Hüseyin Akın'a Sorduk!

Zeki Bulduk sordu, Hüseyin Akın cevapladı. Neden yazıyormuş, biliyor musunuz?

Hüseyin Akın'a Sorduk!

Neden yazıyorsunuz? 

Uzun süre konuşacağım şeyleri sustuğum için, şimdi sustuklarımı yazıyorum. 


Şiirin ne hayrını gördün? 

Beni yaşama alışkanlığından kurtarıp, her şeye ilk yaratılış şaşkınlığıyla bakmayı öğretti. Bunda da bir hayır var bence. 


Yayıncılık, muallimlik, şairlik ve bir de Kağıthane? Çocuklar nasılllar bu arada? Vakit kalıyor mu onlara? 

Ben işi başından aşkın biri değilim. Çünkü neticesinde bana kâr sağlayacak işlerle hiç işim olmadı. “Ne içindeyim zamanın, ne büsbütün dışında” ile açıklanabilecek bir durum benimkisi. Saydığın uğraşların her biri kâğıtla ilgili; Kâğıthane'de oturmuş olmam da tesadüf olmasa gerek. Çocuklar gayet iyiler. Evden dışarı pek çıkmıyorum, bir yere gitsem bile evi de sırtımda götürüyorum. Bu yüzden vakit sorunları olmuyor. 

Radyo yayınıyla bir ülkenin sorunları düzelir mi? Ya da biz adam olmak istemesek de birileri adam etmeye devam edecek mi?

Düzelseydi ilk önce biz adam olurduk herhalde. Ama birilerinin istediği şekilde adam olamamışsak –ki öyleyiz- ne mutlu bize. Oysa biz Âdem olmak için yola çıkmıştık; nasıl olduysa adam olmayı çıkardılar önümüze. Biz adam olmama inadını sürdürdükçe birileri de bizi adam etme inadını devam ettirecektir mutlaka. Bu insanlara bakarak ben hep aynı şeyi söylüyorum: Adam sen de! Adamsendeciliği seviyorum.  
Kabenin duvarına şiir mi, şair mi asılmalı? Yoksa O meşhur örtüsü mü? Yoksa "ben bir gideyim de hacca, karar veririm" mi  dersin? 

Şairin kalbinin duvarına kabenin gölgesi asılsa daha iyi olur. 

Ölmeyecek bir söz söyle, ben de mırıldanayım

“Benim adım insanların hizasına yazılmıştır” (İ.Ö)  

Şiirde bir "yeni " hareketi daha olmalı mı; yahut son zamanlarda seyrettiğin en güzel filmi anlatır mısın? 

Yenilik mümkün bir zeminde şiirin imkan kazanması ise neden olmasın, tabii ki olabilir. Ama şiir ikliminin kuruduğu bir ortamda şekilsel bir takım hareketlerle soluğu kesilmiş olan şiire suni teneffüs yapılmaya çalışılıyorsa bu boş bir uğraştır. Son izlediğim filmin adı “Dinle Neyden”. En iyisi ben anlatmayayım, siz neyden dinleyin. 

Yolculuklar... Sinop cezaevini biraz anlatır mısın abi? 

Sinop Cezaevi anlatılmaz yaşanır. Ben kaç kez baştan sona gezmeye teşebbüs ettimse bir türlü tamamlayamadım. Rutubet ve kasvetli havası buna mani oldu. Ben iki saat gezip bitiremedim bu hapishaneyi, oysa bu hapishane Sabahattin Ali'den Mustafa Suphi'ye binlerce insanı üç beş yıl içerisinde bitirmiş. “Denizin dibinde Hatcem demirden evler” türküsünü bilirsiniz. Sinop cezaevinde yatan bir mahkûmun eşine yazdığı içli bir mektuptur bu. Her şeyi çok güzel anlatır. Deniz seviyesinde tabutluklar, akrepler, kocaman kocaman besili fareler ve zindanıyla sadece duvarlarındaki yazılarından acılar atlası oluşturulabilecek bir yerdir. Özgürlüğün ve insan olmanın değerini anlatır hâlâ insan kalmayı başarmış olanlara.

Atatürkçü Düşünce Derneği çağrışımların... Bir de Vakit, denilince akla ilk gelen söz nedir? 

Atatürkçü Düşünce Derneği: Bir sürü insan. 
Vakit: Nakit! 

Ne olacak bu Müslümanların yahut selamsız sabahsız dostların hali dersem?

Yüzümüzü duvara değil aynaya dönelim derim. Hepimiz hepimizin aynası ve aynısıyız. Çamaşırlarımız aynı rüzgârlarla kuruyor! Kafamızı çalıştırmamıza gerek yok zaten çalışıyor. Sadece kafamızı şöyle bir kaldırsak yetecek. Birbirimizi görüp fark edeceğiz. Bütün aradığımız hatlar dolu. Bütün telefonlar meşgul çalıyor. Kafamızı kaldıralım yeter.

 

 

Zeki Bulduk, kağıtla demir arası bir söyleşi yaptı.

Güncelleme Tarihi: 24 Eylül 2010, 11:01
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Orhan ÖZEKİNCİ
Orhan ÖZEKİNCİ - 12 yıl Önce

Hüseyin Akın, içinde bulunduğumuz edebiyat piyasasının olgun bir karıncası adeta. Az diyebileceğimi zamanda, az sözle çok iş yapıyor. Yaptığı iş ne olursa olsun, edebiyat memurluğu yerine gönül edebiyatı yapıyor. Tebrik ederim.

banner19

banner26