Hüseyin Altuntaş sert eleştiriye karşı!

Dil ve Edebiyat Dergisi Editörü Hüseyin Altuntaş’la editörün okuyucuya karşı sorumluluğunu konuştuk.

Hüseyin Altuntaş sert eleştiriye karşı!

Editöryal sorumluluktan ne anlıyorsunuz?

Editör, okuyucuya arz edilecek ürünün her bakımdan olabileceğinin en iyisi nitelikte olmasını gözetmeli, ürün kendiliğinden bu özelliğe sahip değilse, gerek yazarıyla/şairiyle görüşerek, gerek doğrudan tasarrufta bulunarak ürünün diline, imlasına müdahale etmeli, okuyucunun memnuniyetini sağlamalıdır. Editörün öncelikli sorumluluğu yazara/şaire değil, okuyucuyadır. Bir ürünün daha edebi ve sağlam bir metne kavuşturulması işlemi, o ürünün yazarına/şairine bir yardım olarak görülmemeli, okuyucuya saygının gereği kabul edilmelidir. Yazara/şaire olan sorumluluk, yayımlanmaya değer olan metni yayımlamak, değer olmayanı yayımlamamaktır. Ancak yayımlanmaya değer görülenlerin sağını solunu toparlamak ve kusurlarını en aza indirmek, okuyucu için yapılması gereken bir işlemdir.

Yazarına danışmadan editöryal müdahalenin doğru olup olmadığı konusunda düşünceleriniz nelerdir?Dil ve Edebiyat Dergisi

Editörlerin re’sen böyle bir müdahale yetkilerinin olması gerektiğini düşünenlerdenim. Evet, yapılacak müdahalelerin ürünün yazarıyla önceden müzakere edilmesi teorik olarak güzel ve yararlı bir düşüncedir; ancak pratikte buna her zaman fırsat bulmak mümkün değildir. Bence editörün eli serbest olmalı, takdir yetkisini kullanarak bazı müdahaleleri danışarak, buna gerek görmediği zamanlarda da doğrudan müdahale ederek basılacak metinleri en iyi haliyle baskıya hazırlaması gerekir. Yazılar için kesinlikle bu serbestide bir müdahale yetkisinin kullanılabileceği düşüncesine karşılık, şiir gibi her sözcüğünün edebi bir şifre olduğu ürünlerde, şairin zihnindeki anlamı zedeleyebilecek müdahalelerden kaçınılması, eğer yapılmasının iyi olacağının düşünüldüğü bir değişiklik varsa, bunun mutlaka şairle müzakere edilerek gerçekleştirilmesi gerektiği düşüncesindeyim.

Bir yazarın veya şairin ürünü size ulaştığında eser sahibinin ismine mi bakarsınız, eserin niteliğine mi?

Edebiyat pazarında isim sahibi olmuş yazar ve şairlerin, bu isimleri, pazara arz ettikleri edebi ürünler karşılığında arz ve talebin kesişmesi yoluyla elde ettikleri ve değerliyi değersizden ayırmada acımasızca davranan beğeni eleğinin üstünde kalmayı başardıkları için alabildiklerini düşünürsek, bize ulaşan eserin önce niteliğine mi, yoksa sahibinin ismine mi bakarız sorusuna daha gerçekçi cevap verebiliriz. Evet, eser sahibi, eğer tanınmış ve isim sahibi olmuş bir şahıssa, eseri bir kalemde reddedilemez. Eserin niteliğine bakmak ikinci planda gelir. Yok, eser henüz bu pazarda yeni bir isme ait ise, beğeni eleğini silkelemek ve üstünde kalıp kalamayacağını ölçmek gerekir.  Malum, böyle yapmak da, tanınmamış bir ismin ürününü öncelikle kalite yönünden incelemek anlamına gelir. Ne var ki, bu mekanizma mutlak böyle işlemesi gereken bir mekanizma değildir. Çünkü iyi isimlerden kötü ürünler gelebileceği gibi, tanınmamış isimlerden de nitelikli eserler gelebilir. Gerçekçi olan, ikinci olasılığın oldukça seyrek gerçekleşen bir durum olduğunun bilinmesidir.

Özellikle genç şair ve yazarların ürünleri geri çevrildiğinde ne tür tepkilerle karşılaşıyorsunuz, bu durum karşısında sağlıklı editör tavrı nasıl olmalıdır?

İnsanın duygusal bir varlık olduğu, bu duygusallığa eşlik eden benlik algısının kolaylıkla zedelenebilir olduğu göz önünde tutularak genç yazar ve şair adaylarına son derece nezaket ve zarafetle davranılmalıdır. Bu yolun başında oldukları, iyi bir yazar/şair olmak için birçok mihnete, eleştiriye, öneriye muhatap olmak zorunda kalacakları hatırlatılarak gerçekçilik yanlarını geliştirmeye çalışmalıdır. Tutku ve motivasyonlarını tümüyle öldürebilecek sert eleştirilerden kaçınılmalı, en zayıf metinlere/şiirlere bile “eksik ama şurası güzel, ümit veriyor” şeklinde yaklaşılarak rehabilite edici bir tavır sergilenmelidir. En iyi yazarların, en güçlü editörlerin bile bir zamanlar kendilerinin de acemilik çektiklerini, eleştirilmekten acı duyduklarını hatırlamaları, bu nedenle gençlere gönül kırıcı davranmak yerine rehberlik yapıcı bir yaklaşım göstermeleri gerekir.

Sizce genç şair ve yazarlar, gönderecekleri dergileri belirlerken, ne tür kıstaslar çerçevesinde hareket ediyorlar?

Doğrusu bunu bilemiyorum. Şahsen isterim ki, genç yazarlar ilk hikayelerini bana göndersinler, ilk denemelerini bizde yayımlatmak istesinler. Ancak bunun hangi özelliklerdeki bir dergi olmakla sağlanabileceği hakkında bir fikrim yok.

Son olarak, sizce ideal editör tasavvuru nasıl olmalıdır?

İdeal editör, kişiyi yazmaya teşebbüs ettiğine memnun eden, kötü editör ise kişiyi yazmaya cüret ettiğine pişman eden editördür. Birinciler edebiyat alanına pek çok yazar/şair kazandırırken, ikinci türdekiler birçok yeteneğin daha filizken kuruyup zayi olmasına neden olurlar. Ancak yine de baştaki sözümüze dönelim: İdeal editör, yazardan önce okuyucuya karşı sorumludur. Genç yazarlara rehberlik etmek, onları yazmaya, yazdıklarını yayımlamaya teşvik etmek ancak ikinci derecede görevleridir. Okuyucunun önüne nitelikli yazılar çıkarmak; özgün mesajı, edebi derinliği olmakla beraber dil ve yazım kusurları olan yazıların bu kusurlarını gidererek yayımlamak öncelikli görevidir.

 

Mustafa Celep, sordu

 

Güncelleme Tarihi: 30 Ocak 2012, 06:53
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
rafet nacak
rafet nacak - 7 yıl Önce

ne güzel demiş değil mi,ballandıra ballandıra ve lafı döndürüp dolaştıra dolaştıra, önce isme bakarız tamekse koy sepete hesabı. bir de genç imzaların tercih ettiği bir dergi nasıl olunur onu bilmiyorum demiş ya bence bu daha da güzel olmuş. ben biliyorum ama söylemicem çatlayın patlayın. sadece ipin ucunu gösteriim size, biraz olsun edebiyat dergisi olduğunuzu hatırlayıp dil ve edebiyat dergisi etiketini başka amaçlar için kullanmayarak işe başlayabilirsiniz. kremalı mantar çorbası iyidir...

banner19

banner13