Jenny Molendyk Divleli: "Kıyamet günü geldiğinde neden bunu da yapmadım, daha fazla çabalamadım demek istemiyorum."

"Efendimiz'i ve Mekke’de Risalet’in ilk 13 yılını düşündüğümüzde önce tevhidi görüyoruz. Önce kurallar değil akide vardı. Allah sevgisi oluştuktan sonra emir ve yasaklar geldi. Bazen anneler bana çocuklarına namazı, tesettürü nasıl sevdirebileceklerini soruyorlar. Onlara cevabım önce Allah’ı, Peygamber’i sevsin şeklinde oluyor." Ümmü Gülsüm Yeşil ve Hatice Kübra Ergür'ün söyleşisi.

Jenny Molendyk Divleli: "Kıyamet günü geldiğinde neden bunu da yapmadım, daha fazla çabalamadım demek istemiyorum."

Herkesin “Sonradan Müslüman olmuş bir hanım” olarak bildiği Jenny Molendyk Divleli’yi Hüma dergisi okuyucularına kısaca tanımlar mısınız? Jenny Molendyk Divleli kimdir?

Evli, 5 çocuklu ve Kanadalı bir anneyim. Aynı zamanda İngilizce öğretmeni ve çocuk kitabı yazarıyım.

İslâm’ı merak edip araştırmanıza vesile olan ilk kıvılcım neydi? İslâmofobi’nin gündemde olduğu bir dönemde İslâm’a karşı önyargınızı ilk olarak hangi olay yumuşattı?

Medyada Müslümanların terörist oldukları ve kadınlara kötü davrandıkları anlatılıyordu. Etrafımda ise Müslümanların çok iyi ve çok yardımsever insanlar olduğunu görüyordum. Müslüman bir arkadaşımla konuştuğumda bana Müslümanların ve Hristiyanların peygamberlerinin aynı olduğundan bahsetti. Çok şaşırdım daha önce böyle bir şey duymamıştım. Bunu anlatan kişi de çok nazik ve saygılı biriydi. Bende bazı yanlış düşüncelerin olduğunu fark ettim ve araştırmaya karar verdim. İlk başta din değiştirmek amacıyla değil, aptığım iş sebebiyle farklı gruplarla irtibatta olacağım için eksik ve yanlış bilgilerimi düzeltmek amacıyla araştırdım. Çünkü nasıl bir ortamda çalışacağımız belli değil, bir hastanede, camide ya da siyasi bir ortamda çalışmamız gerekebilir. Bir gün Müslümanların olduğu bir yerde tercümanlık yapacak olursam diye doğru bilgi sahibi olmam gerektiğine karar verdim.

Araştırmaya başlama sebeplerim bunlardı. Din değiştirme gibi bir fikir aklımda yoktu sadece doğru bilgi peşindeydim. Araştırma yaptığım süreçte aynı zamanda bir spor kompleksinde çalışıyordum. Orada tanıştığım Suriyeli Müslüman bir aileyle sohbet ettim. İslâm’ı araştırdığımdan bahsettiğimde beyefendi bana İngilizce bir Kur’an-ı Kerim hediye etti ve böylelikle Kur’an okumaya başladım. Kur’an okurken kafamda sürekli yeni sorular oluşuyordu. Sorularımı şehrimizin içinde bulunan caminin imamına e-posta göndererek sormaya başladım. Aynı zamanda Suriyeli aileye ve üniversiteden bir arkadaşıma da sorular soruyordum. Böylece İslâm’ı tanımaya başladım. Kur’an’da Allah, “Bu benim sözümdür, son dindir ve korunacaktır.” diyordu. Gerçekten de baktığımda şu anda gerçek İncil gerçek Tevrat yoktu. Dinler sürekli değişmiş ve bozulmuştu. Elimdeki Kur’an ise 1400 yıldır değişmemişti. Bunları düşündüğümde benim için bir şeyler değişti. O günlerde Allah’a bir dua ettim. Hristiyanlık ya da Müslümanlık için bana doğru yolu göstermesini istedim.

Araştırmalarıma din değiştirme amacıyla başlamadığım hâlde bu süreçten sonra din değiştirmek için araştırmaya devam ettim. Allah doğru yolu gösterdi, Elhamdülillah. İlk olarak dini yaşayan kişilerle tanışmam sonrasında peygamberlerle ilgili öğrendiklerim ve son noktada Kur’an beni bu süreçte yönlendiren etkenlerdi.

Arayan bulur derler. Siz de samimi bir niyetle yaklaşınca Rabbim karşınıza çıkarmış.

Evet, Kur’an’da da dediği gibi kişide samimiyet varsa Allah doğru yolu gösterir. Ben de o gece ettiğim duada gerçekten samimiydim ve Elhamdülillah Allah doğru yolu gösterdi.

Hidayet yolculuğunuza eşinizin etkisi var mıydı, varsa ne ölçüde olmuştu?

Müslüman olduğumda evli değildim. Sonradan evlendim. Eşim ile aynı üniversitedeydik, o benden önce mezun oldu ve başka bir şehre çalışmaya gitti. Tanıdığım ilk Müslüman oydu. Ona e-posta göndererek Müslümanlıkla ilgili sorularımı soruyordum. Araştırma sürecimde bana destek oldu. Müslüman olduktan sonra aramızda evliliğe dair konuşmalar oldu ve evlendik.

Eşinizin sizin sorularınıza tatmin edici cevaplar verebilmesi de çok güzel.

Evet, Elhamdülillah. O vardı, imam vardı, Suriyeli aile vardı. Onların davetiyle camiye gitmiştim orada da başka Müslümanlarla tanıştım. Kendi yaşıtım olan Kanada’da büyümüş bir Müslümanla da tanıştım. Annesi Müslüman ve babası Hristiyan olan arkadaşım 10 yaşındayken annesi, kendi dininden koptuğunu fark ederek İslâm’ı daha güzel yaşamaya karar veriyor ve eşine ya Müslüman ol ya da evliliği bitirelim diyor. Eş kabul etmeyince boşanıyorlar ve arkadaşım da annesiyle birlikte Müslüman olarak hayatına devam ediyor. Kendisi de başka ülkeden bir imamla evlenmişti. Onlarla tanışmam da benim için büyük bir destek oldu. Sorularımı onlara da sordum, arkadaşımın eşi de çok bilgiliydi. Dua ettikten sonra her şey kolaylaştı. Allah yoluma çok iyi insanlar çıkardı, Elhamdülillah.

İstanbul’a yerleşme kararınızı eşinizin Türk olması, iş imkânları vs. gibi sebeplerle mi aldınız? Hayatınızda din değiştirme gibi büyük bir adım atmışken bir de farklı ülkede yaşayacak olmanın zorluğu sizi nasıl etkiledi?

Ben evlendikten sonra Kanada’dan ayrılmak istemedim. Hem çok yeni bir Müslümandım hem okulum devam ediyordu hem de okuduğum bölüm işaret dili/tercümanlık olduğundan başka bir ülkede çalışamazdım. Çünkü her ülkenin işaret dili farklı oluyor. Bir yıldan sonra ilk çocuğumuz dünyaya geldi ve çalışmak istemedim, evde kalıp çocuğumla ilgilenmek istedim. Kanada’da beş yıl kaldık ama bir yılın sonunda zamanı belli olmasa da taşınmakla ilgili konuşmaya başladık. Neden başka bir ülke olmasın diye düşünmeye başladım. Farklı diller, Arapça, Türkçe öğrenmek istiyordum. İkinci çocuğumuz da dünyaya geldiğinde çocuklar çok büyümeden ve okula başlamadan önce gitmeliyiz diye düşündük. Eşim de Türk olduğu için Türkiye’ye gitme kararı aldık.

Çocuklar iki anadillerini de öğrensinler, Müslüman bir ülkede yaşasınlar istedik. İş yok arkadaş yok fakat Bismillah diyerek yola çıktık. İslâm’a girerken de ülke değiştirirken de tam bir teslimiyetle cesaretli adımlar atmışsınız. Elhamdülillah, ben de eşim de hâlâ öyleyiz. Başka bir kapı açılırsa eğer oraya da gideriz. İyi ki gelmişsiniz. Allah razı olsun. Türkiye’yi İstanbul’u çok seviyorum. Burada çok mutluyum.

Müslüman olduktan sonra aldığınız tepkiler sizi “Acaba doğru mu yaptım?” diye tereddütte sevk etti mi?

Hayır, İslâm’la ilgili asla bir şüphem olmadı. Aksine keşke daha önce Müslüman olsaymışım dedim. Çünkü eşim Müslüman olarak büyüdüğü için çok bilgisi vardı. Kur’an, Arapça, Hadis, Fıkıh, Siyer hepsini biliyordu. Ben kendimi çok eksik hissediyordum. Sürekli okuyup araştırıyordum. Bu yüzden daha önce Müslüman olmuş olmayı istemiştim. Fakat din için herhangi bir şüphe ve hiç pişmanlık duymadım. Türkiye’ye ilk geldiğimiz yıl zorlandım. Hatta ilk yılım beklediğimden daha zorlayıcı geçti. Geldiğim için pişman olmadım fakat hep ne zaman kolaylaşacak diye düşünüyordum.

Beş çocuk annesi olmanız bir yandan da eğitimciliğe devam ediyor oluşunuz yoğun bir programa sahip olduğunuzu gösteriyor. Zaman tanzimini nasıl yapıyor tüm işlerinize nasıl yetişiyorsunuz? Bir gününüzü nasıl geçirdiğinizi bizimle paylaşır mısınız?

Aslında bu yıl biraz farklı. Salgın dolayısıyla düzenler değişti. Evimizde televizyon yok, çocuklara da bilgisayarda oyun oynamaları için haftada bir izin veriyoruz. Fakat şu anda online eğitim için sürekli ekran karşısındalar. Benim kendi derslerim var ve onları sürekli kontrol edemiyorum, bu yüzden rutinimiz bozuldu. Ama erken kalkmak benim için önemli. Çocuklar henüz uyuyorken günün ilk saatlerini kendime ayırmaya çalışıyorum. Ne işim varsa onunla ilgileniyorum. Kitap okumak veya sosyal medya hesabımla ilgilenmek olabilir. Sonrasında çocukların dersleri oluyor, o sırada öğretmenlik yaptığım için benim de derslerim oluyor. Normal zamanlarda okuldan sonra çocuklar dışarıda arkadaşlarıyla veya evde oyun oynamayı seviyorlar. Kitap okumayı seviyoruz ve çocuklarla birlikte kitap okuma saatleri yapıyoruz. Genellikle hafta sonu etkinlikler, dinî dersler yapıyoruz. Çocuklar küçükken daha fazla etkinliğimiz oluyordu fakat şu an okul dersleri de olduğu için biraz azalttık. Daha çok hafta sonları dinî konulara yoğunlaşmaya çalışıyoruz. Etkinlikleri bu yönde düzenliyoruz. Akşam yemeğinde sofrada hep birlikte oluyoruz. Evde televizyon olmadığı için yemek yerken birbirimizle sohbet ediyoruz. Genel olarak böyle. Çok özel bir şey yok. Sadece gün erken başlıyor. İşlerimi yetiştirmek için de bazen geç uyuduğum oluyor.

Buradan bakıldığında zamanı iyi kullandığınızı görüyoruz, Maşallah.

Ben organize etmeyi ve planlamayı seviyorum. Bu yüzden işlerimi de o şekilde yapıyorum. Haftalık ve günlük olarak yapacaklarımı listeliyorum. Bu şekilde olunca listeyi muhakkak bitirmeye çalışıyorum. En önemli maddelerden başlayarak yapmaya çalışıyorum. Bazen anneler bana soruyorlar; ev işleri, çocuklar, etkinlikler vs. nasıl yetişiyorsun diye. Hepsine yetişmek mümkün değil. Kendime soruyorum ve hangisi daha önemli ise onu yapıyorum. Çocuklarla etkinlik yapmam gerekiyorsa evin dağınıklığı bir süre daha bekleyebilir. Bazı işlerde çocuklar da yardım ediyor. Elhamdülillah, eşim de yardım ediyor. Ben meşgulsem çocuklarla, ödevleriyle eşim ilgileniyor. Mutfakta da aynı şekilde yardımcı oluyor. Elbette hepsini tek başıma yapmıyorum. Çocuklar da kendi sorumluluklarını yerine getirebiliyorlar; eşyalarını dolaba yerleştirmek, bulaşıkları makineye koymak gibi. Fakat dediğim gibi hepsini aynı anda yapamasak da olur. Kendime “Çocuklar mı camlar mı?” diye soruyorum. Camlarımız bir hafta daha silinmeden kalabilir.

Günümüzde ebeveynler çocuklarını yetiştirmeyi en güzel okula göndermek, en iyi hocayı tutmaktan ibaret görebiliyor. Fakat siz en güzel eğitimi evde anne-babanın vereceğini düşünüyorsunuz. Bu konuda ebeveynlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Bence herkes yapabilir. Türkiye’nin eğitim sistemi ezber ve test üzerine olduğundan ebeveynler evde eğitime alışmamış olabilirler. Bağımsız düşünme ve yaratıcılığın geri planda kalması sınıfların çok kalabalık olmasından da kaynaklanıyor olabilir.

Ben yaratıcı görsel etkinlikleri seviyorum, evde çocuklarla da uyguluyoruz. Fakat sanıldığı gibi zor şeyler değil. Mesela, elimdeki bir siyer kitabını okuyup çocuklara hikâyeleştirerek anlatıyorum. Bir arkadaşımdan bahsediyormuş gibi. Hem ben öğreniyorum hem onlar öğreniyorlar. Bazen kuklalarla, bazen resim çizerek, bazen hikâyelerle keyif alarak öğreniyorlar. Aslında her zaman evde durumlar mükemmel değil. Mükemmel olmasına da gerek yok. Değerli olan çocuklarla vakit geçirmeye çalışmak. Bazen verimli olamıyoruz, çocuklar bir şeyler yapmak istemiyor ama deniyoruz. Onlar bize birer emanet ve Rabbimize karşı onları yetiştirmek, dinimizi öğretmek noktasında sorumluyuz. Bu yüzden yapmam gerekir. Bir de temizlik ya da yemek yaparken veya yürüyüş yaparken faydalı dersler dinlemeye çalışıyorum. Anneler bunu yapabilirler. O işlerim sırasında kendime de bir şeyler katmaya çalışıyorum.

Moraliniz bozulduğunda yorulduğunuzda kendinizi nasıl motive ediyorsunuz?

Allah’tan korkuyorum. Kıyamet günü geldiğinde neden bunu da yapmadım daha fazla çabalamadım demek istemiyorum. Hayat çok kısa. Elbette hiçbir şey yapmak istemediğim günler de oluyor. O zamanlarda da bunları düşünerek, çocukların bizlere bir emanet olduğunu düşünerek kendimi motive ediyorum.

İngilizceye karşı aşamadığımız bir önyargımız var fakat diğer yandan İngilizce küreselleşen dünyanın olmazsa olmazı… İngilizce en kolay şekilde nasıl öğrenilir, birkaç ipucu rica edebilir miyiz? Mesela yurtdışına gitmeye gerek var mıdır?

Elbette başka bir ülkeye giderek dili duymanın büyük faydası var fakat şart değil. Herkesin buna zamanı veya maddi gücü olmayabilir. Türkiye’de İngilizce öğretimi gramer odaklı, öğretmenlerin de kendi anadilleri değil. Derslerimize konuşma ve dinleme pratiği ekleyebilirsek çok büyük faydası olacaktır. İngilizceyi anadili gibi konuşan çok başarılı öğrencilerime yurt dışına çıktınız mı ya da evde İngilizce mi konuşuyorsunuz diye sorduğumda hayır cevabını aldım. Fakat sürekli video izlediklerini söylediler. Özellikle erkekler oyunlarla başka ülkeden insanlarla etkileşim kuruyor ve İngilizce konuşuyorlar. Eğer özel ders, kurs gibi imkânlar yoksa internetten İngilizce video izlemek çok verimli olur. Her ne kadar çocukları ekranla çok haşır neşir etmek istemesek de konuşma pratiği böylelikle gelişebilir. Özellikle gençler dizi ve programları izleyebilirler. Dil öğrenmek için kitaplar ve gramer yetmez, duymak çok önemli. Başka ülkeye gidilemiyorsa olabildiğince dizi, film ve programlar izlenebilir. Dinlemek ve konuşmak kilit noktası diyebiliriz.

Müslüman gençlerde gördüğünüz en olumlu ve olumsuz özellikler nelerdir?

Bence çok güzel fikirleri ve harika enerjileri var. Olumlu olarak bunları söyleyebilirim. Olumsuz olarak ise aslında o yaş grubu için normal bir şey olan “Her şeyi biliyorum, ne yapmam gerektiğini biliyorum.” düşüncesini söyleyebilirim. Fakat o yaşlarda ben de öyleydim, aslında bilmiyorlar ama bunu ilerleyen yaşlarda fark edecekler.

Müslüman olmayanları İslâm’dan haberdar etmek ne kadar önemli sizin için? Zaten bu devirde herkes haberdar diye düşünüyor musunuz?

Bence kesinlikle çok önemli. Fakat dinin yanlış anlatıldığını görüyorum. Özellikle başka ülkelerde İslâmofobi’yi arttırmak adına politikalar izlendiğini düşünüyorum. Yıllardır bunu gözlemledim. Oralarda İslâm’ı anlatanlar Müslüman değil. Başka dinden insanlar İslâm üzerine konuşuyor. Kendi dinimizi bizler anlatmıyoruz. Az önceki soruya dair olumsuz özellik olarak bu da söylenebilir. Biz korkuyoruz, sürekli mahcup hissediyoruz. Mesela, bir başörtülü olarak nasıl karşılanacağımızdan çekiniyoruz. Kabahatli gibi davranıyoruz. Aslında diğer din mensupları böyle değil. Bence bu İslâmofobi’nin bizlere de olan etkisi. Bu konumdan çıkıp daha özgüvenli bir şekilde doğru İslâm’ı tanıtmalıyız. İslâm’ın ne olduğunu onlar değil biz anlatalım. Bu da bizim dini iyi araştırmamız, anlamamız ve yaşamamız ile mümkün olabilir. En iyi örnekliği o şekilde gösterebiliriz. Peygamberimizin şahsında İslâm’ı tanıyıp görenlerin İslâm’ı sevmesi gibi bizler de Kur’an-ı Kerim ve Efendimiz (Sallallahu aleyhi Vesellem) örnekliğinde bir hayat yaşamalıyız. Önce kendimiz bilip yaşamalıyız, korkmadan ve özür dilemeden. Kendi hayatımdan örnek verecek olursam, Müslüman olduktan sonra ailemin evine gittiğimde biz geldiğimizde içki içmemelerini yoksa evlerine gelmeyeceğimizi söyledim. Onlar kırılmasın diye kendimden ve dinimden ödün vermeme gerek yok. Bunun için özür dilememe de gerek yok. Özellikle farzlar, helal ve haramlar söz konusu olduğunda net olmalıyız. Utanmamıza gerek yok; İslâm doğrudur, Elhamdülillah.

Kendi ülkenizde İslâm’ı tanıtma faaliyetleri yapmayı düşünüyor musunuz? Özel olarak düşündüğüm bir proje yok. Fakat Youtube kanalı açmayı istiyorum. Bunun üzerine düşünüyorum Türkçe mi yoksa İngilizce mi olmalı diye. Ama sanırım İngilizce olacak çünkü yabancılara ancak böyle ulaşabilirim. Kanada’ya gittiğimizde ise şehrimiz çok küçük olduğundan zaten hemen tanınıyoruz ve Müslüman olduğumuz anlaşılıyor. Oradaki insanlarla sohbet etmeye, hediyeleşmeye gayret ediyoruz. Onlar da sorularını yöneltiyorlar, aslında İslâm’ı böyle düşünmemiştik diyerek önyargılı olduklarını fark ediyorlar. Böyle doğal şekilde ilerliyor.

Bu sayıda dosya konumuz: Gökyüzü. Kur’an-ı Kerim’i okurken “Yedi kat sema” kavramını öğrendiğinizde ne hissetmiştiniz, gökyüzü sizin için ne çağrıştırıyor? Aslında bunun üzerine çok düşündüğümü söyleyemem. Çünkü benim gibi Hristiyanlıktan İslâm’a geçenler aslında Allah’ı da dünyanın yaratılışını da önceden biliyorlar. Tamamen yeni bir mevzu değildi. Fakat mesela, ateistken Müslüman olan bir arkadaşım bu yaratılış evreleri, gökyüzü gibi konulara çok şaşırmıştı ve onun çok ilgisini çekmişti. Benim yedi kat sema dendiğinde aklıma gelen Miraç gecesi oluyor. Her katta farklı bir peygamberin olması ve Miraç olayı beni çok etkiliyor. Cenneti hayal ediyorum. Cennette Efendimize komşu olmak için dua ediyorum.

İlerde gerçekleştirmeyi hedeflediğiniz farklı projeleriniz var mı?

Youtube kanalı haricinde benim için büyük bir hayal olan gençler için bir mekân açma fikrim var. Eşim de bu fikre çok destek veriyor. Kafe benzeri bir yer açmayı hayal ediyorum. Her gün farklı bir İslâmî konuyla ilgili derslerin, sohbetlerin yapıldığı, gençlerin faydalı vakit geçirebileceği bir yer. Aynı zamanda film saatleri, sanatsal faaliyetler yapılabilir. Yeni evli çiftlere yönelik faaliyetler düzenlenebilir. Hristiyanlarda bu çok var; kiliseler, konserler, arkadaş grupları gibi. Gençler sürekli aktifler. Küçükken ben de katılıyordum. Artık kabul etmemiz gerekiyor, gençlerimiz dışarıya çıkmak istiyor, diğer gençlerle etkileşim hâlinde olmak istiyor ve müziği seviyorlar. Bu konuda çok katı olmamak gerektiğini düşünüyorum.

Özellikle Türkiye’deki gençlere İslâm’ı nasıl daha iyi temsil edebileceklerine yönelik tavsiyeleriniz nelerdir?

Öncelikle bizlerin gençleri dinlememiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü farklı düşünceleri var. Her şeyden önce jenerasyon farkı var. Hayatlarında internet ve sosyal medyanın yeri fazla. Onların neyi sevdiğini neyi istediğini duymamız gerekiyor. Onlara değer verip onlarla sohbet etmemiz ve sert üslûptan kaçınmamız gerektiğini düşünüyorum. Evet, onlara helali, haramı ve farzları elbette öğretmemiz gerekir.

Fakat başlangıç noktası bu olmamalı. Efendimizi ve Mekke’de Risalet’in ilk 13 yılını düşündüğümüzde önce tevhidi görüyoruz. Önce kurallar değil akide vardı. Allah sevgisi oluştuktan sonra emir ve yasaklar geldi. Bazen anneler bana çocuklarına namazı, tesettürü nasıl sevdirebileceklerini soruyorlar. Onlara cevabım önce Allah’ı Peygamber’i (Sallallahu aleyhi Vesellem) sevsin şeklinde oluyor. Bazen önce kurallardan başlayarak anlatıyoruz. Bu da istediğimiz geri dönüşü bize vermiyor. Önce iman ve sevgi oluşmalıdır. Bunun için gençlerin bizden çekinmemesi gerekir, onlarla sohbet edebilmeliyiz. Onların fikirlerine yönelik faaliyetlerle onları kazanmalıyız.

KISA CEVAPLI SORULAR:

Okumayı en sevdiğiniz sure?

Furkan ve Meryem Suresi

Gün içerisinde muhakkak yaparım dediğiniz bir rutininiz var mı?

Kahve içmek

En sevdiğiniz mevsim?

Sonbahar

Geceyi mi yoksa gündüzü mü daha verimli geçirirsiniz?

Gündüz, özellikle de sabah saatleri

Size güzel anılarınızı hatırlatan bir koku var mı?

Leylak çiçeği. Bir de eskiden kullandığım bir parfüm fakat artık bulamıyorum.

Başucu kitabınız?

Başucumdaki şu anki kitap: Martin Lings’in “Muhammed” kitabı.

Hayatınızda en çok etkilendiğiniz üç kişi?

Peygamber (Sallallahu aleyhi Vesellem), annem, çok keyifli hatıralarımın olduğu dedem ve eşim.

Ruhunuzu yansıtan renk?

Toprak tonları diyebilirim.

Söyleşi: Hatice Kübra Ergür, Ümmü Gülsüm Yeşil

Kaynak: Hüma Dergisi, Sayı:10

Yayın Tarihi: 30 Mayıs 2022 Pazartesi 14:00 Güncelleme Tarihi: 01 Haziran 2022, 07:16
YORUM EKLE

banner19

banner36