Hikmeti bulmak için o rehberlere muhtacız

Bilge Adamlar Dergisi ve Hilal TV genel yayın yönetmeni Adnan İnanç’la hikmetin hayatımızın çeşitli alanları ile olan ilgisini konuştuk.

Hikmeti bulmak için o rehberlere muhtacız

 

Hikmet” kavramı bizim bir yitiğimiz olduğuna göre, yitiğimizi aramamız ve toplumumuza bu kavramı yeniden hatırlatmamız gerekiyor. Bu düşüncelerle, Bilge Adamlar Dergisi ve Hilal TV genel yayın yönetmeni muhterem Adnan İnanç Bey’le, birçok boyutuyla hikmet kavramını konuştuk.

Hikmet nedir? Müslümanla hikmet arasında nasıl bir ilişki vardır?

Hikmet her şeyden önce ilimden başka bir şeydir; daha doğrusu bir duyuş/anlama biçimidir. Belki de hikmet, ilmî birikimin içselleştirilmesi, anlayış/bilinç düzeyine taşınması halidir. Kur’an’da yirmiye yakın yerde geçen hikmet ifadesine genel olarak baktığımızda, onun bilginin ötesinde bir şuur ve bir bilinç haline, ince bir anlayış ve derin bir kavrayışa işaret ettiğini görüyoruz.

Hikmetle mümin arasındaki ilişki konusunda ise şunları söyleyebiliriz: Kâinata hikmet gözüyle bakmak müminin temel vasıflarındandır. Mümin hikmetli davranmayı kendisine şiar edinen insandır. Onun bütün düşünce ve davranışlarında hikmetin incelikleri görülür; tavır ve hareketlerinde olgunluk fark edilir. İster düşünce ve isterse bizzat hayatın özünde görülen pratik tecrübe ile bir arınma ve yenilenme sürecine girildiği takdirde hikmetin elde edilmesi mümkündür. Bu arınmayı gerçekleştirenler varlık âleminde hiçbir şeyin birbirinden bağımsız olmadığını kavrarlar. Her şeyin birbiriyle ve her şeyin “Bir” ile bağı olduğunu fark ederler. Biz bu muhteşem fark edişe hikmet diyoruz.

Eşya üzerindeki ve varlık âlemi üzerindeki bu büyük uyumu ve insicamı fark ediş elbette ki hikemî bir bakışın, derinlikli bir okuyuşun sonucudur. Bir yapboz düşünelim. Her bir parçayı yerine koyduğumuzda, o harika kompozisyonu görebiliriz. Eğer her parça ait olduğu yere konulmamışsa, o harikulade resim, o güzel kompozisyon anlamlı olmaz. İşte hikmet her parçayı ait olduğu yere koymak ve resmin bütününü görebilmek demektir. Allah’ın yarattığı çeşitliliği, varlığın değişik renklerini, varlık kategorilerini görebilmek ve ilgisiz gibi görülen bu varlıkların aralarındaki gizemli bağı, derin ilişkiyi algılayabilmektir.

Hikmet sahiplerinin, arif zatların toplum açısından önemi nedir?

Hikmet hayatımızda olması gereken yerde değil… Hikmeti hayatımızdan; ilişki, diyalog ve anlama biçimlerimizden büyük ölçüde sürgün etmiş bulunuyoruz. Hayatımızdan çıkardığımız hikmeti hayatımıza tekrar taşımamız için rehberlere ihtiyacımız var. Bu rehber kişiler, âlimler, arifler, bilgeler; bizim hayatı anlamamızı kolaylaştıran yoldaki işaret taşlarımızdır. “Âlimler benim varislerimdir” nebevi sözünde de işaret edildiği gibi bu kimseler peygamberin misyonunu devam ettiren kıymetli incilerdir. Dolayısıyla yol gösterici, iz gösterici, izleri takip edilmesi gereken bu hikmetli şahsiyetlerin toplum açısından önemi büyüktür.

Biz, ilmine derinlik katarak, ilmin pratikteki tatlı tezahürleriyle hayatını bereketlendiren ariflerde adam gibi bir duruşu ve muhatap üzerinde derin tesirler uyandıran bir bakışı görürüz. Onlar Kur’an’a ulaşma yolunda bize yol gösterir, iz ve işaret oluştururlar. Arifler bizim duyuş biçimimizin bereketlenebilmesi için bize birtakım tecrübî aktarımlar sağlarlar. Bazı duyguları bize hissettirir ve yaşattırırlar. Onlar elimizden tutar, Kur’an’la buluşmamıza vesile olurlar. Peygamber’in tertemiz sireti ve sünneti ile buluşmamız konusunda bize rehberlik ederler.

Eğitim sistemimizin hikmetli bakış yeteneğini geliştirdiğini düşünüyor musunuz?Adnan İnanç

Eğitim sistemimiz büyük ölçüde düşünce ağırlıklı ve tefekküre yöneltici bir yapıda değildir. Eğitim sistemimizin, düşünsel bir derinlik kazanmaya olumlu katkıda bulunduğunu söylemek güçtür. Ezberci, kuru, rasyonel bir bilgi içerdiği için eğitim sistemimiz, insanlarımızın düşünce dünyalarını da, ufuklarına da, kalbi zenginliklerini de sığlaştırmakta; bozmakta ve hatta çürütmektedir. Bugün sadece Türkiye’de değil, dünyada da bir eğitim sorunu vardır. Yani bu temel bir sorundur, yenilerin deyimi ile sorunsaldır.

Batı dünyası da kendi içerisinde eğitimi sürekli tartışmaktadır. Orada, zorunlu eğitime hayır diyenlere, okulsuz toplumu savunanlara, ev okullarını tartışanlara, hatta eğitimi temelde sorun olarak gören ve eğitim dışılığı savunanlara bile rastlamak mümkündür. Dolayısıyla eğitimin yapboz tahtasına döndüğü bir ortamda, insanımıza bir derinlik katma ve hikmet aşılama ihtimali çok zayıftır. Böyle bir eğitim yöntemi ile hikmetin gizemli cevherine ulaşmak mümkün değildir.

Gazetesiyle, dergisiyle, televizyonuyla medyamız hikmet kavramına yeteri kadar sahip çıkıyor mu?

Kanaatim odur ki medya hikmetle en büyük sorunu olan alanların başında geliyor. Medya kendi içerisinde görselliği esas aldığı için, resmi, formu, vizyonu, literal boyutu esas alıyor; içe, öze, cevhere, içeriğe, mahiyete önem vermiyor. Bugün medyada “imaj her şey; nitelik hiçbir şey” sloganı geçerlidir. “Az ilim; ancak çok film” de medya için geçerli bir slogandır. Dolayısıyla medyanın kendi içerisinde hikmetle çok ciddi sorunları olduğu kesindir. Özü, mahiyeti itibariyle bizzat kendisi insanların hikmete ulaşmalarında en ciddi engeli teşkil etmektedir. Bilhassa günümüzde medyamız çok kötü bir sınav vermektedir. Medyanın tüm kitle iletişim araçları, tüm birimleri, ister görsel, ister yazılı, ister süreli, ister süresiz; insanların olayların iç yüzüne vakıf olmasını engelleyici niteliktedir. Bu ortamda bile çok şükür ki müspet yayınlar yapan, gazete, dergi ve televizyonlarımız az da olsa var.

Reyting ile hikmet arasında nasıl bir orantı söz konusudur?

“Reyting” kavramı toplumu yönlendirme hedefi ile açıklanabilen bir kavram değil; toplumun sizi yönlendirmesiyle açıklanabilen bir kavramdır. “İnsanlar ne istiyorsa onu verelim, böylece daha çok izlenelim” kaygısı ile izah edilebilen bir olgudur. Dolayısıyla reyting, toplumun süflî emellerine göre yayın yapan ilkesiz bir yayıncılığı temsil eder. Onda siz topluma şöyle bir nitelik kazandıralım demez/ diyemezsiniz. Toplumun elinden tutup onu şuraya yükseltelim, onlara zihnî bir ivme kazandıralım, düşünmenin imkânlarını gösterelim diye de çaba sarf etmezsiniz. Toplumun en alt seviyesini esas alırsınız ve süfli, basit, ilkel ve iptidai bir yayın yaparsınız. Toplumun hiç düşünmeyeceği ve düşünsel bir zahmete girmeyeceği bir yayıncılık yapmayı tercih edersiniz. Yani onu memnun edecek bir yayın çizgisi izlersiniz. İnsanların çoğu basit niteliksiz şeylerden hoşlandığı için de basit niteliksiz şeyler yayınlayarak bol reyting almayı düşlersiniz. O anlamda medyada reyting kaygısı hikmetin, derinliğin ve niteliğin düşmanıdır. Başka bir ifadeyle hakikate ulaşmanın, onu elde etmenin, onu kavramanın, onu camiiçselleştirmenin önündeki engellerden birisidir reyting kaygısı… İnsanları düşünmeniz ve onların eşyanın hakikatini kavramalarına fırsat tanımanız reytingle çelişir ve çatışır. Dolayısıyla reytingi öne çıkarsanız niteliği, tabiatıyla da hikmeti dışlamış olursunuz.

Hikmeti hayatımıza geri getirme noktasında caminin fonksiyonu ne olmalıdır?

Eğer bugün hikmet dirilecek, hikmetin peşinde olunacak ve hikmete ulaşılacaksa bunun camiden/mescitten bağımsız olması mümkün değildir. Caminin/mescidin hayatımızda olması gereken yere konulması Müslümanın hayat tasavvurunda kaçınılmaz bir zorunluluktur. Çünkü Müslümanlar arasındaki anlamlı ilişkinin kurulabilmesi ancak mescid kültürü sahibi olmak ve mescit müdavimi olmakla mümkündür. Mescit kültürü olmayan toplumlarda kopmalar ve bireyselleşmeler yaşanır.

Adı üstünde, cami cem eder, toplar, bir ve bütün kılar, anlamlı bir ilişkiler yumağı içerisinde insanları kuşatır ve kucaklar. Dolayısıyla bizim buluşma yerlerimiz mescitlerdir. Mescitlerin olmadığı yerlerde veya mescitlere gidilmeyen yerlerde komşular birbirlerini tanımaz; komşuluklar gelişmez. Mescitler insanlara; buluşma, hal hatır sorma, doğal olarak bilişme, görüşme imkânını sağlarlar. Bu nedenle Allah’ın bize büyük imkânı, ihsanı ve lütuflarıdır. Müslümanların kaynaşmasının ve kardeş olmasının yeri mescitlerdir; vakti ise namaz vakitleridir. Biz Müslümanlar vakti beşe ayırırız yani yirmi dört saatimizi beşe böleriz. Mesela biz birisiyle buluşacak görüşeceksek, “ikindi namazından sonra ya da öğle namazından önce veya akşam namazında buluşalım” deriz. Bizim vakit tasavvurumuzu namaz vakitleri belirler. Allah namazla bize vakit tasavvuru kazandırmıştır.

 

Aydın Başar haber verdi

Güncelleme Tarihi: 27 Şubat 2013, 15:57
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13