Mehmet Poyraz ile laiklikten İslâmcılığa ‘Yaşar Kemal’ söyleşisi

“Değişimin Destancısı Yaşar Kemal” adlı kitabını merkeze alarak gerçekleştirdiğimiz söyleşide, yazar Mehmet Poyraz Yaşar Kemal ile Roger Garaudy’nin ortak yanlarının olduğuna dikkat çekti. Mehmet Poyraz’ın kaleminden Yaşar Kemal’in hayatı neden ve nasıl çıktı? Hacer Yeğin söyleşisi.

Mehmet Poyraz ile laiklikten İslâmcılığa ‘Yaşar Kemal’ söyleşisi

Biz onu tarih içerikli yazılarından ve daha çok Türkistan, Rusya ve Kafkasya konulu yazılarından biliyoruz. Çarlık Rusya’sından Karabağ’a, Moğollardan Selçuklulara, Memlüklerden Kıpçaklara, Müslüman Bolşeviklerden ve Irak Cephesi’nden savaşan Asya Taburu’na kadar fazla bilinmeyen konuları gündeme getiren Mehmet Poyraz’ın bir kitabı diğerlerinden oldukça farklı. Bu kitap; biyografi türündeki “Değişimin Destancısı Yaşar Kemaldir.

27 Mart 1974 tarihinde Osmaniye’de dünyaya gelen ve gazetecilik mesleğine Adana’da başlayan Mehmet Poyraz basın sektöründe muhabir, editör ve yayın koordinatörü olarak çalışmıştır. 10 yıldır Ankara’da ikamet eden Mehmet Poyraz 2015 yılından itibaren Sebilürreşad Yayınları ile Sebilürreşad Dergisi’nin yayın koordinatörüdür.

28 Şubat 2015 tarihinde vefat eden Yaşar Kemal’in hayatını neden yazdığını Mehmet Poyraz’a sorduk. Sebilürreşad, Derin Tarih ile Dünya Bizim’de yazılar kaleme alan Gazeteci ve Araştırmacı Yazar Mehmet Poyraz sorularımızı yanıtlarken Yaşar Kemal hakkında hayli ilginç bilgiler verip önemli tespitlerde bulundu.

Yazılarınızdaki asıl ilgi alanınızla Yaşar Kemal’in hayatını kaleme almanız arasında oldukça fark var ve bu da ister istemez dikkat çekiyor. O halde hemen soralım neden Yaşar Kemal?

Kitaplarımın arasında farklı bir yeri olan ve Yaşar Kemal’in hayatını anlatmaya çalıştığımız “Değişimin Destancısı Yaşar Kemal” isimli çalışmamız hakkında, sizler gibi “Neden Yaşar Kemal?” diye soranlar çok oluyor. Sizin ve kimi okurların bu yönde sorular yöneltmesi gayet normal. Bakıyorlar kitaplara ve dergilerdeki yazılara, elbette Dünya Bizim’deki yazılara da Rusya, Türkistan ve Kafkasya bölgesi ön planda. Başlayalım o halde.

Birincisi; Yaşar Kemal benim hemşerim, ikincisi komşu köyümüz Hemite’den, üstelik bizim köyde, Osmaniye’nin Bahçe Köyü’nde vekil öğretmenlik yapmıştır. Bütün bunların yanı sıra, benim köyüm başta olmak üzere Çukurova’da yaşanan gerçek hikâyeleri eserlerine taşımıştır. Eserlerinde mükemmel bir kurmaca tekniği kullanmıştır.

Bunları yaparken de Çukurova Türkçesi’ni Türkiye geneline yaymıştır. Aile büyüklerimden kendisi hakkında birçok hikâye de dinlemiştim. Bir yandan kendisi hakkında fazla bilinmeyenlere vakıf olmamız, kendimizce vefa borcumuzu ödemeye sevketti bizi ve hayatını anlatmaya gayret ettik. Fakat anlatırken biraz yanlış anlaşıldığını da izah etmeye çalıştık. Bu yanlışlığı da tahmin ettiniz sanırım.

Yanlışlık derken, Yaşar Kemal’in dünya görüşünü kastediyorsunuz sanırım. Merak ettiklerimizin başında onun dünya görüşü hakkındaki değerlendirmeleriniz geliyor.  Ayrıca “Hangi Yaşar Kemal?” sorusuyla beraber sizce dünya görüşü nasıldı?

Bilirsiniz, “aydın görüşü değişkendir” diye bir söz var. Ben biraz Yaşar Kemal’e, edebiyat yazarı diye bakmaktan ziyade aydın gözüyle bakmaya çalışırım. Nazarımda, aydınlar dönemin meselelerine dokunmalıdır. Gündemi hissetmeliler ve küçük de olsa eylemle ya da yazılı olarak döneme dahil olmalılar. Şimdi burada aydın insan derken, biraz da seçici olmak gerek. Bana göre sözde ve yazıdaki marifetiyle gündeme gelen her popüler insanın da aydın sınıfına sokulması hatalı olur.

Yaşar Kemal’in aydınlığına gelince, daha 1950’li yıllarda sözünü ettiğimiz sınıfa girmiştir. O dönemler, gazetecilik yaptığı ve Anadolu’yu karış karış dolaştığı yıllardır. Belki siz bu dönemlerinde onu tam bir “Komünist” olarak tanımlayacaksınız. Böyle düşünecek olursanız elbette saygımız vardır. Gazetecilik yıllarında memleketin meselelerine dokunmuştur. Bu meseleler de çoğunlukla insan temalıydı.

Şimdi burada dönemin siyasetine ve onun sosyalistliğine giriş yapabiliriz. 40’lı yıllardaki aykırı duruşuyla, 50’li yıllardaki duruşunu hiç karşılaştırdınız mı bilmiyorum ama O hep aynıydı. Yaşar Kemal hayatının bu önemli geçiş sürecinde iki farklı siyasi partiye de biraz mesafeli durmuştur ve ne biliyorsa da söylemiştir. “Değişimin Destancısı Yaşar Kemal” kitabımızda da anlattığımız üzere değişik kesimlerden, farklı siyasi figürlerin takdirini toplamıştır. Yine farklı görüşlere mensup söz ve kalem erbabıyla görüştüğünü de biliyoruz. Yaşar Kemal fotoğrafını büyüterek baktığımızda tespitlerimizin yerinde olduğu fark edilecektir. Kitabımızda detaylı olarak görebilirsiniz, Said Nursi’ye sahip çıkmış bir yazar var karşımızda. Bu davranışını Sezai Karakoç da takdir etmiştir. 

Sosyalistlik yahut komünistlik meselesine gelince, bu kavramlar her dönem ve bulunduğu ülkelere göre değişiklik göstermiştir. Bunu iki örnekle ispat etmek mümkündür. Nazım Hikmet ile Sabahattin Ali hangi dönem Türkiye’de istenmeyen isimler olmuştu? Bunu birçok kişi yanıtlayabilir. O dönemin siyasi temsilcileri, günümüzde bu her iki ismi de baş tacı yapmaktadır.

Yaşar Kemal bir döneme kadar sosyalistti. Sosyalistliği onu Mehmet Ali Aybar ile kurucusu olduğu Türkiye İşçi Partisi (TİP)’ne kadar götürmüştür. Fakat TİP serüveni ve kanlı canlı sosyalistliği de kısa sürmüştür. Özellikle Nazım Hikmet ile olan teması üzerinden büyük hayran olduğu Sovyetler Birliği’nin Kızılordu tankları Prag’a girdiği vakit Yaşar Kemal gerçeğin farkına varmıştır, Moskova yönetiminin faşist ve insanlık düşmanı olduğunu anlamıştır. Sovyetlerin Prag işgaline karşı durmuş ve sonra partiden ayrılmıştır. Hatta bu dönemdeki bazı dostlarıyla uzun yıllar kimiyle ölümüne kadar konuşmamıştır. Yaşar Kemal’in arkasından “Bizi sattı” diye laf edenler de olmuştur. O aslında öyle bildiğimiz manada solcu, komünist yahut sosyalist değildi. Derdi, bütün bir mahlukattır. İnsanlık, hayvanlar ve doğa. Bunları da detaylı şekilde kitabımızda görebilirsiniz.

Yaşar Kemal’i çağdaşı olan ve dünya çapında biriyle karşılaştırmak isterseniz bu kim olabilir veya onun etkilendiği, ilham aldığı biri var mıdır?

Kitabımızda etkilendiği ve ilham aldıklarına hayli detaylı yer vermiştik. Çağdaşı olarak etkilendiği en önemli şahsiyet aşağı yukarı kendisinden 10 yaş büyük olan Roger Garaudy’dir. Nitekim birbirine benzeyen birçok yön tespit edebiliriz. Bu arada şimdi yapacağımız tespitleri sizlerin vesilesiyle birçok kişi de ilk defa duymuş olacak.

Garaudy, düşünsel anlamda ve teknik kitaplar kaleme alırken Yaşar Kemal, edebiyat aracılığıyla romanlar ve hikâyeler üzerinden mesajlar vermiştir. Yaşar Kemal Türkiye İşçi Partisi’ndeyken, aynı dönemlerde Roger Garaudy’de Fransız Komünist Partisi’ndeydi. Her ikisi de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) askerlerinin Çekoslovakya’nın başkenti Prag’ı işgal etmesiyle partileriyle yollarını ayırmıştır. Garaudy’nin “kılavuzum” dediği Don Kişot’u Yaşar Kemal’e daha çok erken yaşlarda, 40’lı yıllarda Adana’da, Abidin Dino, eşi ve kardeşi önermişti. Yani Don Kişot, Yaşar Kemal’in de kılavuzuydu. Diğer yandan Garaudy ünlü Fransız yazar ve düşünür Jean-Paul Sartre’ye hayrandır.

Yaşar Kemal’de Sartre’yi baş tacı yapmaktadır. Yaşar Kemal’in kimi söylemlerinde Garaudy’i görebilmek mümkün. Bunu da detaylı anlatabilmek için kapsamlı bir çalışma yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Sorunun Roger Garaudy’ye gelmesi hayli ilginç oldu. Garaudy Hristiyan’dı fakat daha sonra İslâm’ı seçti. Yaşar Kemal’in dini inancı nasıldı sizce? Bunu sormamın nedeni; Garaudy’nin İslâm öncesi sol tandanslı görüşleriydi biliyorsunuz.

Yaşar Kemal’in dini inancı çok tartışılmaktadır. Bu da daha çok olumsuz yöndedir. Neticede sol camiaya mensuptur ve inancında şüpheler vardır. Zira solda olan kimselerin “inançsız” gibi algılandığı bir toplumun fertleriyiz. Esas konumuz bu değil ama sorunuza yanıt vermek için bu girişi yapmak zorundayım.

Yaşar Kemal 4.5 yaşındayken babası Sadık Efendi’yle birlikte camiye gider. Babası namaz kılarken o da seyretmektedir. Ailesi Van’dan göç edip yola düştüklerinde İslâhiye civarında, çalıların içinde önce ölü sanıp bulduğu ve oğlu gibi bakıp büyüttüğü evlatlığı Yusuf, camiye hışımla girerek namaz kılmakta olan babası Sadık Efendi’yi kalbinden bıçaklayarak öldürür. Camide gerçekleşen bu cinayete şahit olan Yaşar Kemal, saatlerce ağlar ve ertesi sabah uyandığında ise 12 yaşına kadar sürecek olan kekemeliği başlar.

Hiç aklından çıkmayan babasını ilkokul yıllarında çok arar. Baba oğul birbirine çok düşkündüler. Babası gözlerinin önünde can vermiştir. Girdiği şokla ölümün mahiyetini anlayamamıştır. Babasının nerede olduğunu ilk sorduğunda, öldüğünü söylemişlerdir. Kendi isteğiyle okula gitmiştir, babası hayatta olsaydı okumayı yazmayı erken öğrenecektir. Yıllarca babasının mezarına gidemez hatta o civardan bile geçmez.

Şimdi burada Yaşar Kemal’in dine bakış açısını biraz açıklamış olduğumu zannediyorum. Babası camide, gözlerinin önünde öldürülen bir çocuk. Öldü diye babasına küser ve cinayet bölgesi olarak kutsal bir mekânı, camiyi kafasına kazır. Bu hadisenin dine bakışını doğrudan belirlediğini düşünüyorum. Bu arada belirteyim Yaşar Kemal’in ailesi dinlerine düşkündür. Vakit namazlarını kaçırmayan bir aileye sahiptir. Tekrar Garaudy’ye dönersek onun ailesinin dinle alakası yoktur.

Yaşar Kemal’in köyünüzde bıraktığı önemli izler var mı?

Cumhuriyet’in 10.yılı onuruna Aka Gündüz tarafından yazılan Halkevleri bünyesinde ve destekleriyle sahnelenen “Yarım Osman” adlı piyesi, 40’lı yıllarda bütün ilkokullarda öğrenciler tarafından oynanıyordu. Yaşar Kemal Osmaniye’nin Bahçe Köyü’nde “Yarım Osman” adlı piyesi okulda bizzat sahneler. Öğrencilerinin yanı sıra yetişkin köylülere de rol verir. Köylülerimiz ilk defa piyes görür ve rol alırlar. Yine köye, iskambil kâğıdını ilk olarak getiren kişi olarak da bilinir. Hıdır Yusuf Ağa ile kâğıt oyunu oynamasıyla yıllarca adından bahsettirir. Piyes önemli bir izdir köyümüz için. İskambil oyunu faydalı olmasa da köyde bahsettiğim şekilde iz bırakmıştır.

Yaşar Kemal’in bölücü olduğu da iddia edilmektedir. Peki ya sizce?

Yaşar Kemal’in kitabımızda da yer alan ve 1996 yılında yapmış olduğu açıklamayı olduğu gibi aktarıyorum: “Türkiye bölünmeyecek. Bu ne Türk halkının ne de Kürt halkının işine gelir. Ben şuna inanıyorum ki Türk ve Kürt halkı, her türlü koşulda kardeş kardeşe yaşamaya mecbur. Başka türlü düşünmek bana fevkalade yanlış geliyor.”

Bu soru üzerinden Yaşar Kemal’in laiklik konusuna bakışına da yer vermek istiyorum. Kendisi, yanlış uygulanan laikliğin gerçek manada hayata geçirilmesi hususunda hakiki Müslümanların yardımı olacağını söylemiştir: “Yanlış uygulanan laiklik yerine oturacak. Buna da gerçek Müslümanlar yardım edecek. Sağduyulu Türkiye’nin insanlarına saygılı bir laiklik anlayışını, koyu Müslüman çoğunluğu kabul etmiş durumdadır. O ırkçı, köhne milliyetçilerin kışkırtmalarını insanlarımız püskürteceklerdir.”

Son olarak farklı görüşteki şahsiyetleri bir araya getirdiğiniz “Değişimin Destancısı Yaşar Kemal” kitabı, Yaşar Kemal hakkında ikinci kitabınız. İkisi arasındaki fark nedir?

Yaşar Kemal hakkında ilk kitabımız 2015 yılında “Yaşar Kemal” adıyla çıkmıştı. Bu çalışma benim ilk kitabım olmasından dolayı ayrı bir yeri vardır. Beş yıl sonra yeni bilgi ve belgelerle 2020’nin Nisan ayında SR Yayınevi’nden “Değişimin Destancısı Yaşar Kemal” adıyla yeni bir kitap daha çıkarmış olduk. İkisi arasında içerik anlamında elbette fark var fakat bakış açımız aynıdır. Kitaplarımızda, objektif bir bakış açısıyla Yaşar Kemal’in siyasi yönünden ziyade insani yönüne dikkat çekmeye çalıştık.

Söyleşi: Hacer Yeğin

Yayın Tarihi: 28 Şubat 2021 Pazar 13:31 Güncelleme Tarihi: 28 Şubat 2021, 13:36
banner25
YORUM EKLE

banner26