banner17

İşte bürokrasi böyle bir şey!

Nidayi Sevim'den önceden de bahsetmiştik. Mezartaşları sevdalısı bu insan bürokrasi ile nasıl bir mücadele içinde bilseniz...

İşte bürokrasi böyle bir şey!

Nidayi Sevim içimizden biri. Onu bizden farklı kılan ise daha hassas, daha duyarlı, daha dertli olması. Biz ne olacak memleketin hali tıkanıklığında sızlanırken O “Medeniyetimizin Sessiz Tanıkları” başlıklı kitabıyla kültürümüzün, sanatımızın ve medeniyetimizin en önemli unsurlarından olan mezar taşlarını yeniden gündemimize getirip tarihi sorumluluğumuzu bize hatırlattı.

Nidayi Sevim, Medeniyetimizin Sessiz TanıklarıMezartaşlarına gereken önemin gösterilmesi, mezarlıklardaki tahribata son verilmesi için Büyükşehir Belediyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi birçok  kurumun kapısını aşındırarak bu konudaki hassasiyetini dosta düşmana gösterdi.

Biz Nidayi Sevim’i mezartaşları  medeniyetinin yılmaz savunucusu olarak biliyoruz. Ama o aynı zamanda bütün  çocuklarına kültür sanat sevdasını taşıyan mükemmel bir baba, Şule Yüksel’in aracılığıyla evlendiği yengemiz hanımefendiye sadık bir eş, benim içinse şu yalan dünyada tanışmaktan şeref duyduğum gerçek bir dost.

İşte hakkında çok şey yazılmayı hak eden bu  medeniyet sevdalısı hakiki diriliş eriyle önemli bir söyleşi gerçekleştirip derdini sorduk. Başka derdin yok mu senin arkadaş demeyi de ihmal etmedik. Her zamanki derviş tavrıyla gülümseyerek bakın bize neler neler anlattı.

 

Uzun yıllardır gözlerimiz önünde yok olup giden ecdadımızın mezar taşlarına sahip çıkarak tarihe not düştüğünüzü biliyoruz. Bu,  tarihe şahitlik yapma yolundaki asil yürüyüşünüz nasıl başladı?

Mezartaşlarımız üzerine ehli tarafından çok veciz çok tesirli sözler söylenmiş. Fakat yola çıkmadan önce bendeniz bunların hiç birinden haberdar değildim. Sadece bir iç merak ve temayül diyebiliriz. Tarihî mezar taşları ile ilgili serüvenime başlamadan önce Üstat Yahya Kemal Beyatlı’nın: “Hiç bir şiir bir mezar taşı kadar milli olamaz. Çünkü onda el emeği, göz nuru, sanat vardır. Ve onlar bize bizi anlatır.” dediğini bilmiyordum mesela. Yine rahmetli Nihad Sami Banarlının: “Eğer bir medeniyetin ihtişamını hala görmek istiyorsanız, Eyüp Sultan mezarlıklarına ve mezar taşlarına bir göz atınız.” dediğinden de haberim yoktu. Her fırsatta Türk ve Müslüman düşmanlığı yapmaktan geri kalmayan batılı seyyahların bile Osmanlı mezarlıklarından ve mezar taşlarından övgü ile söz ettiklerini. Bunlardan biri olan ünlü İtalyan seyyah ve yazar Edmond D’Amicis’in Eyüp sultan mezarlıkları için: “Dünyanın hiçbir yerinde ölümü bu kadar güzel tasvir eden bir yer görmedim” dediğini de duymamıştım. Her gün önlerinden kayıtsızca geçtiğimiz, muhteviyatından bihaber olduğumuz hazirelerin, paha biçilemez birer “hazine” olduğunu düşünürdüm hep.  Her zaman söylenir İstanbullu olmak bir ayrıcalıktır. Doğrudur da. Bu övülmüş şehirde yaşama bahtiyarlığına erişmek büyük bir nimettir. Tabii her nimetin bir minnet borcu vardır. Hele birde sevgili Efendimizin mihmandarlığını yapmış, dostluğunu kazanmış, aziz misafirimiz Ebu Eyyub el- Ensari Hazretlerinin yanı başında ikamet ediyorsanız sorumluluğunuz iki katına çıkmış demektir. Türkiye’mizin manevi merkezi, Eyüp Sultan’da, 500 yıllık tarihi serüveni olan, içler acısı durumdaki ecdat yadigârı tarihi mezar taşlarımıza sahip çıkılması için ne gibi bir katkım olabilir? dedim ve Büyükşehir Belediyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi ilgisi bulunabilecek bütün kurumlara yazılı ve sözlü müracaatlarda bulundum. 

 

Bu ferdî  olduğu kadar resmî bir faaliyet o zaman?

Tabii. Yazışma trafiğinin devam ettiği sırada, Eyüp Sultan Mihrişah Valide Sultan Mektebinde Türkiye’de bir ilk olan, Dr. Mehmed Emin bey’in himayesinde ve Türk İslam sanatları uzmanı hocamız Ömer Faruk Dere yönetimindeki Mezar taşlarını okuma programlarına katılarak mezar taşlarını yakından inceleme fırsatım oldu. Ayrıca mezar taşları gerçeği ve ihtiyaçlarına yetkilileri ve çevremi ikna edebilmek için bu konuda yazılmış eserleri inceledim. 

 

Çok rağbet gören bir de internet siteniz var bu konuda.

Evet. Milli tarih, sanat ve kültürümüzün bir parçası olduğuna yürekten inandığım tarihi mezar taşları hazinelerimiz ile ilgili, edindiğim bilgileri azda olsa karınca kararınca, paylaşmak, tarihi mezarlıklarımız ve mezar taşlarıyla ilgili sorunlara çözüm yolu aramak, yapıcı araştırma ve çalışmalarda bulunmak, öneri sunmak ve iletişim kurmak üzere 2006 yılında www.mezartaslari.com’u kurmaya karar verdim. Sitemiz kısa zaman içerisinde kabul gördü, sevildi, önemli bir boşluğu doldurarak, mezar taşları alanında bir platforma dönüştü. Birçok araştırmacıya önemli katkılar sağladı. Sitemizde geçen dört yıl içerisinde iki yüz bin kişi tarafından 500 bin sayfa ziyaret edildi. Yurt içinden ve Dünyanın birçok yerinden üyelerimiz var. İnternet sitemiz teknik bir takım sebeplerden dolayı faaliyetine kısa bir süre ara verdikten sonra, yeni bir isimle ve daha geniş bir pencere ile 2009 yılından itibaren “www.medeniyetimiz.com” adı ile tekrar yayına başladı. 

 

Nidayi Sevim“Medeniyetimizin Sessiz Tanıkları” isimli o harika çalışma nasıl doğdu efendim?

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız çalışmaları bir adım daha ileri taşımak üzere Eyüp Sultan’da Osmanlı mezar taşları ve mezar kültürümüzü konu edinen özellikle tarihi mezarlıklarımızın sıkıntılarını belgeleri ile dile getiren bir esere ihtiyaç olduğunu düşündüm. Ve “Medeniyetimizin Sessiz Tanıkları” isimli çalışmamızı milletimizin istifadesine sunduk. Bu çalışmayı münevverlerimize, yazışma yaptığımız bürokratlara ve mezarlıklarımızın dertleri ile ilgileneceğini umduğumuz herkese gönderdik.

 

İstanbul, derin bir tarihî dokuya sahip ve ehil şekilde teşhir edilmeyi hakediyor. Kitabınızda bu konuda önemli tavsiyeleriniz var. Bunları biraz özetleyebilir miyiz?

Kitabın sonuç bölümünde özetle şöyle bir öneride bulunduk: Aslında bir dünya başkenti olan İstanbul'umuz, 2010’da Avrupa Kültür Başkenti ilan edildi. Türkiye ve özellikle İstanbul'umuzun tanıtımı için önemli bir organizasyon, tarihi bir fırsattır. Kent tasarımcılarımız, çevre mühendislerimiz özellikle İstanbul'umuzun tarihi dokuya sahip bölgelerinde, alan taramaları yaparak en kısa zamanda en verimli şekilde şehrimizi profesyonelce nasıl teşhir edebilirizin hesaplarını özenle yapmalıdırlar. Bu bağlamda kentin merkezinde çok büyük bir alanı kaplayan Osmanlı dönemi mezarlıklarımız, özellikle Selâtin camilerin hemen yanı başında bulunan hazireler, görünüm açısından oldukça önem arz etmektedir. Bu kültür varlıklarımızın en kısa sürede bakım ve onarımı yapılarak birer açık hava müzesi gibi görkemli şekilde teşhir edilmeleri sağlanmalıdır.

 

2010 için ne düşünüyorsunuz?

Tabii keşke gerçekleşse fakat bugün geldiğimiz noktada 700 milyon dolarlık dev bir bütçe ile adı sık sık gündeme gelen 2010 ajansı ne yazık ki dedikodudan başka bir şey üretemedi.

 

Sizinki gibi ferdî  faaliyetlere devletin desteği nasıl?

Eyüp Sultan’dan bir çığlık attık,  sanatalemi'nde, dünyabizim'de yankı buldu. Sesimizi duyuracak bir devlet ricali bulamadık. Ama çok şükür hala bin yıllık bir medeniyetin temsilcisi olduğunu unutmamış münevverlerimiz var ve bu çalışmalarımıza gönülden destek veriyorlar. Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği'mizde tarihi mezarlıklarımız ve mezar taşlarımızın dertlerine çare aramak üzere kurumsal olarak farklı projelerin hayata geçirilmesi ile ilgili çalışmalarımız devam etmektedir.  

 

Yazışmaların sonucu ne oldu efendim?

2006 yılında seri olarak yaptığım  yazışmalar neticesinde muhatabımız belli oldu. Vakıflar Genel Müdürlüğü. Vakıflar Genel Müdürlüğü 2007 yılında, Genel Müdürlük Abideler Daire Başkanlığı ve diğer kurumlardan gelen talep doğrultusunda, sözünü ettiğimiz mezarlıkların ada ve parsel numaraları kendilerine gönderildiği takdirde gerekli çalışma yapacaklarını söylüyorlardı. En kısa zamanda istenen belgeleri Eyüp Belediyesi’nden temin ederek İstanbul Vakıflar Bölge müdürlüğüne gönderdim. Bugüne kadar konu ile ilgili herhangi bir gelişme olmadı. Bir bilgi de alamadım.

 

Pes etmediniz ama.

Hayır! Buradan sonuç çıkmayınca Mezarlıklarla ilgili talebimi Başbakanlığa arz ettim. Başbakanlık İletişim Daire Başkanlığı’ndan İstanbul Valiliğine havale edilen konu Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İl Kültür Müdürlüğü, İl müftülüğü arasında defalarca dönüp dolaşmaktadır. Bu dolaşım trafiğini BİMER ekranından takip ediyorum. Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü bu yazışmaların sonunda BİMER ekranına şöyle bir not düşmüş:

Yapılan İşlemler: “Gereği yapıldı.” “Dosya kaldırıldı.” “İşlemi bitti.”

Nidayi Sevim

İşlem bitmedi, değil mi?

Elbette. Başında azmetmiştim. Üzerime düşeni sonuna kadar yapacağım, diye. Aradan geçen 5 yıl süreye rağmen bir gelişme kaydedemeyince konuyu Cumhurbaşkanlığı makamına sunmayı düşündüm. 27.07.2009 tarihinde 2006 yılından bugüne kadar yaptığım yazışmaları, basında çıkan tarihi mezarlıklarımız ile ilgili gazete kupürlerini, tahrip olmuş mezar taşlarının resimlerini bir yazı ekinde ve dosya halinde Cumhurbaşkanlığı makamına sundum. Cumhurbaşkanlığı gereğinin yapılması için konuyu İstanbul Valiliğine havale etti. İstanbul Valiliği de duruma el koydu; “…27.07.2009 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Makamına sunulup; ilgi yazı ile İl Mahalli İdareler Müdürlüğü’ne gönderilen dilekçe ve ekleri ilişikte gönderilmiştir. Söz konusu ilgi yazı ve dilekçede adı geçen; Eyüp Sultan Camii ve Haziresi ile Eyüp Sultan Mezarlığında tahribat meydana geldiğini, mezarlık içinde büyüyen ağaçların mezarlara, mezar taşlarına ve tarihi dokuya zarar verdiğini belirtmekte ve gerekli çalışmanın yapılması talep edilmektedir. Konunun incelenerek yasal gereğinin yapılmasını, sonucundan müracaat sahibine ve Valiliğimize bilgi verilmesini…” diyerek işlemin yürürlüğe girmesini sağladı.

 

Yasal olarak tarihî  mezar taşlarının statüsü  nedir?

1930 senesine kadar bütçe kanunlarıyla düzenlenen mezarlıklar konusu, 3 Nisan 1930 tarihinde kabul edilen 1580 sayılı Belediyeler Kanunu’nun 160. maddesi ile “Hayır müesseseleri bahçe ve hazirelerinde bulunanlar hariç” vakıf mezarlıkların tamamı belediyelere kesin bir şekilde devredilmiştir. Yine bilindiği üzere Osmanlı döneminden kalan tarihi mezar taşları 21.7.1983 Tarih ve 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile korunmaları gerekli kültür varlıklarımız olarak kabul edilmiştir. Ayrıca Belediyeler, Mezarlıklar hakkındaki Nizamnamenin (Tüzük) 12. ve 13.maddesine göre “Mezarlıklarda güneşin girmesine ve havanın cereyanına mani olmayacak tarzda, servi ağacı gibi yaprakları yaz ve kış yeşil duran ve dalları yayvan olmayan ağaçlar kullanılacak ve imkân dâhilinde çiçeklerde ekilecektir.” Aynı tüzüğün 15.maddesine göre “Mezarlığın dâhili daima temiz tutulacak ve yolları, parmaklıkları iyi halde muhafaza edilecektir. Mezar taşlarının kirlenmesine ve yosun tutmasına meydan bırakılmayacaktır.” denilmektedir.

Bursa, Yeşil Medrese bahçesindeki tarihi mezartaşlarıFakat bu kadar tedbir yönetmeliğine rağmen ciddi bir koordinasyon eksikliği görünüyor.

Bu doğru. Eyüp Sultan Camii örneğinde olduğu gibi… Bir camii düşünün; mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait. Caminin içerisi Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı. Türbe, Kültür Bakanlığı denetiminde. Hazirenin mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne, bakımı Eyüp Sultan Belediyesi’ne, korunması Büyük Şehir Belediyesi’ne ait. En küçük bir müdahale için Anıtlar Kurulu’ndan onay alınması gerekiyor. Ve bu süreç bazen uzun yıllar sürebiliyor. Ciddi bir koordinasyon eksikliği var. Ve göz göre göre bir tarih gözler önünde yok olup gidiyor…

“Toplam kalite” anlayışı, bir çok üretim ve hizmet sektöründe başarılı bir şekilde uygulanıyor. Fakat cami, türbe, külliye bakımı için durum böyle değil.

Şimdi “toplam kalite” olgusu, dediğiniz gibi birçok sektörde başarılı bir şekilde uygulanmakta. Bir ürünün tasarımından, pazar araştırması, üretimi, kalite kontrolü, satışı ve satış sonrası müşteri hizmetlerini kapsayan bir süreçtir bu. Fakat bugün bir külliye düşünün. Bir cami etrafında, türbe, çeşme, han, hamam ve tabiî ki haziresi… Camiyi bir kurum tamir etmeye çalışıyor. Tekkeyi başka bir kurum. Çeşmeyi bir başka kurum. Bu alanlarda tamir işlemi aynı zamanda, aynı anlayışta ve teknikle yapılmıyor. Bazıları da mezar taşları gibi aynı külliyenin tamamlayıcı mimari unsuru olmasına rağmen görmezden geliniyor. Şimdi burada toplam kaliteden söz edilebilir mi? Bugün ne yazık ki tarihi mezarlıklarımız kapağı açılmamak üzere, mühürlenmiş, eski bir kitap gibi kenara atılmış, yıpranmış, günden güne yok olmaya terk edilmiştir. 

 

Önce Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün restoresi gerekiyor herhalde.

Güzel söylediniz. Tarihi mezarlıklarımızın, şanına yakışır bir vaziyette restore edilmesi ve bakımlarının yapılması için bu alanların sorumluluğunu resmi olarak üzerinde taşıyan Vakıflar Genel Müdürlüğü en kısa süre içinde bu işlerin üstesinden gelecek yetkinliğe kavuşturulması lâzım. Bu mümkün görünmüyorsa yukarıda da açıklandığı üzere madem tarihi mezar taşları kanun ile korunması gereken kültür varlıkları olarak kabul edilmiş ve sürekli bakım gerektiriyor. O halde Kültür Bakanlığı ve Büyükşehir Belediyesi de bu hizmetlerin yapılmasında öyle ya da böyle müdahil olmalıdır. Kurumlar arası protokol ve koordinasyon sağlandıktan sonra konunun uzmanı, akademik, bir heyet oluşturulmalı, bunun içinde sanat tarihçisi, arkeolog, edebiyatçı, hattat, dilbilimci hatta sanat ruhu ve estetik bakış açısı bulunan ustalar bulundurulmalı, disiplinli ve tam bir işbirliği içerisinde projeler üretilerek hayata geçirilmelidir. 

 

MezartaşlarıMezarlıklarımızın bir dökümü  var mı efendim?

Hayır, sağlıklı bir döküm yapılmış değil henüz. Envanteri çıkarılarak, restorasyonu yapılıp sürekli elimiz üzerinde bulunarak Mezarlıklarımız, muazzam yerlere dönüştürülmelidir. Yeni bir anlayış ve bakış açısı oluşturulmalı, bu alanların bir kısmı açık hava müzesine çevrilmeli, diğer bir kısmı milli parklar haline dönüştürülmelidir. Muhtelif yerlerde bulunan, sahipsiz, asıl yeri kaybolmuş veya taşınmış mezar taşları var. Bunlardan sanat değerleri yüksek olan mezar taşları ise kapalı bir müze alanı oluşturularak korunmaya alınıp, sergilenmeleri sağlanmalıdır.

Toprağın altındakilerle yaşayan büyük bir millet için hazin bir tablo şu anki durum.

Çok doğru. Bahis mevzuu ettiklerimiz yapılmadığı takdirde mezarlıklarımıza ilgisiz ve duyarsız kalıp, bakımsız, harap bir vaziyette kaderine terk edip ceddimizin hatıratına hoyratça yaklaştığımız müddetçe, ileride çocuklarımıza Türk mezar taşı geleneğinin muhteşem örneklerini gösterebilme şansımız olmayacaktır!

Bazan bu söylediklerimize “fantezi” gözüyle bakılabiliyor.

Birileri bizim tarihi mezarlıklar ve mezar taşları ile ilgili taleplerimizi fantezi olarak görebilir. Onlara deriz ki: İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, 2007 yılında Ankara’ya yaptığı ziyaret sırasında Yahudi tarihi için büyük önem verdikleri 'Siloam Kitabelerini' Kudüs'te sergilemek için Türkiye'den ödünç istedi. Yahudiler, 1880 yılında Kudüs'te yapılan bir kazı sırasında bulunup, İstanbul’a getirilen ve halen İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen, İbranice yazılı 2 bin 700 yıllık olduğu söylenen kitabeleri, 'Kudüs’ün geçmişte Yahudi yerleşimi olduğuna' delil olarak görüyor. Tarihimize, geçmişimize sahip çıkmak için bundan daha iyi bir ibret vesikası olabilirmi? Bugün belki biz ihtiyaç duymayabiliriz ama bir asır sonra Allah göstermesin torunlarımız varlıklarını ispatlamak için bir kitabeye muhtaç olabilirler!. 

Bizde sancılı bir tebeddülat döneminden beri, tarihin bir anlam ifade edebilmesi için Grek ve Roma Roma kültürleriyle ilgisi olmasının gerektiği gibi bir kanaat hakim. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Size yaşanmış bir olayı hatırlatayım. 2006 yılında basınımızı bir hayli meşgul eden bir hadise oldu bu. Bodrum Sualtı Müzesi,  Rodos Şövalyeleri tarafından inşa edilen zindanın girişinde asılı, “Burda Tanrı Yoktur” yazısı, sahte olduğu anlaşılınca yerinden kaldırılmıştı. Bu gelişmenin ardından dolmuşa binen bizim kraldan çok kralcı, Bizans ve Roma hayranı Kültür sanat çevremiz dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Atilla Koç’un derhal istifa etmesini istemişti. Sonuç ne oldu? 500 yıllık olduğu iddia edilen bu ahlaksız yazının aslında 13 yıllık olduğu ortaya çıktı. Zindanın girişindeki Latince yazıyı bir Teknisyen 'in yazdığı ortaya çıktı. Bu uydurma yazının sahteliği tescillendi. Bu heyecanı bu sahiplenmeyi öz kültürümüz, kendi tarihi değerlerimiz için neden duymuyoruz?

 

Büyük bir kadirbilmezlik hatta ihanet içerisindeyiz.

Bakın, bunları konuşuyor olmamız bile güzel. Bundan birkaç yüz sene önce yaşamış büyük bir din âlimi, bir şair, önemli bir komutan, hayırsever bir zat. Ölmüş gitmiş. Bir müddet sonra nesli tükenmiş, bayramda seyranda kabrini ziyaret eden bir torunu kalmamış. Sonra bizler bu gibi zatların mezarlıklarını talan etmişiz. Evet, buram buram tarih kokan, ecdat yadigârı, kavuklu, sarıklı, fesli, inci gibi işlenmiş her biri sanat şaheseri mezar taşlarımız yerlere devrilmiş, parçalanmış, yeri geldiğinde yollara dolgu malzemesi yapılmış, duvarlara taş diye örülmüş. Hırsızlar tarafından yağmalanıp Avrupalıların villalarına süs malzemesi yapılmış. Kimileri de yeni mezar yeri açılması için yerlerinden sökülerek mezarlık simsarları tarafından üç beş kuruşa peşkeş çekilmiş, bakımsız, sahipsiz içler acısı durumda. Tarihimiz, kültür mirasımız göz göre göre kaybediliyor, kaderine terk edilmiş vaziyette. Allah bizden bunun hesabını sormaz mı?

 

MezartaşlarıMezarlıklara bakıp iki tane eksik olsa ne olur canım, diyenler var…

Zaten her şeyin temeli, bu zihniyette yatıyor. Daha dün Tepebaşı sırtlarından başlayıp, Kasımpaşa’ya, Haliç’e kadar uzanan geniş bir alan üzerine kurulu Galata Mezarlığı. Taksim’den Gümüş suyu-Fındıklı’ya kadar uzanan, İnönü Stadyumunu da içerisine alan Taksim Mezarlığı. Beşiktaş’taki Abbas Ağa Mezarlığı, Rumelihisarı mezarlıklarının önemli bir bölümü. Karacaahmet Mezarlığı’nın % 95’e varan büyük bir bölümü ilgisizliğimiz yüzünden yok edilmiştir. Böyle vurdumduymaz ve lakayt davrandığımız müddetçe ilerde belki bir büyüğümüzü mezarı başında anmamız bile mümkün olmayacaktır. Nitekim Eyüp mezarlıklarında yapılan araştırmalar ilginç bazı gerçekleri ortaya çıkarmıştır. Kırım’da Bahçesaray’da gömülü olduğu sanılan, II. Gazi Giray’ın oğlu Devlet Han’ın mezar taşı Eyüp’te bulunmuştur. Fatih Sultan Mehmet Han’ın kurduğu Sahn-ı Seman medreselerinin, bugünkü adı ile (İstanbul Üniversitesi)’nin ilk programlarını hazırlayan, İstanbul’un o güne kadar kabul edilen enlem boylam değerlerini yeniden tespit eden, ünlü astronomi bilgini Ali Kuşçunun uzun seneler muhafaza edilen mezarı bir ara kaybolmuştur. 1957 yılında yapılan imar ve ihya çalışmaları sırasında mezarın asıl yeri tespit edilememekle beraber mezar taşı, Eyüp Sultan Türbesi’nin hemen arkasında bulunmuştur. Tesadüf eseri bulunan mezar taşı aynı yere dikilmiştir. Bir çok insan bu mezar taşının yerini dahi bilmez!..  Kendisinden 70 yıl önce (1827)’de ölmüş olan Beethoven’ın Boon’da ki evi 170 yıldır aynen korunup bakılmakta olduğu halde, biz 21. yüzyıl tarih tahripçileri Klasik Türk musikisinin son büyük bestekârı Zekai Dede Efendi’nin, evini yıkmakta mazur görmediğimiz gibi mezarına dahi sahip çıkamıyoruz. Yakın zamandan örnek verecek olursak Ahmet Haşim’in mezarı daha düne kadar kayıptı. Bir iki gayret himmet ehli insan sayesinde yeri tespit edildi. Ve ihya edildi. Ziya Osman Saba’nın mezarı ise hala kayıp durumdadır. Şimdi bunlar için bir ikisi eksik olsun, denebilir mi?

 

Maddi yetersizlikler bu terkedilmiş  için gerçekçi bir sebep olamaz değil mi efendim?

Elbette ki hayır! Tarihi mezarlıklarımızın imarı için maddi imkânsızlıklarımız öne sürülüyorsa, o zaman söylenecek tek şey var. Eyüp Sultan’ın mahzun mezarlıklarının hemen karşısında Sütlüce Kongre Merkezi’nin inşaatı 10 yıl önce 10 milyon dolarla başladı ve hak edişlerle birlikte bu rakam 90 milyon dolara ulaştı. Müteahhitler % 1 az hak etse, İstanbul’da bir tane kırık dökük yere düşmüş mezar taşı kalmaz.

Yüreğinize, emeğinize sağlık efendim. Bizi titretip kendimize döndürdünüz. Himmetiniz var olsun. Teşekkür ediyor, Allah razı  olsun diyoruz.

Üzerinde yaşadığımız bu cennet vatanı ve içerisinde mezar taşlarının da bulunduğu bir büyük medeniyeti bizlere miras bırakan ceddimizi rahmet, minnet ve şükran duygularımla anarken,

ben de bizleri anlayan zât-ı âliniz gibi gönül dostlarımıza teşekkürlerimi arz ediyorum.

 

Mahmut Bıyıklı konuştu.

Güncelleme Tarihi: 05 Aralık 2009, 08:38
YORUM EKLE
YORUMLAR
ercan köse
ercan köse - 9 yıl Önce

Böyle insanlara imreniyorum. Şu dünyada Allah için çalışanlardan Allah razı olsun

Hasan Mert
Hasan Mert - 9 yıl Önce

Bugün içinde bulunduğumuz berbat durumun altında yatan esas neden nemelazımcılıktır. Herkes gücünün yettiği kadar elini taşın altına koymalı, tarimize ve kültürümüze topyekün sahip çıkmalıyız. Emeği geçen herkese binlerce teşekkürler. Böyle faydalı faaliyetlerden haberdar ettiği içinde Mahmut Bıyıklı'ya tebrikler...

banner19

banner13

banner20