banner17

Malezyalı hattat Abdul Rahman Hamza ile hat sanatını konuştuk

Malezya'dan, hat sanatına gönül vermiş bir üstad Dr. Abdul Rahman Hamza ile hat sanatına başlama macerasını konuştuk.

Malezyalı hattat Abdul Rahman Hamza ile hat sanatını konuştuk

Bize biraz özgeçmişinizden bahsedebilir misiniz? Hat sanatına olan ilginiz nasıl başladı?

Dr. Abdul Rahman’ın üzerinde çalıştığı Yasin-i Şerif hattı
Dr. Abdul Rahman’ın üzerinde çalıştığı Yasin-i Şerif hattı

İlkokulu Johor’da bir İngiliz okulunda okudum. Liseyi İslami bir okulda bitirdim. Bu sürede Arapça öğrendim. İslami sanatlarla ve tabi İslami kaligrafiyle de burada tanıştım. Okulumdan bazı hocalarımın hat sanatını yaptığını görüyordum ve çalışmalarına hayran kalıyordum. Kaligrafiye olan ilgim burada başladı. Liseden sonra İlahiyat okumak üzere Mısır’a gittim. Abasyya’da dört senede İlahiyat okuduktan sonra beşinci senemde İslami kaligrafiye yoğunlaştım.

Okuduğum okulda Türkiye’den gelmiş, hat sanatını burada öğretmiş ve sanatlarını okul duvarlarına da nakşetmiş birçok isim duydum. Buradan, Türkiye’de de hat sanatının yaygın olduğunu gördüm. Bu sene zarfında birçok araştırmalar yaptım. Okulum bitti ve Malezya’ya döndüm.

Döndüğümde her şey değişmişti. Beş senedir görmediğim ülkemi simdi tanıyamaz hale gelmiştim. İki sene Johor’da bir lisede eğitim verdim. İki senede eğitimimi devam ettirmeliyim dedim, lisedeki işimi bıraktıktan sonra UKM (Universiti Kebangsaan Malaysia)’de mastırımı yaptım. Burada hiç bir işim yoktu ve bursta almıyordum. Masraflarımı karşılamam için bir iş bulmalıydım, bir kaç yere başvurduktan sonra elhamdülillah UKM beni kaligrafi öğretmeni olarak bünyesine aldı. Burada part time öğretmenlik yapıp mastırımı da aynı zamanda bitirdim. Shah Alam’da UITM’e üniversite hocalığı başvurusunda bulundum ve kabul edildim. 4 sene burada öğretmenlik yaptım. Aynı zamanda her çarşamba günü UKM’de kaligrafi hocalığı yapıyordum.

Araştırmalarımda hat sanatının Türkiye’de yadsınamayacak bir yeri olduğunu gördüm. Türkiye’nin gerçekten ilgi çekici bir yer olduğunu, oraya gitmem gerektiğini düşünüyordum. İslami kaligrafi kitaplarında isimlerini çok duyduğum Türk sanatçılar vardı. 2001’de UTM’e başvurdum. UTM’de öğretim görevlisi olabilmek için doktoramı yapmam gerekiyordu. Proposalimi hazırlamaya başladım. Konum; Mısır, Türkiye ve Malezya’daki büyük camilerdeki hat sanatıydı. 2002-2003 yılları arası kaynak toplamak için Mısır’da, İngiltere’de, Brunei’de ve Türkiye’de bulundum. Bundan önceki 3 yıl boyunca senenin en az 3-4 ayını Mısır’da hattımı geliştirmek için geçiriyordum. Türkiye’ye kıyasla, Mısır’da hayat daha ucuz. O zaman Türk parası milyondu. Hoş hatıralarım var bununla ilgili. Türkiye yolculuğuma başladım. Çok bir yer bilmiyordum. Bursa ve Edirne’deki camileri görmeye gittim. Oradan İstanbul’a tekrar geri döndüm. Bir kaç üstadla tanıştım. Benim için çok maceralı bir yolculuk oldu. Sonrasında Mısır’a gittim ve oradan da Malezya’da döndüm. Doktoramı bitirip UTM’de öğretim görevliliğine kabul edildim ve halen burada İslami ilimler üzerine eğitim vermekteyim.

Türkiye’deki araştırmanız süresince hat sanatçılarından kimlerle tanıştınız? Hala iletişim kuruyor musunuz?

Türkiye’de bulunduğum sırada çok değer verdiğim hattatlardan Hüseyin Kutlu, Erol Dolmaz, Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hüsrev Subaşı’yla tanıştım. Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hüsrev Subaşı’yla hala iletişim kurarız.

Nasıl bir yolculuktu Türkiye sizin için? Nelerle karşılaştınız?

Türkiye’ye gitmeden önce internetten bilgi almaya çalıştım. Neredeyse her şey Türkçeydi, bu yüzden pek bir bilgi alamadım. Ama Mısır’dan Türkiye’yi ziyaret etmiş bir kaç arkadaşım vardı. Onlar bana bazı otel adresleri vermişlerdi. İlk hedefim Ayasofya’ya ve Sultanahmet’e gitmekti. Arkadaşımın tavsiyesiyle buraya yakın bir otele yerleştim. Bereket versin ki otel sahibi Arapça konuşabiliyordu.

Abdul Rahman Hamza

Malezya Teknik Üniversitesi’nde İslami Bilimler Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Abdul Rahman Hamza

Başta çok enteresan şeyler yaşadım. İstanbul’a vardım, havaalanından çıktım ve birçok otobüsü yolcu alırken gördüm. Oradan İngilizce ve Arapça olarak gideceğim yeri bir kaç şoföre sordum fakat bir türlü kimseyle anlaşamadık. O zaman anladım ki bu benim için maceralı bir yolculuk olacak.

Tevekkül dedim ve oradan bir otobüse bindim. Nerede inmek istediğimi sordular. Bir kaç durak geçtik ben hala nerede ineceğimi bilmiyordum. En sonunda otobüs Aksaray’da durdu ve bütün yolcular indi. Otobüste bir tek ben kaldım. Neyse orada inmek zorunda kaldım ve arkasından bir taksi tuttum. Taksiciye gitmek istediğim adresin yazdığı kâğıdı gösterdim. Otelin ismini hatırlamıyorum ama Eminönü’nde olduğunu hatırlıyorum. Otele vardım, elhamdülillah resepsiyoner ve otelin sahibi Arapça biliyordu. İlk haftamı orada geçirdim. İkinci otelim Sultanahmet Camii’ne yakın bir yerdeydi. Odamda televizyon vardı, biraz izleyip ülkeden de haberdar olayım dedim fakat her şey Türkçeydi. Elhamdülillah bir kaç gün içinde araştırma yapmaya ve camileri gezip fotoğraflarını çekmeye başladım. Bu camilerin içinde Sultanahmet, Nuru Osmaniye, Süleymaniye, Fatih Camii gibi büyük ve önemli camiiler vardı. Bu camileri gezerken insanlarla iletişim halindeydim. İlginç olan şey bir hafta içinde kendimi Türkçe konuşuyor buldum. Bir büyük sözlük bir de İngilizce-Türkçe cep sözlüğü satın aldım. Artık derdimi anlatacak kadar Türkçe konuşabiliyordum insanlarla.

Nasıl buluyordunuz gitmek istediğiniz yerleri?

Otelimden çıktığımda soruyordum buraya hangi yönden gidilir diye ve o yolu takip ediyordum. Yayan olarak gezdiğim yorucu fakat çok keyifli bir yolculuk olmuştu benim için. Özellikle Fatih Camii’nin yolu çok uzundu. Fakat Fatih Camii’ne vardığımda daha farklı bir havayla karsılaştım. Daha önce bulunduğum yerlere kıyasla insanlar bana daha nazik geldiler. Daha fazla insanı namaz kılarken gördüm. Sultanahmet’e genelde insanlar sanki sadece tarihi bir yer görmeye gelmiş gibilerdi. Sultanahmet Camii’nde bazen kendimi bir camide değil de tarihi bir yerdeymişim gibi hissettim.

Fatih Camii’nde hoş bir olay da yaşadım. Daha önce ney sesini ve müziğini duymuştum. Bana çok etkileyici gelmişti. Fakat bunu sadece gezerken radyolardan duyabiliyordum ayrıca ne olduğunu da tam olarak bilmiyordum. Fatih Camii’nde ikindiye yakın bir zamanda ney sesi duydum. Sesin geldiği yönü takip etmeye başladım. Ses imam odasından geliyordu. Meğer imamın kendisi üflüyormuş. İzin isteyip odasına girdim. Kendisi Arapça biliyordu. Feyiz aldığım çok hoş bir sohbetin ardından camiden ayrıldım.

Araştırmanız doğrultusunda amacınıza ulaşabildiniz mi?

Elhamdülillah araştırmam için çok yararlı bir gezi oldu. Birçok farklılıklar gördüm. Mesela Türkiye’deki camilerde Bilal(r.a.)’in isminin yazıldığını gördüm. Mısır’da ve Malezya’daki camilerde Bilal(r.a.)’in ismi nakşedilmez. Camilerdeki konular da ülkelere göre değişiklik gösterir. Mesela Mısır’da daha çok cihatla, savaşmayla ilgili ayetlerin nakşedildiğini görürüz fakat Türkiye’de daha çok salavat-ı şerifeler, dört halife Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin isimleri, caminin ve namazın önemi hakkında ayetlere rastlarız. Yakın tarihi bilenler için tarihin etkilerini camilerden okumak çok kolay. Mesela Mısır’da Ali Paşa Camii’nde yüzde yüz Türk figürleri görürken bir diğer camide Memlüki stiline rastlarız. Mısır’da kaligrafinin yer yer çeşitlilik gösterdiğine şahit oldum. Mesela El-Ezher Üniversitesi’ne gittiğiniz zaman duvarlarda İran etkisiyle oluşmuş Fatımi Kufi stiliyle karşılaşırsınız. Malezya, Mısır ve Türkiye arasında karşılaştırma yaparken, Mısır ve Türkiye camileri arasında birçok benzerlik de gördüğümü söyleyebilirim.

Malezya’dan Hat sanatıyla ilgilenen kaç insan tanıyorsunuz?

Bu sanatı profesyonelce yapan birçok arkadaşım var Malezya’da. Bunlardan Kuran-ı Kerim’i el yazması olarak kopyalayan kişiler de var. Bunlar sadece Malezya’da değil diğer İslam ülkelerinde de ünlenmiş kişiler. Abdul Rahman Zaki, Muhammad Yusof Bakr ve Abdul Baki bunlardan bir kaçı. Bundan 10-20 sene öncesine kadar halkın okuduğu Kuran-ı Kerim’lerin neredeyse hepsi Arap hattıyla yazılmış Kuran-ı Kerim’lerdi. Fakat günümüzde bu arkadaşların sayesinde, Malezyalı kaligraflar tarafından kaleme alınmış el yazması Kuran-ı Kerim’leri okuyabiliyoruz.

Malezya’da insanlarin hat sanatına ilgisini nasıl buluyorsunuz?

Yaklaşık bir 10-20 sene öncesinden günümüze Malezya’da hat sanatına olan ilginin arttığını söyleyebilirim. 90’lı yılların ortalarından bu güne her iki senede bir kaligrafi üzerine ulusal yarışmalar düzenliyorlar. Bundan sonra da uluslararası kaligrafi yarışmaları düzenlemeyi planlıyorlar. Bu plan devlet tarafından geçmişte düzenlenen ve başarılı olan Kuran okuma yarışmalarının etkisiyle düşünülmüştür. Eğer Rogayah Sulong, İsmail Hashim gibi başarılı Kuran okuyanların sayısı arttırılabilirse, bunun uluslararası hattatların da sayısına yansıyacağını düşünüyorum.

 

 

Merve Dal, hat sanatına karşı ilginin artması dileğiyle konuştu

Güncelleme Tarihi: 23 Ağustos 2017, 11:02
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20