Leyla 'İslam birliği' hayalini yansıtsın istedim

Ömer Yalçınova, 'Çile Kırgını' kitabı üzerine Ayşegül Genç ile konuştu: 'Fıtrat gereği en olumsuz düşünen karakter bile bir umut ışığı arar.'

Leyla 'İslam birliği' hayalini yansıtsın istedim

Çile Kırgını, Ayşegül Genç’in ikinci romanı. Tek bir cinayet etrafında örülen roman, ayrıca tek bir fikrin etrafında oluşturulmuş. O da kendi mutsuzluğumuzun, başkalarının mutsuzluğuyla sonuçlanacağıdır. Çile Kırgını üzerine Ayşegül Genç ile konuştuk.

2010’da ilk deneme kitabınız Metropol Bedevisi yayımlandı. Daha sonra 2013’te ilk romanınız olan Ölü Serçe Dönemeci’ni yayımladınız. Roman yazmaya ne zaman, neden ve nasıl başladınız?

Yazmaya deneme ve anlatı şeklinde başlasam da içinden çıkamadığım meseleler için romanın imkanlarını kullanmak istedim. Anlatmak istediğim konuların pençesinden sıyrılıp “anlamak istediğim” konuların pençesinde kıvranmak gibi bir durum bu. Belki bir tercih. Acının farklı formları arasında bir gezinti.

2014’te yeni romanınız Çile Kırgını ve yeni deneme kitabınız Dünyayı Kurtaran Kız çıktı. Dört yılda dört kitap, iyi bir rakam. Bu velud bir kalem olduğunuzu gösteriyor. Birincisi yazmak, ikincisi bu kadar çok yazmak, sizde nasıl bir karşılık bulmuştur? Yazmanın hayatınızdaki yeri, önemi, etkinliği nelerdir?

Aslında yazma isteği bir rahatsızlık halidir. Rahata ermek için yazmaya başlarsınız ama yazdıkça daha çok rahatsız olursunuz. Böylece tüm kelimeler birbirini tetikler. Kırılamayan bir döngüye dönüşür cümleler. Bir romana çalışırken aldığınız notlar, başka yazıların yazılmasını sağlar. Uzun uzun anlattığınız bir konu, bir karakterin ağzında küçülüp bir cümle halini alır. Bazen de bir tek cümle için, “o çok önemli cümle” için sayfalarca yazı yazılıp, kurgular oluşturulur. Kıyıda duran bir şiiriniz gelir ve romanın en güzel yerine kuruluverir. Aslında hiç birini bir diğeri için yazmamışsınızdır ama sanki her şey birbiri için yazılmış gibi oluverir. Kelimeler akmaya başlar. Behrengi, bir masalında “sular ya bataklığa ya denize ulaşır” der. Tıpkı onun gibi delicesine koşan kelimeler de ya bataklığa ulaşır ya da denize… Bu yazarın tercihini de aşabilir. Ben denize ulaşsın diye uğraşıyorum.

Kimleri okursunuz? Sizin yazarlarınız kimlerdir? Hangi romandan veya hikaye kitabından çok etkilendiğinizi söyleyebilirsiniz?

Düzenli okuma yapan, okumalarını üçe beşe on beşe ayıran yazarlara bayılıyorum. Ben düzenli okuyamam. Sürekli okurum ama düzenli değildir bu. Misal, düzenli olarak yatmadan önce on beş yirmi sayfa kitap okumak gibi. Bu bana göre değil. Bir romana çalışırken bir karakter için o an ardı ardına üç beş kitap okuduğum da olur, hiç okumadan da yazabilirim. Etkilendiğim yazarlar her zaman değişebilir. Ama beni yıllar önce yazmanın güzelliği ile buluşturan kitap Süleyman Çobanoğlu’nun Aşk ile Hain Kardeş kitabıydı. Sonrasında çok kitaplar okudum. Ama ardıma baktığımda hep o incecik kitabı hatırlıyorum. Son zamanlarda ise Güray Süngü’nün Hiçbirşey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi kitabından çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Ahmet Hamdi Tanpınar da çok etkilemiştir beni. İçinde ironiyi ve acıyı bir arada barındıran kitapları hep çok sevmişimdir.

Çile Kırgını yalnızca Leyla’nın ölümünden ibaret değil. Leyla’yla birlikte üç dört farklı karakterin hayatıyla, epey toplumsal sorun ve çözümlerden söz ediyorsunuz. Roman örgüsü içinde bunların yeri ve anlamı nedir?

Klasik anlatımları aslında çok severim. Gerçekten severim.Yani bir karakterin bir yönüne odaklanıp, onun tüm dünyasını her ayrıntısı ile anlatan, bunu roman boyunca yapan ve diğer karakterleri yan karakter olarak romana yediren ve sayfalarca bize bu durumu anlatan yazarlardaki sabra da hayran kalırım. Ama sonra içimde bir çıkıntı belirip sorar “nerden biliyoruz, ya o karakter öyle düşünmüyorsa” diye. Bu soru yüzünden diğer karakterlerin içine girip onun gözünden bakmayı mantıklı bulurum. Bu zor bir şey. Yani bir öğrenciyi anlatırken bir muhasebecinin hayatına atlamak, bir Afrikalının hayatından kökleri Avrupa’ya dayanan bir göçmene atlamak kolay iş değil. Farklı hayatlara girince farklı toplumsal sorunlarla karşılaşmamak mümkün mü? Aslında bu benim tercihimden ziyade romanın çok sesli anlatımının bir sonucu. Roman yazarı çözüm üretmek zorunda değil, ama bir roman karakteri sorunlarla yüzleştiğinde çözümleri aklına getirmeden durabilir mi? Fıtrat gereği en olumsuz düşünen karakter bile bir umut ışığı arar. Normal olan budur.

Çile Kırgını’ndaki katil, yani kötü adam Suat, sinirlendiği an gözü hiçbir şey görmeyen, şiddete meyilli, hatta sinirliyken uyguladığı şiddeti hatırlamayan birisi. Aslında ustasının deyişiyle “iyi bir insan”. Fakat işsiz kalınca eşiyle arası açılıyor. Eşiyle ayrılmasına rağmen, Suat sırf kıskançlıktan -tabii o da bir yanlış anlama- onu öldürmeye kalkışıyor. Burada sanki katil Suat’a acıdığınızı veya kötü insanları farklı yorumladığınızı söyleyebilir miyiz?

Farklı yorumlamak istiyorum, onları affetmek istiyorum belki de. Bunu da sırf kendi affıma bir aralık yakalamak adına yapıyor da olabilirim. Kendi kötü yanlarımı itiraf gibi, tövbe gibi belki de.

Leyla, örnek bir hayat ve kişiliğe sahip Musa’yla Afrika’ya gitmiş olsaydı, belki de o kaza kurşununa hedef olmayacaktı. Leyla’yı, Afrika’ya gitmediği, yoksullara yardım çalışmasına katılmadığı için, kaza kurşunuyla cezalandırmak mı istediniz?

Leyla bir metafor aslında. Akif’in gaiplerdesin hâlâ dediği “İslam birliği” hayalini/rüyasını yansıtsın istedim. O rüya bir cinayete kurban gittiyse, benim Leyla’mın da başka bir cinayete kurban gitmesinde beis yoktu.

Günümüz edebiyatıyla, edebiyatçılarıyla ilgili neler söylemek istersiniz? Yeni çıkan romanlarla ilgili neler düşünüyorsunuz?

Başka dünyalara vakıf olmak için roman pratik bir yol. İnsan üzerinde her yönü ile düşündüğünüzde iyilik ve kötülük hallerinin geçişken olduğunu görürsünüz. Kim ne kadar iyi, kim ne kadar kötü sorusu yerine “günahkara değil günaha karşı olma” ilkesi bizi bu cendereden kurtarmaya yeter. Böyle buğulu anlarda iyiliğin yanında, kötülüğün karşısında olan her yazar okunmaya değer.

Yeni bir roman veya farklı türde bir kitap hazırlığınız var mı? Sizden ilerleyen yıllarda neler okuyacağız inşallah?

Birkaç proje var. Bir Afrika kitabı var mesela, tam netleşmese de... “Afrika kıtasında eve dönüş” öyküleri yazıyorum. Yani Afrika’ya dönmek, eve dönmek, bir de Afrika’daki eve dönmek kolay değil. Nasip. Bunun dışında yeni bir roman üzerinde çalışıyorum.

 

Ömer Yalçınova sordu

Yayın Tarihi: 28 Ocak 2015 Çarşamba 15:52 Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2016, 10:48
banner25
YORUM EKLE

banner26