Kur'an önceden haber verdi demek iş değil

‘Hayat Kaynağı Kur’an Tefsiri’ modernist bir tefsir mi? Kimler tarafından hangi gerekçeyle hoş karşılanmadı?

Kur'an önceden haber verdi demek iş değil

 

Üniversite hayatım boyunca kendisinden çokça istifade ettiğim değerli hocam Prof. Dr. Mehmet Sait Şimşek’in, uzun süredir büyük bir titizlilikle üzerinde çalıştığı ve bizim de merakla beklediğimiz “Hayat Kaynağı Kur’an” tefsirinin duvağı nihayet açıldı. Uzun yıllar boyunca yerli bir tefsir çalışmasının basımının yapılmadığı ülkemizde böyle bir tefsirin çıkması doğrusu bizleri çok heyecanlandırdı. Lakin röportajımız esnasında hocamızın, kendisine yöneltilen “Kur’an’ı modernleştirdi” iftiralarından bir hayli sıkılmış olduğunu hissettik ki uzun süredir öğrencisi olduğumuz hocamıza yapılan bu asılsız söylemler bizi de bir hayli üzdü.

Beyan Yayınları tarafından 5 cilt olarak basılan Hayat Kaynağı Kur’an Tefsiri’nin müellifi olan değerli hocamızın kapısını çalarak eserini bizzat kendisinden dinlemek istedik.Mehmet Sait Şimşek

Değerli Hocam, tefsiriniz hayırlı olsun diyelim tekrar. Öncelikle “Hayat Kaynağı Kur’an” tefsirinin yazarı kimdir? Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

1951 yılında Mardin’de doğdum. İmam Hatip Lisesi’ne Mardin’de başladım, Diyarbakır’da bitirdim. Yatılı olarak okudum. 7 yıllık olan imam hatibi 5 yılda tamamladım. Bizim dönemimizde not ortalaman tutuyorsa 8. sınıfların derslerine de o sene içinde katılıp, imtihanlarına girebiliyordun. Ben de 5. sınıftayken o imtihanlara girdim ve kazandım. O dönem yaşım da tutmuyordu imam hatibi bitirmeye. Tabii mahkemeye yaş büyütmeye gönderdiler. Yaş büyütme işiyle uğraşırken öyle bir şart olmadığı ortaya çıktı ve bana diplomamı verdiler.

Küçük yaşlarımdan itibaren Arapça öğrenmek için çabaladım. Ben Kur’an-ı Kerim’i hiçbir zaman sadece ölülerin arkasından okunacak bir kitap olarak görmedim. Onu anlama çabası içerisindeydim. Yatılı okuduğum yılarda Ramazan aylarımda arkadaşlarım Kur’an hatmederlerken ben tefsir okurdum. Hayatımda hiç “Kur’an’ı hatmedeyim” diye bir çabam olmadı. Tabii ki Kur’an’ı baştan sona çok defa okudum ama hep Kur’an’ı anlamak için uğraştım. Çok okuyan birisi olmasam da çok düşünen biriyim, okuduğum şeyleri derinlemesine düşünürüm. Kur’an’ın ayetlerini düşünürdüm. Bu, Kur’an’ı hatmetmeyin demek değildir. Tabii ki de Kur’an bolca okunmalı, yalnız onu bir de anlamak için çaba harcamak gerek.

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü için imtihana girdim ama İstanbul’u kazanamadım, yedek listeye kalmıştım; daha sonrasında Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü’ne kayıt yaptırdım. O dönemde İmam Hatip mezunları vaiz olabiliyorlardı. Erzurum’da öğrenciyken vaizlik imtihanına girdim ve kazandım, okulu vaizlikle devam ettirdim. 1977 yılında Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nde Arapça araştırma görevliliği imtihanını kazandım. Tayinim biraz zor oldu. O mevzulara girersek uzun sürer ama arkadaşlar göreve başladıktan 6-7 ay, belki 1 yıl sonra ancak göreve başlayabildim. Yalnız benim istediğim Arapça hocalığı değil, tefsir hocalığıydı. Bu sefer de dışarıdan Ankara İlahiyat Fakültesi’nde tefsir doktorası imtihanına girdim. 1983-1984 yıllarında da tefsir doktoru oldum, burada tefsirden ders vermediler(!). Ardından bu problem de çözüldü. 1987 yılında aynı bilim dalında doçent, 1994 yılında da profesör oldum. Şu anda Konya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Bölümü öğretim üyeliğine devam etmekteyim.

Elimizde bunca tefsir varken sizi yeni bir tefsir yazmaya yönelten sebep neydi?

Elimizde birçok tefsir olduğu doğrudur. Lakin bu, yeni tefsirlerin yazılmasına ihtiyaç olmadığını göstermez. Bir ayeti anlamak ve anladığı ayeti günün problemlerine uygulamak başka şeylerdir. Bu ihtiyacı da tefsirler karşılamaktadır.

Çok küçük yaşlardan beridir Kur’an’ı anlamakla uğraşıyorum. Sürekli bu konuda düşünüyorum, bu ilimle uğraşıyorum. Kimi zaman tefsirlerde bulunmayan ama bana göre daha tutarlı olan yargılara varıyorum. Zamanla da bunların sayısı artıyor ve paylaşmak istiyorum. Günümüzde bazı âlimler Kur’an’ı çağa uydurmaya başladılar, hâlbuki Kur’an çağa değil, çağ Kur’an’a uydurulmalıdır. Bu bağlamda göz ardı edilmeyecek şekilde yeni tefsirlerin yapılması bizlere yön verecektir diye düşünüyorum.

Aslında tefsir yazmayı çok öncelerden düşünmüştüm ama “daha çok birikime ihtiyacım var” diyerek hep erteledim. O dönem eşim rahatsızlandı, kanser oldu. Uzun bir süre tedavi gördü fakat vefat etti. Eşimin vefatı beni çok etkiledi ve üzdü. Bu beni büyük bir boşluğa düşürdü. İşte o zaman, bu işi ertelememem gerektiğini, ömrün kısa olduğunu fark ettim ve ömrüm yetene kadar tefsir yazmaya devam etme kararı aldım. Tefsir yazmaya başlamam, eşimin vefatından sonra adeta hayata bağlanma sebebim oldu.

Tefsiri ilk yazmaya başladığım zamanlarda teknoloji bu kadar gelişmiş değildi. Tefsir yazarken bilgisayarda bazı bölümlerin olduğu dosyaları da kaybettim ve yeniden yazmam gerekti. Bu gibi sebeplerden dolayı 10 yıla uzadı. Uzun yılların verdiği yorgunluk ve bitkinlikle tashih işini yapmak bana ağır geldi. Bu işi, şu an Muş Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olan Prof. Dr. Ahmet Fethi Polat üstlendi. Buradan onu da şükranla anıyorum.

Hayat Kaynağı Kur'anHocam aslında akıllara gelen ilk soru işareti kitabınızın ismi. Neden “Hayat Kaynağı Kur’an”?

Aslında tek başıma karar verdiğim bir isim değildi. Kollektif bir buluş oldu bu isim. Kur’an-ı Kerim ölülere değil, dirilere indirilen bir kitaptır. Dirilere hitap eden bir Kitap olmasının farkında olmamız gerekir. Tefsir yazma işini hiçbir çıkar için yapmadım. Şöhret, makam, menfaat, ben bunlardan uzak durulması kanaatindeyim. Bunlardan uzak durur, kendimi de bu açıdan test eder ve gözden geçiririm. Onun için benim için yapılacak iftira, “Devrinin etkisiyle Kur’an’ı modernleştirdi.” demektir. Benim hiç böyle bir eğilimim olmadı ama şuna inanıyorum ki Kur’an-ı Kerim hayata cevap verir ve bu çağda yaşayan insanların hayatın problemlerine Kur’an’dan çözüm getirmesi gerekir. İşte bu duygu ve düşüncelerle, Kur’an’ın hayata hitap eden bir kitap olduğunu da vurgulayarak içinde hayat kelimesini de kullandım.

Tefsir yazarken herhangi bir ekolü takip ettiniz mi? Metodunuz neydi?

Belki ekol olarak İctimai Tefsir Ekolü’nün metodundan, daha doğrusu amaçlarından etkilendim. Yoksa her konuda onların vardıkları sonuca ben varmadım. Onlar diyorlar ki: “Kur’an-ı Kerim hayata hitap ediyor, öyleyse Kur’an tefsirinin de hayata hitap etmesi gerekiyor. Hayatın problemlerini çözmesi lazım.”  Bu, metod olarak hayatın problemlerini çözmede benim de amaçladığım bir şeydi. Tabii ne kadar başarılı oldum, o okuyucuların vereceği bir karardır ama “şu konuda İctimai Tefsir Ekolü şöyle düşünüyor, sonuç itibariyle ben de onu düşüneyim, o kararı vereyim” gibi bir derdim olmadı.

Bazı akımların etkisinde kalan Müslümanlar bu akımların Kur’an’da temelinin olduğunu söylüyorlar. Siz çağdaş dünyanın Kur’an’a bakışı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çağımızda,  tefsirlerde Kur’an-ı Kerim’in modern ilimlerle ilgili şeyleri önceden haber verdiği çokça yer alır. Benim böyle bir eğilimim yok. Aslında Kur’an’da böyle bir eğilim yok. Çünkü Kur’an-ı Kerim, hidayet kitabıdır. Yani insanlara nasıl inanacaklarını, doğru inancı, doğru haberi, doğru ahlakı insanlarla doğru ilişkiler kurmayı anlatan bir kitaptır. Kur’an’ın muhatabı insandır, madde değildir.

Hiç kimse Kur’an’ı Kerim’e bakarak modern ilmin vardığı sonuçları önceden çıkarmış değildir. Modern ilim bir takım buluşlar ortaya koyuyor, tefsirle uğraşanlar da “Kur’an bunu önceden haber verdi.” diyor. Bu ne biçim haber vermedir ki, böyle bir olgu ortaya çıkmadan önce söylenemiyor. Yani sahabe Kur’an’ı anlamadı mı? Bundan hangi savaş araç gerecini çıkardı, bundan tarımda daha verimli olmanın hangi yöntemini çıkardı? Böyle bir şey yok. Bunu söylemelerinin değişik sebepleri var tabii ki. Bu yönlerden modern ilimlerden geri kaldıkları için bir kompleks var. Bu kompleksini tatmin etmek istiyor. Oysa bu yollarla tatmin edeceğine modern ilmin o alanlarında daha iyi çalışacak insan yetiştirsin, ona emek versinler. “Kur’an’da bu var.” demek bize bir şey kazandırmıyor. Aslında inananlar buna inanmıyor. İnanmayanlar da buna bakıp gülüyor,  dalga geçiyor, alay ediyor;  ama işte maalesef Müslümanlar günümüzde birçok konuda, kendileri çalıp kendileri oynuyor.

Bilindiği gibi bazı tefsirlerde ağır bir dil kullanılıyor ve tefsirler toplumun her kesimine hitap edemiyor. Veya tefsirlere muhatap olmak istemiyor insanlar. Ciddi bir ilmî birikimi olmayan kimse dahi sizin tefsirinizi alıp okumaya başlasa rahatça anlayabilir mi?

Yani bugüne kadar aldığım intiba, seviyesi ne olursa olsun bu tefsiri okuyan herkesin anladığı şeklindedir. Muhataplarımdan birçok şey duydum bu konuda. Mesela diyor ki: “Ben beş altı yıldır okumaktan hoşlanmıyorum. (Tabii televizyonun varlığı, siyasi meselelerin gündemi daha çok meşgul edişi, internetin çok kullanılması gibi sebeplerden dolayı insanlar okumaktan soğudu.) Fakat bu tefsire başladığımda baktım ki çok rahat anlıyorum, onun için devam ettiriyorum.” Yani okuyucularımdan, gayet anlaşılır bir tefsir olduğuna dair yorumlar aldım.

Tefsirle özel olarak ilgilenen biri olarak şu soruyu sormadan geçemeyeceğim Hocam.  Tefsir okumaları yapan kişilere özel tavsiyeleriniz nelerdir?

Tabii değişik değişik tefsirleri birlikte okumanın yararı var. Yani bir kişinin görüşlerine kapılıp sadece onun peşinden sürüklenmemek için. Okuduklarının doğru olup olmadıklarını, delile dayanıp dayanmadığını sürekli sorgulasınlar. Elbette bu sorgulayanlar tefsirde çok birikime sahip değildir ama minarenin eğri olduğunu bilmek için mutlaka minare ustası olmak gerekmiyor. Yeter ki insan gözünü kapatmamış olsun, değerlendirme yapsın. Ne okunursa okunsun sürekli değerlendirme peşinde olmak gerekir. İnsanlar sürekli akıllarını kullanarak düşünsünler derim.

Son olarak “Hayat Kaynağı Kur’an” tefsirini diğer tefsirlerden farklı kılan şey nedir?

Ben “işte ben şöyle böyle farklıyım.” demeyi etik olarak çok da uygun görmüyorum. Buna daha çok okuyucu karar verecek ama ben okuyucuma şunu söylüyorum ki kendisinin problemlerini dert edinmeye çalışsın, bu açıdan “Kur’an ne diyor bize”, onu tespit etmeye gayret etsinler. Elbet tefsirin birçok ayetinde öteki tefsirlerden yararlandım. Çünkü her ayetin tefsirinde değişik tefsirler var. Ama Kur’an’ın bütünlüğü içinde o ayet neyi anlatıyor, dil bakımından o ayet neyi anlatıyor bunları önceledim. Yani Kur’an’ı şuna uydurayım diye bir çabam olmadı. Ben okuyucularımın da her söylediğimi kabul etmelerini istemem. Yani okuyucularım haklı olduğum yerde kabul ederlerken haklı olmadığımı düşündükleri yerlerde de değerlendirme yapsınlar tabii ki. Lakin değerlendirme yapanların gerek lehte gerek aleyhte önyargılarla değerlendirme yapmamalarını isterim.

Modern dünyanın bunalımları içerisinde Müslüman olarak yaşayabilmek için uğraşan, vahiyle dirilmeye ve hayatını vahiyle beslemeye adamış olan kişilerin bir an önce temin etmeleri gereken bu değerli eseri, en çok merak edilen konulara değinerek müfessirin kendi dilinden birkaç kelam ile anlatmaya çalıştık.

Tüm kitaplar bir kitabın, Kur’an-ı Kerim’in anlaşılması için yazılır. Ümmet, sahabenin taşıdığı üstün niteliklere, Kur’an’ın kaydettiği özelliklere ulaşamadığı sürece kalkınamayacaktır. Bu da ancak Kur’an’ı ve Sünneti doğru anlamakla olacaktır. Zikr’i beyan için çabalamış olan hocamıza öncelikle bu değerli eserini bizlerle buluşturduğu için, ardından da bizlere bu güzel röportajı yapma imkânı verdiği için teşekkür ediyoruz.

 

Sümeyye Kavgacı konuştu ve haberdar etti

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2016, 10:55
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Şevket B
Şevket B - 7 yıl Önce

Yeni bir şeyler ortaya koymaya çabalayan insanların karşısında her zaman iftiracı bir güruh olmuştur. Yılmayıp çalışmasını tamamladığı için hocamızı tebrik ederiz, röportajın akışında nasıl bir karaktere sahip olduğunu anlayabiliyoruz. Allah her daim muvaffak eylesin hocam. Sizin de kaleminize sağlık.

Neslihan Gülçebi
Neslihan Gülçebi - 7 yıl Önce

Hocamıza, bizlere yeni ufuklar açacağına inandığımız, böyle değerli bir eseri kazandırdığı için teşekkür ediyoruz...

banner19

banner13