banner17

Hicran yarasından da derindir yaramız bizim

Nurettin Durman’ın son şiir kitabı 'Derin Yara' geçtiğimiz sene çıkmıştı. Adem Özbay, 'Derin Yara' ile değişik bir söyleşi yaptı.

Hicran yarasından da derindir yaramız bizim

Güzel insan Nurettin Durman’a gidip “dunyabizim.com için bir söyleşi yapmamız lazım abi?” deyince, “Yahu hep bizimle yapıyorsunuz, biraz da kitaplarımızla yapsanıza!” dedi. Ben de neden olmasın diye düşündüm.

Sonra Nurettin Durman’ın son şiir kitabı Derin Yara’nın karşısına geçtim. Ben sordum o bazen ‘Derin Yara’ kitabı oldu cevapladı, bazen Nurettin Durman oldu söyledi, ortaya da bu söyleşi çıktı.

Umarım bir şiir kitabıyla yapılmış bu söyleşiyi beğenirsiniz.

Merak ediyoruz, nasıl bir hal ile yazıldı bu şiirler?

Öyle bir haldeyim ki

Ateşi ve gülü bilemem

Sonsuza açılan kapıdan

Nasıl çıkarım bilemem.

Sorma deseniz de Derin Yara’yı şairini anlayarak daha çok hissedebileceğimizi düşünüyorum. Derin yaralar nasıl oluşur sizde?

Ne dedimse olmadı solgun yapraklar düştü

Viran olan gönülden kırık nağmeler düştü

Kalbi kırık şarkılar bensiz sokağa düştü.

Ezanların içinden bir güzel rahmet düştü

Dağıldı bu âleme payıma hasret düştü.

Yaralarımın farkına varmak da kolay değil aslında. Bazen bu farkındalık insanı ümitsizliğe sevk edebiliyor. Siz ne yaptınız o ilk hissediş anınızda?

Bismillah dedim

Bıraktım yumuşak toprağın koynuna

Orada kök salsın büyüsün düş kursun

Şiir gibi olsun dünya.

Evet derin yaralarımız var, peki ne yapmak lazım bu yaralarla?

Ne olursa olsun yürümeyi sürdürmenin önemi ortada

Bir cihangir gibi dolaşmanın bir derviş gibi oturmanın

Şehri boydan boya iyiliklere boyamanın ne kadar elzem olduğu ortada.

Yüzümdeki ifadeyi anlamışsınızdır

Şehre dair çok şey vardır mutlaka.

Peki, Derin Yara’daki şiirlerin ifşa ettiği yaralara gelelim o zaman. Nasreddin Hoca’nın tabiri ile sadece ‘Damdan düşenin anlayacağı acılar’a sahibiz gibime geliyor. Haksız mıyım?

Bir damla gözyaşı bir damla yağmur

Canın candan başka nedir aldığı

Manaya sarılan ruhu görmüşler

Elinden ne gelir bütün varlığı

Düş de gör bir defa öyle demişler

Eğer yaralanmak mevzu bahisse olayı ta Habil’in akıtılan kanı karşısında Hz. Adem’in hüznüne, Leyla’dan koparılmış Mecnun’un hicranına ve dahi Kudüs’ten Şam’a, Halep’ten Bağdat’a geniş bir coğrafyanın tüm acılı çocuklarına kadar götürmek lazım. İş Nurettin Durman’a geldiğinde nasıl nasıl bir aks-i sedası oluyor bu acının?

Demeseydim keşke ne olur ne olmaz diyerek

Bu kadar teselliye muhtaç olacaksa da günüm

Buradan bir şey çıkmayacak ister istemez artık

Kalbim kırıldı çünkü dahası ben çok üzgünüm.

Bu kırılmaktan dolayı mıdır, sesli değil sessiz figan ederken görüyoruz sizi?

Susarım; budur belki kalbimi tutan ışık

Bir yokuşu yorarak çıkmak için hayattan

Viran olan bahçenin kalbi kırık ufkundan

Nasıl bahtına yanar elde bir şey kalmadan.

Yokuşu yorarak nasıl çıkacağız peki bu yaralayan hayattan? Bunun sırrı nedir?

Kalmadı takatim uçtu hayalim

Dünyanın başında bu kadar acı

Ruhun aslı meğer elemli canmış

Dayanmazmış yoksa derdin ilacı

Öyle bir sır ki hiç bulunmazmış

Hadi yokuşu çıktık, yola ulaştık, yol bizi nereye götürecek?

Sormak isterim elbet: “bir yol ‘cennete’

Götürmezse insanı ne işe yarar?”

Peki bu derin acılardan kurtulmak için ne yapmamız lazım. Şair bize bu konuda ne söylüyor?

Peki, ne lazım gelir bundan sonra intizar

Denize bakmak mıdır bunca acılar varken

Yarası derin olmak varsa başka bir cevap

Hüzün yağmurlarını taşımaksa marifet

İçinde bir heyula büyütmek zorlukları

Bir intikam ateşi çıkmak için kapıdan

Zehirlerin aktığı sokaklar belki ama

Tufan mıdır ki alıp götürsün etrafını

Nasıl olsa bir sestir ortalığa düşecek

İnce belli bir kurşun sekecek nasıl olsa

Gelip vuracak şöyle tam kalbimden içeri.

Yaraların iyileşmesi için en çok da birbirimizin güzel sözlerinden yapılmış merhemlere ihtiyacımız var gibi. İnsanın insana vereceği şifa yaralara iyi gelir mi, ne dersiniz?

Neden böyle oluyor dedim

Düşündüğün şeye bak dediler sonunda

Karıncanın cesur arının çalışkan olduğunu gördüm

Aşk olsun bütün bir âlem dolaşıyor peşinde dedim

Parlasın nur-i ilahı

Kimde bir sır var ise

Bir çalım atarak çıksın ortaya ve desin ki:

Muhabbetle yüzleşmeyi anlamsız bulanın vay haline.

Muhabbetle yüzleşme imgenizi çok sevdim. Bunu yapmak içinde okkalı sözlere ihtiyacımız olacak değil mi?

Hakikatin ışığından

Söz de payını alacak elbet

Uçtuğu kâr kalacak yanına

Yaprak yaprak gibi ağacın

Zamanın kanatları altın

Bir yıldız gibi olduğunda

İsmet Özel’in ‘Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!’ diye bir mısrası vardır meşhur. Burada tam da o geldi aklıma. Acılarımız eğer fiziken değil ruhense, o zaman o yaralanmış ruhun merkezine yani kalbe müracat etmemiz gerekmez mi?

Lütfen çok sessiz olun bize bakıyor dünya

Bu nasıl iş acaba sorgu sual her neyse

Bütün her şey ortaya bir çırpıda çıkacak

Lâkin kimin sesiyle yıldız olup akacak

Bu iş burada bitmez dahası eski hesap

Döner durur çarkında kimse farkına varmaz

Lütfen içeri girin burası benim kalbim

Müthiş bir hazinedir aramakla bulunmaz.

Bulunmasa bile pes edilmemeli galiba. Her daim arayışta olmalı ve her kalbin Mesih’i bulunmalı. Acıları nihayete erdirecek de budur bence? Siz bulabildiniz mi?

Ben hâlâ bekliyorum

Ey içimin yağmuru

Kırmızı gülleri budadığımı görünce

Şaşırmış gibi yüzüme konan güneş

Dal budak salacakmış meğer

Gülücüklerin büyüdüğü

Güllerle bülbüllerin

Söyleştiği bahçelerde.

Bu derin yaralar ve acılar karşısında pes edip, tası tarağı toplayıp uzaklara gitmek için can atanlarımızın çok olduğunu biliyorum. Onlara ne demeli?

Aşk olsun daha

Çekilecek çok çile

Kuyuya atılacak çok taş var…

Aşk olsa belki de bu yaralarla yaralanmayacağız, belki de içimizde gurbetlik böylesine yer etmeyecek. Şöyle bu yaralı ve yalnızları toplasak bir meydana onlara ne söylerdiniz?

Şimdi ben onca kalmış yalnızı

Toplasam bir araya ne olur?

Ne olur ölümü unutmasam

Sağından solundan bir çeper

Dağdan getirmişti desinler

Gözleri sürmeliydi desinler

Ne çok bekledi ah, bir de

Kalbi kırılmasaydı desinler.

Şiir gibi bir dünya olsa bir şair olarak neresinde olmak isterdiniz?

Beni sorma istersen

Hayret ederim ki ben

Ne kadar var’mışım meğer

Varmışım da içimde bir ateş

Bir hasret bir vuslat telaşıyla

Cüretimi bağışla diyecektim.

Şair olarak son sözü de kendinize söyleseniz desek:

İşte böyledir dünya kim öle kim kala

Hey gidi Nurettin Durman değil mi ama?

 

Adem Özbay söyleşti

Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2016, 10:56
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20