'İslami düğün' organize eden cami hocaları bile var

'İslami Düğün Organizasyonu' mottosu ile hizmet veren İsabet Organizasyon'un kurucusu İsa Efe ile yaptığımız röportaja bugün de devam ediyoruz. Mehmet Erken ve Ümit Aksoy konuştu.

'İslami düğün' organize eden cami hocaları bile var

Evlilik hayatın en ciddi gerçeklerinden bir tanesi. Düğünler ise kısaca, Nikah'ın "insanlara duyurmak" şartının ifası için gerçekleştirilen organizasyonlar. Türkiye Cumhuriyeti kurulup, nikahların şer'i boyutu hakkında şüpheye düşen müslümanlar, yıllar içinde pek çok farklı alternatif geliştirdiler. Türkiye Müslümanları'nın dini nikah-resmi nikah ayrımından alternatif düğün organizasyonlarına kadar, hem devlet düzeninin dayatmasına hem de geleneksel düğün formatlarına karşı geliştirdiği düğünler, "İslami düğün" ismiyle anılır oldu son 30 sene içinde. Dünyabizim olarak, pek çok farklı cephesi ve şekli olan düğün ve özellikle “İslami düğün” mefhumunu masaya yatırmak istedik.

Bu bağlamda "İslami Düğün Organizasyonu” mottosu ile hizmet veren İsabet Organizasyon'un kurucusu İsa Efe ile yaptığımız röportajın ilk bölümünü dün yayınlamıştık. Röportajın devamı için buyrunuz:

İçinde bulunduğunuz organizasyon sektörü nasıl bir gelişim kaydetti ve siz bu organizasyon şirketlerinden nasıl ayrışıyorsunuz, nasıl bir konumda duruyorsunuz? Sektör ne durumda?

Burada iki olay var. Bir, organizasyon şirketleri dünyası derseniz olay çok geniş bir mecraya kayıyor. Düğün organizasyonları ve bizim diye tabir edebileceğimiz sanatçıların ya da yazarların, sohbet hocalarının organizasyonları anlamında diyorsanız, bunlara elbette cevap verebilirim. Bu işi gerçekten ciddi bir iş olarak ele alan, ciddi organizasyon şirketi iki elin parmaklarını geçemeyecek derecede az. Yani internet sitelerine, arama motorlarına siz "İslami düğün" organizasyonları yazdığınız zaman yüzlerce firma ile karşılaşıyorsunuz. Ama bu yüzlerce firmanın yüzde 1'i ya da 2'si, iyimser olursak, yüzde 5'inin ofis ve yerlerini bulabilirsiniz, devlete vergi ödediğini görebilirsiniz. Bünyelerinde istihdam ettikleri insanları bulabilirsiniz. Yani bunların bir çoğu tabir-i caizse merdiven altı kurumlar.

Bazen çok daha garip olaylarla karşılaşıyorsunuz. 3 tane cami hocası birleşerek, bir grup kurarak "İslami düğün" organizasyonu yapıyor. Kendi asıl işini kenara bırakarak. İşin içinde ne sanat var, ne bestesi ne güftesi var, notası var. Tamamen kulaktan duyma, tamamen kendiyle yoğrulan, kendi kabuğunun içerisinde etkinlikler yapılmıyor değil. Biz bu işi düzgün yapan organizasyon şirketleri olduğu kanaatindeyiz ve biz bunlardan birisiyiz. Bunu biz söylemiyoruz. Zaten dışarıdan gelen tepkiler bunu ortaya koyuyor.

Düğün organizasyonları daha gelişime açık ve daha yeni bir mecra. On yıllık geçmişi olduğunu söylesek bile son iki yıldır çok büyük bir ivme gösterdi ve hâlâ eksiklikleri çok fazla. Çünkü organizasyon şirketleri işin sadece sahne kısmında mı yer alayım, yoksa işin bütün kısımlarında mı yer alayım düşüncesiyle bocalıyor. Hatta aileler de bu kısımda bocalıyor. Halbuki Avrupa'da düğün organizasyonları bu şekilde işlemez. Ya da diğer mecrada bu şekilde işlemez. Tamamen işi bir düğün direktörüne teslim edersiniz. O danışmanla 6 ay öncesinden ya da 1 yıl önceden herşeyiyle düğününü planlar. Ama bizde bu iş planlama şeklinde yürümüyor halen. Salonu ayrı tutuyor. Yemek kısmını ayrı tutuyor. Sahneye çıkacak olan sanatçı ayrı bir yerden geliyor. Görsel ekip ayrı bir yerden geliyor. Bunun da sıkıntıları ortaya çıkıyor.

Ben şunun taraftarıyım. Elbette herkes rızkını yer, herkes bir şeyler yapmalı. Ama işi basite indirgememek lazım. İki sebepten dolayı indirgememeli: 1- ne olursa olsun, para da kazanıyor olsanız o gelinin, o damadın, o ailenin hayatındaki en mutlu gününü organize ediyorsunuz. Ve herşey 3-4 saat içerisinde bitiyor. Bunu sıradan, banal, basit ve tamamen amatörce bir şekilde gerçekleştirmeyi ben çok acımasızca buluyorum. O para başka bir yerden kazanılabilir. O ailenin düğünü bence mahvedilmemeli.

2- Biz bir misyon üstleniyoruz, inanan insanlar olarak bir misyon üstleniyoruz ve her birimiz hayat içerisinde durduğu yer itibarıyla yaptığı işin en iyisini yapmak zorunda. Bir Müslüman olarak en iyiyi yapmak zorundayız. Siz kuruluşunuz olarak en iyisini yapmak zorundasınız. Biz de organizasyon şirketi olarak en iyisini yapmak durumundayız. Çünkü o gün oraya sadece alnı secdeye giden, milli ve manevi değerlere sahip insanlar gelmiyor. Ve siz bir misyonun temsilcisi oluyorsunuz orada. "İşte görüyor musunuz, Müslümanların düğünü bu şekilde olur" dedirtmemeliyiz. “Maşallah ne kadar güzel yaptılar, demek ki böyle de olabiliyormuş, ben hiç böyle bir düğün görmedim ama hakikaten ne de güzel oluyormuş. Bizim milli ve manevi değerlerimiz ne de güzelmiş ki düğünümüz aslında böyle de oluyormuş” dedirtmeliyiz. Ben bu tarafından bakıyorum aynı zamanda. Bu iki değeri önemsiyorum her zaman.

Ailelerin tabii ki bize geldikleri andan düğün başlayıncaya kadar, bir endişesi oluyor bizi daha önceden tanımadığı için. Acaba nasıl olacak diye düşünüyorlar. Çünkü her birinin söylediği, “benim ailemde ilk defa böyle bir düğün olacak.” İkinci cümle şu, “lütfen indirim yapın, bizden çok reklam yansıyacak. Bir çok insana ulaşacaksınız.” Biz bu iki cümleyi çok duyuyoruz. Ben onlara şöyle bir şey söylüyorum, bu sizin hayatınızdaki en özel günse ve ben böyle bir sorumluluğu alıyorsam, bu işi sadece para için yapamam. Çünkü ben sizin yerinize geçerek kendim evleniyormuş gibi o düğünü yapmak zorundayım. Bu heyecanla, bu sorumlulukla ve bu şuurla programlara gidiyoruz. Çoğu zaman aslında örnek veriyorum, program 21:00'de başlayacaksa ve salon 18:00'de açılıyorsa ve misafirler 21:00'de gelecekse bile biz 19:00'da oradayız. İşi o kadar önemsiyoruz. Bazen salon sahiplerinden önce salondayız. Mekan daha açılmadan biz orada oluyoruz. Çünkü işi hiç bir şekilde ihtimallere bırakamayız. Çünkü herhangi bir aksilik olabilir. Dolayısıyla o insanların alternatifsiz, vazgeçilmez tek gününü mahvedemeyiz. Bunun vebali çok büyük olur. Ben yeri geldiğinde zararı göze alarak, söz verdiğimiz sanatçı o gün sorun yaşayabilir, hemen B, C, D alternatiflerimi hazırda bekleterek programları gerçekleştiriyorum. Çok şükür bu zamana kadar hiç şikayet almadık.

Siz evlisiniz. Nasıl evlendiniz?

Ben Manisa-Kırkağaçlı'yım ve bir beldeydi o zaman, Bakır kasabasının çocuğuyum. Şimdi yeni yasaya göre onlar ilçelere bağlandı, mahalle oldu. 22 yaşında evlendim. üniversiteden yeni mezun olmuştum. Evlendiğimde işim yoktu. İmkanlarım sınırlıydı. Çiftçi çocuğuydum. Ailemin de çok büyük bir imkanı yoktu. Kasabamda bu işleri yapmazken, düğün organizasyonları tertip etmezken ve böyle bir hayalim dahi yokken, buna benzer bir düğün organizasyonunu ilk defa kasabamda yaptım. Dönemin ilçe müftüsüne gittim. Ona dedim ki “hocam bu zamana kadar hep camide sohbetler verdiniz. Sizi artık düğün salonunda görmek isteriz.” Ki dediğim sene 2002'dir. 12 sene önce düğün salonlarında bir düğünde sohbet yani konferans vermek neredeyse imkansızdı. Yoktu.

Hatta ben şunu hatırlıyorum, yahu nasıl olacak, bir tarafta bayanlar, bir tarafta erkekler, ben hep bu zamana kadar erkeklere sohbet verdim. Bayanlara bayan vaizeler, hocalar verdi. Nasıl olacak, becerebilecek miyiz demişti. Vereceksiniz tabii diyerek onu galeyana getirip, onu bir anlamda teşvik eden konumdaydım. Çaldığımız müzikler bilgisayardandı, aralara şiirler okundu, ulusal bir televizyon programında senaristlik yapan tanınmış bir arkadaşımız program sunuculuğu yaptı. Şiirler okudu. Aslında bir program halinde yaptık bunu ama dar bir program. İçerik olarak dar imkanlarla bir porgram yapmaya gayret ettik.

Hangi müzikleri çaldırdınız, hangi şiirler okundu?

Tabii ki bizim milli ve manevi değerlerimizin içerisinde yer alan şiirlerdi. Hüzün barındıran, Efendimiz'i anlatan şiirlerdi. İnsanları duygulandırabilecek şiirlerdi. Ziyaretçilerin hoşuna gidebilecek müzikler çalmıştık. İlahiler, ezgiler gibi. Genel anlamda böyle. Benim düğünüm o bölge için ilk olmuştu. Hatta kasabam için de değil, Kırkağaç çevresinde ilk olmuştu. Sonrasında devamı geldi, hem de fazlaca. Kırkağaç'ta sadece benim organize ettiğim program 20'yi bulur. Dolayısıyla bir akım oluşturduk.

Röportajın başında ifade ettiğim gibi, biz toplumun kültür yapısını, algı yapısını değiştirdik. Biz, yani yaptığımız iş böyle bir değişim meydana getirdi.

Düşünün, inanan insanlar sadece mevlid-i şeriflerle, yalnızca sohbetlerle bu işi organize ederken, şimdi başlı başına bir program olarak düzenleniyor. Dolayısıyla toplumun değer yargılarını, kültür yapısını, düğününü değiştiriyorsunuz. Bu büyük bir olay. Yüzyıllarca alışılagelmiş bir şeyi aslında değiştiriyorsunuz. Bu anlamda önemli bir sorumluluk üstleniyoruz aslında.

Röportajın başından itibaren düğünü insanın en önemli günü olarak nitelendiriyorsunuz. “İnsanın en önemli günü “vurgusunu nasıl anlıyorsunuz? Biz de birer düğün geçirdik. Heyecanlıydım, gerilimliydim ama düğünümde beni geren kısım, işin çok büyümüş olmasıydı. Benim düğün günüm hakkında “en önemli günüm” gibi bir düşüncem, anlayışım yoktu. Normal günlere nazaran farklı bir gün. Buna eyvallah. Ama insanın hayatının değişim noktası, kırılma noktası gibi meselenin çok büyütülmüş olması sizce doğru mu? Ben çok doğru olmadığını düşünüyorum.

Haklılık payınız var. İnsanlarda bunu bir mecburiyetmiş gibi, bu düğün bu şekilde olmazsa olmaz anlayışını oluşturmak, anne babaların çocuklarına "hayır sıradan bir düğün yapmayacaksın. Bizim çevremiz, akrabımız var" dedirtmek, kabullendirmek ya da gelin-damadın anne babalarına "ben bir kere evleniyorum. Olmazsa olmaz. Bütün imkanlarınızı sonuna kadar seferber edeceksiniz. Paranız bittiyse kredi kartınıza başvurun" gibi bir durumun oluştuğunu söylemek istiyorsanız, sonuna kadar haklısınız.

Ama Efendimiz'in nikahla, evlilikle kişilerin dinlerinin yarısını tamamladığını, yarısının da inşallah salih amel işleyerek tamamlanıp inşallah cennete gireceği mealindeki hadis-i şerifi üzerinden düşünürsek, o gün gerçekten önemli bir gün. Dolayısıyla ben o günü sıradan göremiyorum. Basit olarak göremiyorum. Bunu şartlandırmak, bu olmazsa olmaz anlamında sunmak, kesinlikle yanlış. Bazen şunu görüyoruz: Aileler isteklerini söyleyip de biz fiyatlandırmamızı söylediğimizde yüzleri düşüyorsa, ya biz bu işin altından nasıl kalkacağız diye düşünmeye başladıklarını hissettiğim anda benim söylediğim cümle şu: ”Bu olay üç saat içinde olup bitecek. Lütfen ayağınızı yorganınıza göre uzatın. Lütfen kendinizi zora sokacak bir bütçe sorumluluğunun altına girmeyin.” “Bugün geri dönmeyen bir gün, parayı bir şekilde bulursunuz ama bugün geri gelmez” gibi bir cümle asla kullanmıyorum. Hep söylediğim şu: “Lütfen ayağınızı yorganınıza göre uzatın. Ama imkanınız varsa içinizde de bir ukde kalmasın. 'Ya hu şunu da yapsa mıydık?' demeyin.”

Dedem kuyumcuydu. Babam hep şunu söyler. Biz dükkanda çok kavga ayırırdık. İnsanlar gelirler, kız bir yüzük ister, çocuk onu alamayacak güçtedir. Dükkanda kavga çıkar, biz onları barıştırırız, işte kızı ikna ederiz ya da çocuğu ikna ederiz, bir şekilde oradan uğurlarız. Ya da onlar dükkanda ayrılırlar, nişan atarlar giderler. Bu gibi vakalar anlatır. Siz böyle bir tatsızlığa şahit oldunuz mu?

Bundan dolayı evliliklerin bozulduğuna tanık olmadım. Ama tanık olduğumuz bazı olaylar var buna benzer. Şimdi mütedeyyin insanlarla iş yapıyoruz ve mütedeyyin insanlar çok hassas. Yaptığımız iş de milli ve manevi değerleri içinde barındıran bir organizasyon olduğu için, “biz paramızı almadan bu organizasyona başlamayız” deme lüksümüz yok. Genellikle anlaşma anında bir kapora alınır ve genellikle düğün biterken bir zarf içinde bize takdim edilir. Genellikle bu şekilde. Böyle olan bir kaç düğünde düğün sahibi ailenin gelecek olan takıya güvenerek bize söz verdiğini, beklediğini bulamayınca da ailelerin ciddi derecede kıvrandığını, “yahu biz naptık, bu parayı nasıl ödeyeceğiz” deyip onların aslında kendilerince bize mahcub olduğunu ama aslında bizim onlara mahcub olduğumuza tanık olduk. Gelin hanıma takılmış olan çeyrek altınların bize verildiğine şahid olduk. Bu anlamda diyorsanız bunları yaşadık. Ama bizim yüzümüzden bir evlilik bitmedi çok şükür. Bizim yüzümüzden ilişkiler bitmedi, bizim yüzümüzden kırılan insan olmadı. Şundan dolayı; işin bir anlamda 'esnaf'ı olduysanız ailenin yapısını çözebiliyor, anlayabiliyorsunuz. Onlara program paketlerini sunarken olamayacak bir şeyi sunmuyorsunuz. “Gökyüzüne sizin resimlerinizi lazerle çizelim, alana helikopterle getirelim, Türkiye ve dünya çapında ünlü bir sanatçıyı sizin düğününüze çıkaralım” demiyoruz. Onların imkanı nispetinde bunları tespit edip sunduğunuzda üç aşağı beş yukarı iş çözülmüş oluyor.

Hayatın her zamanında ayağını yorgana göre uzatmak gerekiyor. Birbirlerini delice sevdiğini ifade eden hanımefendi, beyefendiler bri yıl sonra ayrılıyorlar. Sebep? Aldıkları eşyaların kredilerini ödeyememek. Bu çok önemli bir vakıa. Bir tez konusu aslında. Ben İzmir'de yaşıyorum. İzmir'de istatistiklere göre dört evlilikten bir tanesi boşanmayla sonuçlanıyor. Bu net istatistik. Türkiye'de boşanmanın en fazla olduğu şehir. İzmir'deki boşanma sebebi maddi olaydan dolayı demiyorum, ama boşanmaların içerisindeki maddi imkan sıkıntıları çok fazla. Çünkü neden? Çok şükür ben bir lira borçlanmadım. Benim bütün düğünümü annem ve babam yaptı. Allah onlardan razı olsun. Ama gençleri görüyorum ki kendi düğünlerini tüm masraflarıyla kendileri üstleniyorlar. Ve bu, maaşlarına yıllarca ipotek konulması demek. Kredi kartlarının sonuna kadar doldurulması demek. Dolayısıyla sizin sevgiyle, aşkla başlattığınız bir evlilik 6. ayın sonunda ödeyemediğiniz kredi kartından, ödeyemediğiniz bir ev kirasından dolayı akamete uğrarsa, o ev bir cennet yuvasından çıkıp cehenneme döner. İşte o demde aslında sizi mutlu edeceğinizi düşündüğünüz ve neredeyse bir seccade koyacak kadar yer bırakmayacak şekilde eşyalarla doldurduğunuz eviniz, aslında bir anlamda düşmanınız haline geliyor. Bu anlamda her şeyi bir anda almak, bir sürü şeye olmazsa olmaz diyerek evi doldurmak bence çok kötü. Aslında eşlerin birbirleriyle evlendikten sonra beraber biriktirdikleri paralarla veya maaşlarından arttırdıkları paralarla bir şeyler alması daha kıymetli ve daha lezzetli bence. Herşeyi hazır bir şekilde verdiğinizde onların hayat ile alakalı hiçbir mücadelesi kalmıyor. Mutluluk için hayal kurma anlamında bir şeyleri kalmıyor. Her şeyi sunmuşsunuz. Ev mükemmel, -bazı anne babalar evi hemen hazır veriyor-, eşyalar mükemmel derecede, herşey mükemmel, o aile neyin mücadelesini verecek ki? Ben kendi adıma en azından öyle yapmadım ve 11 senedir mutlu süren gayet iyi bir evliliğim var.

Bazı insanların maddi imkanları ölçüsünde özellikle İstanbul'da ikramlı bir düğün yapması çok büyük bir masraf oluyor. Mütevazı bir düğün salonunda etli pilav vermek bile epey bir masraflı, maliyetli. Pek çok kişi bu sebeple nikah salonunda düğünü hallediyor. Burada özellikle İstanbul'da bu fiyatların fahiş bir seviyede olduğunu düşünüyor musunuz? İstanbul'da evlenmek pahalı bir şey yargısına katılıyor musunuz?

Doğru, doğru. Yani yemek ve salon işin içine girince maliyetli. Yüzde yüz katılıyorum. Çünkü bugün sıradan bir ikramı catering hizmetiyle sıradan bir salonda organize etmek, en az 10 bin liralık bir maliyeti getiriyor. Bu rakamları herkes veremez. Ve siz bunun içine bir de program katarsanız, bir de sıradan bir düğün salonunda değil de iyi bir mekanda olursa, bir de ikram kısmında daha elit daha güzel bir şey yapalım derseniz bu rakamlar 50 bin liraları geçer. Dolayısıyla bunu herkesin yapabilmesi mümkün değil. O yüzden zaten arz ve talep noktası dikkate alınıyor.

Benim, bunları herkesin yapabilip yapamayacağı kadar, bunların fahişliği hakkında bir gözlemim var.

Fırsatçılık olarak mı görüyorsunuz?

Hayır, mesela çok basit düğün salonlarında bile çok ciddi fiyatlar isteniyor.

Şimdi şunu da söylemek mümkün. İnsanlar teorik olarak yılın her günü düğün yapılabilse de öyle olmuyor. Belli aylar içinde sınırlı kalıyor. Ve o kurumlar, bir yıl boyunca o şirketin bütün giderlerini o 3 ay içerisinde yapacağı düğünlerle ayakta tutuyor ve yatırımlarını buna göre yapıyor. Bir defa ayakta durabilmek için büyümek zorundasınız da. Mevcut hali korumaya çalışmak geriye götürür. O büyümeyi sağlayabilmek için de ciddi bir finans gücüne sahip olmalısınız. O finans gücünü de ancak o bahsettiğim üç ay içerisinde sağlıyorsunuz. Bunu kötü niyetle kullanan ve fırsatçılık olarak yapan var mıdır? Serbest piyasa ekonomisi diyor bazıları ona. Bir şey diyemiyorsunuz. Ama şunu söylüyorum, inanın arz talep meselesi. Ticari olduğunu düşünüyorum ve bu şekilde bir düğünün ne farz ne sünnet olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla bir lüks. Nikahla da düğün bitirilebilir. Bu şekilde çok üst düzey bir düğünle de bitirilebilir.

Nureddin Yıldız bir yazısında bir şablonun gerekli olmadığını söylüyordu. İkram etmeye dikkat ediyoruz düğünlerde sünnet olduğu için. “Hiç imkanınız olmasa bile bir ağaç altına koy bir kazan, ikramını yap” gibi bir teklif getiriyordu yazı. “Sünnet olan ikram. İkramın şekli değil” diyordu.

İstanbul için bu biraz imkansız gözüküyor. Bu teklif Anadolu'da zaten gördüğümüz bir şey. Bizim bunu İstanbul'da yapabilmemiz için bir sokağı kapatmamız lazım. Sizin düğününüz için birilerinin mağdur olması demek bu. Mecburen bir alan, bir mecra, bir salon tutmak gerekiyor. Kırsalda böyle bir sorun yok zaten. Şehir için bir çözüm gerekiyor. Bazen köy düğünleri yapıyoruz.

Öyle mi?

Tabi, biz köylere de gidiyoruz. Sadece düğün salonlarında yapmıyoruz. Bizim program paketlerimizin aynısının köyde yapılmasını istiyor mesela insanlar. Bizlere çeşitli mecralardan ulaşıyorlar. Köyde yaşıyor ama benim düğünümü İstanbul'dan, Ankara'dan, İzmir'den bir şirket organize etsin istiyor ve bize ulaşıyor. Biz program içeriği noktasında anlaşıyoruz. Mesela diyor ki ses sistemini ben organize ederim, siz oradan getirmeyin. Sonra biz gidiyoruz. Dağ köyüne. Orada navigasyon işlemiyor zaten. Oralarda kayboluyoruz. Başına enteresan olaylar geliyor. Yolları bilmiyoruz. Sonra düğün yerine gidiyoruz. Köyün meydanı varsa meydanda program yaparız; meydan yoksa, genellikle okulların bahçesini kullanırız. Okul bahçeleri bizim köylerdeki düğün salonumuz. Ses sistemi diyorlar, gidip camideki anfiyi getiriyorlar. Caminin anfisi sizin ses sisteminiz oluyor bir anda. Diyorsunuz ki “bununla nasıl yapacağız.” “Olur olur, önemli değil” diyorlar. Diyoruz ki “biz böyle dememiştik, şunu şunu şunu istemiştik. Siz de var demiştiniz. Siz de tedarik ediyoruz demiştiniz.” “Yok yok, bu bizim işimizi görür” diyorlar. Cami anfisiyle caminin içindeki ses sistemini dışarıya çıkarıp, okulun bahçesinde düğün organizasyonu da yapıyoruz. Bunlara da tanık oluyoruz.

İsa Bey bizim sorularımızın sonuna geldik. Çok teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim.

 

Mehmet Erken ve Ümit Aksoy konuştu

Güncelleme Tarihi: 25 Haziran 2015, 14:16
YORUM EKLE

banner19

banner13