Kur'an'la meşgulseniz yazdıklarınıza yansır

‘Kur’an iyiliğe ve umuda kapı açar’ diyen Cihan Aktaş’la edebiyatçının eser bazında Kur’an’la etkileşimi, Kur’an-edebiyat-hayat üçgeni ve Şuara suresini konuştuk.

Kur'an'la meşgulseniz yazdıklarınıza yansır

 

Yaşadığımız hayatın karakteristik vasfı, karmaşık ve kaotik bir görünüm arzetmesidir. Edebiyat uğraşısının hayata bakan bir tarafı da bu tabloya bir düzen verme fikrini yazınsal manada bünyesinde taşımasıdır. Edebiyatçı yazar bir anlamda gerçekliği temel alarak yeni bir dünya kurma anlayışıyla hareket eder. Edebiyat yeni bir düzenin duygu ve düşünceler örülerek oluşturulmuş zihinsel bir bileşkesidir. Sualimiz şu veçhede: Edebi eser kurulurken sanatsal malzemeyi göz önünde bulundurarak inşa edilen bu yeni dünyada temel hayat Kitabımız Kur’an’ı Kerim’in ciddi, belirleyici ve özgün konumu nedir sizce?

Varoluşsal bir altyapı sunar mümine Kur’an, sadece edebiyat için değil, sanat için, felsefe için de. Benim sanat ve edebiyatta Kuran’ın konumu üzerine genel yaklaşımım şu: Elbet ne alıntılar ne de atıflardan ibarettir bu konumlama. Özellikle salt alıntı ve atıftan ibaret olduğunda hele bazen hiç yetmez. Müslüman edebiyatçı ve sanatçının hayatında aktif olarak yer alıyorsa Kur’an, özümsenmiş, içselleşmiş olarak eserine, cümlelerine yansır. Kötülüğe ve nihilizme değil iyiliğe ve umuda kapı açar son tahlilde, ne yazılırsa yazılsın. Gündelik hayatınız içinde Kur’an varsa, ayetlerle yatıp kalkıyorsanız, elbet yazdıklarınıza da yansır Kur’an, ancak dediğim gibi aktarma kolaylığıyla değil. Atıf  ise zaten inceliklerle yapılmalı.

Edebiyat, edebiyatçılar ve Kur’an denilince doğal olarak zihnimize Şuara suresi geliyor. Çokça konuşulup tartışıldı. Şuara suresinin günümüz yazın erlerine, edebiyatçılarına, onların söz-davranış-düşünüşlerine hangi anlamları muhtevi kılıyor? Ne söyler biz edebiyatçılara Şuara suresi?

Ne şairi ne de şiiri yadsır bence sure. Sadece şair ve şiir konusundaki kapılmalara karşı uyarır. Şairin de mısralarının da ihtiyacı var bu uyarıya, çünkü kelimelerle taşınıyor kültür, anlam, hatta ayet; yazılı ya da sözlü dille. Kelimelerin ayartısı bazen gerçeğin hatta hakikatin yadsınmasına kapı aralamaz mı? İlhamın ve kurgunun somut hayattaki yeri konusunda benzeri bir uyarıyı Thomas Mann da Tristan isimli hikayesinde yapıyor.

Sürekli ve yazarak yaşanası bir dünya özlemi içinde bulunan bir edebiyatçının hayatının biçimlenişinde ilke ve edim bazında Kur’an’ı Kerim’in işlevi, hususiyetleri öz olarak nedir?

Rad Suresini hatırlıyorum önce. Sözün deniz üzerindeki kirli köpük gibi olmaması… “O, gökten su indirdi de vâdiler kendi hacimlerince sel olup aktı. Bu sel, üste çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü. Süs veya (diğer) eşya yapmak isteyerek ateşte erittikleri şeylerden de buna benzer köpük olur. İşte Allah hak ile bâtıla böyle misal verir. Köpük atılıp gider. İnsanlara fayda veren şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller getirir”… Ve güzel sözün amelle yücelmesi…Bir mimarlık ders kitabının girişinde yazdığı gibi: Mimar eserinde Tanrı’ya öykünür. İtalo Calvino eksiksiz tek kitap der ya Kur’an için… Sahiden de Kur’an’ı dikkatle okuyan yazar, eksiksiz metin yazamayacağının da bilincinde olur gibi geliyor bana. Eksikliğinin farkında ama mükemmellik arayışını önemseten bir kavrayış sözünü etiğim.

Sürekli bir koşuşturmacanın içinde çırpındığımız gündelik hayatımızda Kur’an’ı Kerim’i sıklıkla okuyor muyuz, okuyorsak daha çok hangi zamanlarda Kur’an’a vakit ayırıyoruz, Kur’an’la aşinalığımız ne derecede?Cihan Aktaş

Namaz kılarken Kur’an’ı okumuş da oluyoruz, ama tabii yetmez. Ben Kur’an ve Asrı-ı Saadet okumalarımı eksik etmemek için www.sonpeygamber.info sitesinde yazıyorum, iki yıldır. Mesela şimdi Medine’deki “Muahat” olarak bilinen kardeşlik akdini konu alan bir metin üzerinde çalışıyorum. Kur’an ve Asr-ı Saadet’in sürekli hayatımızda yer alması için benzeri önlemler alabiliriz kendi meşrebimizce. Etrafımızdan Kur’an okumasına dayalı kitapları eksiltmemek de bir yol. Çantamızda taşıyabilir, başucumuzda bulundurabiliriz bu tür kitapları. Kanımca hemen her gün Kur’an merkezli bir okuma yapmak suretiyle, bir akış halinde belli bir perspektifi daha rahat koruyabiliriz.

Peygamberimiz (sav), ‘Beni Hud suresi ihtiyarlattı’ der, bir hadisinde. Bizim yanılgan, beşeri varlığımızın özünü, mahiyetini, kimyasını dönüşüme uğratacak bir ayet veya sure adı söylemeniz mümkün mü? Sizi etkileyen, hayatınızın dönüm noktası diyebileceğiniz bir ayet veya sure adı söyler misiniz?

Tek bir sure veya ayetten söz etmem cidden zor. Kur’an’da pek çok sure ve ayet beni etkiledi, okudukça da etkilemeye devam ediyor. Tekasür Suresini severim, Rahman Suresini de… İnşirah Suresi ve daha pek çok sure, Kalem Suresi mesela ve İnsan Suresi de gerek anlamları, gerek iletildikleri dille etkileyici. Ancak bu etki zaman zaman bir sureden diğerine kayma da gösteriyor, ruh halime bağlı olarak.

İfadelendirmek isteseniz Kur’an’da anlatılan hepimizin bildiği Yusuf ile Züleyha kıssası hakkında hikmet ve anlam açısından ne söylersiniz?

Çok fazla çıkarımda bulunmak mümkün Yusuf ile Züleyha kıssasından. Yusuf’un iffetini korumaktaki azmi, sadakati... Hatta aşkın bazen nasıl fesat sebebi olabileceği… Bunun yanında Yusuf’un hayat seyrinde etkili olan üç Kurani kavram dikkate değer geliyor bana: Takva, rıza, tevazu. Yusuf kardeşleri arasında seçilmişse, bunun sebebi ontolojik bir yanı da olan takvası ve tevazusuydu. Bu nedenledir ki hamisi olan Aziz’e ihanet etmektense, zindana atılmayı yeğledi. Öte taraftan, Züleyha’nın bakış açısıyla, aşkın nasıl bir çile ve sınav olduğu çıkarımını ihmal etmemeliyiz.

Bunların yanında Yusuf’un kuyuya atılması gibi acıklı bir sahne, gelecekte onu Firavun’un sarayında nüfuz sahibi kılacak “isabetle hükmetme yeteneğini” geliştiren bir eğitimin başlangıcı olması açısından çarpıcı. Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde ise hayır vardır. Kuyu çilesi göze ilk planda öyle geldiği gibi düşmenin, düşkünleşmenin sebebi olmayabilir. Şu da var: Verimli olmak, kendisini geliştirmek, etrafına faydalı olmak isteyen için zindan bahane olamaz.

Kur’an bir edebiyat değil hayat kitabıdır öncelikle. İşin teknik tarafı bir yana bir çoğumuzun yaşantı-tecrübe veya ilim-amel ya da söz-düşünce-davranış bütünlüğünü kurma noktasında temel zaaflarımız var. İslam dünyasının bugünkü siyasi, iktisadi, toplumsal ve kültürel durumunu göz önünde bulundurduğunuzda biz edebiyatçılar meselenin daha çok ‘edebiyat yapma’ yerinde mi takılı kalıyoruz, edebi tekniklerin hayatla olan bağsızlığını, kopukluğunu düşünürsek inanç-eylem birlikteliğinde yaşadığımız sorunlar edebiyatın sadece ‘edebiyat’ için yapıldığı anlamına gelmiyor mu? Tamamen dünyevi bir uğraş mıdır edebiyat? Edebiyatçının manevi tekamülünde hiç mi katkısı yok?  Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Edebiyatın gereklerini yerine getirmenin Kur’ani ilkeler veya anlamlarla çeliştiğini düşünmememiz gerekiyor. Söz konusu olan dilde ve anlatımda derinleşmek, ele alınan konuyu mümkün olduğunca kusursuz bir kurguyla vermek üzere gerekli işçiliği gerçekleştirmek. Edebiyatın sadece laf üretiminden ibaret olduğunu düşünenler sarsıcı ve benlikte izler bırakan eserler kuramazlar kolay kolay. Daha temelde bir kaygıyı koruyorsak, varoluşsal sorularla birlikte hayattan yükselen seslere de açıksa benliğimiz ve kalemimiz, dil oyunlarına yönelmenin, üslup arayışı içinde olmanın bir sakıncası bulunamaz kanımca.

Katkılarınız için teşekkür ederiz.

Ben de çok teşekkür ederim değerli sorularınız için.

 

Mustafa Celep sordu

 

Güncelleme Tarihi: 16 Kasım 2011, 22:59
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26