banner17

İhtilalin memurları biz imamlarla çok uğraştı

Hafız Osman Nuri Acuner, zorlukların, meşakkatlerin olduğu zamanları bazen hiddetlenerek bazen duygulanarak anlattı Nurettin Durman'a..

İhtilalin memurları biz imamlarla çok uğraştı

Tanıştığımızdan beri muhabbetimiz devam ediyor. Daha önce de bir vesileyle söylemiştim, yetmişli yıllarda bana Diyanet'in o güzelim Kur’an-ı Kerim mealini hediye eden adamdır kendileri. Benden üç yaş büyüktür. Beylerbeyi'ne geldiğimde ilk tanış olduğum muhteremlerden biridir. Merhum pederim Hafız olduğu için bunu bir hafız ile de yad etmek muradı ile ne zamandır OsmanHocamız ile bir muhabbet faslı icra edelim diye düşünür idim. Nihayet kendimi de iyi hissettiğim bir günde, 13 Mayıs 2015 tarihinde Çarşamba günü öğlen ile ikindi arasında Beylerbeyi'nde Hamid-i Evvel Camii'nin karşısındaki binanın ikinci katında oturup çay eşliğinde sohbetimizi ikmal eyledik.

Biz Beylerbeyililer ona yıllardır Osman Hoca diyoruz ama esas ismi Osman Nuri Acuner. 5 Mart 1942 Trabzon-Akçaabat'ta Kirazlık Köyünde Hüseyin ile Ayşe Acuner’in 3 çocuğundan ortancası olarak doğdu. Büyüdü, serpildi. Köylerinde okul olmadığı için annesi babası onu Kur’an öğrensin diye köyün camisine gönderdiler. Zorlukların, meşakkatlerin olduğu zamanları bazen hiddetlenerek bazen duygulanarak anlatmaya başlıyor Hocamız Hafız Osman Nuri Acuner. Ben de notlarımı alıyorum.

Bu sizdeki öğrenme azminin nasıl başladığını anlatır mısınız?

Çocukluğum böyle cami kapılarında geçti. Cami imamı kadrosuzdu çoğu köylerde olduğu gibi. O yasaklar döneminde Kur’an öğrenmek meşakkatli oluyor haliyle. O zamanlar böyle aleni Kur’an kursları, tam teşekküllü Kur’an kursları yoktu, Kur’an gizli olarak camilerde hocalar tarafından öğretilirdi. Cami imamları kadrolu değillerdi, maaşları köylüler tarafından ödenirdi. Cami imamı olmadığı zamanlar Behice Ablanın kızları annemin arkadaşları olan Havva Abladan Kur’an öğreniyordum.

Zamanla gelişmiş olmalıyım ki bazı ezberler yapmaya başladım. Yaşım küçük olduğu için hanımların mevlitlerine katılmama bir mahsur yoktu. Hanımlar beni çok severlerdi, teşvik etmek için de ilk okuduğum, ezberimdeki aşrı-i şerifim olan “Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâs semâvâtu vel ardu, uiddet lil muttekîn.” Ali İmran-133. ayetini hanımlar mevlitlerinde okuturlardı, beni bir güzel teşvik ederlerdi. Zaten ezberimde başka bir ayet yoktu. Köyümüz kalabalık bir köydü. Halen de öyledir. Yaklaşık üçyüz hanelik bir köydür bizim Kirazlık köyümüz…

Bir uyanış hareketi olarak okuma arzusu

Derken, nasıl başladım hatırlamıyorum, hafızlığa başladım. Camimizin imamı vardı, Veli dayı. Ara sıra da Ahmet dayıma ders dinletirdim yani ezberimi dinlerlerdi. Zamanla daha iyi hafızlığı yaptırabilen ve orada kalmam şartı ile yakın köylerde bu işi yapabilen yaptırabilen hocaya ihtiyaç oldu.

Şimdiki isimleriyle aynı bölgemizin köylerinden Sertkaya ve bilahare Alsancak köyünde bir müddet okudum. Derslerim ilerledi, hafız olmama az kaldı ve nihayet Alsancak köyünde -Allah rahmet eylesin- köyün imamı olan hafız Mahmut Bayraktar Hocaefendide hafızlığımı bitirdim, dinlettim. Hoca efendi sizi dinliyor ve öylece bitirmiş oluyorsunuz hafızlığınızı…

Kendime göre artık hafızım. Ama daha da ilerlemem lazım. Büyüklerim ise benim dışarı gitmemi istemiyorlardı. Aklıma takıldı kaldı. Akrabadan Veli dayının oğlu hafız Mehmet Acuner Üsküdar’da Atik Valide Camii imamı idi. Bunu biliyordum. Adres kartını babamın cebinden gizlice aldım. Fakat İstanbul’a gelmek için de para lazım. 13-14 yaşlarında olmalıyım. Para kazanmak için Trabzon’da inşaatlarda çalışarak, taş taşıyarak yol paramı tamamladım. Trabzon’dan Samsun'a, oradan da Ankara’ya otobüsle geldim. Ankara'da param bitti. Hafızlıktan dolayı bana hediye edilen bir cep saatim vardı, onu Ankara’da bitpazarında sattım, o parayla İstanbul’a, Üsküdar’a geldim; İstanbul her zaman gözde bir şehir olmuştur, Dersaadet olmuştur; bize de bir köşeciği bulunur elbet diyerek...

Mihrimah Camii önüne geldiğimi hatırlıyorum. Acemilik, yabancılık derken Atik Valide Camii'ne gitmek için, o zamanlar Üsküdar-Kadıköy arası çalışan tramvay vardı ona binip yanlışlıkla duvar dibinde inebildim ancak. Oradan geri döndüm, yürüyerek yokuş aşağı inip Valide Atik Camii'ni buldum. Yanına geldiğimde Mehmet Acuner Ağabey bekâr idi, onun yanında kalıyordum. Selimiye Camii imamı ve kurs hocası olan hafız Tahsin Ilıcalı’dan Kur’an talimi, tecvid ve tashihi huruf dersleri alırken Mehmet Ağabey evlendi ve ben evsiz kaldım. Bu arada camiyle ilgilenen zevat, benim ve birkaç arkadaşın Atik Valide Camii'nin kubbeleri altında yatıp barınmamıza müsaade ettiler. Biz bir kaç arkadaş orada barınıyoruz.

Münir Nurettin Selçuk ilahi derslerimize giriyordu

Öğrenme iştiyakı ile Kadıköy-Kızıltoprak'ta Zühtü Paşa Camii'nin imamı hafız Sait Gönül Hocama gittim; beni kabul etti ve kursa kaydetti. Burada musiki dersleri de vardı. Değerli sanatçı merhum Münir Nurettin Selçuk ilahi derslerine geliyordu. Ayrıca Zeki Altın Bey de ilahi derslerine geliyordu. Biz hafızlık çalışanlar da musiki derslerine katılıyorduk.

Orada kalacağım kadar kaldım. Artık hafızlık diplomamı almam için bir hafızlık cemiyeti yapmamız lazımdı. Sait Hoca ile o zaman Kadıköy müftüsü olan Mekki Üçışık Hocaların tertip ettikleri hafızlık cemiyetinde usulüne göre, ne isteniyorsa bizden, bize sorarak veya okutarak diploma almaya hak kazanıp kazanmadığımıza karar veriyorlardı. Sorulanları başarıyla cevapladım ve hafızlık diploması almayı hak ettim. Diplomamda Kadıköy müftüsü Mekki Üçışık imzası vardır. Diploma tarihi 5 Mart 1959. On yedi yaşındayım o zamanlar…

İhtilalin muhtarları bizimle çok uğraştı

Bilahare Beykoz köylerinde imamlık yapıyorum. Kadro yok. Bulunduğum köyde olduğu gibi o zamanlar birçok köyde imam-müezzin kadrosu yoktur; ancak müftülük oluruyla imamlık yapılırdı.

Beykoz’un Hüseyinli köyünde imam iken 1960 ihtilali oldu. Birçok takibat geçirdim. Eski muhtarın yerine atanan köyün öğretmeni benimle uğraşmaya başladı. Jandarma ayrı bir takibat yapmaya başladı. O zamana kadar imamlık yapmam için hiçbir resmi belgem yok. O yüzden bana “sen burada gayri resmi, kaçak olarak imamlık yapıyorsun” diyerek hakkımda işlem yapacaklar. Ben de o zaman Kadıköy Müftülüğü'ne gidip bu suçlamaları bertaraf etmek için diplomamı vermelerini istiyorum. Bunun üzerine dosyalardan diplomamı çıkarıp verdiler. Köye döndüm, ihtilalin muhtarına hafızlık diplomamı ibraz ettim. Olaylar durmadı, birtakım olaylardan sonra Karakiraz köyüne, orada da fazla kalmadan Dudullu merkeze gittim. Tabi orada da ihtilalin muhtarı var, beni cami imamı olarak kabul etmesi için Üsküdar müftülüğünden belge getirmemi istedi. Üsküdar müftüsü İbrahim Elmalı idi. Gidip görüştüm ve göreve başladım. Sonradan ihtilal muhtarına yazı gönderiyor, ehildir, görev yapabilir, diye. Böylece Dudullu merkezde göreve başladım, bir buçuk yıl kadar sonra da askere gittim.

Askerden sonra tekrar Beykoz-Cumhuriyet Köyü'nde Müftülük oluruyla imamlığa başladım. Orada evlendim. 6.6.1966 tarihine kadar görev yaptım. Hiç okula gitmediğim için eksik olan ise okul diploması idi. Üsküdar’da dışarıdan ilkokulu, daha sonra Anadoluhisarı ortaokulunu bitirdim.

Bilahare Üsküdar Valide Sultan Camii'nde müezzin olarak göreve başladım, böylece memur oldum. Ama bu defa da lojman yok, maaş kiraya yetmiyor, bu sebepten Beylerbeyi Abdullah Ağa Camii'ne müezzin olarak naklen atamam yapıldı. Yaklaşık 6 sene Abdullah Ağa Camii'nde görev yaptım. 1972 yılında Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camii'ne aynı görev ile atamam yapıldı. Fiili hizmetim, askerlik borçlanmam ve köylerdeki çalışmalarımı toplayıp kendi isteğimle 1989 yılında emekliliğimi istedim ve emekli oldum. Emekli olduktan sonra Anadoluhisarı Göksu Kur’an Kursu'nda müftülük oluru, diyanet onayı ile talim hocalığı, fahri sınıf hocalığı, yurt müdürlüğü, vakıf müdürlüğü yaptım. 6 sene kadar da orada hizmetim oldu elhamdülillah...

İşte kısa hayat hikâyesi böyledir. “Mevla görelim neyler / Neylerse güzel eyler.”

 

Nurettin Durman'ın, uzun yılların muhabbet hali içinde âleme bir çeşni olsun kabilinden bir hafız-ı Kur’an ile söyleştiğidir

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2015, 10:55
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20