banner17

İhsan Deniz: İpek Dili kapanmadı

İhsan Deniz'e İpek Dili dergisini sorduk, o da anlattı

İhsan Deniz: İpek Dili kapanmadı

1990’ların ortasından itibaren Anadolu’nun muhtelif yerlerinde şiir-edebiyat dergileri geçmişe oranla daha fazla çıkmaya başlamıştı. Bu dergilerin bir kısmı adından hâlâ söz edilebilecek bir etki de bıraktı. Bursa’da şair İhsan Deniz’in o yıllarda çıkardığı İpek Dili bu bahsettiğimiz etkiyi oluşturan dergilerin başında geliyor. “80’li yılların şiiri” olarak anılan şiir ortamının önemli isimlerindin olan Deniz, İpek Dili ile bir anlamda Yönelişler’den Üç Çiçek’e, Şiir Atı’na, Bürde’ye uzanan bir poetik algının izini sürdü de denilebilir. 4 sayfa ve büyük boy olarak çıkan dergi yayınlandığı zaman diliminde takip edilen, önemsenen bir alanı da çabucak doldurmuştu. Küçük hacmine rağmen Deniz’in kaleme aldığı eleştirel metinler şiir çevrelerinde tartışmalara neden olmuş ve zaman zaman bu tartışmalar karşılıklı polemikler de üretmişti. İhsan Deniz ile “henüz kapanmadı” dediği İpek Dili dergisini ve o günleri konuştuk.

İhsan Deniz
İhsan Deniz

İpek Dili ‘kapanmadı’, bunu deklare edip ‘kapanacak’! 

İpek Dili çıkana kadar İstanbul-Ankara gibi merkezlerde yayınlanan dergiler dışında ciddi poetik metinlerin yer aldığı dergi sanırım yok denecek kadar azdır. Bu merkez-taşra meselesi bir yana, o günden bu güne bakınca İpek Dili’nin nasıl bir etki bıraktığını görüyorsunuz? 

İpek Dili, ‘taşra’da çıktığı hâlde, iç bünyesinde/duruşunda ‘taşralılık hissi’ni hiç taşımayan/yaşamayan bir şiir seçkisiydi. Sanıyorum, bir ‘merkez dergisi’ algısı üretmesinin en önemli sebeplerinden biri bu olguydu. Bir diğer sebep -ki bu aynı zamanda “nasıl bir etki bıraktı”ğına dönük cevabının bir kısmı olabilir- ‘kendine güven’, ‘rahatlık’, ‘kararlılık’, ‘serbestlik’ gibi hususlardır. Buna, söyleyeceği şeyin ‘dolu’luğuna olan inancı da ilâve edebiliriz.  

Sizin de çok önemsediğiniz “80’lerin şiiri, dergileri” bağlamında İpek Dili’ni poetik olarak nereye oturtmak mümkün? 

Sebepler tartışılabilir olsa da şöyle bir realite söz konusudur: 80’li yıllar, ‘”şiir” üzerine düşünmenin’, ‘şiire “şiir” olarak bakmanın’ ve ‘şiiri “şiir” olarak tartmanın’ yeniden gündem bulduğu bir dönem olmuştur. Gelenekle sahici bağlar kurmak ve bir kök aramak/bulmak ihtiyacı bu yılların poetik hassasiyetlerinin başında geliyordu. Dikkat edilirse, 80’li yıllara rengini veren şairlerin hiç birinde ‘kompleksi’ yaklaşımların izine rastlanmaz. ‘Yok sayarak var olmak’ kurnazlığı ve esasen yeteneksizliği/güçsüzlüğü prim yapmamıştır. ‘İçtenlik’tir prim bulan.. Şiir beğenisinde ideolojik/politik algı, yerini estetik vizyona terk etmek zorunda kalmıştır. Bana sorarsanız, bu ve benzeri temel poetik motivasyonların öncüsü Yönelişler dergisidir. Söz konusu kulvara Üç Çiçek, Şiir Atı, Poetika, Bürde gibi dergi ve yayın faaliyetlerini de katmalıyız elbette.

İşte İpek Dili’ne, 90’lı yıllarda, az önce sözünü ettiğim ‘oluşum’a ‘taşra’dan bir katkı olarak bakılabilir. Zincirin yeni bir uç-halkası gibi.. 

 

Derginiz 4 sayfa olarak çıktı ama Ali Günvar’dan, Hüseyin Atlansoy’a, Osman Konuk’tan V.B.Bayrıl’a kadar pek çok ismi de bünyesinde barındırdı. Yani siz aslında 4 sayfalık bir dergide sıkı bir poetik duruşun mevziisini oluşturdunuz. Neler söylersiniz bu hususta? 

Saydığınız isimlerin hepsi arkadaşım ve ‘iyi şair’ sıfatını hak etmiş imzalar.. Dahası, 80’li yıllarda giderek açılım kazanan ve debisi yükselen bir şiir hareketine işlev, karakter, renk, edâ katan ve kendine özgü şiir tutumlarıyla dönem şiirinin bir ‘delta’ kimliği almasında önemli etkileri olan isimler. Elbette başka isimler de vardı İpek Dili’nin ‘tercih’ ettiği imzalar arasında. Bakın, ‘sahici’ olursanız, ‘sahici’ isimlerin sizi bulmasında ve/ya sizin onları bulmanızda hiçbir engel kalmaz. Öte yandan, ideolojik bakışı, dünya görüşü tercihlerini, meşrep farklılıklarını paranteze aldığınızda, Türkçe için ve Türk şiiri için örneğin benim Üç Çiçek’te veya Şiir Atı’nda; Ali Günvar’ın, V. Bahadır Bayrıl’ın ya da Haydar Ergülen’in İpek Dili’nde şiir yayınlaması son derece normal bir şeydir. İpek Dili’nde ‘iyi şiir’ basıldığı gibi ‘vasat’ ya da ‘vasat altı’ şiirler de basılmış olabilir. Doğrudur. Ve fakat, İpek Dili’ne hakim olan genel şiir atmosferi ve buradan sökün eden enerji yansıması ‘vasat altı’ şiirlerin varlığını tolere edilebilir kılmıştır. Önemli olan budur. Kötü bir şiir zeminine sahip bir dergide ara-sıra basılan iyi şiirler o zemini verimli kılmaz. Ve tersi, elbette..

 

Ayrıca “Şiir, Dergiler, Köylülük”, “Zencilere Hasta, Beyazlara Düşman, Sarışınlara Mahkum” gibi polemik üreten eleştiri yazıları da kaleme aldınız. Bu yazıların gerek derginiz, gerekse Türk Şiirine ne tür katkıları oldu? 

Benim hem İpek Dili’nde hem de Yeni Şafak’ta yazdığım pek çok ‘eleştiri’ yazısı, içeriği itibariyle,  zaman zaman “birinin çıkıp bunları ifade etmesi gerekir” hayıflanmasını nötralize eden türdendi. Esas amacı salt ‘polemik üretmek’ gibi ucuzluğa kapı aralamak olmadığı hâlde, kimi zaman görüldü ki, sinir katsayısını hayli yükseltmektedir eleştirinin bu biçimi. Selâmı-sabahı kesenler, hasımlıklarını keskinleştirenler, arkadaşlığını bitirenler, dahası, aralarından kimliğimi bildiği hâlde beni tekfir eden ‘ahmak köylü’ler (o şahıslardan biri sonra Bursa’ya yerleşti ve benden özür diledi. Kendisine, “Benden uzak dur!” dedim.) bile çıktı.. Gabî mi ararsınız; mebzûl miktarda bulunur! Evet, kimi zaman üslûbu sert yazılardı. Polemik fitilini ateşleyen vurucu, yer yer acımasız, ödünsüz yargılar içeren.. Oysa temel amaç, edebî/ideolojik sefilliği göz önüne getirmekti. Bunda ‘başarılı’ olduğumu, gelen olumlu/olumsuz tepkilerden çıkarmak mümkündü benim için. Sanıyorum, birileri, “köpeksiz köyde değneksiz gezme”nin lüksünü yaşamak şansından mahrum kaldılar. Hadlerini bilip hudutlarını öğrendiler. Diğer arkadaşların bu tür yazıları da yer bulunca, zaten izlenir/aranır olan İpek Dili, ister istemez daha dikkat çekti. Gündem belirledi, ses getirdi, konuşuldu, yargılandı.. Yazdığı şiirin düzeyi ve kalitesiyle, çapıyla ters orantılı olarak şurda-burda “şair”lik yaftasının rantını yemeğe kalkışanlara atılan ‘şamar’ların, elbet Türk şiirine çeşitli türde katkıları oldu/olmuştur.. Bildiğim var, bilmediğim var.. Sözü uzatmayalım..  

“İpek Dili” ismine yüklediğiniz özel anlamı biraz açar mısınız? 

Hayır, “İpek Dili”nin ‘özel anlamı’ yok! Bir gün aniden doğuverdi bu isim; tıpkı şiir gibi veya bir şiir başlığı gibi.. 1980’li yıllarda canlandı kafamda. Eğer bir gün dergi çıkarırsam ismi ‘İpek Dili’ olur, diye düşündüğümü hatırlıyorum. Öte yandan, “İpek” dolayısıyla, belli bir kıvamda Bursa’yı hatırlattığı söylenebilir. Ancak dediğim gibi, his ve hassasiyet anlamında hiçbir ‘yerel’ doku barındırmadı bünyesinde. Bizim hizamızda daima ‘merkez’ oldu. Ancak, içindeki sert, muhalif, avangard ‘ses’lerin varlığı, seçkimizi, “İpek Dili”nin uyandırdığı algı ya da imgeyle örtüştürmedi. Tenakuz oluşturdu. Adıyla barışık olmadı bu bakımdan. Dünyayla, hayatla barışık olmayan, ismiyle barışık olur mu? Galiba, biraz benim mîzacıma benzedi!..     

İpek DiliDerginizin kapanması sizce edebiyat dünyamızda hangi boşluğu doğurdu. 

Daha önce de ifade ettim: İpek Dili ‘kapanmadı’, bunu deklare etmedi ama bunu deklare edip ‘kapanacak’! Öteden beri bir ‘kapanış sayısı’ hazırlamayı düşünüyorum. Kısmet.. Şiir çevrelerinin ‘kapandı’ gözüyle baktıkları bir derginin 10-15 yıl sonra kapanış sayısı çıkararak ‘kapandık’ demesi hayli ‘komik’ bulunacaksa da, olsun, bizim komedimiz de bu olsun!

Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat gibi dergiler benim nezdimde daima bir ‘okul’  kimliği taşımıştır. Birer beslenme, tecrübe edinme, kimlik/kişilik bulma, yol-yordam kazanma, eğitilme, edep-âdâp öğrenme kaynağı olmuştur bu dergiler. Mânen ve kök itibariyle kendini bu okullara bağlı hisseden İpek Dili, oluşturduğu hâle (ne ise ve ne kadarsa artık) bakımından olsa olsa söz konusu okullara ait bir ‘sınıf’ biçiminde nitelendirilebilir belki. “Belki” dememin sebebi, muhtemel itirazları göz önünde bulundurduğumdandır. En azından benim için böyle, yani bir ‘sınıf’, hatta bir ‘alt-sınıf’tır İpek Dili. Haddimizi bilmek durumundayız.. ‘Sınıf’ kapanınca veya kapanacağı anlaşılınca, nasıl bir boşluk doğdu? Bunu benim ifade etmem ne kadar doğru olabilir, bilmiyorum. Yalnız şunu söyleyebilirim: Bir kere, ilk şiir tecrübelerini İpek Dili bünyesinde yaşayan birkaç genç şairin şiir dünyasına kazandırılması İpek Dili’nin somut başarısıdır. Ve fakat, İpek Dili’nin yayımını sürdür(e)memesi, muhtemel poetik/estetik  birlikteliği, bir dergi zemininde daha yeni ve kendi çapında geleceği belirleyecek adımlar atmayı, poetik bir misyonu sürdürmeyi, en genç şairler adına yetişme, donanım ve tecrübe kazanmayı akim kılmıştır. Bütün bunlara rağmen, İpek Dili söz konusu edildiğinde içimin rahat olduğunu da ifade etmek isterim doğrusu. Dergiler birer meş’ale gibidir; elden ele, gönülden gönüle taşınan birer meş’ale! Bir dergi için ilelebet çıkacak diye kural/kaide yoktur, olamaz. İşlevini tamamlayan bir derginin kapanması da gerekir ayrıca. Çıkmış olmak için çıkmanın, ite-kaka yayımını sürdürmenin, işlevini yitirdiği hâlde ısrar ve inatla yol almaya çalışmanın değirmende su öğütmekten ne farkı var? Ehil bir göz, bugün yayınlandıkları hâlde sözünü ettiğim handikapı her sayısıyla daha da ağırlaştıran, yayan, yoğunlaştıran ve kısaca tükenen/körelen dergileri seçmekte güçlük çekmeyecektir sanırım. Biz İpek Dili olarak, o dönemde el attığımız, ancak ekonomik kriz dolayısıyla yapamadığımız bir işi, kitap yayıncılığını hayata geçirmenin ilk adımını geçtiğimiz ocak ayında attık. Asa yayınları bünyesinde İpek Dili serisinden iki şiir kitabı yayımladık Önümüzdeki dönem bir veya iki poetik metin basacağız. ‘Seçkinci’ davranıp ‘az sayıda’ şiir kitabı çıkarmayı sürdüreceğiz.

       

İpek Dili 90’ların ortasında yayın hayatına başlamıştı. O günlerin şiir-edebiyat ortamını derginiz yayınlanırken nasıl görüyordunuz ve İpek Dili bu ortama neler söyledi sizce? 

Türk şiirinde 90’lı yıllar, 1980’lerde hareket kazanan ve adına genel olarak “80’li yıllar şiiri” denilen sürecin, ağırlığını baskın bir biçimde hissettirdiği yıllardı. Söz konusu şiir hareketinin gerçekten bir ‘varlık’ kazandığının hissedildiği, kabul edildiği, değerlendirildiği bir dönem. Öte yandan ‘kabul’lerin yanında ‘ret’lerin de uç verdiğine tanık olundu. 2000’lere geldiğimizde, artık 80’li yıllar şiirinin/şairlerinin kendi içinde ‘sınıf’lanmasına dönük çabalarla karşılaştık. Benim, 1990’ların hemen başında, “90’lara sarkan şiir” başlıklı yazımda da altını çizdiğim gibi 80’ler şiirinin en zayıf halkası, yeterince “derinlik” taşımadığı olgusudur. ‘Derinlik’ elde etmenin ve bu bağlamda “büyük şiir” niteliğine kavuşmanın bana sorarsanız yegâne yolu, “Metafizik” olanla sahih bağlar kurmaktan geçer. Metafizik hassasiyetiniz yoksa, derinlik ve buna bağlı olan büyük şiir idealinden söz edemezsiniz. İpek Dili, poetik/estetik olarak biraz da bu bağlamda konumlanmayı hedefledi şiir çevrelerinde. Öte yandan, sesini yükseltti ve bunun gerekliliğini nedenleriyle ortaya koydu. ‘Yüksek ses’le sıraladı eleştiri odaklı görüşlerini. ‘Yüksek ses’le seslenmenin ancak donanım ve doluluk kriterleriyle hayata geçirilip mâkes bulacağını gösterdi. Şimdi dönüp baktığımda, İpek Dili’nin ‘taşra’da çıkan bir şiir seçkisi olarak cirminden büyük iş yaptığını/gördüğünü daha iyi anlıyorum.

 

Selçuk Küpçük konuştu

Güncelleme Tarihi: 08 Aralık 2009, 08:52
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
bahadır
bahadır - 9 yıl Önce

ipek dili ne güzel dergi idi. hatırlamak.
hatırlatmak ne güzel...

hacivat
hacivat - 9 yıl Önce

siteyi vefasından ötürü kutlamak lazım. asım gültekin büyük yükün altına girmiş. sadece bu yayından ötürü demiyorum. unutulmuş sanılan her değer bir bir çıkıyor ortaya. tebrikler

Kakir Kunduraciyan
Kakir Kunduraciyan - 8 yıl Önce

http://www.milligazete.com.tr/makale/koftehor-kopek-efendi-181887.htm

banner8

banner19

banner20