Kendisi gerçek ama ismi müstear (mı)

İhlsözlük'te isminin müstear olduğuna dair şaibeler dolaşan şair Ali Karan ile konuştuk.

Kendisi gerçek ama ismi müstear (mı)

 

Ali Karan. İsminin müstear olduğuna dair ihlsozluk.com’da bir rivayet olsa da- off the record’da dahi bu sorumuzu yanıtsız bıraktı- yazdıkları ile ‘gerçeğin ta kendisi’. Hayatımda ilk kez gerçekleştirdiğim msn üzerinden mülakatta; benim onu rahat konuşmaya teşvik etmem gerekirken, tam  tersi bir durum yaşanması olayı özetler nitelikte. Hayatı hakkında kesin bilgileri bilmemekle birlikte; lise öğrencisi olduğunu, Yedi İklim gibi köklü bir derginin kıdemli şairleri arasında kendisine yer ayırdığını, birçok dergide eserlerinin yayınlandığını ve yayınlanması için talepkâr dergilerin sayısının hayli fazla olduğunu biliyoruz. Muhammed Mücahit Yılmaz ile çıkartmış oldukları Hiç fanzini, adından daha önce de söz ettirmişti….

Ali Karan'ın şiir yazmaya başlamadan önce aklında ne vardır? Şiir, aklınıza bir fikir olarak mı düşer, kalbinize bir ilham ile mi?

 

Yirmibirinci yüzyıl insanı olarak Ali Karan’ın aklı var mıdır? Ben de bu soru ile başlayayım öyle ise. Kavramlar; o kadar salaş ve kaypak bir hale getirildi ki, insanın ilk ihtiyacı, bir kavramı açıklamak oluyor.

Benim dünyamda, akıl ve olgunluk gibi şeyler, zararlı alışkanlıklardır. Çünkü akıl, dünyadaki çarkın işleyişine ayak uydurabilirse akıldır, olgunluk da aynı şekilde.

Türkiye’de ‘akılsız’ diye bir hakaret var. Bu kelimenin hakaret olarak kullanılması trajik. Yirmibirinci yüzyılda akılsız insan, hürmete layık olan insandır. Çünkü yirmibirinci yüzyılın aklı, Asr-ı Saadet’in münafıklığı ile aynı doğrultudadır.

Çünkü insanlar bu devirde aklını, daha iyi bir kul olabilmek için değ26836il de, daha rahat bir hayata ulaşabilmek için kullanıyor. Öyle akılla işim olmadı, olmaz.

Bir de bu meseleye Rasulullah’ın hadis-i şerif’ini bulaştırmaları var ki korkunç. “Yarın ölecekmiş gibi ahiret, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya.” Yarın ölecekmiş gibi ahiret, kısmını umursamayan modern çağ İslamcıları, ‘hiç ölmeyecekmiş gibi dünya’ bölümünde sıkı bir Sünnet fanatiği çıkıyor. İşte size akıl örneği. Yerim böyle aklı…

Ve sorunuza gelecek olursam: Şiir, şaire düşer. Bilinçli bir şekilde mi kuruldu bu cümle, bilmiyorum, ama güzel. Fikir olarak da düşer, ilham olarak da düşer. Kesin olan: şiirin düştüğüdür. Ve işte bu yüzden, yazılmamış şiir benim inancımda düşmeyen şiirdir, en güzel şiirdir.

İkinci soruya geçerken hafif bir tedirginlik duymadım değil. (Karşılıklı gülüşler) Bir şiiri yazma sürecinde, bitmiş bir şiir üzerinde çalışmalarınız oluyor mu?

Asla. Çalışmıyorum şiir üzerinde. Benim dönüm noktam, Mustafa Kutlu’nun Hece’nin Hikâye Özel sayısına verdiği cevapta gizlidir. Der ki Kutlu orada: “Hikâyeye sonradan müdahalede bulunmak, o hikâyenin doğal yapısına müdahale etmektir.” Tam olarak bu değildi belki de söylediği, ama buna anlamca çok benzer cümleler…

Aslında ilk şiirlerime çalışmıştım. Dönüp dolaşıp ilk yazdığım haline döndüğümü görünce, ya da en güzel halinin ilk hali olduğuna şahitlik edince çalışmayı bıraktım.

Düzenli olarak takip ettiğiniz dergiler var mı?

Elime geçen tüm dergilere bakıyorum. Bulunduğum şehir sebebiyle öyle oluyor ki, bazen elime hiç dergi geçmiyor, okumadığım aylar da var yani.

Dergi okumanın farz olduğuna inanmıyorum ama. Öyle genel bir kanı vardır edebiyat ortamlarında, katılmıyorum buna. Para verip aldığım dergilerin çoğu, yufka yürekli olmamla alakalıdır, şair/yazar tayfasından olmamla değil. Bakıyorum ayın sonuna gelinmiş. Ayın başından beri o dergi hiç satılmamış. Emek verilmiş o dergiye, bir ton masraf ve niyetine bakmaksızın saf bir edebiyat sevgisi. Cebimde para varsa şayet, o dergiyi satın alacağımın alametleridir bunlar...

Peki, herhangi bir dergide ‘Okumasam olmaz’ dediğiniz bir yazar var mı?

Elbette ki var. İsmet Özel’i verebilirim ismen. Yeni kuşaktan Ali Görkem Userin’in eleştirileri, Mustafa Akar’ın şiirleri var dikkatimin üzerinden eksilmediği. Mustafa Kutlu, Ali Haydar Haksal ve Rasim Özdenören’in de sürpriz mahiyetinde yayınladıkları hikâyelerini kaçırmamak için uğraşıyorum…

26837“feysbuklarında kendini teşhir etmekten zevk alan bir nesil yetiştiriyoruz lan biz / dokunmayın bize!” dizelerinin şairine, internet-edebiyat ilişkisini sormak istiyorum bu noktada.

Şimdi verdiğiniz dize, internet-edebiyat ilişkisi ile hiç alakalı değil. O dizenin gezindiği sular farklı. O dizeyi atlayarak sorunuza cevap vereyim: İnternet ile herkese şair olma imkanı veriliyor, dergilerde gözükme imkanı. Dergilere olan inancımı kaybettiğim nokta da tam olarak bu. Başkasının kadrosunu kurduğunu gören dergi, sosyal iletişim ağlarından ava çıkıyor. Kaliteye bakılmaksızın kurulan kadrolar, bağnaz ekip elemanları, edebiyatın içine ediyor.

Bir site var mesela. Kimlik fotokopini yolluyorsun, seni şair yapıyor. Daha ne olsun…

En az şiirleriniz kadar sertsiniz, ‘Özü sözü bir’ mi demeliyim sizin için? (Karşılıklı gülücükler) İstanbul dışında yaşamanızın edebi yaşantınıza olumsuz etkilerini görüyor musunuz peki?

Görüyorum elbette. Ama umursamıyorum. İyi şiir, elbette ki kendini ortaya çıkaracaktır. Şimdi olmadıysa bir sene sonra, bir sene sonra olmadıysa on sene sonra. Sabretmesini bilmeli…

Editörlerle öyle: “Lütfen yayınla, lütfen, lütfen!” tarzında bir ilişkim de yok. Şiirimi kimi zaman kendim yolluyorum, kimi zaman editör istiyor. Şiir yollandıktan sonra, o şiiri pazarlamak da ne oluyor? Pazarlamacı değil, şairim ben. Şiirimi gerekirse boş bir mesajla yolluyorum. Hiç cümle kurmadan. Şiir, çoğu kez yeterlidir anlatım için…

Şiir dışında okuduğunuz edebî türler hangileridir peki Ali Bey?

Piyes okuyorum bu aralar bol bol. Roman, hayatla bağlarımız gevşediğinde ilk sığınağımız. Oblomov’u bitirip, Karamazov Kardeşler’e huşu ile daldığımızda, bizden mutlusu yok… Hikâyede de az önce zikrettiğim: Mustafa Kutlu, Ali Haydar Haksal ve Rasim Özdenören isimlerini tekrarlayayım.

Şiir yayınlamak dışında edebî uğraşlarınız nelerdir?

Hiç fanzini’ni çıkartıyoruz Mücahit ile. Ara ara kişiliklerimizi değiştirdiğimiz bile oluyor, o denli uğraşıyoruz fanzinle. (Karşılıklı gülücükler) Bir piyes yazımına başladım bir de. İlk kez sizinle paylaşayım bunu. ‘Mir Dalına Şerh’ adlı bu oyun, şiirlerimden daha güzel geliyor bana şimdilik.

Afife Ödülleri’ne şimdiden rezervasyon yaptırıyorsunuz yani…. (Karşılıklı gülücükler)

Şaka bir yana, muhtemelen, yabancısı olduğum bir alandaki ilk adımların özgüveni bu. Şiire de, düzyazıdan geçiş yaparken: “İki şey karala, geç!” mantığı hakimdi içimde. Sonradan durumun vehametini fark ettiğimde artık çok geçti… (Karşılıklı gülücükler)

Bu güzel muhabbetin son sorusunu soruyorum: Şiirin, sizin hayatınızdaki yeri nedir?

Bakın Mustafa Bey. Macbeth’te Shakespeare, muhteşem bir cümle paylaşır bizimle. Der ki: “Korkunç düşünceler, insanın karşısında olan korkunç şeylerden beter.”

İşte benim hayatımda şiirin ve edebiyatın durduğu nokta, tam olarak bu. Karşımızda her gün onlarca korkunç şey gerçekleşiyor. Gazetelerin sayfalarını arşınlayın ve korku kelimesini tanıyın. Yanıbaşınızdaki sokakta tecavüzler mi dersiniz, adamın boğazını kesmeler mi!...

Şiir; korkunç şeylerden ortaya çıkan, korkunç düşünceler bütünüdür. Ve benim hayatımdaki yeri; bir eğlence, ruhsal orgazm falan değil. Şiir, bir korkudur. Gerisi laf-ı güzaf…

Son sorum demiştim ama, bir ufak ilave daha yapacağım sevgili Ali. Sizi, yakınlarda bir dergide görebilecek miyiz?

Aşkar Dergisi’nin Haziran sayısında ‘K.Ü.S’ adlı şiirim ile olacağım. Buradan, gösterdiği candan ilgi için Aziz Mahmut’a da selam ederim.

Çok çok teşekkür ederim ayırdığınız vakit için…

Rica ederim…

 

Mustafa Özüdoğru konuştu

 

Yayın Tarihi: 06 Haziran 2011 Pazartesi 13:55 Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2011, 17:36
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
zamanikaybedendervis
zamanikaybedendervis - 11 yıl Önce

İsminin müstear olduğunu ihlsozluk'te ilk olarak ben söylemiştim. Bu düşünceme kanıt olarak, Ali Karan şiirlerinden birçok dize sunabilirim. Ve röportaja gelirsek: Ali Karan, şiirleri gibi birisi, eğrilmeye lüzum görmeden hedefine yöneliyor, düz bir şekilde... Yeni kuşak şairler arasında Muhammed Mücahit Yılmaz ile başı çektiğini, kendine has bir noktada durduğunu düşunüyorum. "Pazarlamacı değil, şairim ben." diyor adam. Daha ne olsun?

Esma Aksu
Esma Aksu - 11 yıl Önce

Ali Karan'ı ilk olarak "ama senin bir saniyelik / gülüşünden küçük / bir dünyada yaşıyorum" dizeleri ile tanımıştım. Ve sadece Papua Yeni Gine Fermanı şiiriyle yeni bir hayran kazanmıştı.
Sonra Parasempatik Sinir Sistemi'ndeki "Beni anlaman için bir şeyler dünyaladım / Sen anladın mı diye sormuyorum bile ben / Ben anladın mı ben / Anlamadı / Anlamadım /Anlamazdın, anlamazdın… " dizeleriyle hem şaire, hem de şiirlerine olan ilgim ve hayranlığım perçinlenmişti.
E-mail adresini yoğun uğraş

Esma Aksu
Esma Aksu - 11 yıl Önce

uğraşlarımla da bulamadım. Son yayınlanan şiirindeki gibi, V for vendetta, gibi benim için Ali Karan. Röportajı okuyunca, bu bilinmezliğin ve duruşun çok daha fazla hayranlığı hak ettiğini anladım.
O yazsın, biz okuruz. Onu farklı kılan, bu vurdumduyarlığı, insanlara karşı geliştirdiği bu rahat tavır, samimiyet.
İyi ki yazıyor- dediğim şairlerin bir numarasında.

yüzünü görseydik daha iyi olurdu tabi :)

merve nur gökay
merve nur gökay - 11 yıl Önce

ali karan, yeni nesil içinde istisna bir şiir yazıyor ama muhammed mücahit yılmaz ile iki ayrı yolun lideri gibi gözükmesi bence anlamsız. kıyaslanmış gibi oluyorlar çünkü. m. mücahit yılmaz şiir yazıyor, ali karan ise o şiiri yumruk şeklinde savuruyor etrafa. bunu fark etmeliyiz.
m. mücahit yılmaz'ı uzun süredir bir yerlerde görememek kötü ama. bunu da bu platformda seslendirmek isterim.

gelecek hafta muhammed mücahit yılmaz'dı? çok hafta geçti. röportaj nerde? bu da ayrı bir konu.

Cengiz Tatlı
Cengiz Tatlı - 11 yıl Önce

Dikkatlerinizi çekiyor mu bilmiyorum ama Ali Karan son zamanlarda yükseliş yaparken hatta yeni dergilere yelken açarken her zaman iç içe olduğu samimi dostu M. Mücahit Yılmaz acaba neden böyle düşüşlerde? Acaba arkadaşının başarısı onun başarısına ket mi vurdu. Yahut yazmak isteyipte ona şiirlerin düşmemesi ya da Ali Karan'ın ifadesiyle fikir olarak da ilham olarak da M. Mücahit Yılmaz'a düşmemesinden mi kaynaklanıyor. Şunu söylemeliyim...

Cengiz Tatlı
Cengiz Tatlı - 11 yıl Önce

İleri de M.Mücahit Yılmaz adında bir şairimiz olmayabilir.Yani pek farklı olmaz, Mücahit yoksa Ali Karan var.Tıpkı çok farklı dergilerde çok farklı isimlerde olduğu gibi.Sadece Ali Karan yükselerek, dostu M.Mücahit Yılmaz'ı unutturabileceğini düşünür.Bir yazar neden kendini unuttursun? Garip!Neyse birlikte Aydın'da çıkarmış oldukları Hiç fanzinini de dostuyla çıkarıyormuş.Çıkarsınlar bakalım. Yanlış anlaşılmasın her ikisini de çok severim, yani birini.

Melih Güngör
Melih Güngör - 11 yıl Önce

iyi şiir mi değil mi buna bakılmıyor da müstear olup olmadığına bakılıyor. Edebiyatçı fiskoslarından iğreniyorum. genç bir şair iyi şiir yazmayagörsün hemen yapay tartışmalar. Müstear olsa ne olur , sonuçta bu adam ''gerçek ve sıradışı '' bir şiir yazıyor mu , yazıyor. O zaman mıy mıy mıylara gerek yok.

Resul Bilgin
Resul Bilgin - 11 yıl Önce

Röportajdan ziyade, yorumlardan birine cevap vermek niyetindeyim. Cengiz Tatlı bey, ' Ali Karan ın şiiri yükselirken, M.Mücahit Yılmaz ın şiirinin düştüğünden' bahsediyor ve buna ispat olarak 'birisinin dergilerde gözükmesi, diğerinin ortalıktan kaybolmasını' veriyor. Böyle bir mantık olur mu Allah aşkına? Siz şiir okuyor musunuz gerçekten kuzum? Bu savınıza göre Yılmaz ile birlikte 'düşüşte' sayılan onlarca gerçek şairimiz mevcut....


banner19

banner26