banner17

Herkesin edebiyat ortamı kendine

Özcan Ünlü'yle edebiyata, sanata, kültür-sanat yayıncılığına dair bir konuşma; ilk şiirden, gazetelerin riyakârlığına, şiirin ilham işi olduğuna dair…

Herkesin edebiyat ortamı kendine

Yazmaya ilk olarak şiirle başladığınızı  sanıyorum. Diğer edebî türlerde de eserleriniz var. Şiiri edebî türler arasında nereye koyuyorsunuz. Ya da şiirin, edebiyatın başat unsuru mudur size göre? 15436

Şiir sözün başı. O yüzden edebiyatın da başatı. Edebiyatın başka dallarında ürün vermiş olsam da şiir hep baş köşede oldu. Diğer alanlarda serüvene devam ederken şiirin dairesinden asla çıkmadım. Çünkü şiire sırt çevirmenin ihanet olduğuna inandım hep. Zaman zaman çok yazdım evet ve fakat artık sadece şiir. Böyle olduğunda şiir hak ettiğini veriyor şaire.

İlk şiiriniz Mavera Dergisi’nde yayınlanıyor. Zarifoğlu’nun ölüm yıl dönümüne geldiğimiz şu günlerde Mavera ve o kuşak sizin için ne anlama geliyor?

Mavera, hepimiz için bir okuldu. Dergilerin hükümdarlığı döneminin başyapıtı idi. Cahit Zarifoğlu, ustamızdı. Sözün en hasını söyleyen ve en has sözü söylemek için bizi sürekli yönlendiren, yüreklendirendi. Kişisel maceramda Cahit Usta, şiiri tüm zerrelerine zerketmiş bir yeni zaman dervişiydi. Oturması, kalkması, konuşması… İncelikleriyle, insanı, insan trajedisini merkeze alışındaki metodolojisi ile. O söylediğinde, söz başka bir anlama bürünürdü. Derginin sayfalarında ismimizi görmek, Mavera’da şiirimizi, yazımızı onun okurlarıyla buluştuğunu görmek büyük bir şerefti. Bu duyguyu hep ve çok sevdim ben. Erdem Beyazıt, Rasim ve Alaeddin Özdenören, Akif İnan ve diğerleri… İşte, aynı daireden birer yıldız…

“yüreğime sıcak bir şiir damlıyor tanrım” size ait bir mısra… Buradan devam edelim isterseniz…

Şiir hayatıma dâhil. Kelimeleri o yüzden giydim eğnime. Suya bakarken, bir çocuğun saçını okşarken, denizleri, dağları büyük heyecan ve hayranlıkla izlerken… Şiir damıttım. Böyle olunca ‘yaşamak’ denen sır, yepyeni ve bambaşka bir anlama bürünüyor. Damlayan ve damıttığım her harf, yüreğime yeni dehlizler aralıyor.

“İçimdeki çocuk sustu” diyorsunuz. Bu bir içe çekiliş mi, bir tavır koyma mı?

Sustu, evet. Çoğu zaman yaptığı gibi. Bazen bir içe çekiliş, bazen sözsüzlük, bazen isyan, bazen tepki veya tedbir. İçimdeki çocuğa hep inandım. Onun beni yanlış yerlere götürmeyeceğine, heyecanımı öldürmeyeceğine inandım. Ona güvendim. Kalbimin bütün bulvarlarında koşturmasına izin verdim. Heyecanlarımı, trajedilerimi… Tüm öykümü onunla paylaştım. Onu susturduğum zamanlar çok oldu evet ama onu düşündüğüm, onu sonsuza taşımak istediğim içindi bu durum.

hersey-kpk.pngSon kitabınız Her şey Birden Bire ismini taşıyor. Ve “Hüzn-ü aşk” başlıklı bir şiir yer alıyor kitapta. Bunun bendeki karşılığı gelenek, aşk, cefa, ayrılık… Bu zarf nereye gidiyor?

Çünkü ‘ol’ deyince oluyor her şey. O ‘ol’ demezse ne olabilir ki! Büyük bir hayret taşıyorum. Görüp duyduğum ve bildiğim her şey hayret makamında. Hayretimi hüznüm besliyor. Hüzün insanın gerçek yüzü. Doğu, gerçek demek; insan demek, gelenek demek, gözyaşı medeniyeti demek. Dolayısıyla doğulu bir hüzün taşıyorum. Gözyaşına daha yakın.

Şiirin daha çok ilham işi olduğunu, şiirlerinizi okuyan biri olarak, görüyorum. Şiir ve işçilik meselesine nasıl bakıyorsunuz? Sizin şiiriniz nasıl ‘oluyor’?

Şiir fıtrîdir. Mühendisliği sonradan gelir. Şiir gelir, bir bestekârın nota mırıldanmasına benzer bir saikle sürekli ve günler, geceler boyu med cezir halinde yoklar. Sonra kıpkırmızı bir erik olup düşer dalından. Düşüşü, sözün tamamlandığına delalet eder. Bazen tamamlanmamıştır söz, o zaman işçilik girer devreye. Yapılan şiirle, söylenen şiir arasındaki fark budur.

Şiirlerinizde ana temalardan biri de yalnızlık olarak göze çarpıyor. Şairin yalnızlığı nerede başlar, nasıl sürer? Sonlanır mı mesela?

‘Bütün şairler için böyledir’ demek yanlış. Ama benim serüvenim yalnızlık üzere. Besbelli 15438Yalnızlık kitabım, karşılığı yalnızlık olan ‘şey’ler üzerine kaleme alınmış denemelerden oluşuyordu. Dünya kalabalığında yalnızlığa sığınma tercihini yaptığım için ve belki hüznü yalnızlığın beslediğine inandığım için. Yalnız, hep yalnızdır. Bakmayın çevresindeki halelere…

Özcan Ünlü ismini duyduğumuzda aklımıza ilk olarak şair bir kimlik geliyor. Ama siz sadece edebiyatın şiir türünde eser vermiş biri değilsiniz. Deneme ve roman da yazdınız, hatta bir takım ‘inceleme diyebileceğimiz’ kitaplar…  Türler arasında dolaşan bir isim olarak bundan sonra ufukta ne var?

Yazarken büyük bir heyecan duyduğum ama geriye dönüp baktığımda ‘keşke kitaba dönüşmeseydi’ dediğim kitaplarım var. Ama sanırım, şiir ve deneme olacak bundan sonraki yolculuğum tamamen. Daha en iyi şiirini söyleyememiş, en iyi sözü ilham edememiş bir şair aceleciliğiyle, evet sadece şiir…

Edebiyat ortamını nasıl buluyorsunuz, bir takım tartışmalar sürüp gidiyor…

Edebiyat ortamı diye bir şey kaldı mı? Posterleri basılan şair ve yazarların, yarış atı gibi yayın hipodromuna atılmış kalemşorların, ekran güllerinin, mikrofon ukalalarının doldurduğu bir piyasadan söz edilebilir belki. Gerçek edebiyat o nehirde kirlenir. O yüzden umurumda değil. Şiirimi söylemeye çalışıyorum. Sözü eğip bükmeden, eğilip bükülmeden. Herkesin ortamı kendine kalsın.

Takip ettiğiniz edebiyat dergileri, genç şairler, yazarlar…

15439Hece, Yedi İklim, Kitap-lık, Kuşluk Vakti, Edeb, Bir Nokta, Ay Vakti, Türk Edebiyatı, Dergah, Ayraç, vb… Onlarca dergiyi takip ediyorum. Yeni imzaları heyecanla okuyorum. Bir gün edebiyatın yine hayatın tamamına hükmedeceğine inanarak, aynı saflık ve heyecanla… İsim vermek, hatırlayamadıklarıma haksızlık olur; ancak büyük bir merakla bir sonraki yazısını, şiirini beklediğim genç arkadaşlar var.

Uzun yıllar gazetelerde kültür-sanat ile ilgilendiniz. Gazete gibi günlük tüketime endeksli bir yayın organında kültür-sanat işleri nasıl yürüyor?

Kültür-sanat gazeteciliği geleneğinden geliyorum. Eskiden, sadece kültür ve sanat haberciliğinin ötesinde bir işlevi olurdu bu sayfaların. Şimdi ‘dostlar alışverişte görsün’ kabilinden. Ama gerekli. Çünkü bütün habercilik alanlarına (magazin, dış, ekonomi, spor…) açılmış sayfaların gerekliliği kadar kültür sayfalarının da olması gerekiyor. İçeriklerini de kitabı, sanatın diğer dallarını merkeze alan insanların şekillendirmesi gerekiyor. Bugün maalesef titizlikten uzak yapılıyor kültür-sanat gazeteciliği…

Peki, birçok gazetenin kültür-sanat sayfası bile yokken gazetelerdeki kültür-sanat yayınlarını nasıl buluyorsunuz?

Riyakârlık. Çünkü kültür-sanat yatırımları vergiden muaf ve işletmelere artı kazançlar sağlıyor. Ya da en azından prestij kazandırıyor. Dolayısıyla inanmadığı halde kültür-sanata yatırım yapanlar, elbette bir farkındalık oluşturuyorlar, kütüphane raflarına çok güzel eserler kazandırıyorlar ama temelde bu düşünceden hareket ediyorlar.

Son olarak buyrun…

Şiir, sadece şiir…

 

Abdüssamed Bilgili konuştu

Güncelleme Tarihi: 31 Mayıs 2010, 13:53
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmethd
mehmethd - 8 yıl Önce

bilgili bu işi güzel yapıyor.

banner8

banner19

banner20