâmet eder. Bunlar keşfedilmeyi bekleyen yitik hazinelerdir... Sürekli ziyaret edilmesi, işitilmesi gereken varlıklardır...

Çalışırken, yolculuk yaparken veya okurken ne tür müzikler dinlersiniz?

Çalışırken veya okurken müzik dinlemem. Çalışmak, okumak veya müzik dinlemek ayrı bir mesai ister. Yolculuk yaparken dinlemeyi severim.

Bir ara dünya müzikleri ve dünya müzisyenleriyle ilgili bir radyo programı yapıyordum Mahmil Gecesi adı altında. Toplam 24 program yaptım. Güzel bir formatı vardı. Müziğe ve emekçilerine ayrı bir mesai harcıyordum. Aynı zamanda bu, müziğe dair bilgilerimi ve arşivimi dostlarla da paylaşma gayretiydi.

Beğenerek dinlediğim müzikler arasında bana bir şey anlatan, katan müzikler vardır. Istırab çekilmeden üretilmiş müziği dinlemem ki zaten böyle sanat olmaz. Bunlar da o anki ruh hâlime göre değişir. Afrika Blues da dinlerim, Barak havası da.

Nasıl okumayı severseniz? Sizin için ideal bir okuma biçimi ve ortamı var mı?

Herkesin içinde kitap okuyamam. Bazen bir kitaptan bir cümle okur ve rafa geri koyarım, o cümle üzerine yıllarca düşündükten sonra o kitabı alır kaldığım yerden devam ederim. 15 yıldır okumayı bitiremediğim kitaplar var.

Arayıp da ulaşamadığınız veya çok zor bulduğunuz kitaplar var mı?

Faruk Erem’in Bir Ceza Avukatının Anıları adlı kitabını ve Haldun Taner’in Ölürse Tenler Ölür Canlar Ölesi Değil adlı kitaplarını bulmakta zorluk çekmiştim. Sonra Ankara’da bir kitabevinde buldum. Şimdi ikisinin de baskıları var... Arayıp da ulaşamadığım, ulaşıp da aradığım daha binlerce kitap var...

Okurken “bunu ben yazmalıydım” ya da “tam da beni anlatıyor” dediğiniz kitaplar oldu mu?

Bunu ben yazmalıydım” diyecek hased ya da garip tarafım yoktur. Onu ben yazamam da zaten. Sanat eserleri parmak izi gibi özneldirler. Mimar Sinan olmasaydı Selimiye olmayacaktı. Dostoyevski olmasaydı Suç ve Ceza olmayacaktı. Dolayısıyla “bunları ben yapmalıydım” demek çok akıl kârı değil. Herkesin hazinesi kendinedir. Bütün klâsik eserler zaten “tam da beni anlatıyor” dedirtir.

Filmi yapılsaydı mutlaka izlerdim dediğiniz roman, hikâye, tarihi olay ve şahsiyet var mı?

Fikir haysiyetine sahip yönetmenlerimiz çoğunlukta olsaydı, filmi çekilebilir eserlerimizin çok fazla olduğunu fark ederlerdi. Ama yönetmenlerimiz, Fransız varoluşçularının veya Rus yazarların eserlerinden esinlenmekle meşguller. Uzun Çarşının Uluları adlı eserin her bir öyküsü layıkıyla çekildiğinde dünya çapında birer film olur. Bu hususta merhum Lütfi Akad’ı anmadan geçemem. Kendileri Bir Ceza Avukatının Anıları adlı eserden dört bölümlük dizi-film çekmişti. Muhteşemdir... TRT arşivinden izlenebilir... Keşke onun gibi yönetmenlerimiz çoğunlukta olsaydı.

Kendisine ve yurduna saygı duymayan veya kendisi olamayan bir kişi sanatçı olamaz.

Filmi yapılması gereken şahsiyetlerimiz arasında Neyzen Tevfik vardır. Neyzen Tevfik’i de en güzel Ahmet Uğurlu oynar. Neyzen ile başlanabilir, Fikret Mualla ile devam edilir. Yıllarca filmler çekseniz, Türkiye’deki karakterleri bitiremezsiniz...

Genellikle tatil nazarıyla bakılan yaz ayları başladı, siz nasıl dinlenmeyi tercih edersiniz?

Dinlenme yok ya da çalışarak dinleniyoruz. Eylül ayında çıkacak romanımı ve diğer çalışmalarımı sonlandırma gayretindeyim. 14 yıl evvel başladığım romanı nihayete erdirebilirsem ne mutlu bana!

Kitaplarınızı nereden temin edersiniz?

Kitapçılardan ve yayınevlerinin satış ofislerinden.

 

Röportaj: Munise Şimşek

Güncelleme Tarihi: 10 Temmuz 2018, 12:01
banner12
YORUM EKLE
banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6