Klasiklere ağırlık vereceğiz gelecek aylarda

Dünya Bizim olarak kültür sanat dünyamızın nabzını tutuyoruz. Kültür sanat söyleşileri dizimizde konuğumuz Şule Yayınları… Ümit Aksoy sordu.

Klasiklere ağırlık vereceğiz gelecek aylarda

Yayınevleri, televizyon programları, gazeteler ve belediyelerle, yürüttükleri faaliyetler üzerine konuştuğumuz soruşturmamızda, Şule Yayınları ile yayınevinin dününü ve bugününü konuştuk.

Şule Yayınları hangi endişelerle, Türkiye'deki yayıncılık faaliyetlerinde gördüğü hangi boşluğu doldurma niyetiyle yola çıktı?

Günü geleceğe taşımak, geçmişi günle buluşturmakla mümkündür. Ancak geçmişine kök salan kültürler gölgelerini yarına düşürebilir ve kutsal miraslar bırakır gelecek nesillere. Bu miraslar yalnızca bir parça tarih değil, bir parça medeniyet değil; tecrübelerle donatılmış çok yönlü hayatlardır. Şüphesiz bu hayatların en büyük koruyucusu tarih boyunca edebiyat olmuştur. Evliya Çelebi olmadan dünyayı, Şehrazat olmadan masalları, Dede Korkut olmadan Türkiye’yi hayal etmek güçtür. Şule Yayınları’nı yayıncılık serüvenine davet eden işte bu ruh olmuştur. Şükür ki yirmiyi aşkın senedir bu çizgisinden hiçbir zaman ödün vermedi. Tercihini ticaretten değil, sanattan yana yapmak kolay bir iş değildir.

Doğu’dan ve Batı’dan birçok eser çevirdiniz. Her biri oldukça önemli eserler. Doğu ve Batı’dan yeni yapacağınız çeviri eserlerde neler var?

Klasiklere ağırlık vereceğiz önümüzdeki aylarda. Dünya Klasikleri denildiği zaman ülkemizde Batı Klasikleri anlaşılıyor. Kültür dünyasının gerçek haritası tek başına Batı’nın çizemeyeceği kadar geniştir. Dünyanın yalnızca Batı’dan ibaret olmadığını vurgulayabilmek için Dünya Klasikleri tabiri yerine, “Doğu Klasikleri” ve “Batı Klasikleri” üst başlıklarını kullanıyoruz. Yeni çalışmalarımızı prensip olarak mutfaktan çıkana kadar ilan etmiyoruz. Fakat sorunuzu cevapsız bırakmamak için Batı’dan Sebastian Brant’ın Deliler Gemisi adlı kitabını tercüme ettirdiğimizi söyleyelim. Yine Batı’dan bir Gotik Hikâyeler seçmesi hazırlıyoruz. Doğu’dan da bir iki örnek verelim: Câhız’ın Kitabu’l-Hayvân’ından seçme çeviriler yapıyoruz. İbn Kudâma’nın Kitabu’t-Tevvâbîn’i de mutfaktaki kitaplarımız arasında.

Yayınevinizin kitaplığında bir hayli eser mevcut. Yayınladığınız eserlerin hangi hususiyetlere sahip olmasına dikkat ediyorsunuz?

Özgünlük ve nitelik gerek telif, gerekse çeviri eserlerde ilk aradığımız hususlardır. Sanat ve düşünce irtifası bizim yayıncılıktaki kırmızı çizgimizdir. Bu ayırıcı vasfıyla bilim ve sanat çevrelerinin takdirini toplamaya devam eden Şule Yayınları’nın Zekiler, Akıllı Deliler, Cimriler gibi Doğu’nun efsanevi eserlerini ilk defa Türkçe’ye kazandırdığını vurgulamalıyız. Orijinallikten ödün vermeyen bu anlayışla yayınladığımız birçok kitap bir ticari ürün olmanın ötesinde bir ilim ve marifet şölenidir. Birçok Kelile ve Dimne çevirisi vardır evet fakat Sait Aykut’un dünyadaki bütün Kelile ve Dimne nüshalarını tarayarak yaptığı tercümenin bir emsali yoktur. Manzum olarak telif edilmesine rağmen Türkçeye nesir olarak çevrilen Sadi’nin Bustan’ı defalarca neşredildiyse de Türkçemize ilk kez manzum haliyle ve binlerce dipnotla zenginleştirilerek Prof. Dr. A. Naci Tokmak tarafından tercüme edilmiştir. Prof. Dr. Mehmet Kanar’ın başta Gülistan olmak üzere yapmış olduğu özgün ve titiz çeviriler de kültür hayatımız açısından son derece önemli olup bu vesileyle adını anmamız bir vefa borcudur.

Merdivenşiir Dergisi, 2005’te yayın hayatından çekildi. Onun yerine Karabatak geldi. Genç şair ve yazarların bir atölyesi Karabatak. Merdivenşiir’den Karabatak’a giden yolda neler oldu, neler değişti bu süreçte?

Aslında bir şey değişmedi. Serüven Merdiven Sanat’la başlamıştı ve bugün isim sahibi olan pek çok edebiyatçıyı o günlerde kimse tanımıyordu. Arkadan Kitaphaber ve Merdivenşiir geldi. Bu dergiler de ustaların yanı sıra genç yeteneklere sayfalarını cömertçe açtılar. Aynı görevi Karabatak yapıyor şimdi. Ustalarla taçlanan dergi, nitelikli genç şair ve yazarların yolunu açma, edebi kimliklerini kazanmalarında aktif bir rol üstleniyor. Her ustanın bir vakit çırak olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Bu dergiler bir heves dergisi olmadı hiç. Yetkin olmayan hiçbir ürün yayınlanmadı. Aslolan isimler değil, eserlerdir.

Şule Yayınları’nın geniş bir çocuk kitaplığı var. Ancak epeydir bu alanda bir eser basmadı Şule. Mutfağınızda çocuk kitaplarına dair çalışmalar var mı?

Epeydir yeni bir şey yok değil aslında. Edith Nesbit serisine yeni kitaplar eklendi ve serinin tamamında olduğu gibi, Edmondo de Amicis’in Çocuk Kalbi, Tolstoy’un Masallar’ı ve Ayşe Sevim’in Güneşe Yolculuk gibi kitapları resimlendirilerek yepyeni bir çehre kazandılar. Çocuk edebiyatı çok daha hassas ve dikkatli olunması gereken bir alan olduğundan Şule Yayınları bu konuda daha da seçici davranıyor. Mutfakta yeni projelerin hazırlandığını söyleyebiliriz yine de.

Şule Yayınları birçok “İslami” eser bastı ancak tasavvufun klasikleri olan eserleri yayınlamadınız. Bu konuda bir çalışmanız olacak mı?

Tasavvufun klasiklerinden de kitaplar yayınladık. Ancak Doğu Klasikleri başlığı altında yayınlandıkları için bu alanda bir çalışma yapılmamış gibi görünüyor. Şebüsterî’nin Gizler Bahçesi, Ebu Said Ebu’l-Hayr’ın Rubailer’i, Ebu’l- Kâsım en-Neysabûrî’nin Ukalû’l-Mecânîn’i bunlardan sadece birkaçı. Ebu Nuaym el-Isfahânî’nin Hilyetu’l-Evliya’sını da Türkçe’ye kazandıran Şule Yayınları olmuştur. Bu alanda yeni çalışmalarımız da olacak inşallah. Şu sıralar kapsamlı bir eser üzerinde çalışıyoruz. Abdurrahman Habenneke el- Meydânî’nin Kavâidu’t-Tedebbür el-Emsel adlı kitabı. Kur’ân’ı anlama yöntemleri üzerine çok değerli bir çalışma.

Birçok genç yazarın öykü ve şiir kitabını basıyorsunuz. Ancak genç arkadaşların kitap satışlarınıza katkısı çok olmasa gerek. Bununla birlikte ısrarla bu eserlere yer vermeye devam ediyorsunuz. Şule bu açıdan bir yayınevinden ziyade bir eğitim misyonu mu üstleniyor kendine?

Şule Yayınları’nın tercihinin sanattan ve düşünceden yana olduğunu söylemiştik röportajın başında. Bu tercih bizi daha cesur hamleler yapmaya zorluyor. Genç edebiyatçıların dışarıdan “ticari zarar” olarak görülen bu eserleri hem Türk edebiyatı hem de Dünya edebiyatında kendilerine yer açacak kadar güçlüdür ve bu ülkemiz için büyük bir kazançtır. Zaten Şule Yayınları’nın çizgisini bilenler, bu yayınevinden sıradan bir eserin çıkmayacağını da bilirler. Aslolan iyi bir eserin yayınlanmasıdır. Bu genç yazarlar bunu başarmışlardır ve onların desteklenmeleri devam edecektir. Bütün büyük yazarların bir zamanlar genç ve tanınmayan yazarlar olduklarını unutmamak gerekir.

 

Ümit Aksoy konuştu

Yayın Tarihi: 08 Temmuz 2014 Salı 16:47 Güncelleme Tarihi: 26 Temmuz 2014, 18:11
banner25
YORUM EKLE

banner26