Malezyalı ressam Ken Yang ile konuştuk

Malezya’da Rönesans’a tanık olmak olağanüstü bir durum. Ressam Ken Yang’la tanışmamız birkaç gün öncesine dayanıyor. Sergi haberini geç de olsa bir gazete ilânıyla duyduğumda hiç vakit kaybetmeden ressam Ken’le irtibat kurup sözleştik ve keyif bir söyleşi gerçekleştirdik. Mehmet Özay sordu.

Malezyalı ressam Ken Yang ile konuştuk

 

 

Malezya’da Rönesans’a tanık olmak olağanüstü bir durum. Ressam Ken Yang’la tanışmamız birkaç gün öncesine dayanıyor. Sergi haberini geçte olsa bir gazete ilânıyla duyduğumda hiç vakit kaybetmeden Ressam Ken’le irtibat kurup sözleştik... Memleketi Perak Eyaleti... 11 yıldır Paris’te yaşayan ve ressamlık konusunda bilgi görgü ve tecrübelerini geliştirme yolunda epeyce mesafe kat etmiş genç bir ressam. Kendisini “Saray Ressamı” olarak tanımlayan 35 yaşındaki Ken Yang, memleketi Malezya’da ilk defa profesyonel sergisini açtı. 28 Ekim’den bu yana açık olan sergi 31 Ocak’ta son bulacak

O, ülkesi için bir köprü

Serginin pek çok ilkleri içinde barındırdığını söylemek mümkün. Her şeyden önce bu sergi, Malezya Ulusal Görsel Sanatlar Merkezi’nde, hem ressamın yaşı itibarıyla hem de serginin maddi boyutları bakımından bir ilk olma özelliği taşıyor. Sergiyi, başta Sultan Abdül Halim Şah olmak üzere, önemli şahsiyetlerin ziyaret etmesini bir ölçüde dikkate alabiliriz. Bunun, elbette ki ressamın eserlerinde ortaya koyduğu, Avrupa sanat tarihinin en önemli dönemlerinden olan Rönesans resim tekniğini Malezya’ya taşımasının rolü büyük. Serginin küratorü ise Suriyeli ve yirmi yıldır Paris’te yaşayan Khawajah Musa Hoshi. Bu yönüyle de, aslında söz konusu bu uluslararası etkinliğin Güneydoğu Asya, Ortadoğu ve Avrupa bağlantısı kurulduğunu söyleyebilirim.

Malezya sadece siyasi kültür olarak değil, toplumsal kültürel yapılaşmalar bakımından da İngiliz özelliklerini barındırıyor. Ancak Ken Yang ile Londra değil de, Avrupa’nın bir başka merkezi, özellikle de sanat merkezi Paris’den Kuala Lumpur’a uzanan bir geçişi gözlemlemek mümkün. Ayrıca, Rönesans tekniğinin sadece Malezya’da değil, neredeyse tüm bir Güneydoğu Asya’da ilk örneğini gördüğümüzü söylersek yanılmış olmayız... Sanatçılar için, zorlu bir mekân olan dünyanın sanat merkezi Paris’te tutunabilmek zor bir iş. Ken Yang genç yaşına rağmen bunu başarabilmiş ve Paris’te kendine bir yer edinebilmiş bir sanatçı... Bugün Malezya’da tanık olduğumuz sergisinin yakın ve orta vadede çok daha farklı açılımlarla, gerek Malezya’da gerekse bölgedeki diğer ülkelerde dikkat çekeceğini söyleyebilirim. Sergi’de 35 eser sergileniyor. Ken’le yaptığım sohbette yaşının da 35 olduğunu, bunun tevakfuk mu olduğunu yoksa bilerek mi böyle bir seçime gittiğini sorduğumda tamamıyla tevafuk olduğunu söyledi.

Tam olarak bir dahiyle karşı karşıyayız

Sergilenen 35 tablonun yer aldığı katalog çalışması da ayrı bir öneme sahip. Özenle hazırlanmış bu katalog bile, ressamın ve serginin başarısını ortaya koyması bakımından dikkat çekici. Katalog çalışmasına, Malezya Kültür ve Turizm Bakanlığı, Savunma Bakanlığı, Malezya Genelkurmayı ve Ulusal Görsel Sanatlar Galerisi’nin katkısı bulunuyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mohamad Nazri bin Abdulaziz, Malezya hükümetine sosyo-kültürel konularda danışmanlık yapan ve Eski Kültür ve Turizm Bakanı Dr. Rais Yatim, Malezya Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri İsmail bin Hacı Ahmed ve Genelkurmay Başkanı Zulkifli bin Mohammad Zin, Fransa’nın Malezya Büyükelçisi Martine Dorance’ın katalogda giriş yazılarının olması da bir başka özellik. Ülkenin önde gelen kurumlarının başındaki şahsiyetlerin, bir ressamın katalog çalışmasına önsöz yazmaları, genç bir ressamı koruma kollama güdüsünden başka, Ken Yang’ın bir deha olarak kabul edilmesinden kaynaklanıyor. Bunu Dr. Rais Yatim’ın giriş yazısında ifade ettiği şu cümlede bulmak mümkün: “Hayranlık uyandıracak bir inci bulmak zorunluluktur. Artık incimizi bulduk. Her sınıftan Malezya halkı, ülkemizin yetiştirdiği olağanüstü kabiliyetli Ken Yang ile gurur duymalı.”

Malezya Ulusal Görsel Sanatlar Galerisi’nin ikinci katındaki geniş galeride, sultanlık rengi ‘sarı’ kumaştan perdelerle açılıyor sergi... Karşımızda Malezya’nın günümüz sultanı Abdul Halim Şah ve eşinin portresi...

Paris serisinde dikkat çeken tablolar arasında kumarbaz, bilardo oyuncuları ve narsist adlı tablolar geliyor. Bu tablolarda ressam Ken Yang, İtalyan Rönesans’ı tekniğiyle, Paris’teki sosyal çevresindeki figürler üzerinde çalışmış. Bu bağlamda tablolarda dramatik ışık görüntüleri hâkim. Ressamın “Malezya İlhamı” adını verdiği Kuala Lumpur serisinde ise, saray çevresinin yanı sıra, belki de günümüz Malezya Başbakanı Necib Bin Razak’ın “Bir Malezya” olgusunu yansıtan, Malezyalı üç genç bayanın yer aldığı tablo. Üç bayan olması, ülkenin etnik çoğunluğu içinde öne çıkan üç etnik azınlık grubu yani Malay, Çinli ve Hintli kesimi temsil etmesiyle ilgili. Günümüz Malezya toplumunda tanınan ünlüler arasında yer alan bu üç kadın figür, ait oldukları etnik yapının geleneksel giysileriyle, söz konusu farklılıklarını ortaya koyuyorlar. Ressam Ken Yang, tabloda görülen bu üç kadının birlikteliğinin, ülkedeki toplumsal ahengi yansıttığını ileri sürüyor. Serginin en önemli tablolarından biri, Ressam Ken Yang’ın kendi portresi. Beyaz bir at önünde, 17. yüzyıl şövalyelerini ansıtan tablo, aynı zamanda serginin tanıtım katalogu ve broşürlerinde de kullanılmış. Ressam Ken Yang, bu tabloyu, “Rönesans’a yaptığı yolculuğu yansıtan bir çalışma’ olarak yorumluyor. Bu nedenle bir şövalye edası ile poz verdiğini söylüyor. Bunun sıradan bir “taklit” değil, o döneme özgü kültürü sosyal yaşamında yer vermesiyle gerçekleştirdiği ileri sürüyor.

Ressam Ken Yang, sergideki tablolarını tek tek bize tanıtma alçak gönüllüğünde bulundu. Böylece, iki farklı konseptin ortaya konduğu serginin detaylarını da kendisinden duyma fırsatı bulmuş olduk. Ayrıca bizi kırmayıp mülâkat talebimizi de memnuniyetle kabul etti.

Serginin başlığı Paris ve Kuala Lumpur. İki şehir veya kültür arasındaki fark nedir?

Aradaki farkı şöyle açıklayabilirim. Paris’te geçirdiğim 11 yıl boyunca edindiğim tecrübemden hareketle, orada edindiğim Avrupa resim eğitimi ve ilhamının ürünleri yansıtılıyor. Bu eserlerin tamamı figüratif eserler... Serginin ikinci ayağı Kuala Lumpur ise, Malezya’da saray çevrelerinin önde gelen şahsiyetlerinin portrelerini içeriyor. Ve tabii ki bunlarda, Malezya kültürel öğelerini bulmak mümkün. Çok etnikli bir toplumsal yapıyı kostümlerde ve de portrelerde görebiliriz. Bu ve benzeri unsurları içkin olan bu bölümü, Paris serisinden ayıran özellikler diyebilirim. Benim için ayrı bir önemi var Kuala Lumpur serisinin. Çünkü burada, Malezya kültürünü ön plâna çıkarmayı hedefledim. Bunun temel nedeni, bugüne kadar Avrupa sanatı tekniği ile Malezya konularının yapılmamış olması. İşte bu nedenle başta saray çevresi olmak üzere çeşitli konuları işliyorum.

Paris, önemli bir sanat merkezi. Aynı zamanda, zor bir yer. Sanatçı olarak uzun süre Paris sanat ortamında kalmayı nasıl başardınız?

Evet, Paris bir sanatçı için kolay bir yer değil. Paris, bir sanat ve kültür merkezi. Sanırım ben şanslıyım. Dediğiniz gibi, bir anlamda yaptığım eserler dikkate alındığında, Avrupa klasik tekniğini kullanarak ürün veren “tek sanatçıyım” diyebilirim. Bu nedenle, sanat galerileri ve koleksiyonerlerin ilgi duyduğu çalışmalar yapıyorum. Bu da Paris’te yaşamamı kolaylaştıran bir unsur elbette. Çünkü çalıştığım galeriler, diğer galerilerde olmayan eserler vermek istiyorlar.

Bu eserlerinizle Paris’te nasıl bir tepkiyle karşılaştınız?

Öncelikle genç bir Malezyalı sanatçının bu kalitede ürün vermesinden çok etkilendiler. Yani, Avrupa klasik sanatında saray ressamlarının tekniğini edinebilmiş olmam ilgiyle izlendi. Tabii ki eserlerimi kalpten gelen duygularla yapıyorum. Sanatıma duyduğum sevgiyi eserlerimde bulmak mümkün. Bu nedenlerle çalışmalarım beğeniliyor. Sanat felsefem ve çizimimdeki incelik, bu kaliteyi belirleyen ve çalışmalarımın “saray sanatı” olarak kabul edilmesini sağlayan unsurlar.

Konuları ve figürleri seçerken neye özen gösteriyorsunuz?

Portrelerini yaptığım şahsiyetler bireysel bağlantılarımın sonucu. Yani, bu insanlar benim çevremdeki kişiler. Bu sergide de görüldüğü gibi, portre çalışmalarım dikkat çekiyor. İlerleyen dönemde de saray çevresindeki kişilerin portrelerini yapmaya devam edeceğim. Bunu kendime bir görev addediyorum. Çünkü bu kitle, saygı duyduğumuz bir kitle. Yani, bu anlamda kültür ve kimlik konuları üzerine eğiliyorum. Yabancı kültürler de ilgi alanımda. Kim bilir, bir gün Türkiye’de de çalışma imkânı bulur ve Türk kültürüne özgü unsurları işlerim çalışmalarımda. Kültürleri dünyamızdaki çok güzel farklı renkler olarak görüyor ve değerlendiriyorum.

Türkiye-Malezya ilişkilerinde sanata yer var mı? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Türkiye-Malezya arasındaki ilişkiden hareketle, sanat anlamında birlikte çalışmayı isterim. Hatta Türkiye’de sergi açmayı bile düşündüğümü söyleyebilirim. Her iki ülke de, İslam ülkesi olarak biliniyor. Ancak sanat vesilesiyle iki ülkenin farklı kültürel yönlerini öne çıkartmak mümkün. Bu anlamda iki ülke arasında sadece ekonomik ilişkiler değil, sanat ve ekonomiyi birlikte düşünerek daha güzel birliktelikler yakalamak mümkün. Bu konu hiç kuşku yok ki çok önemli.

Yakında başka sergi hazırlığınız var mı?

Bu yıl, “2014 Malezya Turizm Yılı” ilân edildi. Bu nedenle bir diğer sergi hazırlığı içinde olacağız. Malezya serisinden bir seçki yaparak bu sergiye hazırlanacağım. Aslında bu, Malezya’nın kültürel veçhesini ortaya koymak için çok güzel bir vesile. Ancak yakın gelecekte başta ülkelerde de sergi açmayı isterim.

Bu keyifli sergi ve mülakat için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim.

 

Mehmet Özay sordu

Güncelleme Tarihi: 30 Ocak 2014, 13:16
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13