banner17

Kalemli kâğıtlı şair olsak keşke!

Şair Bülent Keçeli'yle şiiri, şiir anlayışı ve çıkardıkları Ücra dergisi etrafında bir söyleşi gerçekleştirdik..

Kalemli kâğıtlı şair olsak keşke!

Öncelikle Bülent Keçeli’yi tanımak istiyoruz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Bülent Keçeli 1968 Konya doğumlu, kimyager, evli. İkiz oğulları var. Yirmi yılı aşkındır şiir yazıyor. Kendi işini bir dönem yapmıştı, şimdi yapmıyor.Gen Tecrübeleri, Bülent Keçeli

Murat Üstübal’la Ücra adında bir dergi çıkarıyorsunuz. Herkesin merkeze oynadığı bir zamanda siz Ücra’da kalmayı yeğliyorsunuz adeta. Bunun özel bir anlamı var mı?

Özel anlamı ne olabilir ki. Merkezde oynanan oyunun bize göre olmadığı belli. Şiirin merkezîleşmesi, merkeze oturması mümkün mü ki biz de merkezde yer alalım. Ücra, Mustafa Irgat’ın deyimiyle ‘proce’ değildir. Proje dergilerinde de yer aldık ama barınamadık. Kelimenin tam anlamıyla barınamadık.

Neden barınamadınız, ters giden bir şey mi oldu?

Barınamamak mevzusu şu: Birçok dergiye dâhil olmak istemiyorum, birçok şair gibi birçok dergide yayınlanmak derdim yok. Dergiler bizim varlığımızdan bir yol alsın, şiirin sorunlarına, günümüzün yazılan şiirine eleştirel bir yol çizsin, istiyorum. Merkezi hedef edinen dergilerin eninde sonunda bir ayağı eksik kalıyor. Doğrusu eleştiri dengesini ellerinden kaçırıyorlar. Dinamik olarak gördükleri isimleri toplayarak, toplamacılık yaparak odak olabileceklerini düşünüyorlar. Bunu ne maksatla yaptıklarını az çok düşünebiliriz. Şimdilik diyebileceklerim bunlar…

Ücra’yla yapmak istediğiniz tam olarak nedir peki?

Murat’la ilk çıkardığımız dergi Yomsanat’tır, bilenler bilir. Bütün yayın anlayışı ikimizden çıkmıştır. Bizimle üç sayı devam etti. Bir soruyla başlamıştık: Bir dergi niye çıkar? Bu sorunun yanıtını birbirimize verirsek bu dergiyi de çıkaracaktık.

Ücra DergisiBöylece üç sayı çıktı. Daha Yomsanat’tayken Ücra fikri, daha doğrusu Ücra’da düşündüğümüz şiir düşüncesi şekillenmişti. Cumhuriyet dönemi şiiri, bir tezi alıp buraya kadar getirdi. Neydi o tez? Yeni harfler, yeni bir alfabe ve yeni de bir şiir falan filan… Oysa Anadolu’da şiirin kökeni çok derindedir. Demem o ki, Cumhuriyet o şiir düşüncesini de kesip atmadı, atamadı. Bu minvalde ikinci yeniyle çıkan ‘Türkiye’de şiiri gerçek kıvamına getirme girişimi’ üzerinde bir tartışmayı sürdüren bir şiir çalışmasıdır Ücra…

Bu anlamda Ücra’nın ikinci yeniyle sıkı bir bağı olduğu söylenebilir mi?

Ücra’nın derdi ikinci yeniyi aşmak olabilir. Murat Üstübal’ın söylemiyle ‘aşırılaştırarak aşmak’ olabilir. Poetik anlamda bir bağımız bulunabilir. Bu bağ ikinci yeni bağlamında şiirler çıkarmak değil, onların her anlamıyla ilerlettiği şiirin dinamiklerini tartışarak yeni bir eleştiri çıkarmak ve bu bağlamda şiirler yazabilmek.

Kelimeleri bozup yeniden kuran, yeni anlamlara kapı aralayan daha doğrusu algıyla oynayan ilginç bir şiiriniz var. Şiirinizin bu ilginçliğini yasladığınız bir dayanak noktası var mı?

Sevgili Yavuz, kelime yaşamsal bir kurgudur, bir olguya dayanır elbette; etimolojisi olan kelimeler olduğu gibi etimolojisini çözemediğimiz kelimeler de olabilir, vardır. Ücra’nın ilk döneminde (2002–2005) bunun üzerine çok gittik. Zira dize ve onun getirdiği şiirsel yorgunluk, Türk şiirinde imgeye ve kelimelere yönelik çalışmamız gerektiğini bize düşündürdü; bu, şiirin özünü ferahlatmaya yönelik bir şeydi. Kısacası biçimsel bir çalışma, bir katalizör görevi görecek ve bunun da öze katkısı kaçınılmaz olacaktır. Murat Üstübal benim şiirimde boşluk fikrinden bahseder, evet böyle diyebiliriz. İmgenin üzerine çok gittim sanırım, algısal oynaklık(!) buradan geliyor. Şiirim herkes gibi yaşantıma dayalıdır. Bu, ilginç gelebilir birçok kimseye, zira bizimle ilgili birçok yanlış kanı da bulunuyor. Kelime ile oynamıyoruz; kelime bu istim üzerine gelmişti zaten.

Bülent Keçeli şiiri için genelde ya deneysel ya da postmodern şiir deniliyor. Bunlara katılıyor musunuz? Ya da sorulduğunda, siz kendi şiiriniz için nasıl bir tanımlama yapıyorsunuz?

Bu tanımlamalara katılmam elbette mümkün değil, özellikle deneysel şair olmam mümkün değil; zira yazdığım her şiiri sahici kılmak için yazıyorum, her şiirimi de bu minvalde açıklarım. İkinci yeni ile bir parodi olsun diye ‘ikibinci yeni’ diye bir şey söylemiştim, hâlâ bunun arkasındayım. Fakat kendimi anti-modernist bir şair olarak görürüm.

Yazdığınız şiirin günümüz algısında bir karşılığı olduğuna inanıyor musunuz?

Hangi şiirin bugünün algısına karşılık geleceğinin garantisi var?! Şiir, Octavia Paz’ın belirttiği gibi, okur bazında en fazla üç-beş okura sahiptir. Bundan fazla bir okur sayısı hedefleniyorsa orada şiirden söz etmek gereksiz…

Okur sayısı ile iyi şiir arasında bir bağlantı sağlanmamalı o halde?

Elbette. Böyle bağlantılar kuranlar çıkıyor, çıkmıyor değil; fakat şiire hakim olan dinamikler -eleştirel bazda bakıldığında- pek doyurucu olmuyor o zaman. İyi şiir kapalı havzalarda kalmaya mahkumdur. Bu havzaya yetkin bir eleştirel görüş değse bile.

Peki, yazdığınız şiirin geleceği hakkında bir öngörünüz var mı?

Bunu ben söyleyemem. Bunu, işini iyi yapan yetkin eleştirmenler ve -en az eleştirmenler kadar önemli- sayısı üçü-beşi geçmeyen okur belirler, belirlenecek bir şey görüyorlarsa bende…

Gen Tecrübeleri kitabınızın başında Nuri Pakdil’den bir epigraf var. Nuri Pakdil’in şiir serüveninizdeki yerini merak ettim?

‘Günümüzde şiir yazan birisi Nuri Pakdil şiirinden habersizse sahici bir şiir yazmıyor’ derim; ben de onun Türk şiirini ferahlatan şairlerden olduğuna inanıyorum. İmgeyle ilgili birçok düşüncemde Nuri Pakdil şiirinin bana yön kazandırdığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Oysa Nuri Pakdil’i şairden saymayanlar olduğu gibi imgenin de miadını doldurduğunu söyleyenler var? Siz ise tam aksini söylüyorsunuz. Bu anlamda, hem imge hem de Nuri Pakdil, Türk şiirindeki geçerliliklerini devam ettirebilecek mi?

Türkiye’de şiir için düşünenler Nuri Pakdil’i hangi eleştirel dinamikler adına şair saymıyorlar, bunu belirtmeliler. Benim şiir anlayışımda Nuri Pakdil sahici bir şair. Bunu söyleyenler siyaseten söylüyor olabilir. İmgenin miadını doldurduğunu söyleyebilmek içinse imgesiz şiir yazmak lazım önce. Hangi epik şair ya da hangi manifestolu şair imgenin tükendiğini gösteren bir şiir yazmış? Bunun örnekleri yok denecek kadar yok.

İmge, şiir içinde kabuk değiştirmektedir. İmgesiz şiir yazan bazı gruplar, imgesiz şiir adına hangi belirleyici örneği göstermişti? Epik yazan arkadaşlara sesleniyorum, ‘epik şiir içinde imgesiz şiir yazıyoruz’ demek bir biçim çalışması değil midir? Siyaseten peşinde koştuğunuz saikler biçimsel davranmanıza neden olmuyor mu? İmge de bu çalışmaların içinde irili ufaklı yer almıyor mu? Birebir örnekleri üzerinde durmak gerekiyor belki; fakat bunları da Ücra’da belirtmeye çalışıyoruz. İmgenin miadının doldurduğunu söyleyenler, ikinci yeninin aşıldığını çok kolay söyleyebilirler o zaman…

Şiir üzerinden dostluklar kurduğunuz oldu mu hiç? Ya da tersten alırsak, şiir üzerinden düşman kazandığınız bir durum oldu mu?

Olmaz olur mu, bir iki şairle şiir nedeniyle dost olduğumu -görüşmesem de- söyleyebilirim; fakat bu dostluklar poetik manada bir paralellikse, dost olduğumuzu söyleyebilmek pek mümkün değildir. Fakat insanî manada bir dostluk, bunlar özel şeyler. Poetik anlamda anlaşamadığımız birçok şair arkadaş vardır, bunu da yeri geldiğinde eleştirel anlamda yazılarımızla sunarız. Bunlar dostluk ölçütü içine girmez elbette. Dostluk çok özel bir kavramdır.

Gen Tecrübeleri ve Yazmaşiiri adında iki şiir kitabınız bulunuyor. Ayrıca Ücra’yı da çıkarmaya devam ediyorsunuz. Bundan sonrası için tasarladığınız yeni bir proje var mı?

Proje değil elbette ama Hastalık Şiirleri dosyam yayınlanma aşamasında, yakın bir zamanda basılacak inşallah…

Şiirini merakla takip ettiğiniz isimler var mı?

Murat Üstübal’ın yazdığı her şiiri merak ederim. İsim isim sayacak olursak; Hakan Şarkdemir, Enes Özel, Osman Özbahçe, Emrah Altınok, Vural Kaya, Ömer Şişman, Aslı Serin, Nilay Özer, Celal Soycan, İzzet Yaşar, Enis Akın, Vural Bahadır Bayrıl, Metin Kaygalak her zaman yazdıklarını takip ettiğim isimlerdir.

Günümüz şiiri için sizden küçük bir değerlendirme istesek peki?

İkibinlerde ortaya çıkan anlayış, seksenlerin ve doksanların hımbıl havasını dağıtmış görünüyor. Gençler bu işe el atmış görünüyor, hem de kendi özgünlüklerini koruyarak ikinci yeni olgusu tamamlanıyor, diyebiliriz. Bu anlayış, var olan imge imajını dağıtmaya yönelik bir çaba arz ediyor. Bu dönem şairleri, çok okuyan ve bunu sahici şekilde değerlendiren bir yoldalar. Yine de burada ayakların yere basması ve temkinli gidilmesi gerekiyor. Önümüzdeki on yıl bu yapılanların değerini ortaya koymada belirleyici olacak, diyebilirim.

Modern dünyanın mekanikleşen algısında şiirin kayda değer bir tarafı olduğu söylenebilir mi?

Şiirden ne beklediğimizle alakalı bir durum bu. Şiir yazarlar şiiri kayda alınsın diye yazabilirler bir yerde, fakat şiir eninde sonunda modern dünya karşısında modern algılara yeniktir. Yazan arkadaş bunu baştan kabul edecektir. Siyaseten bir değer olması eskidendi; o da tezsiz buyurgan bir yapıydı. Şiire hiçbir değer katmadığı gibi birçok şey de götürdü. Şiir, modern dünyanın dışında bir uğraş; modern tanımlamalar, modern öğretiler şiire kattığı kadarından fazlasını götürür şiirden. Şiiri modern dışında kotarmamız gerekiyor ki modern algıyı dikkate almadığımızı gösterelim. Şiir artık sözsel bir sanat olmaktan uzak ve her şey zihnimizde olup bitmiyor yazık ki. Bilgisayar çıkalı, eline kalem alıp yazan kaç şair kaldı günümüz şairlerinden, ki buna ben de dâhilim. Elimize kalem alıp yazmaya geri dönsek, inan zihnimiz ve hafızamız yerine gelecek ve günümüzde şiir adına yaşanan birçok sorun da ortadan kalkacak.

Şiiri modern dışında kotarmamız gerekiyor, diyorsunuz ama modern şiir diye de bir isimlendirme var. Burada bir çıkışsızlık söz konusu değil mi?

‘Modern’ derken kapitalizm, emperyalizm ve benzeri her şeyi kattığım anlaşılmalı. Modern algıya galip gelemeyeceğimizi de biliyorum; şiirin de ele avuca sığmaz bir şey olduğunu kanıtlamamız gerekiyor. Kavramsal bir çıkıştan bahsetmek için erken fakat şiiri de modern dünyanın eline koz olarak bırakmamalıyız. Bizi kullanamayacaklarını anlamalılar.

Şu aralar neler okuyorsunuz?

Dergiler, kitaplar, yıllıklar, fanzinler; hepsi önümde yığılı, ne okuduğumu inan ben de bilmiyorum. Okumak için ayırdığım kitaplar var fakat hiçbirini başlayıp da bitiremiyorum. Eskiden daha düzenliydim. Hayatım çok yoğun, arada bir kaçıp okuyabilirsem okuyorum. Bitirmem gereken iki önemli kitaptan bahsedebilirim. Biri Ricoeur’un Yorumların Çatışması, diğeri Jacques Derrida’nın Öteki Hedef isimli kitapları. Bu arada bazı başucu kitapları yanı başımdan ayırmadığımı belirtmeliyim: İkinci yeni şairlerinin elimdeki bütün kitapları.

Okumalarınızda belirli bir düzen takip eder misiniz? Yoksa gelişigüzel bir hava mı hâkimdir okumalarınıza?

Artık gelişigüzel bir havada, diyebilirim.

Bize okumamız için tavsiye edeceğiniz kitaplar var mı peki?

Bu karışıklıkta, yoğunlukta böyle bir hakkım olabilir mi?

Eyvallah. Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim.

Sevgili Yavuz sabrına teşekkürler.

 

 

 

Yavuz Altınışık konuştu

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2010, 00:52
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ali celep
ali celep - 9 yıl Önce

bu dervişane tutumu önemsiyorum. keçeli'nin şiirleri inşallah daha etraflıca okunur, incelenir okurca. alçakgönüllülük de yakışıyor keçeli'ye ayrıca. çıkacak kitabı şimdiden hayırlı olsun.

banner8

banner19

banner20