Mehmet Rüyan Soydan: Akif üzerine çalışan herkesin başımın üzerinde yeri var

Mehmet Rüyan Soydan ile Akif sevgisini ve sahafarda yaptığı zaman yolculuğunda Akif’e dair topladıklarını konuştuk. Halil Solak’ın röportajı.

Mehmet Rüyan Soydan: Akif üzerine çalışan herkesin başımın üzerinde yeri var

Mehmet Akif’e olan ilginiz nasıl ve ne zaman başladı?

Öncelikle bir Akif araştırmacısı olmadığımı söylemeliyim. Benim için Akif muhibbi yani Akif dostu diyebiliriz belki. Onu sevdiğim için kendime örnek almaya çalıştığım için Akif’le ilgileniyorum. Akif’i Türkiye’de hemen herkes İstiklal Marşı’nın şairi olarak bilir, onun durusunun verdiği etkiyle de herkes ona saygı duyar. Bunu siyasi bir ayrım yapmaksızın söylüyorum. Bakın, Akif vefat ettiğinde onun hakkında ilk kitap yazanlardan biri Esat Adil Müstecaplıoğlu’dur ve bu kişi Türkiye’nin ilk sosyalist partisinin kurucusudur. Kitabı okuduğunuzda tamamı Akif’e övgüdür. Elbette birebir Akif gibi düşünmesini bekleyemeyiz ama burada ortak yönlerin ağır bastığını görüyoruz. Onun için Akif’e saygı toplumun genelinde var. Çünkü herkes Akif’te kendinden bir şeyler bulabilir. Ben de Akif’i sadece İstiklal Marsımızın şairi ve ağır baslı, ahlâken yüksek vasıflara sahip bir insan olarak biliyordum. Ortaokulda, lisedeyken Safahat’tan bazı şiirler ezberlemiştim, hâlen de unutmadım. 2003’te Mithat Cemal Kuntay’ın Mehmed Akif kitabını aldım. Safahat’tan şiir parçaları dışında Akif üzerine ilk ciddi okumam budur. Bu kitap beni Akif’e hayran bıraktı. Elimden yüzlerce Akif kitabı geçmiştir ama bugün hâlâ o kitabın yeri ben de bir başkadır. Akif’in ruhunu anlatan bir kitaptır o. Tabii dönemin şartlarından dolayı Akif’i yeni kurulan sistemle birtakım uzlaştırma gayretleri var, bunu hissediyorsunuz ama bu kötü niyetle değil, iyi niyetle yapılmış. Arkasından Akif’in dostu Eşref Edib’in kitabını bulup aldım. Sonra bir iki üç… derken Akif’i okudukça hayran olmaya başladım.

Arkadan başka okumalar da gelmiştir tabii…

Elbette. Akif’le ilgili sahaflarda, kitapçılarda bulabildiğim kitapları alıp okuyordum. Bir gün bir arkadaşım “Üstat iyi kitabın oldu. Akif’le ilgili bütün kitapları aldın herhâlde” dedi. Saydım, 35 kadar olmuştu. “Çoğu bitmiş azı kalmış, bari hepsini tamamla da bir Akif külliyatı çıksın ortaya” dedi. Su anda 700’e yaklaştı kitaplar… Hâlâ bitiremedik.

Peki, Akif’le ilgili sahafiye şeyler almaya ne zaman başladınız?

Akif’le ilgili kitapları toplarken sahaflardan biri, Akif’e karşı alakamı gördüğü için bana bir Akif hatıra zarfı verdi. O kadar hoşuma gitti ki… Acaba bu tür şeyler var mı derken, böyle pek çok hatıra zarfı geçti elime. Sonra Akif’le ilgili pul, çikolata kartı vs. gibi efemeraları toplamaya başladım. Sonra bir sahaf bana Akif’in bir fotoğrafını hediye etti. Bunlar ruhumda yeni yeni açılımlar yarattı. O fotoğraf beni Akif’in başka fotoğraflarının pesinden koşturdu. Yine bir gün Kadıköy’de Sahaf Celal Bey aradı, elinde Mehmet Akif’in bir mektubu olduğunu söyledi. Yani Akif’e ait bir şey, onun elinden çıkmış, onun hatırasını taşıyan bir şey. Bu ne demek…

Çok heyecanlanmışsınızdır?

Ne diyorsunuz… Koşarcasına gittim. Orada Akif’in arkadaşı, ünlü ud ve çello virtüozu, Peygamber torunlarından Şerif Muhiddin Targan’a yazmış olduğu bir mektubu verdi bana zarfıyla birlikte. Dünyalar benim oldu. Sanki orada Akif’le karşılaştım. Böyle başladık… Su anda 50’ye yakın mektubu var. El yazısıyla şiirleri var. İthaflı ve imzalı kitapları var ki benim için çok çok önemlidir. Mesela, son imzaladığı kitap elimde. Ölmeden sadece birkaç gün evvel imzalamış.

Kime imzalamış?

Kime imzaladığı belli değil, titrek bir yazı. Şeker bayramı demiş, tarih atmış ve imzalamış. Bayramdan hemen sonra da vefat ediyor zaten. Su an için elimizde mevcut olan son imzaladığı kitap bu. İllerde belki başka kitaplar da çıkar. Neyzen Tevfik’e, Şerif Cafer Paşa’ya, Babanzade Ahmed Naim’e imzaladığı, toplamda 10’u askın imzalı kitabı var. Bunlar dışında Mehmet Akif’in yayınladığı bütün kitapları, yazdığı dergiler, bir kibrit kutusu, hatta üzerinde Akif yazan bir kaleme kadar her şey beni ilgilendiriyor.

Peki, mektup ve kitaplar dışında şahsi eşya olarak Akif’e ait bir şey var mı?

Akif’in eşya olarak pek bir şeyi yok aslında. Düşünün, İstanbul’da Kahire’ye bir valizle gidiyor. Çok kıymet verdiği kitapları, plakları, birkaç özel eşya… Kahire’den buraya da ölmeye gelen bir insan Akif. Oradaki evinin de çok mütevazı olduğunu hatıralardan biliyoruz. Böyle bir insandan da ancak kâğıtlar kalır geriye: Fotoğraflar, mektuplar, şiir müsveddeleri… Şahsi eşya olarak benim elimde bir cep saati var. Torunları rahmetli Selma Hanım ile Ferda Hanım hediye etmişti bana. Muhtemelen Mısır’da kullanmış olduğu bir seccadesi var. Çok yıpranmış bir hâldeydi, onu restore ettirdim, herhâlde bizden sonra birkaç yüzyıl daha yaşayabilir. Evinde kullandığı küçük bir halı ile esine ait bir örtü var. Bastonu, seccadesi, fener ve gardrobu da Kadir Mısıroğlu’ndadır. Bunlar haricinde Akif’e ait başka bir görmedim ben.

Bugüne kadar almak isteyip de alamadığınız bir şey oldu mu?

Bu konuda Allah’a ne kadar şükretsem azdır. Almak istediklerimi aldığım gibi, aramakla bulamayacağım şeyler de karşıma çıkıyor. Bir gün sahaflarda kitap bakarken sırtında hiçbir yazısı olmayan bir kitap gördüm, çektim raftan. Bir baktım ki üzerinde Mehmet Akif’in mührü var. Mehmet Akif’in baytarlıkta okuduğu kitap. Arasanız bulamazsınız yani. Bu kitabın üzerinde Akif’in mührü yer alıyordu. Elimizde hiç mührü yoktu, bu şekilde bulunmuş oldu. şunu da nakledeyim: İki sene önce alamadığım bir tane Akif’in imzalı fotoğrafı oldu. O kadar yükseleceğini düşünmüyordum. Müzayedede benim verdiğim peyin çok çok üzerinde bir peyle satıldığını gördüm. Ben de kendimden o kadar emindim ki… Çünkü ilgilenen pek fazla yok. Şimdi yine biraz ilgi arttı.

Elinizdekileri bir sergide yahut müzede sergilemeyi düşünüyor musunuz?

Şimdiye kadar Akif’le ilgili çok sergi oldu, isteyenlere de bazı şeyler verdim. Ancak birincisi bu tür şeylere karşı konu Akif de olsa çok ilgi yok açıkçası. İkincisi her sergiden sonra eserler zarar görüyor. Bunlar bir tane, ikincisi yok. Bazen hatırını kıramadığım insanlara yine veriyorum ama çok sıcak bakmıyorum bu işlere. Müze işine gelince: Ne maddi durumum ne de meslekî tecrübem böyle bir işe imkân verir. Onu ben yapamam. Bu ilgililerin bileceği iş. Ben ölünceye kadar saklarım. Ondan sonra benim mesuliyetim bitiyor. Benden sonra da bir kıymetini bilen çıkar muhakkak.

Peki, koleksiyonunuzdan istifade etmek isteyenler olursa…

Benim arşivimdekiler mirî malıdır, herkese açıktır, her isteyen kullanabilir. Akif üzerine çalışan herkesin başımın üzerinde yeri vardır. Ben bunları saklamak için, sadece ben de var demek için almadım, hizmet için aldım.

Mehmet Rüyan Soydan, “Akif Üzerine Çalışan Herkesin Başımın Üzerinde Yeri Var”, MAKAS dergisi, Aralık-Ocak 2019, sayı 5

Güncelleme Tarihi: 31 Aralık 2018, 23:47
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13