banner17

Kendinle yüzleşebilir misin?

Tiyatro Mavi 14 Mart'ta "Yüzleşme / 6000" ile perdelerini açıyor. Oyunun yazarı ve yönetmeni Yaşar Elmas'la bir söyleşi gerçekleştirdik..

Kendinle yüzleşebilir misin?

Tiyatro Mavi 14 Mart'ta "Yüzleşme / 6000" ile perdelerini açıyor. Bu haber üzerine Yaşar Elmas'la bir sohbette bulunduk..

Yüzleşme / 6000
(+)

Şair, dergici, radyocu, televizyoncu, tiyatrocu, sinemacı ve öğretmen bir Yaşar Elmas. Zor olmuyor mu bu kadar unvanı taşımak?

Gece ile gündüz gibidir bu iş. Ya da mevsimlere benzer. Her durum yanı başında kendi çocuğunu doğurur. Yoğun ve özgür yaşanmış çocukluğa da bağlarım ben bunu zaman zaman. Örneğin, rahmetli babaannemin anlattığı masalları dinlerken,”büyüyünce ben de anlatacağım…” dediğimi çok iyi hatırlarım. Bu beni tiyatroya götürdü.

Köyümüzdeki İlk TV yıllarında “Tarzan “ ve “Western”, haftada bir yerli film izlerdik. Ben her işin arka planını ve bu işler nasıl ve neyle oluyor? Sorularıyla yaşadım.

Bu yüzden o zamanlar için bir servet sayılabilecek radyo ve televizyonun içini açıp bakmışlığım olmuştur, hiçbir zaman aradığım o mini minik adamları bulamasam da içlerinde…

Doğayı dinlerdik biz çocukluğumuzda. Her mevsimin sesi farklıydı. Zaman zaman cır cır böceği, zaman zaman yusufçuk ve zaman zaman da serçeler eşlik ederdi rüyalarımıza. Şiir yazma hikâyemi ve şiirdeki ses arama hassasiyetimi de buraya bağlarım.

Öğretmen Yaşar Elmas’a gelince; Hani ulu bilge der ya ; “Sakın kader deme, kaderin ardın da bir kader vardır.”

Şu an hangi mevsimdesiniz?

40’lı yaşlar “olmak” ile “ölmek” arasındaki o ince ve keskin çizgiye denk düşüyormuş. Yaşayarak öğreniyorsunuz. O çizgideyiz.

Taşrada yaşıyor olmanın bütün imkânsızlıklarına rağmen “Bişey” yapmalıdan yola çıkarak bir şeyler yapmanın o engin ve leziz ateşi avucumuzda “bizim tiyatromuz…” kavramı için mesai harcıyoruz. Rahmetli F. Gemuhluoğlu çok önceden gördü bu durumu. Yıllar öncesinden uyardı aslında bizi.  “ son paranızla sinemaya tiyatroya gidin…” dedi. Bu milletin kendinden uzaklaşması batının sanat ve edebiyatıyla tanışmasıyla başlamıştır… dedi. Ve yine aynı yolla bu illetten kurtulmak gerekir dedi. “Halimce Yunus’um” diyen pirin hesabıyla biz de kendimizce tiyatro yoluyla insanlarımıza derdimizi anlatmaya çalışıyoruz.

Nev-Bahar
(+)

Nev-bahar ‘a dönelim.‘Nev-bahar’ kültür sanat ortamına ilk çıkış. Mutlaka bir gereklilik ve birikmişlik vardı. Ne idi sizi Nev-bahar’ı çıkarmaya iten?

Her şair gibi istiyorduk ki bizi de görsün insanlar. Şiirlerimiz dergilerde çıksın. Eleştir alalım vs… Şu an yayını devam eden bir dergiye şiir göndermiştim üniversite de iken.

Malum sonuç. Bu işlerinde bir arka planı varmış… Nerden bilebilirdik? Yayımlanmadı şiir.  O yaz İstanbul da o derginin yayın yönetmeniyle çay içtik…

Gönderdiğim o şiiri takdim ettim. Çok beğendi. “Yayınlayalım..” dedi.Tabi ben “ bu şiiri size daha önce göndermiştim… “ diyemedim. Bunu üzerine “kendi işini kendin yap ” hükmünce Nev-bahar yayın hayatına başladı. 5 sayı çıktı ve kıyı dergilerinin malum akıbetini o da yaşadı.

Hangi zorluklarla karşılaştınız? Neler yaşadınız o dönemde?

En başta derginin maliyeti zorluyordu bizi. Giresun da o zaman ofset baskı yoktu. Samsuna gidiyorduk. Buda ekstra bir masraftı bizim için. Satış istediğimiz gibi değildi. Arkadaşlarımız eserleri yayımlanmayınca dergi almıyorlardı mesela. Ya da, Enis Batur’un bir şiirine kendi imzasını atıp “bunu da yayınlamayın da göreyim ben sizi…” durumlarıyla karşılaşıyorduk… Tüm bunlara rağmen Milli Gazete ve Yeni Şafak’ta çıkan iki satırlık tanıtım yazısı her şeyi unutturuyordu bize. Hakkı Yanık, İbrahim Yolalan, Orhan Tepebaş, Nazım Elmas, Dinçer Eşitgin, İbrahim Eyibilir, Şaban Sağlık, Cüneyd Issı, Muhammed V. Öztürk gibi isimler yazdı. Mürsel Sönmez’ in hiçbir yerde yayımlanmamış bir şiirini yayımladık. Büyük bir coşku ile… Fakültede çıkan ilk edebiyat dergisi olması hasebiyle bir kapı açmak ve bizden sonra gelenlere ilham vermek gibi de bir misyonu oldu Nev – bahar’ın.

Radyo – televizyon programları yaptınız. Programlarınızın içeriği ne idi? Nasıl tepkileri aldınız?

Radyo programlarının başlangıç hikâyesi, ilk özel radyo yıllarındaki mikrofon başındaki insanların çok kötü ve eğitimsiz olmalarıydı. Bir gece aniden kendi kendime  “kar “ şiirini okurken  “ bunu insanlar da duysa…” ne güzel olurdu dedim ve radyonun yolunu tuttum… Bu tutuş 6 yıl sürdü. Sonra televizyonun insanlara ulaşmak için daha büyük bir güç olduğunu kavradım ve TV programları başladı. 4 farklı formatta programlar hazırladık.

Yaşar ElmasDerdimiz aynıydı. Kitap hediye ediyorduk dinleyen ve izleyenlerimize. Albüm, tiyatro ve sinema biletleri dağıtıyorduk.“ sen kaç köşeli yıldızsın? “ diye soruyorduk 16 yaşındaki liselilere ve ardından da  “ya tahammül ya sefer” i hediye ediyorduk.

Bir arada yanılmıyorsam kısa filmler çekiyordunuz…

“Kenar Süsü” ve “İnfak” adlı iki kısa film çalışmamız oldu. Uzun metraj boyumuzu aştığı için denedik kısa filmi. Hala öyküler biriktiriyoruz uzun ve kısa metraj niyetine.

 Ve fakat sinema tamamen “imkân” meselesi ve bu da yalnızca sizinle bitecek türden bir iş değil. Dünyayı ne değiştirir? Diye soracak olursanız “sinema “ derim. Ve bu iddiama İran sineması iyi bir örnektir her ne kadar Amerikan ambargosunu kıramasa da…

“Hayalperde” şu an ki yoğunluğunuz. Nedir “Hayalperde”? Biraz açıklar mısınız?

Tiyatro ortaokul yıllarından beri içinde olduğumuz bir uğraştı. Bizim zamanımızda 4-5 işi bir arada yapamayan imam hatipli “ eksik ”imam hatipliydi… İbrahim Ethem’i oynadıktan sonra,  içimden bir türlü silemedim sahnenin tozunu. Üniversite de devam etti. Sonra çocuklarla  “ çocuk oyunları ” dönemi başladı ve iki yıl önce “ hayalperde/sine tiyatro “ yu hayata geçirdik Sivas belediyesi ile. Fakat geçen yılki seçim süreci ve ufku yalnızca bugüne denk düşen yetkililer yüzünden bir yıl ara verdik. Bu yıl da yine belediye ortaklığı ile “Tiyatro Mavi” yi kurduk. 14 Martta da nasip ise “Yüzleşme / 6000” adlı ilk oyunumuzun galası var.

Ne anlatıyor “ Yüzleşme / 6000 ” ?

Oyunumuzun üst başlığı “ Kendinle yüzleşmeye hazır mısın?” Alt başlığı ise , “6000; m2 ’ ye düşen kurşun, ya yüreğe düşen? ” 

Bizi farklı kılan “sine / tiyatro ” kavramı. Tiyatroda sinema tarzı deniyoruz. Efektler, müzik, ışık ve video yoğun olarak kullandığımız yardımcı materyaller. Tiyatro sahnesini bir anlamda sinema perdesi gibi kullanıyoruz.

Yüzleşme / 6000

“Yüzleşme / 6000” birebir yaşanmış Çanakkale hikâyelerinden kurgulanmış yoğun bir drama. Oyunu bugünden başlatıyoruz. Herhangi bir günümüz insanı kendini pat diye Çanakkale den kardeşi dönmemiş bir insanın yanında buluveriyor. Onun acılarına ortak oluyor.

İki yıl önce Elazığ’da bulduğumuz 130 yaşında bir Çanakkale gazisi vardı.Onun anlattıklarını da video olarak oyuna kurguladık. 

Yüzleşme / 6000

Hayallerinizi perdeye aktarma imkânı bulabiliyor musunuz?

Tiyatro diğer güzel sanatlara benzemiyor. Mesela şiir yada öykü yazmak için kendinden ve yaşanmışlığından başka bir şeye ihtiyaç duymuyorsun. Fakat tiyatro öyle değil… İş sizinle bitmiyor. Makyajı var, dekor, kostüm, aksesuar ve oyuncuların halet-i ruhiyeleri… mali boyutu hiç saymıyoruz. Sağ olsun Sivas belediyesi masraflarımızı karşılıyor. Ve “bu yol şehir tiyatrosu “ na çıkar diyorlar. Olur mu? Bence olur. Hatta çok da güzel olur. Bekleyip göreceğiz.

Hayalinizi aktarabildiniz mi? Sorusuna dönersek, evet. İlk sezonumuzda “hatırla “ ve “seyreyle filmi 1” adlı 2 oyun izlettik seyircimize.Devlet tiyatrosunun sezonu 2 oyunla kapattığını düşünürsek, yaptığımız iş bir anlam kazanır.Üstelik , ne sahnemiz var, ne kostüm dekor ne de ışık vs.. sürekli oradan buradan emanet alarak iyi sayılabilecek işler yaptık.

Sahneden insanlara “Göbeğim gaşınıyosa sana mı soracam laa???” dedik. Necip halkımızın acayip hoşuna gitti.

“Burası kamusal alan mı “, “yüzde 99 la da gelseniz bizi hesaba almayacaklarmış, ne diyorsunuz “dedik. “Biz halkız.. biz çalışıyoruz onlar yiyo.. Eccük de bize verin lo…” dedik.

Az şeyler değil bunlar. Fakat hak etmiyor muşuz…. bunu öğrendik… ikinci oyunumuz fazla siyasi bulundu mesela. Turneye çıkamadık. İtidalli olmamız ve alttan almamız öğütlendi her defasında.

İtidalli misiniz peki?

İtidal benim için pijama televizyon ve evde hep birlikte yenen mevsim meyveleri demek. Ya da yapacağımız işlerde taşranın algılarını zora sokamamak demek.

Bu,  asla bana göre bir şey değil. Bir üçüncü yol ise, 13 yıl önce terk ettiğim sevgiliye (İstanbul’a) geri dönmek.“görelim Mevla neyler ?”

 

 

İbrahim Yolalan konuştu

 

Güncelleme Tarihi: 07 Mart 2010, 02:31
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20