Kimde ne feyiz ve bereket varsa çektim aldım

Daha çok anne babalarımızın boynumuza iliştirdiği muskalar, tehlikelere karşı korunmanın geleneksel yöntemlerinden biri olmuş. Biz de sorduk yakınımızdaki büyüklerimize: ‘Sizin hiç muskanız oldu mu?’

Kimde ne feyiz ve bereket varsa çektim aldım

 

Daha çok anne babalarımızın başımıza gelmesi muhtemel kazalar için boynumuza iliştirdiği muskalar, tehlikelere karşı korunmanın geleneksel yöntemlerinden biri olmuş. Çeşitli ayet ve tılsımların yazıldığı muskalar vesile edilerek Allah'ın muhafazası umulmuş. Halis niyetlerle senelerce boyunlarda taşınan muskalar, sürüp gelen bir mücessem dua olmuşlar. Biz de buna binaen, "Sizin hiç muskanız oldu mu?" diye sorduk, yakınımızdaki büyüklerimize. Onlardan hayatları boyunca muskalarla olan münasebetlerini dinledik.

İslam Gemici (Gazeteci - Yazar - Sinema Yönetmeni):

Askere gitmek üzereydim, annem, elinde üçgen şeklinde ufak bir muskayla yanıma geldi. "Oğlum, bu muskayı kardeşin askere giderken yazdırmıştım. Mermiye karşı muhafaza içindir. Cenâb-ı Hakk, onu askerliği müddetince korudu, inşallah seni de korusun" diyerek bana verdi. Küçük kardeşim, benden önce askerlik yapmıştı.

Askerliğim bitinceye kadar annemin verdiği muskayı boynumda taşıdım. O güzelim muska zannederim evin bir köşesinde, kitapların arasında duruyor. Bir gün arayıp bulayım.

Hüseyin Akın (Şair – Yazar - Muallim):

Hayır hiç muskam olmadı. Göğsüme kalbimden başka muska takmadım. Fakat muskalı köyde büyüdüğümü inkâr edemem. Benim doğduğum köyü eskiden ecinniler basarmış. Üç harflilerle mücadele kolay değil. Üzerlerine biber gazı sıkmakla dağılabilecek cinsten mahluklar değil bunlar. Köyün nefesi kuvvetli hocaları (Nereden buluyorlarsa bu kadar nefesi!..) hemen karakaplı kitabı açar ve oradan seçtiği bir ibareyi muşambalara sarıp mistik bir ambalajlamadan sonra boyunlara asarmış. Ayetlerin ve düsturların kalplerde yeşerip yaşaması gerekirken boyunlarda gezdirilmesi, üstüne üstlük bir de bundan şifa umulması bir tür suiistimaldir.

Mustafa Nezihi Pesen (Yazar - Şair - Muallim):

Selam ve muhabbetle kardeşim. Çocukluğumdan hatırladığım bir muska var bizim evde. Ama bizzat bana ait olan bir muskam olmadı. Fakat benim için babamın ve annemin duaları, hiç kesilmeyen duaları çok etkili olmuştur.

Furkan Özüdoğru (Şair - Muallim):

Selam canım kardeşim. Şöyle bir olay başıma geldi. Ağrı Doğubeyazıt'ta asker iken şu duayı çok okurdum: "bismilahillezi lâ yedurru mea ismihi şey'un fil-ardi velâ fis-semâi ve huves-semîul-alîm." Sonra çarşı iznine çıktığımda sürekli gittiğim bir cami vardı. Çarşı iznimin çoğunu o caminin içinde geçirirdim. Bir gün oturduğum halının altında muska gibi sarılmış bir kağıt parçasına rastladım. İçini açtım, yukarıda zikrettiğim duanın o kağıtta yazılı olduğunu gördüm ve çok sevindim. O kağıdı yanıma aldım, hâlâ saklarım. Ama üzerimde taşımıyorum.

Benim muskam o duadır. Çok okunduğunda, elimde, bana cesaret veren manevi bir kılıç hüviyetinde tahayyül ederim bu duayı. Selam ederim güzel kardeşim. Allah’a emanet olunuz. Huu...

Erdal Çakır (Şair - Allah adamı):

Evet oldu. Çocukluğumda duyduğum, okuduğum her ne olursa bir kerede hafızama aldığım, ailemin ve çevremin gözünde parlak bir zekaya (neyse o zeka hâlâ anlayabilmiş değilim) sahip olduğum için -nazar değmesin diye- bir muska yaptırıp fanilama iliştirmişlerdi. Bu, zamanla benim için tam bir işkenceye dönüşmüştü. Her fanila değiştirme durumunda birinden çıkar diğerine tak ritüellerinden yorulmuştum. Önce elimden geldiğince annemin öngördüğü çıkar-giyin periyotlarını, ona unutturmaya çalışarak aralamaya çalıştım. Sonrasında da bir punduna getirip çıkarıp attım. İşte ne olduysa ondan sonra oldu: Nazarlara geldim!.. Herkesin nazarını üzerimde topladım.  Kimde ne feyiz ve bereket varsa çektim aldım. Çok nazar aldım çok. O kadar nazar var ki üzerimde. Şimdi onları dağıtmaya çalışıyorum ama herkes uyanık, hiç kimse yanımdan yöremden geçmiyor.

Bir de o günlere ait olan ama konuyla alakalı olmayan ve babaannem tarafından sıkça tekrar edilen bir şeyi anmak istiyorum: Bizim oralarda kronik öksürük olan körpe çocuklara -ki buna mahalli dilde gök öksürük deniyordu o zamanlar- eşek sütü içiriyorlarmış. Demek ki şifa hasıl olduğu görülmüş ki bu uygulanagelmiş. Ben de daha kundaktayken gök öksürük olmuşum. Bana da bir yerlerden bulmuş getirmişler eşek sütünü, içirmek için. Babaannem şiddetle itiraz etmiş içirmeyin diye fakat dinletememiş, içirmişler sütü anlayacağın. Sonraki zamanlarda ben ne zaman babaannemin canını sıkacak bir şey yapsam hemen şöyle derdi rahmetli: "İçirmeyin dedim o eşşek sütünü. Eşşek kafalı olur dedim. Lakin dinletemedim. Aha gördünüz mü?"

 

Ahmed Sadreddin sordu

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2017, 14:26
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13