Levent Dalar: “Şiir gözü ile hastaya bakınca hekimliğin özünde yer alan hikmet, ilaçların önüne geçiyor.”

Geçtiğimiz ay Dergâh Yayınları'ndan çıkan ‘Ademin Duaları' isimli şiir kitabına dair Levent Dalar'la konuştuk. Ademin Duaları'nda neler mi var? Her şiir kendi dünyasını inşa ederken Levent Dalar bizlere başka bir şiir olabileceğini de gösteriyor: İsyanın...

Levent Dalar: “Şiir gözü ile hastaya bakınca hekimliğin özünde yer alan hikmet, ilaçların önüne geçiyor.”

Şiir, uğraş olarak kafes niteliğindedir ve pek az şair bu kafesin dışına çıkabilmiştir. Tıp doktoru oluşunuz şiiri engelledi mi veya şiir mesleğinizde sizi zorladı mı?

Şiir benim için kafes olmaktan ziyade kanat niteliğinde aslına bakarsanız. Ben şiir kanatlarını taktığımda dünyayı ve acılarını, en ince ayrıntılarına kadar görüp anlatabileceğim bir yüksekliğe ulaşıyorum. Fazlalıklar siliniyor o zaman benim için. Bu sayede daha iyi anlamaya çalışıyorum yaşadıklarımı, yaşananları. Kafesin dışına çıkabildim mi, çıktıysam ne kadar bunu söyleyebilmem imkânsız. Ama şiiri bir imkân, bir gizli bahçe olarak keşfettiğim andan beri hep orada gecelemeye çalıştığımı söyleyebilirim. Şiir, hekimliğimi daha iyi yapmamı sağladı, bunu hemen belirtmem gerekli. Şiir gözü ile hastaya bakınca hekimliğin özünde yer alan hikmet ilaçların önüne geçiyor. İşimi öyle yapmaya çalıştım, ancak sadece hastalarım bunu gerçekten yapıp yapamadığımın cevabını verebilirler, ben sadece vehmetmiş olmaktan korkarım. Hekimliğin şiiri engellediğini söyleyemem ama yavaşlattığını, edebiyat ortamlarına ve dergilere girmemi engellediğini söylemem gerek. Günümün tamamı hekimlik uğraşı ile geçiyor ve şiir sırtımda bükülü kanatlar olarak duruyor çoğu zaman. Acıtan, kaşındıran, hareket etmek isteyen bir uzuv olarak.

Şiirlerinizde hikâye edilmiş bir bütünlük var. Yaşamınızdaki hangi kesite odaklıyorsunuz Ademin Duaları'nı?

Bu kitap benim dünya karşısındaki duruşumun, kendimi koyduğum yerden bir dua bir niyaz olarak yüreğimden kopanların bütünü aslında. Sadece bu zamanda bu dünyada yaşayan bir insan olarak daha iyi daha güzel daha olgun olayım, bunu bu dualar ile anlatayım arzusu. Duaların tümünde kendi benliğine gömülen insanın oradan çıkması için kendimce anladıklarımı isteyip yakardım. İlk üç kitabım aşama aşama ulaştığım Varlık meydanına varışımın hikayesi idi. Bu kitap ise o meydanda gördüklerimden sonra doğan dualar.

‘Ademin Duaları’ katı bir gerçekliğin, serzenişin perdelerini aralıyor bizlere. Şiirlerinizde bitmeyen bu yakarıştan ne anlamalıyız?

İnsan maalesef bozguncu bir varlık. Dünyayı yaşanmaz hâle getiriyor. İçi boş hırslar ve zalimlik yaşadıklarımızı belirliyor. Korkunç bir kıyameti hazırlıyoruz ve ona doğru koşarak ilerliyoruz. Benim yakarışım zalimin zalimliği bitsin, biz zalim olmaktan kaçınalım, kibrin korkunç bir kara delik olduğunu görelim, hırslarımız körelsin, sadece daha iyi ve güzele, o sonsuz aşka yönelsin. Yarışacaksak iyilik için yarışalım, zalime kul olmayalım ve bunu gerçekten yapalım. Tüm küçük işlerimizde. Politikanın ve iktidar isteklerinin berisinde. Bu dualar bu arzuların sonucu. Duaların arkasından kardeşlerimi tanıtmak istiyorum: “Ademin Kardeşleri”. Şimdi bu kitap üstünde çalışıyorum, böylece ruhumun bulunduğu yeri, duaları ederken yanında durduğum ailemi tanıtmam da mümkün olacak.

                                      

Kitap kapağındaki kırmızı bir çift pabuç dikkatimi çekti ve sonrasında “Kırmızı Pabuçları” şiiriniz; hangi özleme işaret ediyor acaba dizeleriniz?

“Kırmızı Pabuçları” beni her gördüğümde ağlatan bir fotoğrafın şiiri. O fotoğrafın doğurduğu dua şiiri de oluşturdu. Merak edenler belki internetten erişip görebilirler. Irak savaşının ilk günlerinde çekilmiş, kocaman bir tabutun ucunda azıcık bir yer kaplayan, minik bir kız çocuğu bedeni. Toprağa bulanmış teni bembeyaz. Üzerine yamalı eski giysileri, zayıfçacık, belli ki aç ve az beslenmiş bir bedeni yakalamış bombanın getirdiği ölüm. Fakir bir evin kim bilir kaçıncı kızı. Ama babacığı tabutun başında ağlamaktan perişan olmuş. Kolları iki yanında çaresiz. Yaşadığı acı fotoğraftan taşıp kalbinizi parçalıyor. Bütün griliği ve yoksulluğu içinde bütün resimde, minik kızın ayaklarında bir çift yepyeni kırmızı pabuçları parlıyor. Sevinçle ayağına geçirmiş onları birkaç adım ya atmış ya atmamış, bir zalimin bombası onu çekmiş almış sevincinin içinden. Bu şiir o fotoğrafın her seferinde boğazımda düğümlenen hıçkırıklarının duası. Kırmızı pabuçlar bana Nazım’ın Hiroşimalı kız çocuğu ile bu Iraklı kız çocuğunun sonsuzlukta başlayıp biten, bize; zalime karşı aşkın yanında inatla kal diyen kardeşliğini hatırlatıyor. Bir de bunlar olup biterken o an o dünyada yaşıyor olmanın ızdırabını.

Şiirleriniz kitabın başlığını oluşturuyor ve bütün şiirlerinizin merkeze yani başlığa doğru aktığını düşünüyorum. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Az önce de söylediğim gibi aslında ilk üç kitabım Varlık meydanına ulaşma serüvenimin özeti idi. Bu kitapta ise durduğum meydanda kalbime dokunan beni yaralayan varoluşumu düzeltme arzum var. Dua kaderi değiştirebilir denir, ben de dua ediyorum ve kendi hayatımda zalim olmamaya çabalıyorum. Kalbim ne kendi bedenimde ne de onu söküp kopartıp kullanmaya çalışanların bedeninde çürümesin istiyorum. Yaşarken arzularımı bu dualar ile anlatayım, belki bana bir katılan olur diyerek. Bütün şiirler söylediğiniz gibi bu merkeze dönük.

“Bana vuranlar için ben bir kapıyım"

Neyzen Tevfik'in isyanıyla başlamışsınız ve sonrasında dua, yakarış... Şiir bir öfke halidir elbette; fakat bu öfkenin yakarışla sonuçlanması malumunuz. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Haklısınız, benim şiirlerimde isyan, ilk kitabımdan Ademin Duaları’na kadar önemli bir payanda. İlk kitaplarımda öfke de belki biraz eşlik ediyor buna. Ama artık telaş ve öfkenin insanı zalim yaptığını iyice öğrendim. Sabretmeyi, sakince yere oturup beklemeyi bilmenin insanı olgunlaştıracağını anladım. O yüzden isyan, bu dualara yol açıyor. Ruhumdaki yarayı bu dualar ile iyileştirmek istiyorum. İyileşen ruhumla doğru ve emin hareket etmek, eylemek. Benim isyanım ve öfkem Gandi ve Tolstoy’un isyanları ile kardeş. Kendi naçiz varlığımı onların asil varlıkları ile kıyaslamam mümkün değil elbette, ama onlar okusun dualarımı, gözleri ışıldasın isterdim.

Son olarak mistik bir üslubunuz var ve şiirleriniz dini öğeler içeriyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Aslına bakarsanız ne kadar alışılagelmiş bir mistik söyleyişe kimi zaman yaslansa da gündelik sıradan hayata ve bu hayatın içinde karşımıza çıkanlara dair benim şiirlerim. Hepsini doğuran, Kırmızı Pabuçları şiirinde olduğu gibi somut nedenler, durumlar, olaylar var. O mistik bakış onları bu gözle görmek, olgunlaşmak ve düzeltmek için anlama çabasının sonucu. Gördüğümü daha iyi anlamak, anladığımı yapabildiğimce düzeltmek bende, kendi içimde bu kötü sonuca yol açabilecek ne varsa ruhumdan onu gidermek için çabalıyorum. Olgun bir insan ve belki insan bile değil de İbrahim Peygamber’in ateşine ağız dolusu su taşıyan bir karınca olarak ömrümü tamam edersem son nefesimi pişmanlıkla salmayacağım bedenimden.

Şiirlerimin dini ögeler içermesi olağan. Dünyayı, düzeni, evreni anlama çabamın önemli bir parçası da kutsal sözü anlama çabam. Ben bu anlama çabasının ürünlerinden oluşuyorum, hâliyle dualarım da öyle. Yaşamımı ve ömrümü, daha doğru olana ulaşma çabası belirliyor benim.

Biyografi:

Zonguldak 1971 doğumlu. İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Göğüs hastalıkları uzmanı oldu. Özel bir üniversitenin tıp fakültesinde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Şiir ve yazıları Dergah, Sombahar, Ludingirra, Yedi İklim, Düşlem, Şiir Oku, Kırklar, İtibar ve Muhit gibi dergilerde yayınlandı. Ademin Duaları dördüncü şiir kitabı.

Yayınlanmış kitapları:

Ağaç, Kedi ve Tırnak, 2001

Temsil-i Hayat, 2003

Bir Fakir Adem, 2003

Söyleşi: Salih Ağbalık

Yayın Tarihi: 13 Kasım 2020 Cuma 15:00 Güncelleme Tarihi: 13 Kasım 2020, 14:55
banner25
YORUM EKLE

banner26