Kavga yazının kalitesiyle kazanılır!

Yavuz Altınışık Karagöz dergisinden Osman Özbahçe ile konuştu.

Kavga yazının kalitesiyle kazanılır!

Öncelikle bize biraz kendinden bahseder misin abi? Osman Özbahçe kimdir, ne iş yapar, edebiyat ve şiirin dışındaki özel uğraşları nelerdir? 

Şiir dışında “özel” bir uğraşım yok… Şimdi kendime acıdım. Bugüne değin böyle bir soruyla karşılaşmamıştım. Yani, farkına varmamıştım, balık tutmak diyebilseydim meselâ. Fakat bir tane bile yok. 

Osman Özbahçe'nin bir günü nasıl geçer? Kısaca anlatır mısın? 

Benim anlatmaya değecek bir günüm yok. Bu gerçekten böyle. Anlattığımda ilginç karşılanabilecek bir gün yok bende. Benim uzun zamandır hiç değişmeyen iki günüm vardır. Birincisinde sabah evden çıkıp işe giderim. İkindin eve gelirim. İşte çocuklar, televizyon, kavga gürültü ve gece yarısına doğru bilgisayarın karşısına geçerim… İkinci gün yayınevi veya dergi işleri için bir yere giderim veya bu tip bir iş için arkadaşlarla buluşurum. Böyle günlerimde de eve mümkün olduğunca erken dönerim. En sevdiğim yer evimdir. Bu yıllardır böyle. Rutin yani. Üstelik rutin dışına çıkmayı pek sevmem. Sağa sola pek dalmam. 

Şiire neden ve ne zaman başladığını hatırlıyor musun? 

Benim şiir işinde en korktuğum soru bu Yavuz. Bu soruyu cevaplayabilmek için şiir bile yazdım. “Hain olmak / Şiir yazmak için” artık bir bahanemiz var dedim… “Çoğalmak”ta, “Öyleyse hepimizin / Bir mazereti vardı / Hain olmak / Şiir yazmak için.” Böyle bir şey şiir benim için… Bu belki de yapamayacaklarımın ve yapamadıklarımın karşısına şiiri koymaktır, eğer böyleyse bu hareket, başka bir anlamdan ziyade, ihaneti iyice belirgin kılmak anlamına gelir… Bilmiyorum… Fakat şiirde ben, bir insanın hayatta yapacağı asıl işin yerine geçen bir taraf olduğuna inanıyorum. Belki de tersidir.

Yani ben yola şair olmak için çıkmadım. İlkokulda şiir yazmadım. Ortada, lisede şiir yazmadım. Üniversitedeyken hayatım hakkında bir karar verdim. Evde tek başına durmayı seçtim. İşin Türkçesi bu. Ben insanlarla, arkadaşlarımla “ortaklaşa iş” yapamadığım için şiire başladım. Oysa hayatta yapmak, en çok yapmak istediğim iş “ortaklaşa hareket”tir. Hâlâ böyledir. Yani ben şiire entelektüel ilgilerimin sonunda varmadım. Kendini ispat, gösterme ve sair işler dolayısıyla girmedim. Hayatımın yönü hakkında verdiğim kararın beni ittiği bir şey oldu şiir. Belki de yalnızlığımı paylaşmak için şiire başladım. Belki de bir samimiyet arayışıydı beni şiire getiren. 

Her üç kişiden dördünün şair olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Bu bir yerde iyi bir şey! Ama şiir kitaplarının satışı da ortada. Bu tuhaf çelişkiyi nasıl değerlendiriyorsun? 

Bu aslında eski şiirle yeni şiirin farkı. Yani modern şiirle, önceki şiir kültürünün şiir başlığı altında toplanmasından kaynaklanıyor buradaki sorun. Çünkü modern şiir, şiirden farklı bir şiirdir. Bildiğimiz şiir değildir. Buna kimse pek dikkat etmediği için ortada bir sorun görünüyor. Oysa ortada bir sorun yok. Kendini “moderin” zanneden pek çok şair aslında bir köylü olduğunu bu yüzden fark edemiyor. Örneğin, modern şiirle eski şiirin en temel farklarından birisi imgedir. Şiirden imgenin dışlanması sizi otomatik olarak geriye iter. Gelgelelim tersinden sadece imge yapmak çabası da sizi geri bir şiire mecbur eder. Birinde neyi niçin dışlıyorsan öbüründe de tersinden dışlamış olursun; oysa modern şiir aynı zamanda büyük bir sentezdir. Önceki şiir türlerinin aşıldığı, şiirin yeni şartlarda yeniden kurulduğu yeni bir şiirdir modern şiir. Örneğin, eski şiir “anlaşılır” bir şiirdir. Modern şiirin eski şiirden ayrılan en temel yönlerinden birisi kolayca anlaşılamamasıdır. Dolayısıyla irtibat kurabilmek bir meseledir. Yani modern şiiri okuma zevki kazanabilmek için bile yeterli bir donanıma sahip olmak şartı vardır. Bu, okur yazar olmanın, üniversite tahsili görmenin, kitaplarla arası iyi olmanın ötesinde bir meseledir. Önceki şiirde dili bilmek yeterlidir. Kelimeleri bilmek yeterlidir. Modern şiirde dili bilmek yetmez.

 Önceki şiirde sizi en çok mecaz veya simgeler zorlar, onlar çözüldü mü şiir çözülmüş demektir. Oysa modern şiirde her zaman çözülemeyen veya tam çözülemeyen bir taraf kalır. Bu imgeden dolayıdır. Simge çözüldüğünde numarası biten bir şiirdir önceki şiir, modern şiirdeyse imge çözüldükçe şiir başlayan, yani bitmenin tersine yeni yeni başlayan bir nitelik vardır. İşte böyle farklar üzerinde duran, modern şiirin, aynı zamanda şiir veya bildiğimiz şiir olmadığını bilmemek yüzünden şiir kitapları az satıyor. Bu demektir ki ilgi bu kadardır. Bu işle ilgilenenlerin gerçek rakamı bu kadardır. Bence az satışın en temeldeki sebebi budur veya asıl sebep böyle sebeplerdir. Yani millet okumuyordan farklı bir durum var burada. 

Şiir gibi ele avuca gelmesi zor, sıkıntılı tarafları olan ve karın doyurmayan bir işle neden bu kadar çok uğraşıyoruz? Yoksa şiirin diğer sanatlara nazaran kolay ve güçlü bir yanı mı var ki bir ömür verip şiirimizi alıyoruz? Ya da iyi bir romancı ya da iyi bir ressam olamadığımız için mi şiiri tercih ediyoruz? 

Kişinin kendini önemsemesiyle alâkalı bir iştir sanat. Şiir de böyledir, diğerleri de. 

Peki, Osman Özbahçe'nin en önemsediği kitap ve yazarlar arasında kimler var acaba? Gençlere söyleyeceğin isimleri merak ediyoruz? 

Bakın bir zamanlar Seyyid Kutup ve Ali Şeriati'yi günü gününe takip ederdim. Yani 1980'li yıllarda İslâmcılar ne okuyorsa ben hepsini okudum. Üstelik ben dışardan gelen biri değilim, içerden, hem de bayağı içerden gelen biriyim. O zamanki ilgim ve takip seviyem ortalamanın üzerindeydi. Şimdi bu iki yazar, Kutup ve Şeriati, gençlik yarası gibi duruyor bende. Fakat bugün dahi bu iki yazarı okumaktan zevk alırım. Örneğin Fecir Yayınları Şeriati'nin bütün eserlerini yeniden basıyor. Ordan çıkan kitapların büyük çoğunluğu bende önceden olmasına rağmen o listeyi yavaş yavaş tamamlıyorum, bunu yapıyorsam o listeyi tekrar okuyacağım demektir. Sonra mezheplerin ortaya çıkış sebeplerine ilgi duyardım. Bu yönde okumalar, araştırmalar yapardım. Özellikle marjinal unsurlara ilgi duyardım. Yani Mutezile'nin, Haricilik'in meselâ, haricî kalma sebeplerine kafa yorardım. Buralar bana çok öğretici gelirdi. Benim gide gide şiire ulaşmamla okumalarımın yönü de değişti. Tevazuyu bir kenara bırakarak iyi bir okuyucu olduğumu söyleyebilirim. Çünkü ben yaptığım işi en ince ayrıntılarına kadar bilmek isteyen bir tipim. Doğallıkla edebiyat, özellikle de şiir, yazı yazmak zorunluluğundan dolayı, okumalarımın tamamını kapsıyor. 

Benim için vazgeçilmez kitap, en çok önemsediğim kitap veya kitaplar, vazgeçilmez bulduğum yazarlardır. Ben bugün için edebiyat dışı ve edebiyat içi şeklinde iki dörtlü sunabilirim size. Biri düşünce ve siyaset plânında, diğeri de şiir alanında bence vazgeçilemez bir listedir.

Düşünce plânında Mehmet Âkif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve İsmet Özel'in sadece kitapları değil, hayatları da birer kitaptır. Bu dört adamı anlamayan Türkiye'yi anlayamaz. Bu dört adama uzak duran Türkiye'ye uzaklığını aşamaz. 

Modern şiirimiz söz konusu olduğunda da Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel bence modern şiirimizin en büyük dört şairidir. Bu itibarla bu şairler modern şiirimizin dört köşesidir. Bu şairlerin yaptıklarını hesaba katmadan “büyük” şair olunamaz, bu bir yana, iyi şiir bile yazılamaz. Türk şiirine yerleşmek isteyen şair, adımlarını öncelikle bu şairlere göre atmak zorundadır. Yapacağı yeniliklerin, avangard işlerin sağlamasını bile bu şairlerle yapmalıdır. Yani bugün için Türk şiirinde yenilik bunların üstüne gelecek bir yenilik olabilir. 

Müzikle aran nasıl? Hangi tarz müziği sever ve kimleri dinlersin? 

Şarkdemir sayesinde müzik zevkim inceliyor. Ayrıca Serkan'ın seçmelerinden oluşan bir serkanfm'im var. Oğuz Rusça müzik vermişti; ama ısınamadım onlara. Müzik konusunda Şarkdemir süperdir. Onun beğendiklerini birebir dinliyorum. Sanat müziğini sevmem, türküleri severim. Türkülerle, dinlediğim diğer müzikler arasında şöyle bir fark vardır, gençliğimden beri. Türkü dinlerken ikinci bir iş yapmam. Yani yapamıyorum. Yoksa prensip kararı filân değil. Türkü başlayınca diğer işler biter. Ben türküleri kitap okur gibi dinlerim. Genellikle kulaklıkla ve saatlerce dinlerim. Yani tıpkı şu kitabı okuyacağım der gibi, bir şiirin gelmesi gibi, bana türkü dinleme vakitleri gelir. Fakat türkü dinlerim deyince, işte türkü kültürü çok gelişmiş biri değilimdir. Hep aynı türküleri, aynı kişilerden dinlerim. Genellikle neşeli türkülerden pek nadir zevk alırım. Neşeli türkü yoktur bence, ama bu ayrı bir konu. 

Ayrıca seni Kökler dergisindeki aylık şiir değerlendirmelerinle tanıyoruz. Bir şiire başarılı ya da başarısız demenin belli bir ölçüsü var mı? Senin başarılı diye gösterdiğin şiire bir başkası başarısız diyemez mi? Bu değerlendirmelerin belli başlı kriterleri varsa nelerdir onlar? Yoksa bu iş tamamen kişisel beğenilere mi dayanıyor? 

Yavuz, benim başarısız bulduğum şiiri bir başkası başarılı bulamaz. Bu kesindir ve objektif bir ölçüdür. Eğer bir kişi, kişiden kişiye göre değişir diyorsa, o, beni idare edin demek istiyordur. Çünkü şiirin ortası yoktur. İdaresi yoktur. Ya şairsindir, ya değil. Olamayanlar, beni de aranıza alın diyebilmek için böyle argümanlar geliştirirler. Şiir, kuralları kesin bir sanattır. Böyle ben beğendim, beğenmedim sanatı değildir. Bugün ortada üstat pozuyla dolaşan 80 kuşağının yaşlanmaktan başka bir numarası yok, 80 kuşağının zamanında kendini bu kuşağa bile kabul ettirememiş zavallılara, bunlardan medet uman günümüz zavallılarına baktıkça, millet uyuyor. (GYY'nin notu: Burda tam doyurucu bir cevap aldığımız söylenemez! Böyle bir cevap aldığımız takdirde eklenecektir! Mesela "Kural Dışı kitabımda bunları uzun uzun anlattım" gibi kaçamak bir cevap da kabulümüzdür!)

Hakan Şarkdemir ve Serkan Işın gibi son yılların sık konuşulan isimleriyle birlikte Karagöz dergisini çıkarıyorsunuz. Derginin ilk yılına baktığımızda yaptığı işler kadar dergiye katılanlar da dikkat çekiyor. Gördüğümüz kadarıyla da bu birliktelikten çok sağlam işler çıkıyor. Bu birliktelik edebiyat çevrelerince nasıl değerlendiriliyor? 

Edebiyat çevrelerinde nasıl değerlendirildiğimizi bilemem. Ama birinci sınıf bir iş çıkardığımızı biliyorum. Karagöz çıkarılması zor bir dergidir. Yani bazı dergilerin tekrarı mümkün değildir. Bence Kökler, tekrarlanamaz, en azından yakın bir zaman içinde tekrarlanması mümkün görünmeyen bir dergidir. Kökler bir kere tekrarlanamaz bir dergiyse, Karagöz iki kere tekrarlanamaz bir dergidir. Birincisi bu dergi bugün Türk şiirinde yeniliğin merkezinde duran bir dergidir. Göreceksiniz, bugün bu dergide yer alan şairler Türk şiirinin yukarı katlarına yerleşen şairler olacaklar. Bugün Karagöz kadar yeni ve ama aynı zamanda olgun olabilen ikinci bir dergi yoktur.

Benim yeni sayısını merak ettiğim tek dergi Karagöz'dür. Karagöz'ün gençliğine, yeniliğine ve aynı zamanda olgunluğuna sahip ikinci bir dergiye kavuştuğumuzda Karagöz kendisiyle rekabet etmekten kurtulacak. Karagöz iki kere tekrarlanamaz bir dergidir; çünkü elindeki kısıtlı imkânlara rağmen en “renkli” edebiyat dergimizdir. Sonra perde gazeli, fasılları, ara fasılları, muhaveresi, meydan muhaveresi, temaşası, kıraathanesi, orda bir şair var uzaktasıyla bir derginin uzun bir emek sonunda ulaşabileceği oturmuşluğa bir yıl kadar kısa bir sürede ulaşmış bir dergidir. Ele aldığı konular yeni ve daha önce çalışılmamış konulardır. Yenidir; çünkü günümüzü esas alarak, çözülmesi şart sorunlara bakarak yayın yapan bir dergidir. Daha önceden çalışılmamış konuları işlediği için hazırlığı zor bir dergidir. Dosya yazılarının hiçbiri ısmarlama yazı değildir. Çakma dergiler, çakma şairler Karagöz'e bakarak homurdanacaklarına oturup efendi efendi Karagöz'ü takip etsinler, daha çok kazanırlar. Bugüne değin Türkiye'de hiçbir edebiyat dergisi okuyucunun karşısına yıllık programıyla çıkmadı. Bunu yapabilen ilk dergi Karagöz'dür. Biz her anlamda tarihî bir iş yaptığımızı biliyoruz. 

Bir de neden derginin ismini Karagöz koydunuz! Bu isimle gözü karalık mı kastediliyor yoksa gölge oyunundaki Karagöz'e mi bir gönderme yapılıyor? 

Derginin ismini Şarkdemir koydu. Bölüm isimlerini de Şarkdemir koydu. Biz Türk şiirinden kopmayan, geleneğinde yer tutan bir iş yapmak istediğimiz kadar, bugün itibariyle şiirimizi tazeleyen bir iş de yapmak istiyoruz. Bu iki iş birbirini dışlayan, ayrı iki iş değildir. Dergi çıkmadan önce nasıl bir dergi çıkacağı çok netti. Şarkdemir, Serkan ve ben dergi çıkmadan önce uzun konuşmalar yaptık, derginin ana yapısını şekillendirdik. Bugüne değin Şarkdemir'in yönetiminde, Serkan'ın ve benim katkılarımda çark mükemmel bir şekilde işledi. Bu dergi öyle bir dergi ki dergiye baktığınızda takımın tamamını görmeye sıra gelmiyor. O kadar hareketli ve dinamik bir dergi. Dergiye bakan Şarkdemir'i görüyor meselâ, bunu önemsiyor. Dergiye bakan Serkan'ı görüyor ve bunu önemsiyor. Dergiye bakan Oğuz Karakaş'ı, Evren Kuçlu'yu, Yavuz Altınışık'ı, Vural Kaya'yı görüyor ve bunu önemsiyor. Samed Karagöz'ü görüyor ve böyle bir yazarın farkına varıyor. Bu dergide, derginin bir yük olarak taşıdığı kimse yok, herkes şiirinin, yazısının gücüyle dergiye giriyor. Dergide ilk şiirleri yayımlanan arkadaşlar düpedüz geleceğin yıldız adayları. Biz bu dergide işimizi düzgün yapmaya çalışıyoruz. Sadece çalışıyoruz. Meselâ Serkan, şiirin, teknolojinin geldiği son noktadaki pozisyonunu ortaya çıkarmayı amaçladığımız teknoloji sayısında dünyada bu işle ilgilenen şairlere, yazarlara Karagöz için yazı yazdırdı, değişik arkadaşlara bunların tercümelerini yaptırdı, herkes bizim bunları değişik kitaplardan tercüme ettiğimizi zannetti. 

Türk şiirinin yaşayan en önemli şairi kimdir sence?  

İsmet Özel. 

Peki, önemi nerden gelir desem?

Öneminin nereden geldiğini, şu an piyasada olan 7. sayımızda, “Şiirimizin Büyük Çağı” başlıklı yazımda ana hatlarıyla göstermeye çalıştım. 

Bir de şu edebiyat çevrelerinde dönen kavgacılık neyin nesidir? İşler böyle olunca kalitede bir yükselme falan mı oluyor ya da ne bileyim bunun kime ne gibi bir faydası var? 

Edebiyatta kavga öncelikle yazdığın şiirle, yazdığın yazının kalitesiyle kazanılır. Yani bunun tersi bir örnek yok bugüne kadar. Bazıları elenecek. Bunun çaresi yok. 

Son olarak “dünyabizim” için neler söylersin? 

Bizim dünya sürekli izlediğim bir dünya. Zaten Asım, böylesi hareketli işlerde alternatifsiz. Bana günlük gazete, haftalık dergi ve internetin sentezi gibi geliyor. İzlemekten zevk alıyorum. 

Bizlere vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim? 

Ben teşekkür ederim. Hürmetle… 

 

Yavuz Altınışık sordu

Yayın Tarihi: 06 Mayıs 2009 Çarşamba 11:09 Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2009, 21:35
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Serkan Atalar
Serkan Atalar - 12 yıl Önce

"Bakın bir zamanlar Seyyid Kutup ve Ali Şeriati'yi günü gününe takip ederdim."

Günü gününe nasıl takip ediyor acaba Osman Özbahçe? Yaşı itibariyle bu imkansız! Türkçüler ne okuyor bilmem ama İslamcılar hala şehid Seyyid Kutub'un Yoldaki İşaret'lerini takip ediyor, Ali Şeriati ile evlerini genişletiyorlar.

cevat akkanat
cevat akkanat - 12 yıl Önce

Bir çelişki var Özbahçe'nin satırlarında. Aşağıdaki satırlara dikkat edelim lütfen:
1. "Dosya yazılarının hiçbiri ısmarlama yazı değildir."
2. "Meselâ Serkan, şiirin, teknolojinin geldiği son noktadaki pozisyonunu ortaya çıkarmayı amaçladığımız teknoloji sayısında dünyada bu işle ilgilenen şairlere, yazarlara Karagöz için yazı yazdırdı, değişik arkadaşlara bunların tercümelerini yaptırdı"

sadık
sadık - 12 yıl Önce

bu söyleşi karagöze bakışımı değiştirdi
diyebilirim.şahsen ben farketmemiştim.
emeği geçen herkese teşekkürler.başta dünya
bizim ailesi olmak üzere.saygılarımı sunar
sevgilerimi ise sunmam.sunarım sunarım şaka yaptım.

sevim iz
sevim iz - 12 yıl Önce

bence osman özbahçe gözü kara bir adam. öteki isimleri çok iyi bilmiyorum, ama karagöz'ün gözü kara bir dergi olduğu belli. tebrikler, başarılar

ahmet selamet
ahmet selamet - 12 yıl Önce

cevat bey doğru söylüyor. hangisi gerçek. ısmarlama mı değil mi?

yavuz altınışık
yavuz altınışık - 12 yıl Önce

ısmarlama lafı niye bukadar birilerini tedirgin etti anlamış değilim. bir lafın kullanım yerine göre işaret ettiği mana değişir elbet. şimdi buna girmeyelim, laf sığmaz. her dosya ısmarlamadır bir yerde.bunu atlayacak bir saflığa sahip olmadığımızı ıskalayacak saflıkta değildir hiçkimse.lafı dolandırmayalım. meselenin aslı şu; orda kastedilen "ısmarlama" lafını herkes anladı anlamsına ama birileri ısrarla işe çamur sürmek için suyu yokuşa koşmaya gayret gösteriyor. ama gel görki afiledir nafil

kalpakların maradonası
kalpakların maradonası - 12 yıl Önce

murat menteş ve sefa kaplan dan sonra bir şaire nasıl sorular sorulabileceğini gösteren bir kişi daha var o da yavuz altınışık.....

bakalım ismet özel röportajı ne zaman gelecek ...

bekliyoruz....

bu bir yalan haber değildir :)

Ali Bayram
Ali Bayram - 12 yıl Önce

cevat akkanat "ısmarlama" isimli bir şiir yazsın.. karagöz'de yayınlansın.. kimsenin karnı ağrımasın.. bu kadar basit..

banner26