banner17

Konuştukça Memleket sesi gür şiirlerden oluşuyor

'Ben kalbimi bir ırmaktan almıştım' diyen şair-yazar Mustafa Uçurum ile, son şiir kitabı 'Konuştukça Memleket’e dair Meryem Dalğıç konuştu.

Konuştukça Memleket sesi gür şiirlerden oluşuyor

Şiir, hissetmenin en derin halinin dizelere yansımasıdır. İnci gibi dizer şair en nadide kelimelerini. Zira az şeyle çok şey anlatmaktır meramı. Takılır gideriz bir şiirin, bir dizenin peşine zira şair ne güzel tercüman olmuştur ahvalimize.

Dergâh, Yedi iklim, Hece, Kırklar, İkindi Yağmuru, Dünya Bizim, Aşkar, Karabatak Kum Yazıları, Düş çınarı, Yolcu, Sühan, İkindi Yağmuru, Aşkar gibi dergilerdeki yazı ve şiirlerinden tanıdığımız Mustafa Uçurum, üçüncü şiir kitabı “Konuştukça Memleket” ile okurlarına yeniden merhaba dedi. Kitaba ve hayata dair sorularımızı Mustafa Uçurum’a sorduk.

Öncelikle birçok dergide, gazetede yazmak zor olmuyor mu? Yazmak bu kadar kolay mı, birçok yere nasıl yetişiyorsunuz?

Yazmayı bir sorumluluk olarak görmekle ilgili bir durum bu. Yani hobi olarak ya da boş vakitlerin bir eğlencesi olarak görmüyorum yazmayı. Yaradan elimize kalemi vermişse bunun hakkını vermek gerek. Okumayı ve yazmayı bir plan dâhilinde yapıyorum. Mutlaka yazmam gereken yerler var. Mesela gazete ihmale gelmez. Çünkü haftanın iki günü pazartesi ve perşembe günleri köşemde olmak zorundayım.

Ayrıca yazmak nasıl bir paylaşımsa okumak da bir paylaşımdır. Okuduklarımı paylaşmak için de yazarım. Küçük notlarla beğendiğim yönlerini herkes görsün isterim. Şiir, öykü, deneme, köşe yazısı, Dünya Bizim yazıları derken bütün vaktim okumak ve yazmakla geçiyor. Bu benim için bir rahatlama, içimi dökme yöntemi.

Konuştukça Memleket”in kapak tasarımı oldukça ilginç ve hoş. Nedir bu kahve meselesi, bahseder misiniz?

Şairin yareni çaydır derler ya, doğrudur. Çayın nasıl huzur veren bir havası varsa kahvenin de hayatımızda özel bir yeri vardır. Kadim geçmişimizin en hoş kokulu yâreni olan kahvenin kırk yıllık hatırına bir gönderme olsun istedim. Konuştukça Memleket şiirlerinin de kırk yıl hatırı olsun diyerek bir kahve tadında okura ulaştırmayı hedefledim şiirlerimi.

Yaşadığımız çağ her şeyi çok çabuk tüketiyor. Kalıcı olmak gibi bir hayali kurmakta bile zorlanıyoruz. Bu kahve, kahvenin zeminindeki eski zaman deseni bize hiç olmazsa tutunmamız gereken bir geçmişimiz olduğunu hatırlatmakta ve geleceğe ancak kendimiz olarak kalacağımızı anlatmakta.

Yazdığınız her şeyde bir ırmağın sesini duyabiliyoruz. Yeşilırmak kıyısında bulunmak, ırmaklardan ilham almak size neler kattı?

Gönlümden geçen, deniz kenarında bir şehirde yaşamaktı. Sabah uyandığımda martı seslerini kendime yoldaş etmekti hayalim. Bu olmadı. Hep karakışlarda kaldım, hep ırmaklar avuttu beni. Yeşilırmak kenarında bir köyde doğmak, Sakarya Nehri’nin serinliğinde büyümek ve Kızılırmak kıyısında hayata atılmak çok şeyler kattı bana. Biliyordum ki benim ırmaklarım denize doğru yol alıyor. Bunu bilmek bile huzur veriyor bana.

Irmağın ruha esenlik katan şırıltılarla akması, bir ırmak kenarında soluklanmak bütün günün yorgunluğunu alıyor benden. İster istemez cümlelerimin arasına ırmak serinliği de böylece girmiş oluyor.

Irmaklar gibi görüyorum kendimi. Onlar nasıl denize ulaşmak için zorlu yolları aşıyorlar, ben de içimde biriktirdiğim hedeflerime ulaşmak için ırmakların izlediği yollardan gidiyorum denizime.

Kitabın ilk şiiri “Açılış Töreni” ve kitabın tam ortasında yer alan şiir ise “Kitabın Ortası” adlı şiir. Bu hoş sürpriz kitap üzerinde titiz bir çalışma yapıldığı hissini uyandırıyor okurda, ne dersiniz?

Kitaplar uzun yıllar süren bir emeğin ürünü olarak vücuda geliyor. Yarınlara bizlerden bir şeyler kalacaksa kitaplarda yazdıklarımız bunların en başında gelmekte. Yani kitaplar bir bakıma yazarın aynasıdır da. Bu yüzden titiz olmak gerekiyor. Okuyucu kitabı eline alıp sayfaları çevirdiğinde kendisini muhatap olan yazar ve şairi görmek istiyor. Bu yüzden “Açılış töreni” yaparak başlıyor kitabım. “Çiçekler tutuyorum bir elimde beni hayata tutan” diyerek de çiçeklerle karşılamayı da ihmal etmiyorum.

Kitabın tam ortasında “Kitabın Ortası” şiirim var. Yani tam hayatın ortası gibi. Ne kadar kendimizi soyutlamaya çalışsak da hayatın içindeyiz. Her şeyi tam ortasında yaşamak gerek. Sıradan olmayı hayat artık kabul etmiyor. Konuşacaksa da tam zamanında, hayatın ortasında konuşmak gerek. “İyidir böyle konuşmak, kitabın ortasından” diyerek sözü eğip bükmeden konuşanlara bir selam mahiyetinde oldu bu şiirim.

Diğer şiir kitaplarınıza göre (Tenhalayın Kalbimi, Dünya Telaşı) “Konuştukça Memleket” adlı şiir kitabınızda şiirlerinizin çizgisinde bir değişme var mı?

İlk kitabımdaki tenhalığı Dünya Telaşı’nda yavaş yavaş terk etmeye başlamıştım. Acılara ve zulümlere direnen, direnci bol şiirler yazmıştım. Konuştukça Memleket, sesi daha gür şiirlerinden oluşuyor. Yalnızlığın yerini bütün haksızlıklara, içimizi dağıtan karanlıklara dur diyen bir şiir aldı. Bunun yaşımla mı yoksa yaşadığımız çağla mı bir ilgisi var bilmiyorum ama ben bu sesin şiirime daha çok yakıştığına inanıyorum.

Sevmek Yetmiyor Hayatı” adlı şiirinizde bir direnişe, bir duruşa sahip olma çağrısı var. Sevmek yetmiyor mu?

İçi boşaltılan kavramlarımız var artık bizim. Ruhu olmayan, sadece dilden çıkan sözlerimiz var. Yürek duymuyor birçok sözü. Böyle olunca da tesiri olmuyor söylenen sözün. Ben de bu yüzden sadece sevmek yetmiyor diyorum hayatı. Dopdolu yaşamak gerek. Mümince ve bizden istendiği gibi. Severek sarılacağız her işimize, yüreğimizi ortaya koyacağız. Ondan sonra zaten sevdiğini söylemeye de gerek kalmıyor ki.

İnsan seviyorsa bunu haliyle, duruşuyla belli eder. Zalimin zulmünü yüzüne haykırmakla belli olur duruşumuz. Birçok boykot eylemi sık sık gündemimize geliyor. Benim olmamamla ne olacak ki gibi bir tavır mümine yakışmaz. Elindeki bir taşı üzerine doğru gelen tanka savuran çocuk da biliyor o taşın tanka hiçbir şey yapamayacağını. Önemli olan safımızı belli etmek. Seviyorum derken de, nefretimizi gösterirken de bunu hayatımıza taşımamız şart. Tavrımız olacak, seviyoruz derken bunu ispatlayacak eylemlerimizle ayakta duracağız.

Ansızın Bir Melek Çıksa Önümüze” adlı şiirinizde kâinatın özünün muhabbet olduğuna vurgu var adeta. Bir melek çıksa önümüze herkesi sever miyiz?

Önümüze çıkacak meleğe bağlı bu. Malumdur ki dört büyük melek var ama bizleri titreten ve kendimize getiren Azrail’dir. Hayat kendi durağanlığında akıp giderken ve bizler kendimizi dünyaya kaptırmışken bir ölüm haberi nasıl da derleyip toparlar bizleri. Nasıl da kalbimize dokunuruz durmadan. Evinden cenaze çıkanlar bir süreliğine de olsa dünyadan el etek çekerler. Herkesi sevmeye bile başlarlar. Bu hava bir süre devam eder. Tâ ki hayat tekrar bizi içine çekene kadar.

Muhabbetle bağlı olmak, her şeye her an hazırlıklı olmak, kâinatı anlayarak yaşamak ve dirayetli olmak. İşte bütün bunlar bizi biz yapacak, bir melek çıksa da önümüze biz bir selam ile karşılayacağız onu.

Şiirlerinizde popüler kültürün ürettiği metaforları da ustalıkla kullandığınızı görüyoruz. Şair her şeye şiir gözüyle mi bakar?

Kaynağımız elbette yaşadığımız dünya. Bir gün içerisinde bizi o kadar çok olay karşılıyor ki hafızamız adeta bir fotoğraf makinesi gibi çalışıyor. Biriktirdiklerimizi yazdıklarımızla harmanlıyoruz elbette. Yani kendini hayattan soyutlamış pozlar vermenin lüzumu yok. Her şeyi biz yaşıyoruz. Yeri gelince de “haberim yokmuş gibi çek, kimse anlamasın ne kadar yenildiğimi” de diyoruz.

Yaşarken ve yazarken rol yapanlardan değilim şükür. Yaşadığım gibi yazmaya gayret ediyorum.

Şiirlerinizde sevinç, coşku, umut, direniş, evlat, vatan, insan sevgisi çok güçlü hissediliyor. Mustafa Uçurum en iyi hangi duygu durumunda şiirlerini yazar? Sevinç mi hüzün mü?

Ne kadar yoğun ve ne kadar karmaşık bir hayatımız var değil mi? Yaşadığımız ne kadar çok hayat var. Ben bütün yaşadıklarımı kabullenerek ve her birini de severek geçiriyorum ömrümü. Durum böyle olunca da yazdıklarıma sirayet ediyor hepsi. Harmanlanmış duygularla kurulu bir demet sunuyorum şiirimde. Ben gibi, yaşadığım gibi.

Deneme, şiir, çocuk şiir kitaplarından sonra sizden bir öykü ya da roman sürprizi gelir mi? Okuru neler bekliyor, ne gibi çalışmalarınız var?

Şiir benim için her zaman birinci sırada yer alacak. Bunun yanında elbette öyküler ve denemeler de yeri geldikçe yoklayacak cümlelerimi. Gazetedeki köşem ve Dünya Bizim yazıları da devam edecek. Gördüğünüz gibi hep kısa soluklu yazılar ve çalışmalar bunlar. Ben roman yazacak kadar uzun bir süreci kaldıracak takati kendimde bulamıyorum.

Kitap olarak iki deneme kitabı ve bir çocuk hikâyeleri kitabım hazır. Vakti gelince buluşacak okuyucular ile.

Konuştukça Memleket”, hayatın tüm kadrajlarını yakalayan hoş bir kitap olmuş. Bahtının açık olması niyazıyla “uçsuz bucaksız Asya yüreğinizi” bize ve okurlarınıza açtığınız için teşekkür ederim.

 

Meryem Dalğıç konuştu

Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2016, 11:09
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20