banner17

İsmet Özel hangi zincirin halkasıdır?

Lütfi Bergen, 'İsyandan Dirliğe' kitabı etrafında, bazı 'yerli' aydınları ve oluşumları değerlendiriyor.

İsmet Özel hangi zincirin halkasıdır?

 

Lütfi Bergen ile İsyandan Dirliğe-Anadolu’da Yerli Olmak kitabı üzerine yaptığımız söyleşiyle bugün de devam ediyoruz.

‘Zahidlik’ ve ‘fakr hâli’, benim gözümde ‘gönül zenginliği’ne işaret ediyor. Kapitalizme direniş anlamında somut önerileriniz de var. Zahidlik ve fakr halini, ‘dünyevileşme’ sıtmasına uğramış yeni neslin kabullenmekte zorlanacağı da bir gerçek. Bu iki konuda genç jenerasyonun emsal edinebileceği manevi şahsiyetler kimlerdir, bu maneviyat önderlerinin hangi nitelikleri günümüz gençliğine örneklik teşkil ediyor?Lütfi Bergen İsyandan Dirliğe

Kuşeyri risalesine göre zühd, kalpteki dünya kaygısını yok etmek, kanaatkâr olmak demektir. “Elde olan dünyalığa sevinmemek ve elden çıkana üzülmemek, elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmamasıdır.” Zahid adam çalışmayı terk eden değil, dünyaya esir olmayan adamdır. Bu anlamıyla zahid, dünya nimetlerine sırt çevirip, kuru ekmek yiyerek aba giyen sufilerden değildir. Belki garip gelecektir ama zahid adam zenginliğin ve saltanatın doruklarında olabilir. Örneğin Davud (as) saltanat sahibi iken de zahid idi. Onun zahidliği, iktidar içinde iken bile, bir gün oruçlu ve bir gün iftar ederek yaşamasında görülüyor. Enbiya sûresinde Hz. Davud için diyor ki “Dağları ve kuşları, Dâvud ile birlikde tesbîh etmek üzere, râm etmişdik.” Davud (as) dağlar ve kuşlarla birlikte zikr etmektedir. Modern zamanlar için Müslümanların zengin olması gerektiğini ifade eden düşüncelerin mantalitesini bozan bir durum bu. Fakr kavramı da bu zaviyeden okunmalı. Fakr, İslâmi terminolojide “yalnız Allah’a muhtaç olmak” şeklinde tanımlanmış. Buna göre fakr’ı olan bir yönüyle gına (zenginlik) bulandır.  Kur’an; insanı “fakr” kavramıyla nitelemiştir. İki ayet var bu konuda: “Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaç (fakirler)siniz, Allah ise gani/zengin ve övülendir” (Fatır: 35/15);  “Allah zengin siz ise fakirsiniz.” (Muhammed: 47/38). Gençlere bu kavramlar çerçevesinde emsal şahsiyetler sunabilir miyiz? “Eli işte gönlü oynaşta (Allah)” adamlar var Anadolu toprağında. Örneğin bir İmam-ı Azam var, Somuncu Baba var. Hacı Bayram var. Hz. Musa gibi sarayı gerektiğinde terk edip çobanlık yapmaya razı bir yol ehli var. Yani hem kendi elinin ekmeğini yiyen ve hem de ilim ehli adamlar.

‘Yerlilik’ düşünceniz, bugünün düşünce ortamını nasıl görüyor? Hareket, atılım ve canlılık bakımından günümüzde yaşanan kadim veya güncel tartışmaların (İslami Sol, Medeniyet, Kültür, Kemalizm, Vesayet Rejimi, Asker-İktidar ilişkileri, yoksulluk, katsayı adaletsizliği, eğitim eşitsizliği, işsizlik, Kürt Meselesi, Ermeni Meselesi, Feminizm, Dini Cemaatler, Kamusal alan, Başörtüsü sorunu, Terör, Türklük tartışmaları, Yerlilik, Mahremiyet, Ahlaki Yozlaşma, Dışa bağımlı ekonomi, Küreselleşme, Popülizm, Popüler Kültür, İslamcılık, Anarşizm, Özel Mülkiyet, Irkçılık, Faşizm, Sağlık Reformu, Faili Meçhuller vb. konularda) ‘kökten’ bir kavrayışla ele alındığını düşünüyor musunuz?

Bu söylediğiniz konuların tamamı büyük başlıklar ve her biri uzun uzun tartışılır muhteviyata sahip. Bu soruya şöyle cevap vermek istiyorum. Müslümanlar 13. yüzyılda Anadolu’ya geldiler. Karşılarında Bizans, terör, ahlâkî yozlaşma, Kürt- Ermeni- Moğol meseleleri, özel mülkiyet, yoksulluk, heretik cemaatler vs. konular vardı. Türklerin Anadolu’da bunca sorun içinde nasıl tutunabildiğine yoğunlaşmak gerekir. Devlet fikri olmasaydı Anadolu’da bu çoklu yapının iç çelişkilerine bir denge Kemal Tahirgetirilemeyecekti. Bizans tebaasını Osmanlı’ya râm eden husus Kemal Tahir’in “Kerim Devlet” yaklaşımıdır. Ancak bir de dinî hassasiyetleri olanların tavrı vardı. Osmanlı’da ikili bir yapı var, bu çatışma içinde değil. Edebali ulemayı ve ahiliği temsil ediyor. Hacı Bayram müderris iken istifa edip burçak ekmeye başlıyor. Yani Osmanlı’da ilmî yaklaşımlar halkın geçim ve maişet derdi ile hemhal ve onlar arasındadır. Dinin Müslümanca değerleri yaşatacağı alan, küçük işletmelerle inşa edilmiş cemaatçi yapılardı. Devletin küresel dünya ile rekabetine din katılmak istemedi. Türkiye’de din, hem devleti kuran iradedir ve hem de devletten maişet talep etmeyendir; elinin ekmeğini yiyendir. Türkiye’de siyasi fikir akımlarının ve entelektüellerin tümü iktidara ortak olmak istiyor. İslamcılık fikri özelinde düşünürsek, Edebali, Somuncu Baba, Hacı Bayram Veli, Derviş Yunus gibi maişetini devlete yaslamayan bir yöneliş olduğunu düşünemeyiz. Günümüzde dinî telaffuzların küresel çatışmalara müdahil olması sıkıntılı.

Medyaya sirayet etmiş (gazete-dergi-televizyon-internet) ‘liberal algı’nın hareket noktası nedir, Müslümanca hassasiyetlere sahip gençliğin bu ‘algı tahakkümü’ karşısında sığınabileceği liman var mı? Sanatın dünyası fazlasıyla materyalize edildi, edebiyata muhayyilenin suları galebe çalmış bir vaziyette, genç zihinlerden örnek alabileceği şahsiyetler kaçırılıyor. Köşe yazarlarının liberal algıdan beslendiğini, bu algının da sistem ve egemenler tarafından pompalandığını düşünüyorum. Durum nedir sizce? İletişim teknolojileri liberalizmin elinde mi, ipler kimin elinde?

Bizdeki mesele dinin devlet içinde kazanacağı konumla sorunun çözümleneceğini düşünen entelektüellerden kaynaklanıyor. Oysa bu söyleşide baştan beri geçmiş örneklerimizin gerek maişet anlamında ve gerek düşünsel çözümler anlamında devlet dışında kalmasından bahsettim. Dini bir kavga alanı olmaktan çıkarmak gerekir. Halkın böyle sorunları yok. Maişeti kolaylaştıracak algılara ihtiyaç var. Soruda gençlik derken, geçimini endüstriyel üretim ve tarımsal üretim yoluyla karşılamayan bir kesimden bahsediyorsunuz. Bence sorun bu noktada. Bu üretmeyen bir toplum modelini ifade ediyor. Hizmet sektörünün büyümesini ifade ediyor. Peki sormak lazım değil mi? Balığı kim tutacak, maydonozu kim üretecek, musluğu kim tamir edecek, demiri kim bükecek? Entelektüellerin yazdıkları, üretim alanındaki daralmaya bir cevap olmadıkça algı çarpılması çözülmeyecektir. Tükettiğimiz şeyleri üretmekten hızla kopuyoruz. Müslüman gençliğin bence en büyük sıkıntısı modernleşmenin bu boyutunda kıstırılmışlığıdır.

Ahilik teşkilatını bugün muhayyel bir teşkilatlanma olmaktan kurtaracak ne gibi somut önerileriniz var?Ahi

Büyük ve küresel kent inşa etmekten vazgeçmek gerekiyor. Anadolu’ya küçük ama dinamik meslek kentleri kurmak gerekir. Yani toplu konut kentleşmesi yerine, meslek şehirleri inşa etmek gerekir. Toplu konut ile yaygınlaştırılan kentlerin vaadettiği, otel-ev yaşamından başka bir şey değil. Hizmet sektörünü büyütmeyi sonlandırmak gerekiyor. Esnaf ve üretici olmayan insanların ticarete ve üretime girişlerini engellemek gerekiyor. Kadınları tıpkı Osmanlı mahallesinde olduğu gibi çalışma ortamından çıkarmak gerekir. Bu, hem işsizliği sonlandıracak, hem de istihdam ücretlerini artırarak aileyi güçlendirecektir. Kadına çocuk başına verilecek bir maaşla bu başarılabilir. Kadın istihdamını eve ve mahalleye çekecek çözümler geliştirmek gerekiyor. Bunları söyledim ama, birini bile gerçekleştirseniz dünya “neler oluyor” diye ayağa kalkar.

Nurettin Topçu’nun düşünce dünyanızda yeri nedir?

Nurettin Topçu’dan etkilendim. Onun modernlik eleştirisi, köycülüğü, Anadolu milliyetçiliği, Anadolu sosyalizmi gibi kavramlarını yol açıcı buldum. Ancak Nurettin Topçu’nun “Anadolu Nizamı” dediği tasavvurda bazı noktalar var ki orada farklı düşünmek gerekti. Topçu, toprak reformu, dedi. Tımardan bahsetmedi. Hallaccı “İsyan Ahlâkı” tezini ileri sürdü. Oysa Anadolu’da Somuncu Baba- Hacı Bayram tavrı daha önemli bileşkendir. Bu farklılık nedeniyle Haluk Burhan müstearı ile Ahlâk Ayaklanması kitabımı kaleme aldım. Yani Topçu’nun “Allah’ın insandaki hareketi” diye andığı “İsyan Ahlâkı”nı “yürüyen ahlâk” şeklinde yeniden ifade ettim. Hallaccı sufiliğin, İstanbul’un Fethi’ne yol bulamayacağı fikri düşüncenin temelini oluşturuyor.

İdris Küçükömer’in halkçı bir düşünür olması dolayısıyla Türk sosyolojisine katkıları nelerdi, Küçükömer’i önemli kılan nedir?

İdris Küçükömerİdris Küçükömer halkçı mı? Ben bu düşüncede değilim. Küçükömer, Türkiye’de neden “civil yok?” sorusunu sorarak düşünce üretti. Müslüman toplumlarda bir kere “civil” olamaz. Civil, birey felsefesinin ve burjuva ideolojisinin bir yansıması. Yani kapitalizme ait bir kavram. Bizde endüstriyel fikir ve çalışma kapitalist değildir. Yani Ahi çarşıları üzerinden baktığınızda sanayi tarzı üretim civil topluma evrilmez. Civil toplum, devlete karşı geliştirilmiş bir hukukî, beledî, kültürel ve kapitalist arayıştır. Oysa Osmanlı’da din ve üretim devlete karşı gelişmemiştir. İdris Küçükömer’in katkısı, ilerici düşüncenin sol (ittihatçı) gelenekte temsil edildiği fikrini sorgulamasıydı. Küçükömer’e göre Türkiye’de sivil toplumun gelişmemesinin nedeni devletin merkezci- otoriter karakteridir; Küçükömer, devleti sivil toplumun önünde tarihsel bir engel görüyor. Oysa az önce ifade ettim ki, Osmanlı halkının kurumsal iktisadî yapıları, devletle çatışma içinde görülemeyecektir. Şimdilerde Osmanlı’nın vakıflarını, tekkelerini, esnaf çarşılarını, mahalle yapılarını “civil” gören bir yaklaşım var. Küçükömer, bu yaklaşımı besleyen bir yazar. Bu kurumların böyle nitelenebilir özelliklerinden bahsedilemeyecek. Çünkü vakıf, bedesten, mahalle ile gelişen iktisadî hayat devlet-halk (din) ilişkilerinin görünümleridir, çatışmanın değil. Mahallenin muhtarını atayan Padişah idi, niye çatışsın? Osmanlı toplumunda devlet ile devlet-dışı olan gerilimi başka bir şekilde ortaya çıkmış. Onlar da hukuk temelinde mücadele vermiyorlar. Küçükömer, benim açımdan liberal muhafazakâr. Kemal Tahir’e göre de hayli uzak düşüyor. 

‘‘Tımar sistemi hakkında en berrak yaklaşım Kemal Tahir’indi. Tahir’in sol içinde açtığı yol, solun tımar üzerinden İslam’la yeniden meczolunması şansını doğurabilir’’ diyorsunuz, İsyandan Dirliğe kitabınızda. Kemal Tahir, Müslüman düşünceye hangi yönlerden açılım sağlayabilir; Kemal Tahir’in imkânları nelerdir?

Kemal Tahir, Batı’daki sınıf kavgalarının ve bu sınıfların Anadolu perspektifinde bulunmadığının altını çizerek Batı’dan farklı devlet-halk olgusunun varlığına vurgu yapar. O’na göre Osmanlılık, doğu toplumlarının, tarihsel geleneklerine uygun olarak kurulmuş bir Atüt devletidir. Osmanlılık’ta toprak devletin. Padişah, Allah adına bu toprakları isteyenlere kiracı olarak verir. Karşılığında devleti yürütecek yani toplumu koruyacak artı değeri hazineye alır. Kemal Tahir’in, devlete, Batı kapitalizmine geçit vermeyen bir yapı olarak bakması onu “yerlilik” düşüncesinin merkezine taşımıştır. Onun bu yaklaşımına diğer yazarlar ikna olmamış ve “yerlilik” meselesini “kimlik”ten ibaret yöneliş saymışlardır. Oysa Kemal Tahir’in tanımladığı “Türk” kimliği bir kimlik değil üretim biçimidir. Eğer dikkatle okunursa İsmet Özel’in kavram ve yaklaşımlarının hemen tamamının Kemal Tahir tarafından yıllar önce dillendirildiği ve aynı şekilde “anlaşılamama” ve “ırkçılık” yaftası ile karartmaya uğradığı görülebilecektir.

Kemal Tahir ile Ebu Yusuf arasında bir bağ varAhi

Kemal Tahir’e göre Anadolu’da halk, devlet olmadan var olamaz. Devlet Anadolu’da feodalizmin sömürüsünü engellediği gibi, kapitalizmin Anadolu’yu işgaline de engel olmuştur. Yine devlet Anadolu’da ağa-eşrafın güçlenmesine ve yarı özerk iktidar adaları- beylik yapılarına dönüşmesine de meydan vermemiştir. Eşkiyalık bir halk ve köylü hareketi değil kapıkullarının iktidarda yükselme hırslarının tezahürüdür. Şimdi bu telaffuzların Müslüman dünya kurgusu ile alakası var. Ebu Yusuf’un Kitab’ul Haraç eserini okuduğunuzda Kemal Tahir’in söylediklerinin önemli kısmına rastlayacaksınız. Ebu Yusuf’un anlattığına göre, Müzeyne ve yahud Cüheyne kabilesinden bazı kimselere, Hz. Peygamber (asv) ikta (tımar) veriyor. Onlar da verilen araziyi imar etmeyerek terk ediyorlar. Böyle olunca Hz. Peygamber araziyi başka kimselere veriyor. Onlar da imar edip, işlemeye başlıyorlar. Daha sonra Müzeyne ve yahud Cüheyne Kabilesinden olanlar, o kimseleri Hz. Ömer’e şikayet ediyorlar. Bu şikayet üzerine Hz. Ömer (ra) : ‘Kimin elinde arazi olur da, onu üç sene terk eder ve atıl bırakırsa ve sonradan o araziyi başkası imar ederse, o arazi imar edene verilir’ diye herkese ilan ediyor (Kitabü'l Haraç, Ebu Yusuf, Akçağ,1982:175). Yine Ebu Yusuf, eserinde üretim kaynaklarının kamu malı olduğu ve özel mülkiyete tâbi olamayacağı fikrini işlemiştir: “Peygamber Efendimiz: ‘Üç şeyi men etmeyiniz: Mera (ot), su, ateş. Zira bunlar kuvvetli olanlara meta, zayıf olanlara da kuvvettir’ buyurmuşlardır” (Ebu Yusuf, 1982: 239). Kemal Tahir ile Ebu Yusuf arasında böyle bir bağ varsa, Müslüman düşünceye de katkı vardır.

 

İsmet Özelİsmet Özel bir zincirin halkasıdır, bir devamlılıktır

İsmet Özel’in Türklük mefkûresinin açmazları nedir sizce?

 

Ben İsmet Özel’in Türklük vurgusu ile problem yaşamıyorum. Turancı olmayan bir “Türklük” vurgusu her zaman vardı. Paul Wıttek’e göre Osmanlı bir “Gazi Hareketi” idi. Gaziler de fütüvvet ilkelerine bağlı idi. Wıttek, Osmanlıların Gazilerinin yanısıra toplumu örgütleyen Ahi teşkilatlarının, ulemanın varlığından bahseder. Osmanlıyı başarılı kılan yalnız bir fetih hareketi değildi. Hatta Wittek der ki, “1305’te bir Katalan birliğinin onlara iltihak etmesine bakılırsa, tümüyle düşman unsurların bile Osmanlı saflarına katıldıkları görülür. Osmanlılar, düşmandan iltihakları hızlandırmak için ellerinden geleni yapıyorlardı” (Wittek, Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu, Pencere Yayınları, 2000: 57). Wıttek, Osmanlıların iki temel eğilime sahip olduğuna işaret ediyor: İslamlaştırma ve yerli unsurların özümlenmesi. Yani fetihle yürüyen bir karma, terkip halktan bahsediyor Wıttek. Osmanlı her hangi bir ırka dayanmayan yeni bir ırktır. İsmet Özel’in Türklük vurgusu da bu türden bir fikre, terkip düşüncesine yaslanıyor; ki, daha önce Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Kemal Tahir tarafından da dile getirilmiştir. Necip Fazıl, Bâbıâli adlı eserinde der ki: “Halbuki biz, Türk’ü müslüman olduğu için sevecek ve müslümanlığı nispetinde değerlendirecek bir milliyetçilik anlayışı peşindeydik ve bu anlayışa ‘Anadoluculuk’ adını veriyorduk. Bir konferansımızda, 15 yıl sonra söyleyeceğimiz gibi, ‘eğer gaye Türklükse mutlaka bilmek lâzımdır ki, Türk müslüman olduktan sonra Türktür!’ tezini güdüyorduk” (Kısakürek, Bâbıâli, 2010: 340- 1).

Topçu Milliyetçiliğimizin Esasları eserinde aynı şeyi söyler: “Bizim milletimiz, Orta Asya’dan kaynayan Türk ırkından çıkmış ve dokuzyüz yıl önce Anadolu’da kurulmuştur. İlmî adı “Anadolu Türkleri Tarihi” olan bu millet, Türk ırkından ayrılan Oğuz boylarının müslüman olarak Anadolu’ya yerleşmeleri ile başlamış oldu. Göçebe olan Türkmen, Anadolu’da toprağa yerleşti; cenkçi iken çiftçi oldu. Şamanlıktan kurtulup İslam’a sığındı. Eski, geri ve iptidai inançlarını bırakarak sonsuzluğun iradesini kazandı” (Topçu, Milliyetçiliğimizin Esasları, Dergâh Yayınları, 1978: 50). Kemal Tahir, Notlar’ında aynı şeyleri yazdı: “Osmanlılığı tabakalaşmaktan alıkoyan onun hiçbir millete dayanmamasıdır. Hiçbir millete dayanmayan Osmanlılar için, hangi millette olursa olsun tabakalaşmak ölüm demekti. (Çünkü Osmanlılık yeni bir ırktı) Ancak, millet olmaya gitmesi imkânsız devşirmelerle beslenen bir kadrodan ibaretti. (..) Osmanlı ile Anadolu Türklüğü ayrı bir kategori olduğuna göre” (Tahir, Notlar: Osmanlılık/Bizans, Bağlam Yayıncılık,1992: 152). “Anadolu’nun 1070’lerde Türkleşmeye başladığını bilirsiniz. Bu Türkleşme, Türklerin Anadolu’ya ezici çoğunlukla gelmelerinden, eski yerleşik halkları silip süpürmelerinden değil, bu halkların her yeni gelen kuvvete, eğer kendi gerçeklerine uygunsa, buna uymaya yatkınlıkları varsa uymalarından meydana gelen bir Türkleşmedir. Yani, birinin ötekini yutması, silip süpürmesi oluşmamıştır. (...) Bu sebepten Anadolu Türklüğünde fizik bakımından olduğu kadar, moral bakımından da çok daha az karışmış Kafkas, Türkistan ve Ortaasya çeşitli Türk topluluklarından önemli ayrılıklar, aykırılıklar vardır” (Tahir, 1992: 166).

Görülüyor ki, İsmet Özel bir zincirin halkasıdır, bir devamlılıktır.

Hikmet Kıvılcımlı, özellikle ‘Eyüp Konuşması’ göz önünde bulundurulduğunda, ‘Cemaatçi Sol’ açısından ne anlam ifade ediyor?

Ahiyiz biz, Ahi kardeş demektir

Hikmet Kıvılcımlı, meselesini “işçi” temelinden anlatmaya çalışıyor. Oysa konuşmasında “iş” kavramı da geçiyor. Fikriyatımız işçi ideolojisi değil. Biz iş’ten yanayız ama, proleteri büyütmeyen işten yanayız. Bizim fikrimiz, Farabi’nin hane modelinden hareket etmektedir. Patron-işçi fikrine, işçi iktidarına uzak bu fikir. Usta-çırak ile olabilecek bir meslekî tanzimi, Batı’dan gelen bir ideolojiye telef ettirmemek gerekir. Ahiyiz biz. Ahi kardeş demektir. Siftah etmeyeni düşünmektir.

Azgelişmişlik Üstünlüktür kitabınızda, ‘Narodnizm-Halka Doğru’ adında, popülizmin tarihsel köklerini ve siyasi düşüncede yaşadığı serüveni özetleyen bir yazınız var. Popülist Kültür Hareketi’ne bakışınız nedir? Elitizme ve burjuvaya karşı halkın yanında yer almayı tercih ediyor. Popülizmin bugünün siyasi anlayışına sadra şifa olacağını düşünüyor musunuz? Popülizmden ayrışan yönleriniz var mı, varsa nelerdir?Ahi

Popülizmin halkın hangi değerlerini önemsediği önemli burada. Bu fikir, kendini seçkinci olmamak ve halk olmak şeklinde tanımlıyor. Peki, halk kendini nasıl tanımlıyor? Eski popülistlerin muhatabı olan halk mujik idi. Yani kendini tanımlayan bir kavramı, iktisat biçimi vardı. Mujiklerin “kendiliğinden sosyalist” bir hayat tarzı vardır. Aydınlar, “Rus köylülüğü sosyalizmin kurucusudur, Avrupa sosyalizminin hedefi olan ortak mülkiyet bizde var olan gerçekliktir” demekteydi. Onun için aydınlar da halk gibi yaşamaya çalışıyorlardı. Tolstoy malını mülkünü mujiklere dağıtmıştı. Bizim kültürümüzde farklı bir yöneliş görülüyor. Somuncu Baba, maişetini somun satarak sağlıyordu. Yunus Emre, dağdan doğru odun getiriyordu. Hacı Bayram burçak ekiyordu. Osmanlı toplumunda seçkinler ilmi yetkinliğe sahip idiler ve halkın maişetine yakın duruyorlardı. Seçkinlere ait iktisadî yöneliş ahlâkî erdeme çevrilmiştir. Modern dönemde bu anlamda popülist var mı? Popülistler sadece eleştirel alanda kalıyorlar. Gencebay arabeski popülist idi: “Batsın bu dünya!” Somuncu Baba “Somunlarım var!” demekteydi. Aralarındaki farkı görebiliyor muyuz?

İsyandan Dirliğe-Anadolu’da Yerli Olmak kitabıyla harman yerine döndüm, Değirmen’de öğütüldüm, umalım ki hayrolsun, yeni fikirler sadrolsun dağarcığımdan, merhum babamın duasıyla ‘Allah ilmiyle amil olan kullarından eylesin’. Teşekkür ediyorum.

 

Söyleşinin ilk kısmına buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

Mustafa Celep sordu

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2016, 10:54
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Salih Karaduman
Salih Karaduman - 7 yıl Önce

Avrupa'lıların dediğini İsmet Özel mi diyor,yoksa Kürtlüğün,Çerkezliğin,Çeçenliğin,Boşnaklığın modern dünyanın zokası olduğunu fark etmeyerek İslam'la bunların irtibatını kurmaya çalışan kirli zihinler mi diyor?Yeryüzünde tek bir millet vardır ki,millet olma vasfını İslam sayesinde te'min etmiştir;bu millet de Türkiye'de doğmuş ve Türkiye'yi doğurmuştur,ötesi egemenlerin yazdığı resmi tarih yalanlarıdır.Sizin "İslam Milleti"niz kafirle çatışmayı değil uyuşmayı esas alıyor,buna da İslam diyor.

Salih Karaduman
Salih Karaduman - 7 yıl Önce

Kemal Tahir'deki yerlilik vurgusuna itirazım yok;ancak son kertede K.Tahir de Türklüğü Marksizm yapısalcılığı üzerinden ve eklektik bir mahiyette anlar.İsmet Özel Bey'de ise Türklük bir tez değil,sentezin ta kendisidir;İslam'dan gayrı bir şey değildir.Millet ve milliyet kavramlarını ulus-devletçi kafayla anladığımız için "millet"in mahiyetiyle Müslümanca bir temas kuramıyoruz."Kafirle çatışmayı göze alan Müslüman'a Türk denir" diyen tek kişi İsmet Özel'dir.Çatmak ve çat(ış)maktan korkmamak.

İsmet İsmetoğlu
İsmet İsmetoğlu - 7 yıl Önce

Ahilik muhayyel değildir. Kanlı, canlı, iri, diridir. Ehli bilir.

bilgehan çelebi
bilgehan çelebi - 7 yıl Önce

Türkmen Kocası, pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi'yi de unutmamalı. "Ahiliğe yaklaşıma onun adıyla başlamak gerek" der Nüzhet Erman.

muzaffer tekin
muzaffer tekin - 7 yıl Önce

yeni bir tanım getirmek için kafirle çarpışan herkese türk demek arızalı bir tutumdur, ona türk değil mücahid denir ,koca arap kavmine fars kavmine kürt kavmine çerkeslere çeçenlere boşnaklara türk diyemeyiz,avrupalılar öyle dese de en azından biz dememeliyiz,bu konuda üstad sezai karakoç hakikate daha uygun daha isabetli daha işe yarar bir söz öbeği kullanıyor, biz İSLAM MİLLETİyiz...

Talih Yaraduman
Talih Yaraduman - 7 yıl Önce

"Kafirle çatışmayı göze alan Müslüman'a Türk denir" zırvası İsmet Özel'in züppeliğinden başka birşey değil

Necip Fazıl
Necip Fazıl - 7 yıl Önce

İsmet ÖZEL, yazı yazmada ve şairlikte usta bir şahsiyettir. Fakat hatadan korunmuş değildir. İslam-Müslüman gibi genel bir isim varken sen tut bir ırkın ismini müslümanlıkla eş manada kullan. Bu apaçık bariz bir hatadır. Böyle bir zorunluluğun yokken ve hatta derdini anlatacak isimi Allah vermişken "müslüman" isminin yerine "türk" ismini koy. Kafirle çatışmayı göze alana "MÜCAHİD" denir her yerde ve her zaman... Buna rağmen yine de İsmet ÖZEL, özel bir kişidir benim yanımda.

ÖKKEŞ KUL
ÖKKEŞ KUL - 7 yıl Önce

"Kafirle çatışmayı göze alan Müslüman'a Türk denir" ise, başta Resulullah (sav)olmak üzere Hz.Ebubekir,Hz.Ömer,Hz.Osman,Hz.Ali hep türk familyasından birer figür sayılacak, öyle mi?Buna mukabil Ebu Talip (Hz.Ali'nin babası);Ebi Leheb (Resulullahın amcası)Arap olmaya devam edecek,sebep: müslüman olmadılar.Ya rabbim sen aklımızı koru.


banner8

banner19

banner20