banner17

Kültür Bakanlığı yağ satıyor!

Bu sene 45 yaşına giren Ötüken Neşriyat'ın hikayesini ve yayın sektörünün geleceğini, yayınevi editörü Erol Kılınç ile konuştuk.

Kültür Bakanlığı yağ satıyor!

45 sene… Dile kolay…  Ülkemizde kültüre ve kitaba verilen önem ortadayken, “hür tefekkürün kaleleri” birer birer düşerken bir yayınevi 45 senedir ayakta. Hem de bir büyük yangınla birlikte tüm kitapları yanmış ve dibe vurmuşken yayınevi; aşkla tekrar ayağa kalkarak yel değirmenleri ile savaşmaya devam ediyor  Ötüken Neşriyat. Kimler kitaplarını Ötüken’den çıkarmamış ki, kimlerin kitapları hâlâ Ötüken kalitesiyle okurla buluşmuyor ki: Cemil Meriç, Fuat Köprülü, Necip Fazıl Kısakürek, Tarık Buğra, Peyami Safa, Erol Güngör gibi Türk fikir ve edebiyat ikliminin kutup yıldızı şahsiyetleri… Üstelik bu isimlerin kitapları sahipsiz kalmışken, kitaplarını basacak yayınevi bulamazlarken çoğu; Ötüken Neşriyat sayesinde okurlarıyla buluşmuşlar bu isimler. Yakın dönem kültür ve fikir tarihimizin bir fotoğrafı çekilse, sanırım Ötüken’in olmadığı bir fotoğraf flu kalacaktır. Bugün kitapçı raflarında 500’ün üzerinde farklı kitabıyla zirvedeki birkaç yayınevinden biri olan Ötüken Neşriyat’ın kıdemli editörü Erol Kılınç’la konuştuk tüm bunları ve daha fazlasını… 

Erol Bey, ülkemizin en köklü yayınevlerinden biri olan Ötüken Neşriyat nasıl kuruldu? Yayınlanan ilk eserlerden bahsedebilir misiniz?

Yayınevimiz 1964 yılında kitabı ekmek kadar aziz bilen birkaç üniversite öğrencisinin harçlıklarını birleştirmesi sayesinde kuruldu. Ötüken’in kurulduğu yıllarda, içinde doğduğu iklime, fikir ve görüşlere tercüman olabilecek türde yayınevi hemen hemen yoktu.  Gençlik kesimini teşkil eden arkadaşlar bunun için bir araya gelip bu yayınevini kurmayı planladılar. Şehzadebaşı'ndaki 5 metrekarelik yarı bodrum bir dükkânda yakılan meşalenin ilk ateşi de Necip Fazıl'ın Reis Bey'i oldu. Yayıncılık faaliyetimizi birçok maddî zorluklarla mücadele ederek sürdürdük. Peyami Safa'nın bütün eserlerini topluca yayınlayarak ciddi bir atılım gerçekleştirdik. Yılmaz Öztuna'nın 14 ciltlik Büyük Türkiye Tarihi'ni neşrettik. Tarık Buğra, Erol Güngör, Arif Nihat Asya, Cemil Meriç, Fuat Köprülü, Abdülhak Şinasi gibi dönemin önemli aydınlarının okuyucularıyla buluşmasını sağladık. Yayınladığımız kitapların birçoğu o neslin el kitaplarına dönüşmüştür. 

ÖtükenÖtüken’in logosunu kim düşündü?  

Logomuz Nevzat Kösoğlu ile birkaç arkadaşın müşterek müdahalesi ve fikirleriyle oluşturulmuş... 

Peki 45 yıldır yapılan neşriyatla –deyim yerindeyse- bir okul hüviyetinde nesilleri yetiştiren, fikri gelişimlerine katkıda bulunan Ötüken, bu süre zarfında iyi ya da kötü ne tür dönüm noktalarından geçti? 

Ötüken Neşriyat, 1978 yılında ilk kurucuları; Prof. Dr. Ahmet Nuri Yüksel, Nevzat Kösoğlu, Dr. Mehmed Niyazi Özdemir, Prof. Dr. H. Fehim Üçışık, Ahmet İyioldu, Özer Revanoğlu, Mustafa Yıldırım ve Nurhan Alpay'ın ortaklıklarında Anonim Şirket halini alarak yapılanmamızı tamamladı. Bu, kurumsallaşma yolunda atılan en önemli adımdır. Daha sonra, birkaç yayıneviyle birleşerek kurduğumuz ANDA Dağıtım A.Ş. Türkiye çapında teşkilatlanarak güvenilir ve hızlı bir dağıtım ağı vücuda getirdi. Kitapların en ücra yerlere kadar ulaşmasını sağlayarak kitap tirajlarını yükseltti.

45 yıllık hayatında Ötüken’in en acı hatırası ise şudur: 1984 Kasım ayında Anda Dağıtım’da yangın çıktı tüm kitaplarımız kül oldu. Tam olarak “sıfır”a düştük. Fakat piyasadaki itibarımızın da katkıyla, yılmadık ve her bakımdan yeniden toparlanmak için çırpındık; 25 yılda da şu an geldiğimiz noktaya geldik. Ayrıca, ilk te’lif ansiklopediyi (Yeni Türk Ansiklopedisi-12 cilt) hazırlayıp çıkarmak, Türkçe’nin en büyük sözlüğünü (Ötüken Türkçe Sözlük- Yaşar Çağbayır) yayınlamış olmak; Buharî’nin Sahîh’ini tam metin ve tam tercüme olarak yayınlamak; Peyami Safa’yı inat ve ısrarla yayınlayarak diri tutmak da büyük işlerden sayılmalıdır...  

Erol Kılınç

Yayın portföyünüze baktığımızda Abbas Sayar, Ahmet Turan Alkan, Bahaeddin Özkişi, Cengiz Aytmatov, Erol Güngör, Peyami Safa, Sevinç Çokum, Senail Özkan, Şefik Can, Yılmaz Özakpınar gibi birçok değerli ismin tüm kitaplarının yayıncısı olarak görüyoruz sizi. Elbette yayınladığınız her kitap sizin için değerlidir lakin “şu kitap keşke hak ettiği ilgiyi görseydi, daha çok bilinseydi, hakkında konuşulsaydı” dediğiniz kitaplar/yazarlar var mı? Bu bağlamda hayal kırıklıklarınız mevcut mu? 

Biz yoğurtçuya benzeriz: Ekşi yoğurt bizde yoktur... Bununla beraber yayınevi editörü olarak değil de şahsım adına konuşursam, benim şahsen derinlemesine okunmasını ve üzerinde çalışılmasını umduğum ve faydasına emîn bulunduğum Ziya Nur Aksun’un Filibeli Şehbenderzâde Ahmed Hilmi’den şerhlerle-eklerle 3 cilt olarak yayınladığımız İslam Tarihi ile Ziya Nur’un 6 ciltlik Osmanlı Tarihi’dir... Bunları hakkını vererek okuyup inceleyenler, bu kitaplardaki eksik malumatı kapatabilecek bir zihnî seviyeye erişirlerdi ve çok büyük ufuk ve rüçhaniyet sahibi olurlardı... Tarihe ve edebiyata, sosyal konulara el atmak, böyle bir kapasiteye sahip olduktan sonra insanı çok derinleştirir ve faydalı fikirlere yöneltirdi. Maalesef okuyan bir topluluk değiliz ve maalesef okuduklarımızı değerlendirmek ve geliştirmek gibi bir alışkanlığımız; kritik yapmak diye bir usul ve anlayışımız yok... 

ÖtükenŞunu merak ediyorum, böyle uzun soluklu bir yayınevi olarak, Türkiye’de yayıncılık sektörünün geleceğine dair bir öngörünüz var mı? 

Sektörün geleceği belirsiz. Resmî-sivil 7000 (yedibin)den fazla yayıncı var ve 32 bin kadar senelik kitap çeşidi var; ortalama tirajlar ise binin altında... Satışı 10 bini geçen birkaç kitap var... Kitap satışı yaparak geçimini sağlayabilecek kitapçı esnafı ,900 üzerinde belediyelik olan ülkemizde, maalesef neredeyse kalmadı... El yordamıyla yapılan ve cemaatlerin kapattığı bir alan var; oraya da taassup girer, hür fikir ve sanat ise ancak iltimasla girer... Kültür Bakanlığı bile kitap satışı yapılan satış yerlerini zeytinyağı satışı yapılan dükkânlara çevirdi... Zeytinyağı kültürü kitap ve yazılı kültürden daha yağlı, daha tatminkar, daha getirisi yüksek herhalde... Kültür işleri işte bu tıynetteki insanlarla götürülüyor... Siz de bana kitap sektörünün geleceğinden soruyorsunuz.  

Ötüken’in bir pazarlama ve dağıtım politikası mevcut mu? Bu yolda neler yapılıyor/yapılacak? (imza günleri, rutin yazar/okur buluşmaları/sohbetleri, vs.) 

Biz kitap pazarlamacılığı  mı yapsak, kitap yayıncılığı mı yapsak diye ortaya konulan tartışmanın dışında kalmayı tercih ediyoruz. Çünkü pazarlamayı biz ANDA ile denedik; 1980 ihtilali bu kuruluşu bitirdi... Yayıncılar birlik olur mu diye bir-iki el-ense çektik;  herkes kendi yoluna gitti. O halde biz yayın işini sürdürmeğe çalışalım, bir gün birileri bu dağıtım-pazarlama işlerini modern imkânları da dikkate alarak organize eder diye düşündük... Bu sefer de cemaatler ortaya çıktı. Yayınlarını bazı üfürük kuvvetiyle bu cemaatlere satıp paraya çevirenler, gerçek fikir ve edebiyat eserlerini okutacak bir okur kitlesi oluşturamıyorlar... Biz de olduğu kadar deyip işimize devam etmeğe çalışıyoruz... 

Ötüken’in bundan sonraki hedefleri, hayalleri neler?  

Bundan sonraki hayaller yeni Ötükencilerin... Kitap işi aşk işidir; âşığın hayâli tükenmez... 

Detaylı bilgi için: http://www.otuken.com.tr/index.asp 

"Ötüken'e Emeği Geçenler"i görmek için tıklayınız.

 

Mehmet Emre Ayhan merak etti ve sordu.

Güncelleme Tarihi: 09 Şubat 2017, 12:32
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa UĞURLU
Mustafa UĞURLU - 9 yıl Önce

Güzel bir söyleşi olmuş. İçimizdekileri bir nebze olsa dillendirmiş Erol Bey.

banner8

banner19

banner20