banner17

Medya modernizmin mabedi

Mustafa Yürekli ismini Mavera dergisinden beri ismen bilirdik. Kendisi Yörünge dergisinde de editörlüğümü yapmıştır. Yürekli ile konuştuk, sorduk.

Medya modernizmin mabedi

Mustafa Yürekli nelerle meşgul?

Dünyayı, ülkemi izliyorum. Düşünüyorum. Okuyorum.

Bugünkü koşullar ve durumumuz, geçmişteki olayların sonuçları. Daha iyi bir gelecek düşlüyoruz. Günlerim, geçmişin muhasebesiyle ve geleceği en iyi şekilde tasarlamakla geçiyor.

Bugünün işini yarına bırakmamak adına, kendim için, ailem için ve milletim için elimden geldiği kadar çalışıyorum. “Allah için ne yaptım?” sorusunu her gün soruyor, iyi cevaplayabilmek için çalışıyorum.

Hayatın, hizmet olduğunu biliyorum. Hizmet, tıpkı secde gibi aşkın göstergesi. Allahu Teala’dan hizmet fırsatı vermesini diliyorum sürekli.

İnsan Yükü isimli şiir kitabından ve Dirilere Ağıt'tan hatırlıyoruz sizi ilkin. Sonra neler çıktı, çıktı mı takip edememişim?

Sözünü ettiğiniz iki kitabın ilki, “İnsan Yükü” 1980’li yılların başında yayınlanmış bir şiir kitabı. İlk dönem şiirlerimden oluşuyor. Şiir yazmama rağmen, ikinci şiir kitabını yayınlayamadık..

“Dirilere Ağıt” ise, 2. Dünya Savaşı sonunda Mısır’da, dolayısıyla Ortadoğu’da hakimiyetin İngiltere’den Amerika’ya geçişinin İhvan-ı Müslimin’in mücadelesine, Seyit Kutub’un hayat hikayesine yansımalarını anlatıyorum; Seyit Kutub’un idamıyla sonuçlanan olayları anlatan bir belgesel kitap yani.

Bu iki kitaptan sonra, yayınlama konusunda şanslı değildim. Çalışmalar sürdü, ama dosyalar hep dolabımda birikti. Şiirlerimi, kimi zaman Yedi İklim’de, kimi zaman Hece’de yayınladık.. Zaman zaman Haber 7 sitesinde yazılar yayınlıyorum. Fakat kitap yayınlayamadık. Oysa güzel kitap çalışmalarım var, inceleme araştırma kitapları, düşünce kitapları, şiir kitapları..

Mustafa Yürekli1997’den beri Kanal 7’de yapımcılık, yönetmenlik ve sunuculuk yapıyorum: 100 bölüm olarak yayınlanan “Yitik Şehrin Figüranları” (2000 - 2003) ve 60 bölümü olarak yayınlanan “Yaşamak Dediğin” (2003-2005) programlarını hazırlayıp sundum, metin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptım. “Yitik Şehrin Figüranları” artık Ülke Tv’de yayınlanıyor, Cuma günleri, 14:15’te..

Ahmet Hakan'ın sunduğu “İskele Sancak” (2000 - 2001), Süleyman Çobanoğlu'nun sunduğu “Bu Ülke” (1997-1998) ve “Tanıklar” (2003-2004) programlarının yapımcılığını üstlendim.

Belgesel çalışmaları yaptım daha çok: Davut Dursun’un sunduğu 9 bölümlük "Ertesi Gün Belgeseli"ne, Süleyman Çobanoğlu'nun sunduğu "Rüzgarlıtepe: Çankaya Belgeseli", "Kanlıdağ: Çeçenistan Belgeseli" ve  "Özal'ın Son Günleri Belgeseli" gibi belgesellere de yapımcı olarak imza attım.

 Hazırlayıp sunduğum, senaryosunu yazdığım ve yönetmenliğini yaptığım, Kanal 7’de yayınlanan “Kainatın Efendisi: Hz.Peygamber’in Hayatı Belgeseli” (2004), “İstiklal Marşı Belgeseli” (2000) "Said Nursi Belgeseli" (2004), "Hocaefendi :Mehmet Zahit Kotku Belgeseli" (2005), "Sami Efendi: Mahmut Sami Ramazanoğlu Belgeseli" (2005) ve olay belgesel "İmralı: Menderes'in İdamı Belgeseli" (2005) DVD/VCD formatlarında da yayınlandı.

Medya Platformu Derneği'nin faaliyetlerini yürütüyoruz arkadaşlarla.. Boş durmuyoruz yani, Allah hizmet dışı bırakmasın, bu bir felaket olur.

Sırada neler var kitap olarak yayını bekleyen?

Şiir kitaplarımı artık yayınlamak istiyorum. “İnsan Yükü”nün (1977 – 1987) ikinci baskısını yapmak istiyorum bir kere. “Çiçekli Sessizlik” (1988-1997) ve “Pergelin İki Ayağı” (1998 – 2008) isminde iki kitapta topladım şiirlerimi, bunları basacağım kısmet olursa. “Bediüzzaman Destanı” yine bir şiir kitabım, inşallah bunu basacağız. Hz. Peygambere yazılmış rubailerden oluşan, “Rubai-i Şerifler” var, onu basacağız. Dosyalar tamam oldu, artık yayınevlerinin kapısını çalma vakti geldi sanırım.

İnceleme araştırma, gençliğimden beri hoşuma gider. Dirilere Ağıt, bunun bir göstergesi olsa gerek. Şimdi belgesel yapıyorum. Sürekli yakın tarih çalışıyoruz. Basın tarihimizi anlattığım Bab-ı Ali kitabını, Yahudiler’in emperyalizimle işbirliğini ve Osmanlıya / Türkiye Cumhuriyeti’ne ihanetlerini anlattığım “Selanik’ten İsrail’e” kitabını yayınlamayı düşünüyorum.. 31 Mart, Şeyh Said ve Menemen  üçlemesi de hazır.

Düşünce kitaplarım var, mesela Hz.Peygamber’in ahlakını ifade eden 40 hadise ilişkin denemelerden oluşan “Erdemin Ufukları” var..

Allahu Teala Muhammet ümmetine namaz gibi Miraç vermiş.. Müslüman’ın Miraç’ını daha geniş boyutta, içten dışa, dıştan içe yayılıp toplanmaları, kesret ile vahdet arasındaki dalgaları anlattığım “Gönül İklimi” kitabını da anmak isterim burada..

Basılmaya hazır onlarca kitap dosyası var anlayacağınız. Kısmet, tabi. Allah’tan hayırlısını istemek gerekiyor.

Televizyonculukla meşgulsünüz. Tv kullanmayan biri olarak soruyorum, bağışlayın, hangi işlerinizin kıymeti bilinmedi, arada kaynadığını hissettiniz?

Burada bir anımı anlatmak isterim: Yitik Şehrin Figüranları’nın ilk bölümünün sunuşlarını, anonslarını çekeceğiz. Mecidiyeköy’de amele pazarındayız. Arkadaşlar kamerayı kurdu, yaka mikrofon takıldı, notlarım elimde.. Kamera ile aramda bir konuşma geçti. Kamera bana sordu, “Sen misin efendi, yoksa ben miyim?” diye.. Düşünmeden, “Efendi benim.. Sen tıpkı kalem gibi hizmetimde olacaksın!” dedim. Bu cevabı verirken yüreğim cız etti. Çok şeyi teptiğimin farkındaydım. Kariyer, şöhret ve para.. televizyonculuğun verebileceği her şeyi red etmiştim. Günümüzde başarılı bir televizyoncu olmak için kameraya köle olacaksın, ekran şehvetin olacak, seni ekran maymunu haline getirecekler, kendini bırakıp geçerli rolü oynayacaksın, bol reyting yaptığın sürece seni ekrandan kimse indiremez ve oluk oluk paralar akar.. Ben insanlığı statüye önceledim, önce insanım, önce kulum, dedim. Gerçek hayatta neysem, ekranda da o olmalıyım ve Allah’ı razı etmeliyim, dedim. Televizyonculuk, entelektüel bir iş olarak girdi dünyama. Televizyonun doğası, sosyal, siyasal ve ekonomik işlevleri üzerine kafa yordum. Televizyon nasıl milletimize, kültürümüze hizmet eder diye düşündüm. Televizyonun dilini araştırdım.

Televizyonculuk çok bereketsiz bir iş mi acaba diye sorsam ayıp olur mu?

Televizyon, Batı’da doğmuş, modern bir kitle iletişim aracı. Televizyon, hala bize yabancı. Televizyonu ehilleştiremedik maalesef. Mevcut haliyle televizyon, evet, bereketsiz bir iş; ırmağa yazı yazmak gibi bir şey.

Televizyonu, radyoyu, gazeteyi ve interneti ehilleştirebilmek için, onu yenmek, onu aşmak gerekiyor ve bu da entelektüel bir iş. Kendi iletişim felsefenizi oluşturmadan, medyayı kullanmanız, medyanın zararlarını önlemeniz mümkün değil..

İletişim çağı diyoruz, ama tarihin en büyük iletişimsizliğini yaşıyoruz. Bütün bir insanlık, iletişim kurbanı durumunda.. Uzaya yerleştirilen uydularla her şey izlenebiliyor, her an her yerle iletişime geçebiliriz.. Ama apartmanda kapı komşumuzdan haberimiz yok. Aynı ailedeki fertler iletişim kuramıyorlar.

Ontolojik ve epistemolojik problemleri çözmeden iletişim düşüncesini, iletişim dilini kuramazsınız.. Medya, günümüzde modernizmin mabedi; iletişim araçları, modern rahiplerin ayin yaptığı ortamlar halinde.. Medya, insanlığın bunalımını derinleştiriyor, problemlerini içinden çıkılmaz hale getiriyor.

Televizyon, şer odağı.. Televizyon hayata ve insana ihanet ediyor; dünya ve ahiret mutluluğuyla oynuyor. Televizyon, ruh sağlığımızı bozuyor.

Yanlış giden ne Türk tv'lerinde?

Medya, bir sektör. Televizyon, gazete, radyo ve internet öncelikle birer ekonomik kuruluş. Yaşamak için medya kuruluşları sektörün belirlemelerine, sektör koşullarına boyun eğiyor.

Şöyle söyleyeyim: İlk gazete, kapitalizmin gelişkin bir döneminde tarih sahnesine çıktı. Dünya nasıl bir banka ağıyla sarılmışsa, aynı şekilde iletişim ağıyla da sarılmış durumda. Ülkemizde, üretim yok, tüketim ekonomisinde sermaye, dolayısıyla reklam bütçeleri yabancı.. Medyanın ülkenin yararına olduğuna inanmak büyük bir saflık değil, apaçık aptallıktır. Dünya güçleri, iletişim ağlarıyla, kılımızın kıpırdamasından haberdar oluyor, beynimizi yıkıyor, bizi yönlendiriyor. Medya, emperyalizmin keşif kolu.. Para trafiğini izliyorlar.. Toplumun eğilimlerini, yöneticilerini izliyorlar ve böylece rahat yönlendirebiliyorlar.. Dünya iletişim ağının içinde kalarak bağımsızlaşmak mümkün mü? Dünya sisteminin duyu organlarını oluşturuyor medya, aynı zamanda yönlendirme aracı.. Medya, emperyalizmin uzaktan kumandası.. Vaziyetimizi ve istikametimizi belirlerken medyadan çok yararlanıyorlar.. Çünkü medyayla zihinlerimizi yönetiyorlar.

Türkiye, medyayı doğru algılayamadı. Abarttı. Türkiye, kendi varlığını algılayamıyor.. Medya, dördüncü kuvvet deniyor. Yasama, yürütme ve yargıdan sonraki en büyük güçmüş, bu büyük bir yalan. Yasama, belli ve yürütme, yani hükümet demek, her ikisi aslında TBMM demek.. Türkiye’de anayasa yapamayan bir meclis var, yasama gücü olmayan bir meclis yani. Asker müdahalelerle sık sık ayarlanan yürütmemiz var. Türkiye’de birinci güç ordudur. İkinci güç, yargıdır. Meclis, yasama ve yürütme kaçıncı sırada yer alır, tartışılır.. Medyanın gücü yok aslında, gücün medyası var. Bağımsız medyadan nasıl bahsedebiliriz.. Medya gerçekte üçüncü güçtür, bu anlamda.. Sistemden bağımsız düşünemeyiz medyayı.

Türk televizyonları nasıl gidiyor? Dünya güçlerinin hizmetinde gidiyor.

Mustafa Yürekli

Dindar çevre tv'lerinin problemi ne sizce?

Türkiye’de İslam, 20. yüzyılın başında, taşraya sürüldü. Dindar çevreler dediğiniz topluluklar, kültürden ve sanattan uzak durdular. Resmi ideolojinin iyi örgütlendiği bir alandı, yapılacak her çalışma amatör kalacaktı. Dindar çevreler, sanatı, iyice daralttılar. Yüzlerce yıllık sanat birikimini bile yorumlayamadılar, mevlüdü tartıştılar, müzik birikimini sahiplenmediler.. Akif, Necip Fazıl; Sezai Karakoç, Nuri Pakdil sıradağları edebiyat alanında bir direniş oluşturdu.. Ama dindar çevreler, bu direniş hattına bile ciddi destek vermediler, büyük fedakarlıkla yürüdü edebiyat çalışmaları.. Günümüzde de oldukça zayıfladı edebi direniş.

Dindar çevreler, kültürde ve sanatta başarı göstermeden medyaya atıldı. Dindar çevreler, siyasal başarıya ayarlı bir medyaya sahip. Yazarı yok, yönetmeni yok, sanatçısı yok.. Televizyon yayıncılığı yapılıyor, gazete çıkarılıyor.. Dolayısıyla dindar çevrelerin televizyonları, gazeteleri ve radyoları sistem içindeler, çizilen yolda yürüyorlar.

İslami düşünce olmadan, İslami sanat olmadan nasıl televizyon yayıncılığı yapacaksınız? İğrenç liberal sakızlar çiğneniyor, AB yolunda liberal ağızla yayıncılık yapılıyor; bir dil kuramadılar. İslam’ın iletişim felsefesi yok ortada. Müslümanların kendilerine özgü bir iletişim dili yok. Akıntıya kürek çekiyorlar. Bunun farkında bile değiller.

Televizyonculuk, pahalı bir iş. Aylık masrafları, milyon dolarlar. Yabancı sermayenin sunduğu reklam bütçesine yöneldiğiniz anda, sisteme giriyor, gerekeni yapıyorsunuz. Dindar çevreler, henüz televizyonculuğun işletme boyutunu öğrenemediler, teknolojisini aşamadılar. Televizyon, bize ağıtı kestiren bir oyuncak elimizde, merakla inceliyoruz şimdilik..

Yakın dönemde Tv yapımı olarak hangi çalışmalarınızı seyredebilecek seyrici?

Yitik Şehrin Figüranları, her hafta Cuma günleri, 14:15’te Ülke Tv’de yayınlanıyor. Dolayısıyla “Yitik Şehrin Figüranları”nı hazırlayıp sunuyorum.

Kanal 7 için birkaç yıldır çalıştığım sosyal ve siyasal belgeseller var.. Cumhuriyet dönemi İslam büyüklerini anlatmaya devam edeceğiz. Elmalılı Hamdi Yazır Belgeseli, Ömer Nasuhi Bilmen Belgeseli ve Ahmet Hamdi Akseki Belgeseli’ni hazırlıyorum.

Menemen Belgeseli, hazır. Birbirinden güzel belgeseller yayınlanacak inşallah.

Medya Platformu diye güzel bir çalışmayı da yürütüyorsunuz? Ne durumda Medya Platformu, neler oluyor orda?

Medya Platformu, gazeteciliği içeride ve dışarıda temsil etme, geliştirme ve iletişim özgürlüğünü savunma çizgiside kurulmuş bir gazateciler derneğinin ismidir. Medya yöneticileri ve çalışanlarını, yazarları, sanatçıları, akademisyenleri ve iletişim fakültesi öğrencilerini buluşturan Medya Platformu, dünya ve Türkiye medyasının temel sorunlarının konuşulduğu ve çözüm arandığı entelektüel, çok sesli ve özgür bir ortamdır.

Medya söyleşileriyle sürdürülen, daha çok, entelektüel bir çalışma, şimdilik. Medyayı doğru algılamaya çalışıyoruz. Dünya iletişim ağını, dünyada ve ülkemizde medyanın işleyişini, medyanın bir direniş odağı olup olamayacağını tartışıyoruz.. Basın bildirileriyle medya meselelerine yaklaşımımızı zaman zaman toplumumuzla paylaşıyoruz..


Kendinize vaktiniz kalıyor mu? Kitap dergi takip edebiliyor musunuz?

Vakti iyi değerlendirmeye çalışıyorum. Kültür sanat dergilerini, özellikle edebiyat dergilerini takip ediyorum. Yeni çıkan kitapları mutlaka okuyorum. Okumasam, direniş biter, akıntıya kapılırım.. Dergiler, deniz fenerleri gibi.. Her sayı, bende büyük heyecan uyandırır. Kitaplar, zihnin bakımının yapıldığı entelektüel atölyeler.

Kitaplardan ve dergilerden uzak kalsam.. Zindana kapatılmış gibi hissederim kendimi, bunalıma girerim ve oryantasyonumu kaybederim.

Neleri yapmadan bu dünyadan gitmek istemezsiniz diye bir acaip soru sorayım?

Medya Platformu’ndaki ve Eyüpsultan Kültür Merkezi’ndeki hizmetleri belli bir aşamaya getirmeden ölürsem, gözlerim açık giderim.

Birkaç büyük belgesel projem var. Bu belgeselleri yapma fırsatı diliyorum Allah’tan ve dosya halindeki kitaplarımın basıldığını dünya gözüyle görmeyi.. Her eser, bir andaç çünkü.. Öldükten sonra, hayırla anılmayı, Fatiha’larla anılmayı isterim. Eserler, amel defterimizi açık tutarlar.

 

Asım Gültekin konuştu

Güncelleme Tarihi: 27 Mayıs 2011, 15:13
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
edip
edip - 9 yıl Önce

Bu güzel ve oylumlu söyleşi için Asım babaya teşekkür... Edebiyat
ve televizyon dünyasında nitelikli ve derinlikli eylemlere imza atmış
önemli bir isim Mustafa Yürekli. Allah yardımcısı olsun....

banner8

banner19

banner20