Kebabı eksik olmayan bir editör!

Gençlik dergileri içinde ayrı bir yeri olan Genç Dergisinin sevilen editörü Süleyman Ragıp Yazıcılar’a Asım Gültekin sordu.

Kebabı eksik olmayan bir editör!

 

 

Süleyman Ragıp Yazıcılar ismi biraz artistik değil mi? İsminizden rahatsız olduğunuz oluyor mu hiç?

Genç Dergisi’nin ilk senelerinde, Anadolu’da çeşitli programlarımız olurdu. Çoğunlukla, beni ilk defa görenler hayal kırıklığı yaşardı. Nedenini sorduğumda, şöyle derlerdi: “Abi yanlış anlama, biz senin ismini okuyunca, böyle 30-40 yaşlarında bir yazar sanıyorduk.” Hâsılı, ismimde eski zamanların yaşlı yazarı havası olduğu doğrudur, ama bunu seviyorum, hoşuma gidiyor.

 

Genç Dergisi ile hikâyeniz nasıl başladı?

Bundan on sene önce, üniversite ikinci sınıftayken, kaldığım öğrenci evinde, sabah kahvaltısında güzel ve özel bir misafirimiz oldu: Mehmet Lütfi Arslan. Meğer o gün, dergiciliği adım atmamı sağlayacak olan ve hâlâ peşi sıra yürüdüğüm insanı tanımışım. Çünkü o görüşmenin ardından, kısa bir süre sonra Genç Dergisi’nde stajyer olarak çalışmaya başlamıştım. Bir yandan üniversite okuyordum, diğer yandan da gücüm yettiğince dergiye gidiyordum. Kâh kitap okuyordum orada, kâh yazı yazmak için çabalıyordum. Hâsılı, GENÇ’le tanışma hikâyemiz böyle oldu.

Genç Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Lütfi Arslan ile geçinmek zordur derler, doğru mu? Lütfi Arslan'dan en çok neler kaptınız?

Doğrudur, Lütfi Ağabeyimiz zor insandır. Fakat bu zorluk, “geçimsizlik” manasında değildir benim gönlümde. Zorluluğu dertli olmasından mütevellittir, çünkü o kabına sığmaz ve her daim himmetini âli tutar. Bu yüzden ona ayak uydurmak, bitmek bilmeyen bir çaba ister, gayret ister.

Yıllardır yanındayım ve kendisinden çok güzel şeyler öğrendim. Ona olan sevgim ve hürmetim, burada dile getiremeyeceğim kadar özel boyutlara ulaşmıştır diyebilirim. Kalbimde büyük bir vefa hissediyorum kendisine karşı. Üzerimde emeği çoktur.

Mektubat’ta geçen şu ifade, bana her zaman Lütfi Arslan Ağabeyimi hatırlatmıştır: “Yırtıcı arslanın peşinde dolaşanın kebabı eksik olmaz!”

On senedir yanında-arkasında-peşindeyim Lütfi Arslan Ağabeyin. Maddi ve manevi anlamda, türlü nimetlere vesile oldu benim için. Ondan o kadar çok şey öğrendim ki, yazmakla nihayet bulmaz, buna eminim. Sadece şunları zikretmekle iktifa edeyim şimdilik: Kendisinden dergiciliğin inceliklerini öğrenmenin yanında, Allah’a sarsılmaz bir imanla bağlanmayı, her durumda O’na yönelip, isteyeceğimizi sadece O’ndan istememiz gerektiğini de öğrendim…

Dergi okurları ile aranız nasıl? En beğendiğiniz okur tipi nasıl bir tip?

Dergimizin okurları ile sıcak ilişkiler içinde olmaya çalışıyoruz. Yola çıktığımız günden beri, çeşitli vesilelerle okuyucularımızla buluştuk. Kâh dertlerini dinledik, kâh sevinçlerine ortak olduk. Özellikle Gençlik Şölenleri ve Genç Gönüllüler Buluşmaları, bu anlamda müspet tesirlere vesile oldu diyebilirim.

En beğendiğimiz okur tipi, abonelik ücretini zamanında ödeyen ve bu konuda bizleri zorlamayan okur tipidir diyebilirim. Elbette latife yapıyorum.

Okuyucularımızdan gelen takdirler moral ve motivasyon açısından önemlidir. Sağ olsunlar, okuyucularımız bu anlamda bizlere teveccühlerini eksik etmedi bugüne kadar. Diğer yandan da tenkitler bizleri çok geliştiriyor, geliştiriyor. Dergimizdeki bir yazı üzerine ya da genel gidişatımız hakkında eleştirisi olan, farklı değerlendirmesi ve tavsiyesi olan okurlar, büyük bir nimet bizler için. Bu tür telefonlar-mailler ne kadar artarsa, o kadar memnun oluyoruz…

 

Akademik çalışmanızı da sürdürüyormuşsunuz. Ne durumda çalışmanız?

Kısmet oldu, yüksek lisansım yeni bitti sayılır. İşin doğrusu, evlilikti, çocuktu, GENÇ seyahatleriydi derken, yıllar önce bitmesi gereken bir mesele epey uzadı. “Cahit Zarifoğlu’nun Eserlerindeki Dini ve Manevi Unsurlar” başlıklı bir tez hazırlamış oldum. Şimdi sırada, Allah kısmet ederse, doktora çalışmaları var, ya nasip…

Çalışmanızla Zarifoğlu'na sevginiz azaldı mı arttı mı?

Çok arttı, hem de çok… Tezim vesilesiyle Cahit Zarifoğlu gibi bir insanı daha yakından tanımak nasip oldu. Geride bıraktığı güzide ailesi ile tanıştım, hatıralarını onlardan bizzat dinledim. Çalışmam boyunca, her defasında “İyi ki böyle bir tez hazırlamışım” dedim kendime…

Mesela “Yaşamak” isimli harika eserini okurken, inanın gönlüm genişledi, içimde kelimeler coşmaya ve akmaya başladı. Tarifsiz duygular yaşadım…

 

Kısa filmler ürettiğinizi duyduk? Bize bunlardan bahseder misiniz?

Üniversitede iletişim fakültesinden mezun olduğum için, bir ara çok meraklıydım bu işlere. Elimde kamera, bir şeyler üretip dururdum. Lakin çok amatörce ve anlık heyecanlardan kaynaklanan çalışmalardı, bunu iyi biliyorum. İçimde hâlâ, kısa film anlamında şevk ve istek durur. Fakat yetenekli insanlar ve güzel imkânlarla pek buluşamadığım için, aman da aman işler ortaya çıkarmak nasip olmadı. Şimdilerde, GENÇ Prodüksiyon adı altında Aytuğ Işık kardeşimiz yeni bir ümidi filizlendiriyor. Bakarsınız onunla tatlı ve zekice kurgulanmış kısa filmler üretmek nasip olur…

 

Yazılarınız kitaplaşacak mı?

Aslında zamanı geldi de geçiyor bunun. Latife bir yana, kısmet olursa o da olur günün birinde. Şu an için böyle bir düşüncemiz yok. Daha çok çalışıp, daha güzel yazılar yazarak, gerçekten kitap gibi kitaplar bastırmayı nasip etsin Rabbimiz…

Sizce ümmete en çok nasıl gençler lazım?

Asaletli ve faziletli gençler… Başı dik, göğsü iman ve merhamet dolu, zamanın dilini iyi okuyan gençler… Haddini bildiği kadar, hakkını da bilen gençler… Dil bilen, dünyayı tanıyan, küresel vizyon sahibi gençler…

En çok etkisinde kaldığınız kitap/kitaplar neler?

Sezai Karakoç’un günlük yazılarından oluşan kitapları, “bunlar günlük değil ömürlük” hissi uyandırmıştı bende.

Necip Fazıl’ın kelimelere can katan, zihne bayram heyecanı yaşatan tarzı ise, “yazacaksan böyle yaz” duygusunu tetiklemişti içimde.

Diğer yandan, Peyami Safa’nın “Objektif” serisi harikaydı benim için. Onları okurken büyük keyif almış, üslûp ve dil işçiliği bakımından kendime dersler çıkarmıştım…

Şimdilerde ise edebiyatımızın usta isimlerine yoğunlaştım; Sait Faik’le hikâye üzerine çalışıyorum, tarifsiz lezzet alıyorum…

Genç Akademi ve Genç Gönüllüler çalışmaları ne durumda?

Şu an, Üsküdar’daki merkezimizde geleceğin gazetecilerini yetiştirecek Medya Kulübü’nü başlatıyoruz. Usta gazetecilerle buluşmalar, ünlü televizyoncularla söyleşiler ve seminerlerden oluşan programımız var. Burs ve staj imkânlarıyla dikkat çeken Medya Kulübü, iletişim fakültesi öğrencileri ile birlikte bütün bölümlerde eğitim gören medyaya meraklı arkadaşlara da açıktır.

Genç Gönüller ise, Hasan Yavuz Uğurlu’nun rehberliğinde, Yahya Uyar’ın koordinatörlüğünde, yeni eğitim dönemine büyük bir heyecanla girmiş oldu. Önce Antalya’da büyük bir şölen düzenledik. Ardından Nevşehir’de Gönüllü Kulüpler toplandı, önemli kararlar alındı. Geçtiğimiz haftalarda da, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde yine büyük bir şölene imza atıldı.

Çocuklarınızla en çok ne yapmayı seviyorsunuz?

Allah nasip etti, iki erkek evlat emanet edildi bizlere. Biri şu an üç buçuk yaşında, diğeri de iki. Bebeklik dönemlerinde, Kur’ân okuyarak üzerimde uyuttuğum olurdu, bundan çok zevk alırlardı. Şimdi ise, yaşları itibarıyla, en çok masal anlatmamdan hoşlanıyorlar. Hayvanlarla ilgili her şey ilgilerini çekiyor, bu yüzden onlarla birlikte akşamları ayı, keçi, karınca, tavşan arıyoruz koltukların arasında. Bir nevi hayali avcılık yapıyoruz yani. “Ses çıkarma, kaçmasın!” diyorlar bana, ışığı kapatıyorlar ve çullanıyorlar kaplanların üzerine. Allah eksikliklerini göstermesin, ömürlerini bereketli eylesin…

Yemek yapmayı biliyor musunuz, elinizden neleri yapmak gelir?

Öğrenci evi tecrübesi bulunan her erkek gibi, elbette yumurta kırmayı ve çay demlemeyi iyi biliyorum! Bunların dışında, efsane bir irmik helvası yaptığım söylenir hâlâ. Ayrıca, “Size bir gün harika bir ciğer yapayım da parmaklarınızı yiyin!” dediğim çok kişi mevcuttur hayatımda. Bu sözlerimin çoğu havada kalsa da, Türkiye’de ciğer denilince akla gelen iki insandan biri olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.

 

Sizin çok iyi bağlama çaldığınızı duyduk, hiç besteniz var mı?

Uzun sap bağlamada Orhan Gencebay’ın küçüklüğünü andırıyordum bir zamanlar! Şimdi ise akor yapmak epey vaktimi alıyor, demek ki körelmişim. Sanatın her dalı çok emek ve zaman istiyor. Bu ise, artık pek mümkün görünmüyor benim için, belki ileride yeniden daha ciddi bir şekilde ele alacağım sazımı. Hâsılı, sazımı astım duvara/çalıyorum ara ara…

 

Yirmi yıl sonra ne yapıyor olmayı isterdiniz?

Ufkuma, hayalime, beklentilerime sınır koymak istemiyorum. Allah’ın sonsuz rahmetinin ve bereketinin içinde olayım da, ne yapıyor olursam olayım… Tek dileğim şudur: Hayırlı olayım, hayırlarda koşturayım…

 

 

Asım Gültekin sordu

Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2017, 15:03
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
H. Ahmet GÖKÇE
H. Ahmet GÖKÇE - 6 yıl Önce

Süleyman Ragıp Bey'in cevaplarını çok içten ve ihlaslı buldum. Rabbim samimiyetini, gayretlerini artırsın. Ragıp Bey gibi duyan, düşünen, hizmet eden kardeşlerimizin sayısı çoğalsın eksilmesin inşallah.

banner19

banner13