banner17

Kemalistlerin gözü kördür!

Abdurrahman Arslan ile uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Röportaj için gittik, sohbet ettik geldik. Çok şey öğrendik!

Kemalistlerin gözü kördür!

Bir Pazar ikindisinde buluştuk Üstad Abdurrahman Arslan’la. Fatih Camii’nin Türbe Kapısı’na sıralanan meşhur muhabbet evlerinden biri olan(nam-ı diğer ‘duvardibi’nde bulunan) Somuncu Baba Çayevi’nde buluşmak üzere sözleşmiştik. Dünyabizim sayfalarından tanıdığınız Erdal Kurgan kardeşim, bu güzel muhabbet ortamının oluşmasının mimarıydı. Erdal ile beraber belki defalarca niyetlenmiştik üstad ile görüşmeye; ama bana bu fırsat ilk defa nasip oluyordu.

Ahmet Mercan’ın ‘Modern Dönemde Bir Hikmet İşçisi’ olarak nitelendirdiği bu mütevazı adama soracak onlarca sorumuz vardı. Vaktimizin sınırlı olduğunun bilinciyle, hangi sorulara odaklanmam gerektiğini kafamda tasarlarken çıkagelen üstada, hal-hatır suallerinin akabinde ‘röportaj’a geçme teklifimin ardından, çok hoş bir karşılık aldım: “Bırakın röportajı, gelin sohbet edelim”.Abdurrahman Arslan

Modern dönemi en ihlâslı sorgulamalara tabii tuttuğuna inandığım bu insana giderken dahi zihnimizdeki ‘gazeteci’ kimliği ile gittiğimizi fark ettim o an. Neticede ‘sohbet’ ettik; muhabbet dolu sorgulamalar ufkumuzu açtı. Ne not defteri açabildik; ne de zaten soruları ezberlemiştik. Sadece yapabildiğimiz; sohbeti ses kayıt cihazına kaydetme imkânı bulduk. Dolayısıyla, birkaç bölüm halinde okuyacağınız bu söyleşide, doğrudan soru ve cevaplar bulamayacaksınız. Belki bazen olmadık noktalara temas edilmiş olacağını göreceksiniz. Nitekim bunda, o esnada orada olduğumuzun haberini alan ve muhabbete katılarak keyif katan bazı değerli büyüklerimizin dahli de etkili oldu. Ama her şeyin ötesinde, bu metnin samimiyet çerçevesinde konuşulmuş konuların, yapılmış olan sorgulamaların yazıya aktarılmış hali olduğunu hatırlatmakta fayda olduğunu düşünüyoruz muhterem okuyucu. Biz faydalandık; umarız siz de fayda görürsünüz.

Bir ‘Sosyal Bilimler’ Sorgulaması  ve Entelektüel-Âlim Karşılaştırması

Aslında üstadın ‘sosyolog’  kimliği ile de bilinmesi hasebiyle, belki de en çok konuşmayı düşündüğüm mevzu ‘sosyal bilimler’ mevzuuydu. Okuduğum bölüm itibariyle, sosyal bilimlerin, günümüz toplumunda etkin bir rol oynadığının  da farkında olarak Müslümanca bir hayatın temellendirilmesi noktasında ciddi zafiyetleri içerisinde barındırdığı kanaatindeydim/kanaatindeyim. En temel noktada, sosyal bilimcilerin zaafı olarak; hayatı yorumlarken kullanılan literatürün sosyal bilimler etrafında odaklandığını ve fıkıh gibi ilimlerin es geçilerek Müslümanca bir kurgu ile yaklaşım sergilemek yerine, çok okumanın verdiği küstahlıkla ‘toplum mühendisliği’nin boy gösterdiğini gözlemliyordum. Bu vesileyle, hayatı anlamlandırmada yetersiz kaldığını düşündüğüm sosyal bilimleri, İslami ilimleri de edinmek suretiyle değerlendirmek amacıyla çıkacağım Mısır yolculuğu üzerinden söze giriş yaptı Abdurrahman Arslan. “Niçin sosyal bilimlerin tek başına yeterli olmadığı, İslami ilimleri almaya neden ihtiyaç duyduğum” tarzında yönelttiği sorularla muhabbeti kıvama getiren üstad, bu nokta itibariyle sözü devraldı: 

“Müslüman'ın daha üzerinde doğru düzgün düşünmediği ‘sosyoloji’nin sorunları  çözeceğine inanması bence kıyametin alametlerinden bir tanesidir. Bu küçük bir şey değil. Hukukun, iktisadın demiyorum; biri bana diyebilir: “Sen hukukçu musun, iktisatçı mısın?”. Ama ben sosyoloji okudum, ondan dolayı söylüyorum. Batının ‘science’ dediği şey ile İslam’ın ilim dediği şeyin hep aynı olduğunu söylüyorlar. Mesela ben daha bugüne kadar bunu farklı değerlendiren kimseye rastlamadım. Belirli bir kesimi bir kenara bırakırsak, bunlar bir sürü… Çok ciddi bir itham, biliyorum. Şimdi saygı duymuyorum bunlara; eskiden saygı duyardım. Ama bakıyorum, fazlasıyla pragmatist, fazlasıyla çıkarcı bir kitle çıktı ortaya. Bütün kavgası sadece bu dünya ile ilgili, ama üzerini İslam ile örtüyor, İslam’a hizmet ettiğini söylüyor; ama kendisi zavallı bir insan olarak İslam’ı kendine hizmet ettirdiğinin farkında değil. Böyle bir kitle ile karşı karşıyayız. Diyebilirsiniz ki, kol kırılır yel içinde kalır. Bence o dönemde kapanmalıdır; herkes çıksın ortaya. Şu anda üniversitelerde kapış kapış bizim adamlarımız yer kapmaya çalışıyorlar; benim tanıdığım, sizin tanıdığınız.

Bu gidişle laiklerin elinde bir kaliteye ulaşmış üniversitelerin kalitesi daha bir dibe vuracak. Bakıyorum bazen, bu adam falan yerde doçent olacak. Düşmanım kaliteli ise ben de kaliteli olmak mecburiyetindeyim; peki bu Müslümanlar ne olacak? Kalite olmayacak; onun söyledikleri namaz kıldığından dolayı da herkes tarafından kabul görecek. Bu bir felaket değil mi; bu felaketin en büyüğüdür. Bizi bekleyen ciddi bir felakettir.

İnsanAkademizmin Dayanılmaz Hafifliği ve ‘Bilim’  Putu

Müslüman sosyologların kaçta kaçı toplumun dilinde konuşuyorlar? Adamlara bakıyorum olağanüstü derecede akademizmin kurallarına uygun yazı yazıyorlar. Bakıyorum bu, başka Müslümanlar tarafından da hayretle, sevinçle ve kıskanılarak izleniyor. Her zaman söylüyorum; üniversitede görev almış arkadaşların ikiyüzlü olmaları gerektiğini düşünüyorum. Biraz tuhaf bir şey; ama evet, madem oradasınız, oyunu kurallara göre oynayacaksınız. Ama bilin ki bu dünyanın ürettiği bilgi, Müslümanların bilgisi değildir; Müslümanlar o bilgiyle yollarını bulamazlar; Müslümanlar o bilgiyle sorunlarını çözemezler; Müslümanlar o bilgiyle cennete gidemezler. Bunu bir kere bilmemiz lazım. Üstelik bu bilginin doğrulunun artık tartışılmayacak bir biçimde bize doğruyu bildirmediğinin-nihayetinde post-modern felsefe ve sosyoloji ile beraber- bilindiği bir dönemde hala Müslümanların 1930’ların, 40’ların, 50’lerin, bilim anlayışı ile üniversitelerde hareket etmeleri; doğrusunu isterseniz çok üzücü bir şey.

Geldiğimiz yer, sadece akademik olarak değil, ahlaki olarak da bittiğimiz noktaya işaret ediyor. Tamam, akademik olarak ‘bir yere kadar’ ayak uydurabilir; laik bilgiye, akademizme adapte olamayabilir bir insan. Ama bakıyorsunuz ahlaken de, edep olarak da bitmiş durumda. Şimdi üniversitelerde Müslümanlar etkin olmaya başladı; 8 yeni üniversite kurulmuş. Zannediyorum bunların bir-iki tanesinin de Boğaziçi ayarında oluşması için çaba harcanıyormuş, Müslüman elitler oluşsun diye. Böyle yerlere de kaliteli eleman bulamıyorlar. Eğer iktidar bundan sonra Müslümanların elinde olacak ise-ki uluslar arası sistem artık buna müsaade etti- elit lazım Müslümanlara. Elitler Boğaziçi’nde falan pek yetişmiyor. Zaten niye bu imam-hatiplere bu engellemeleri getirdiler? Müslümanların yetişkin elit kadroları olmasın diye. Ama Kemalistlerin gözleri kördür, bu tür okullarda okuyanların zaten zihnen onlara ait olduğunu göremediler. O yüzden, gözleri kördür; ama İngiltere falan bunu gördü.

 

İsmail Duman sordu

 

Güncelleme Tarihi: 21 Ekim 2010, 13:38
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20