İslam bilimle çatışmazmış!

İslam bilimle hiç çatışmaz olur mu? Bakın Abdurrahman Arslan neler diyor..

İslam bilimle çatışmazmış!

Kur’an’ın penceresinden bakabilmeli insan

Sosyolojiyi koyuyor gözlüklerine, oradan Kur’an’a bakıyor adam. Demiyor ki ben Kur’an’a bakıp gözlüklerimi takıp, oradan sosyolojiye bakayım. Zaten bir kuşak var, bunu demiyor; diyemez de zaten. Zihni öyle çalışmıyor. Ama sizin gibi kuşaklar, ümit ediyorum ki bunu söyler. Bundan sonra ortaya ne çıkar bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey var ki, bilim doğruyu söylemiyor. Kendisi söyledi zaten; ‘ben doğruyu söyleyemiyorum’ diye.

İkinci husus, biz nereden baksanız yüzyıldır İslam’la bilimin/teknolojinin çatışmadığını ispata çalışıyoruz. Bu müthiş bir enerji kaybıdır. Bir güne bir gün; Allah rızası için bir adam çıkıp da ‘tamam da bu Kur’an’la uyuşmuyor’ demedi. Neden? Çünkü İslam’ı müdafaa ederken, İslam’ın onunla çatışmadığını söylerken; onu bilmiyorlar. Modern bilimin temel paradigmasını, temel kabullerini bilmiyorlar. Efendim, İslam bilimle falan çatışmazmış. Bal gibi de çatışır; temel kabullerine baktığınızda, bu böyledir. Bu kıyametin sonu değil. Daha insani olan bir şeyler ortaya çıkartabilirsiniz. Çevre hareketleri başladı batıda; millet veryansın etti teknolojiye de bilime de.

Ama bu dönem biraz kapanıyor, bu aşağılık psikolojiden kurtulabileceğimiz bir dönemdir. Ben post-modern dönemden fayda beklemiyorum; fakat modernizmin, pozitivizmin Müslüman zihin üzerinde kurduğu hegemonyayı çatlattı, bundan faydalanabiliriz. Onun karşısında biraz kişiliğimizi bulduk. Ya kardeşim, bu bilim dediğin şey de doğruyu söylemiyor öyle; sosyal bilimler zaten hiç söylemedi de. Bu şekilde daha rahat düşünmüş olursun. ‘Ama yok o doğruyu söylüyor, her şeyi ona göre uyarlayayım’ dediğinizde-ki Müslümanların büyük çoğunluğu böyle düşünüyor- o zaman, işte Müslüman zihin sıkıntıdadır.

Hâlbuki bu sıkıntıyı post-modern düşünce çatlattı; o zaman bundan faydalanabiliriz. Daha İslami olanın, İslam’ın paradigmasına, genel kabullerine, bizim inanç sistemimize temel olacak kabullerin neler olabileceği hususunda düşünebiliriz. Onun için önemsiyorum. Gençler bu anlamda biraz medeni cesaret sahibi olacaklardır, inanıyorum. Ben bunu ilahiyatçılardan beklemiyorum. Bir topluluk bir uygarlık karşısında aşağılık kompleksi taşıyorsa, onlar Kur’an’ı anlayamazlar, yorumlayamazlar. Bu tarz ortaya çıkan tefsirler ciddi problemlidir.”

Rakip kaliteli olmayınca biz de kaliteli olamıyoruz

Bu tespitler üzerine, post-modern dönemde bilimin mutlak doğru olmadığını  yavaş yavaş anlamamıza rağmen, bu süreci ne denli doğru değerlendirdiğimizi sorgulamak istedik üstadımızla; işte o can alıcı tespitler:

“Müslümanlar farkında değiller… Eskiden bu memlekette iyi-kötü sosyalist düşünceyi temsil eden kaliteli insanlar vardı. Bu benim rakibim, ben de onun gibi olmak durumundaydım. Onun için daha ciddi kitaplar okuyordum, daha ciddi düşünüyordum. Şimdi ortada rakip yok; ama kalite de yok. Esas sorun da burada zaten. Şimdi pozitivizmi savunan kişiler yok ki biz de onlara karşı çıkalım. Bugünkü kavga nedir; Kemalist ideolojinin temelini oluşturan pozitivizm ile onun dışındaki bir kavgadır. Onun için solcular ile Müslümanlar bir araya gelmişler.

Her şeye rağmen o söylem pozitivizmin eleştirisini öngördüğü için ya da içkin olarak öyle bir eleştiriyi taşıdığı için Müslüman’ın hoşuna gidiyor. Dolayısıyla bir araya gelmişiz. Fakat Müslüman Kemalizm’i Kemalizm olarak düşünüyor; hâlbuki öyle değil. Yeni bir post-pozitivist düşünce geliyor, alabildiğine tehlikeli. Çünkü görünmüyor. Bunun farkında değiliz. Yoksa evet, herkes de ister; ben de istiyorum. Geçen hafta ilk defa hayatımda oy kullandım. Benim kuşağımı 12 Mart’ta hırpaladılar. 12 Eylül daha hafif benim gözümde. 12 Mart çok daha şeditti. O nesil sustu, dünyadan küstü. Dolayısıyla bu duvardan bir taş düşerse bizim faydamıza, askeri hiyerarşinin aleyhine olur diye düşündüm. Ve hayatımda ilk defa sandık başına gidip oy kullandım.”

Müslümanların lüresel sisteme entegrasyon imtihanı

 Söyleşinin tam burasında, az daha gerilere giderek, aklımıza takılan bir denklemi dile getirdik. Abdurrahman Arslan, Türkiye’de Müslüman bir iktidarın küresel sistem tarafından kabul edildiğini ifade etmişti. Acaba böyle bir entegrasyon süreci, yepyeni kurgulardan bahsetmek için, batılı zihniyete siyasal anlamdaki bağlılık çok ciddi bir engel ve zaaf değil miydi acaba? Üstad, buradaki sorumuzu açık soramadığımız şerhini düşerek şunlardan bahsetti bizlere:

“Bugün dünyadaki genel durumu okuyan batılılar şunu görüyorlar; ‘bütün batı uygarlığı küreselliği kapladı’. Doğru, 1989’da Berlin Duvarı yıkıldığında, şunu gördük; aslında sosyalist sistemde üretim araçları devletindi ama bütün kurumlar, devlet yapıları, üretim, tüketim, giyim falan hepsi batıdan hiç farklı olmayan yapıdaydı. Devlet modelleri, kurumları aynı; sadece rejimler totaliterdi. Bu totaliter rejimleri kilise merkezli Polonya’daki örgütlü hareketler yıktılar. İlk defa totaliter bir sistemin, silah kullanılmadan yıkıldığına şahit olduk.

‘Sivil toplum’ kavramının –daha eskiden zaten tartışılmıştı- ikinci defa gündeme gelmesinin sebebi de budur. Bu yıkımdan sonra baktık ki, dünya bütün bir batı uygarlığı tarafından istila edildi. Burada ortaya dünyanın yönetilmesi meselesi çıktı. Çünkü batının tarihinde uzun zamandan beri var olan kavga, aynı paradigma içerisinde bir kavgaydı, ama biz bunu paradigma dışı olarak düşünüyorduk. Benim kanaatime göre, liberalizm ile Marksizm aynı paradigmanın iki farklı kanadıdır; Marksizme iyi baktığınızda liberalizmin doğurduğu sorunların çözümü için çok insani bir çabadır Marks. Bence Marks, ‘Locke’çu görüşten insaflıdır.

Evet, yanlış teşhisler koydu, bütün bu kavganın-sömürünün kaynağını mülkiyette buldu. Mülkiyeti yok ederek işi halledeceğini söyledi. Aslında bu anlayış Hıristiyanlığa çok yabancı değil. Hıristiyanlık dünyası zaten aşağı yukarı Rönesans’a kadar mülkiyetsiz toplumlardı. İmparatorlukların mülkiyeti vardı, kilisenin emrine verdiği; onun üzerinde tasarrufta bulunduğu mülkiyet vardı. Fakat gerçekte de ticaret gibi birçok şey, Avrupa düzeyinde kilise tarafından temsil ediliyordu. Marks, bunu ifade ederken de geriye dönüşe işaret ediyordu.”

İsmail Duman konuştu

Güncelleme Tarihi: 03 Nisan 2020, 11:09
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ümran Yaka
Ümran Yaka - 3 ay Önce

Duruşu güzel Müslüman, canım hocam Abdurrahman Arslan. Kalemine kuvvet kalbine hikmet lutfeylesin yaradan.

kemal durmaz
kemal durmaz - 10 yıl Önce

helal olsun, cok dogru

banner19

banner13

banner26