İmam Hatiplinin romanını yazmış ilk!

Mehmet Niyazi ile yetiştiği yılları, yazarlığını, kitapları konuştuk

İmam Hatiplinin romanını yazmış ilk!

 

Mehmet Niyazi önemli bir aydınımız ve romancımız. Kendilerinin Yemen Ah Yemen isimli kitabını üniversitede iken büyük bir beğeniyle okudum. Tabii bu kitabının dışında Çanakkale Mahşeri, henüz çıkalı çok bir zaman olmayan Plevne ve daha birçok kitabı var. Tarih romanı ya da genel olarak tarih denildiğinde akla gelen isimlerin başında Mehmet Niyazi geliyor. Yazarımızla mülakatı İSAM’da gerçekleştirdik. Sizi mülakatla baş başa bırakıyorum.

Şekersizlikten herkes uyuz olurdu

Çocukluğunuzun geçtiği Adapazarı’na gidecek olursak şahsi anlamda kendi çocukluğunuzu ve genel anlamda o günün Türk toplumunu anlatabilir misiniz?

1950’li yıllardı. Biz aslen Trabzonluyuz ama dedem gelip Adapazarı Akyazı’ya yerleşmiş. Adapazarı bildiğiniz gibi Ankara’yla İstanbul’un arasında verimli bir ovanın üzerinde kurulmuş bir şehir. Fakat Akyazı’nın 72 köyü, 2 bucağı vardı. Bütün bu havalinin tek bir öğretim birimi vardı: Akyazı İlkokulu. Babam manifaturacıydı. Bizim köylüler dükkana geldikleri vakit kaçak tütün içemezlerdi çünkü kolcu onları kovalardı. Kaçak tütün içenleri kovalayanlara o zaman kolcu denirdi. Orman bakım memuru gibi. Üç aile reisi birleşir, en adisinden bir paket sigara alırlardı. 6 kuruştu. Ortak sigara almaya utanırlardı. Manifaturacı dükkanında bana para verirlerdi, ben alırdım. Onlar da onu üçe bölerlerdi, şehirde onu içelim diye. Anlatılacak gibi değildi.

Mesela benim babam o bölgede zengin bir adamdı. Fakat biz şekeri babamın misafirleri, kaymakam vs. geldiği zaman görürdük. Şekersizlikten dolayı herkes uyuz olurdu. Bit, Kaymakam’ın çocuğu dahil herkeste çıkan bir hadiseydi. Bugün gördüğün şu ekmek bizim dilimizde çarşı ekmeğiydi. Bir aile reisi bir yere gittiği zaman o ekmeği götürürdü. Şimdi çiçek götürüyorlar ya, o zaman ekmek götürürlerdi. Bir köyde en fazla bir takım elbise olurdu. Evlenen delikanlı onu giyerdi. Benim çocukluğum böyle bir ortamda geçti. Ben elektriği ortaokul 3’te gördüm. Kitap namına Kur’an-ı Kerim, Hz. Ali’nin cenkleri, Ahmediye, Muhammediye vardı, babam okurdu, biz de dinlerdik. Bütün kültür dünyamız bundan ibaretti. Televizyon yok, radyo ya çeker, ya çekmez. Babam Karagöz diye bir gazeteye aboneydi, bu gazete haftada iki defa çıkardı. Onu dört gözle beklerdik. Dünyayla alışverişimiz bundan ibaretti.

Türk temsilcisi toplantıya alınmadı

O zamanlar ülkemizin siyasi durumu nasıldı?

Tek parti olarak CHP vardı. Biliyorsunuz, çok partili hayata biz San Fransisco talimatnamesiyle girdik. Yani İsmet Paşa’nın bir cemilesi olarak değil. İkinci Dünya Savaşı bitti, demokratik ülkeler askerlerini terhis etmek zorunda kaldı, beş-altı sene askere alınanları. Aileleri de karşı çıkıyor, çocuklar da. Fakat Rusya ordusunu terhis etmedi. Demokrasi yok Rusya’da. Vatandaşın arzusu onun için bir kıymet ifade etmiyor. Rusya ordusunu terhis etmeyince bizi de tehdit etmeye başladı. Dünya da bir savaş istemiyor. Bizim için de kimse harbe girmez. Ruslar bizden Kars’ı, Ardahan’ı, Boğazlar’ı istiyorlar. O zaman devlet başkanımız olan İsmet Paşa bütün dünya parlamentolarına mektup gönderdi ve dedi ki: “Türk milleti dünya sulhu için çok büyük fedakarlıklarda bulunmuştur. Rusya yarın bizden Ankara’yı da ister. Daha sonra sıra sizin başkentlerinize gelecek. Bize yardım edin.” Bu mektuba hiçbir ülke cevap vermedi. Bu sırada demokratik ülkeler, Amerika- San Fransizco’da bir toplantı yaptı. Biz davet edilmediğimiz halde, hafızam beni yanıltmıyorsa, Selim Sarkık sekreteryaya adını yazdırınca ertesi gün toplantıya iştirak edenler demişler ki: Burası çok partili ülkelerin toplandığı bir toplantıdır. Sizi dışarıya alalım. Bunun üzerine Selim Sarkık toplantıyı terk etmek durumunda kaldı. Milletler Camiası’nda Rusya’nın karşısında yer alan topluluklara geçmek için çok partili hayata 1945’te geçtik. Bu parti İsmet Paşa’nın inkılapları en çok koruyacağına inandığı Celal Bayar – Atatürk’ün son başbakanıdır.- tarafından kuruldu. Atatürk ona İş Bankası’nı kurdurmuştu. DP çok büyük baskıların altındaydı. O zaman sandıklar değiştirildi. Açık oy, gizli tasnif yapıldı. Sayımlar açık olarak yapılır, Kaymakamlıkta gizlice tasnif edilirdi. Kaymakam sonucu ilan ederdi. Böylece CHP kazandı ama dünyayı ikna edemediği için 1950’de gizli oy, açık tasnif yapıldı. Böylece çok partili demokrasiye geçildi.

Yazı hayatına nasıl başladınız?

Ben yazı yazmayı düşünen bir insan değildim. Necip Fazıl ve Peyami Safa’yı severdim. Peyami Safa 1961’de vefat etti. Necip Fazıl hapishanedeydi. O zaman da milli fikirlerin Türkiye’de yeri hiç yoktu, sıfırdı. Necip Fazıl ve Peyami Safa’nın kitapları iki yılda otuz tane ya satardı, ya satmazdı. Ben onların yayınlanmasına taraftardım. Birkaç arkadaş bir araya geldik, Ötüken Yayınevi’ni kurduk. O zamanlar Vefa Lisesi’nde bir voleybol maçı seyrettim. Bir taraf sayı alsa seyircilerin tamamı alkışlıyor. Diğer taraf sayı aldığında yarısı yuhalıyor, İmam-Hatipliler alkışlamıyor. Çünkü kendileri sayı almış oluyor. Bu centilmenlik benim dikkatimi çekti. Böyle bir şey olmaz diye. İmam- Hatip okullarına baktım. Hem bizim müfredatı okuyorlar, hem de fazla olarak Lise seviyesinde metafizik dini bilgilere sahip oluyorlar. O zamanki ağabeylerimiz “Bunların romanını yazın.” diye telif ücreti vereceklerini söylediler. Ne telif ücreti geldi, ne de kitap. Oturdum, Varolmak Kavgası diye bir roman yazdım. Bu romanda bir İmam- Hatiplinin hayatını anlattım. Tabii roman nedir, roman nasıl yazılır, bunları bilmiyorum. O zaman 25-26 yaşındaydım. Oturup bir roman yazdım. Böylece yazı hayatına bulaşmış oldum. Hikaye bu.

Sizi yazı konusunda en çok teşvik eden ve öven kim oldu?

Beni hiç kimse teşvik etmedi, hiç kimse övmedi.

Ruberu görüşme imkanı bulduğunuz insanlardan sizi en çok etkileyen kim oldu?

Peyami Safa’yla Necip Fazıl. Peyami Safa vefat ettiği zaman çocuktum, 19 yaşındaydım. O da Türkiye çapında bir adamdı. Romanlarını çok seviyordum. Tabii Necip Fazıl hapisten çıkınca ona gitmeye başladık. Zaten bizim Ötüken’in ilk kitabı Reis Bey’dir. Necip Fazıl frapan bir adam. Sohbeti de güzeldi. Şiiri bana göre fevkalade. Hitabeti çok güzeldi. Bu ikisinden sonra da beni en çok Osman Yüksel Serdengeçti etkilemiştir.

Necip Fazıl'dan yanayım

En beğendiğiniz yazarlar kimlerdir?

Roman ve gazetecilik konusunda Peyami Safa; polemik ve şiir konusunda Necip Fazıl ve Yahya Kemal; deneme konusuna yabancıyım. Türk denemecilerinden pek kimseyi tanımıyorum. Son dönemlerden Cemil Meriç. Heybetli bir üslubu vardır ama doğrudan ziyade güzelin peşindedir. Üslubu heybetlidir, vurucudur. Adamı sarsar. Osman Yüksel Serdengeçti’yi beğenirim.

Sizce Necip Fazıl mı, yoksa Cemil Meriç mi daha iyi yazar?

Ben subjektif olarak Necip Fazıl Bey’e daha bağlıyım. Onun için ben bu konularda nötr konuşamam. Ben Necip Fazılcıyım. Ona karşı sempatim, sevgim, eserlerinden aldığım şey çok fazla. Dolayısıyla benim söyleyeceğim sözün objektif mahiyeti yoktur. Birisi Cemil Meriç’i beğeniyorsa “Niye onu beğeniyorsun?” demem de.

Yazılarınızın ve kitaplarınızın toplumda tesiri oldu mu, bunu bizzat müşahede ettiniz mi?

Yok. Benim yazdıklarımla hiç ilgilendiğim yok. Ben kalabalıklara  fazla girmem. Ama bir etkisi olduğunu sanmıyorum. Siyasi bir gayem yok. Meşhur olacağım diye bir iddiam yok.

Bekarlıktan sıkılmıyor musunuz?

Yok. Benim çok evladım var. Gençler var, akşam sohbet ediyoruz. Bazen her akşam oluyor, bazen 10 gün hiç olmaz.

En beğendiğiniz eseriniz hangisi?

Vallahi ben eserlerimin hiçbirisini beğenmiyorum.

Hukuk Fakültesi’nde okurken sizi en çok etkileyen hocanız kimdi?

Ali Fuat Başgil.

Son olarak bir hatıranızı anlatabilir misiniz?

Size Necip Fazılla alakalı bir hatıramı anlatayım. Ulu Hakan 2. Abdülhamit Han diye bir eser yazmıştı. Bir arkadaşımız da ondan Halkadan Pırıltılar diye bir kitap satın almış. O arkadaşımız da sonra bir kitap yazdı. Sonra yayınevini dağıttı. İşte bu arkadaşla kitapları almaya gidiyoruz. Tabii 15 gün sonra geldim. Kitaplar hazır değil. Üstadın da mahkemeleri var. Tabii o zaman da biz gençtik. Kitap nasıl yazılır, bilmiyoruz. Sanki boyacı küpü, hemen çıkarıp verecek. O arkadaş da kısa boylu. Başında da Meksika fötürü vardı. Necip Fazıl ona “Lan! Eşek! Benim evime bu kılıkla, bu kıyafetle gelinir mi? Şu hale bak. İnsaniyet mi, medeniyet mi bu? Döndü bana. “Balkonda duruyordum, karşımda bir mantar peydahlandı.” dedi. Adamın boyu kısa, başında da fötr var, onu kastediyor.

 

Mehmet Said Fidan sordu

Güncelleme Tarihi: 29 Aralık 2011, 01:50
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
abbas yolcu
abbas yolcu - 8 yıl Önce

selam tabi olanavarolmak kavgası eskişehir de ziraat bankasının yanındaki imam hatip pansiyonunun üç katlı ranzasının 3.katında bir gecede okudugum aklımdan cıkmayan nefis roman.şansızlığı şule yüksel in huzur sokağı ile aynı zamanda çıkması.o populer oldu. varolmak kavgası sessizlige büründü.bulabilirsem bu günlerde yeniden okuyacağım.yanlış hatırlamıyorsam fikir yayınlarından çıkmıştı."güzel" hakkında nihayet iki kelam etmiş oldum.heyecanımı bağışlayın.

banner19

banner13