banner17

Her hattatın hayali bende de var!

Hat ve hattatlık üzerine Mustafa Cemil Efe'yle söyleştik.

Her hattatın hayali bende de var!

Okuyucularımız için kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Kimdir Mustafa Cemil Efe?

Öncelikle alakanız için teşekkür ederim.

Ben 1979 yılının Eylül ayında memurlar şehri Ankara’da doğdum. Yenimahalle’nin dik yokuşlarında birçok arkadaşımla doyasıya bir çocukluk yaşadım. İlkokulu yine aynı semtte Öğretmen Kubilay İlköğretim Okulunda tamamladım. Sonra İmam Hatip Okulu’nun sınavlarına girdim ve Ankara Merkez İmam Hatip Okulunda ortaokul tahsilimi yaptım. 1993 yılında henüz liseye başlayacakken babamın işleri vesilesiyle Konya’ya naklettim ve lise tahsilimi burada, Merkez İmam Hatip Lisesinde tamamladım. Sonrası, yani 1996 ile 2005 yılları arası benim için hayatı öğrenme, çeşitli meslekleri keşfetme ve maceralara atılmakla geçti. Bu dönemde onlarca işe girdim çıktım, en çok meşgul olduğum meslek sinema ve televizyon olsa da, tiyatrolarda oyunculuk, radyolarda spikerlik yaptım. Çeşitli holdinglerde halkla ilişkiler ve basın bölümlerinde çalıştım. Şiir yazdım, edebiyat dergilerine gönderdim, türkü söyledim, sporla ilgilendim ve çok şükür biraz kitap okudum. 2005 yılından sonra ve hatta buna 2004 diyelim, hayatım çok farklılaştı. Sonrası hiç hayalimde olmayan üniversite ve güzel şeylerle dolu dolu oldu. Ve bu güzel şeylerden birisi de 2009 yılı Aralık ayında İstanbul’a yerleşmekti.

Hat, Mustafa Cemil EfeHattatsınız. Nasıl başladı bu macera ve ne durumda? İcazet aldınız mı?

Evet bize hattat deniliyor. Kelime manası olarak haklısınız, hattatım fakat ben “Hüsn-i Hat Sanatkârı” denmesi taraftarıyım. Daha manidar ve daha keyifli geliyor bana, kendi mesleğime daha çok yakıştırıyorum.

Bu maceranın nasıl başladığı kısmına gelince, öncelikle bir macera olarak görmek çok yerinde. Gerçekten Hüsn-i Hat çok büyük bir macera, çetin ve aşılması zor yüksek dağları içinde barındıran ve içine aldığını korkutan bir macera. Fakat bu aşılması zor dağları geçmeye çalıştıkça daha da güçlendiğinizi ve daha da hedefe yaklaştığınızı görürsünüz. Sonu… Mükemmel bir masal diyarı... İşte ben bu masal diyarına ulaşmak arzusunu baştan aklıma yerleştirerek, babamın ve birkaç sevdiğim insanın teşviki ile Hüsn-i Hattı öğrenmeye başladım. Bu karar 2004 yılı Eylül ayına, yani benim doğumumdan tam 25 yıl sonraya rastlıyor. Oldukça geç ama daha dinamik ve daha olgun bir bakış açısı ile çalışma imkânı da tanıyor. 25 yıllık hayatım sürekli bir koşturmaca ve tabir yerinde ise boşluk içinde geçtiği için ilk sıralarda Hat sanatı gibi yavaş ve titiz bir sanat beni oldukça tedirgin etmişti. Ama alıştım ve çalıştım, çalıştım, çalıştım… İcazetimi 2009 yılında aldım.

Yedi İklim gibi bir edebiyat dergisinde bir taraftan hat meşklerinizi yayımlıyorsunuz, bir taraftan da hattatlar hakkında güzel yazılar yazıyorsunuz.

Evet bir yıla yakın zamandır Yedi İklim Dergisinde çalışmalar yayımlıyorum.

Nasıl başladı bu yazılar? Niçin gereksinim duydunuz ve neden Yedi İklim?

İstanbul öyle eşsiz bir şehir ki buraya gelen insan bu efsunlu şehrin sokaklarında gezerken hep kendini yarım hissediyor. Bu duygu, bir şeyler yapma, çalışma yolunda sizi tetikliyor. İşte Yedi İklim benim için böyle bir hissedişle başladı ve tabi Akif Kuruçay vesilesi ile. Usta bir şair olan Akif Ağabey adresimi İstanbul’a nakledeceğimi öğrendiğinde, benim hattatlığımdan dem vurarak Yedi İklim Dergisinde hat sanatı ile ilgili bir şeyler yapabileceğimi söyledi. Bir çok tavsiyede bulundu ve bana Ali Haydar Haksal Ağabeyin numarasını verdi. İstanbul’a taşındıktan sonra hemen bu hayalimdeki şehrin sokaklarına bıraktım kendimi.

Bir gün Üsküdar’da bir çayhanede çay içerken yukarıda zikrettiğim duyguya kapılarak düşüncelere daldım. Hani siz soruyorsunuz ya “niçin gereksinim duydunuz” diye, işte daldığım düşünceler bu gereksinimi doğurdu. Evet, bir sanatla meşguldüm sürekli çalışıyordum ama bir şeyler daha olmalıydı hayatımda, büyük bir boşluk vardı. İşte tam da bu sırada aklıma Akif Kuruçay’ın söyledikleri geldi. Hemen kalktım oturduğum yerden ve yakındaki ankesörlü telefondan Ali Haydar Haksal Ağabeyi aradım. Yumuşak ve nazik ses tonu karşıladı beni. Randevu istedim ve iki gün sonra da yanına gittim. Yüzünden gülümseme hiç eksik olmayan bu büyük usta ile orada tanışmış oldum. Kendisine çalışmalarımı gösterdim. Beğeni ile karşıladı ve Yedi İklim’in kapılarını bana araladı. Bana sadece içeri edeple girmek kaldı.

Bu noktada neden Yedi İklim Dergisi’ni tercih ettiğime gelince, edebiyat ve sanatla uğraşanlar az çok bilirler ve genel geçer bir tabirdir ki Yedi İklim Dergisi bir okuldur. Ve bu okulun öğrencisi olmak büyük bir şereftir. Bu öğrenciliğin ömür boyu süreceği de ayrıca değinilmesi gereken önemli bir noktadır. İşte bu özelliği nedeniyle tercih ettim Yedi İklim Dergisi’ni. Fakat her şeyi bir kenara bırakacak olsak sadece Ali Haydar Haksal, Yedi İklim Dergisi’ni tercih etmek için yeterli bir sebeptir.

Hat, Mustafa Cemil EfeYaşayan hattatlar hakkında da çalışmalar düşünüyor musunuz? Örneğin onlarla söyleşi yapmak gibi…

Dergide yazmaya başladığımda ilk olarak hem kişilikleriyle, hem de eserleriyle öne çıkan usta hattatlar hakkında hikâyeleştirilmiş biyografiler yayımlamayı hedefledim, Allah’a çok şükür buna bir yıla yakın zamandır hiç ara vermeden devam ediyorum. Fakat eski büyük ustalar hakkında daha çok devam etmeyi düşünmüyorum, çünkü en önemli olanlarını yazmaya çalıştım. Bundan sonra kısa vadede belki birkaç ay içinde sizin sorunuzda da yer aldığı gibi yaşayan hattatlar hakkında çalışmalar yapmayı hedefliyorum. Amacım onlarla bir söyleşi yapmak yerine onları dinleyerek yazmak olacak. İnşallah bu düşünceyi de en hızlı şekilde hayata geçirebilirim.

Bildiği kadarıyla yüksek lisans da yapıyorsunuz? Nasıl gidiyor çalışmalar?

Evet, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Hat Sanatı üzerine yüksek lisans yapıyorum. Akademik çalışmalar yorucu ve yıpratıcı oluyor. Bunu az çok lisans döneminden biliyordum ama yüksek lisans yaparken daha çok farkına vardım. Mevzuları en ince teferruatına kadar öğrenmek durumundasınız. Yaptıklarınızın mükemmel seviyede olması gerekiyor vs. Ben henüz ders aşamasında olduğum için tez konusu belirlenmedi ama hem dinime hem de memleketime fayda getirecek bir tez hazırlamak istiyorum. Biliyorum ki tüm zorlukların sonunda bir ferahlık veriyor yüce Allah.

Geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz? Biraz kaba olacak ama hat karın doyuruyor mu?

Beni güldürdünüz eyvallah. Hayatını sadece hat sanatı ile idame ettirmeye çalışanların birçoğu maalesef sefalet içerisinde vefat etmişlerdir. Ama şanla ve şerefle anılıyorlar. Tarihte bunun birçok örneği vardır. Ama bunun yanında çok müreffeh bir şekilde yaşayanlar da olmuştur. Genelde hat sanatkârları bir başka mesleğin erbabı olur ama hattı da sanatları olarak kullanırlarmış. Örneğin Bakkal Arif Efendi tarihte bunun yegâne misallerindendir. Çeşitli dönemlerde, çeşitli sanatların rağbet gördüğü bilinen bir gerçektir. Bundan 10 yıl önce geleneksel sanatlar fazlaca ilgi odağı değildi, ama şimdilerde geleneksel sanatlar ve bu sanatlar vesilesiyle ortaya çıkan eserler rağbet görüyor. Bizim hocalarımız “Hat Sanatı altın çağını yaşıyor” diyorlar. Buradan şuna gelmek istiyorum ki evet ben geçimimi hat sanatı ile sağlıyorum ve “hat karın doyuruyor” şimdilik. Allah bu günlerimizi aratmasın ve bizi sanatımız haricinde bir işe muhtaç ve mecbur etmesin.

Sergi açtınız mı hiç?

Kişisel olarak bir sergi henüz açmadım fakat bir çok karma sergiye katıldım.

Hattatların en büyük rüyalarının Kur’an-ı Kerim yazmak olduğunu duymuştum. Sizin de böyle bir rüyanız var mı? Neler söyleyeceksiniz bu konuda.

Hiç unutmuyorum 2004 yılında henüz hat sanatını öğrenmeye başlayacağım zaman babam anneme şöyle demişti, “Kim bilir bakarsın Mustafa Hattat olur ve bir Kur’an-ı Kerim yazar. O Kur’an hem ona hem de bize şefaat eder.” Bu bir istekti, bir talepti, bir duaydı ve belki de yüce Allah babamın duası hürmetine bana hattatlığı bahşetti ve ben bir Kur’an-ı Kerim yazacağım. Elbette benim de en büyük rüyam o güzel kitabı en güzel şekilde yazabilmek. Sizlerin de duası ile bir gün olur inşallah. Bugüne kadar bir Hac rehberi ve bir de Mehmed Zahid Koktu Efendi’nin hazırladığı Evrad-ı Şerif’i yazmak nasip oldu. Bu tip çalışmalar Kur’an-ı Kerim yazma yolunda önemli aşamalar bence, hayırlısı ile kısmet olur inşallah.

Neler okuyorsunuz şu sıralar?

Şu sıralar Osmanlıca okumalara ağırlık verdim eksik yerleri tamamlamaya gayret ediyorum. Ama her gece mutlaka bir şiir okuyorum ki uyuduğumda hafızam gerilemesin. Hep yapmak istemişimdir, böyle bir kampanya düzenlense keşke “Her gece bir şiir!” Belki vesileniz ile bunu okuyan dostlar da her gece bir şiir okur.

Söyleşi için teşekkür ederim. Allah’a emanet olunuz.

Ben size teşekkür ederim ki vesileniz ile mazimi yâd etme imkânım doğdu. Selam ve muhabbetle…

Hüseyin Karacalar bu güzel sohbete vesile oldu

Güncelleme Tarihi: 19 Şubat 2011, 17:28
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
tuğba
tuğba - 8 yıl Önce

sayenizde birşey öğrendim uygulamaya çalışacağım ins

Elif KÖSE
Elif KÖSE - 8 yıl Önce

Evet bize hattat deniliyor. Kelime manası olarak haklısınız, hattatım fakat ben “Hüsn-i Hat Sanatkârı” denmesi taraftarıyım. Daha manidar ve daha keyifli geliyor bana, kendi mesleğime daha çok yakıştırıyorum.
İfadesini ben edebden mülhem böyle söylediğini düşündüm;başka ne olabilir ki!
Ben de hergece şiir tedavisine başlayacağım inşaallah!Bütün noktalar böyle çizgileri,güzel çizgileri teşekkül etsin inşaallah!

dersaadet
dersaadet - 8 yıl Önce

Gelenekli sanatlarda icazet metodu çok önemlidir.Acaba Mustafa Bey kimden mezundur?

talebe
talebe - 8 yıl Önce

Hocamızın icazet aldığı hocası Prof. Dr. Fevzi Günüç'tür, Fevzi Günüç Hocanın icazet aldığı hocası Hüseyin Kutlu'dur, Kutlu hoca ise icazetini Hamid Aytaç hocadan almıştır... selamlar...

Bilal Yavuz
Bilal Yavuz - 8 yıl Önce

Gerçektende Yedi İklim gibi 20 yılı aşan bir dergi için Ali Haydar Haksal ağabeyin olması bile yeter.

banner8

banner19

banner20