Hedefimiz en az bir tefsiri bitirmek olmalı

Zehra Eriş'in yıllardır üzerinde çalıştığı 'Hucurat Suresi Tefsiri' adlı eseri, yaklaşık bir ay önce Erkam Yayınları’ndan çıktı. Eslem Nilay Bozdemir Zehra Eriş Hoca ile konuştu.

Hedefimiz en az bir tefsiri bitirmek olmalı

 

 

Zehra Eriş Hocamız, eğitimini son devrin âlimleri olan Mahmud Bayram Hoca, Fahreddin Dinçkol, Ali Fikri Yavuz, Hüseyin Suudi Erdoğan, Nedim Urhan, Aynur Mısırlıoğlu, Ayşe Gülden Bayo, Yahya Efendi Dergâhı’nın son postnişi Abdulhay Efendi’nin kızı Hatice Suat Hanım gibi pek çok kıymetli hocadan almış. Şükürler olsun bize de Zehra Eriş Hocamızın talebesi olmak nasip oldu. Kendisi Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun olmasına rağmen her zaman asıl ilmini aldığı yerin Kur'an kursları olduğunu söyler. Çalışmalarında çok titiz ve gayretlidir Zehra Hocamız. “Derse gelmediğim gün cenazeme gelin!” prensibinde yetiştiği için de, rahatsız olduğu günlerde dahi derslerini aksattığını görmedik. Derslerinde sadece bize işlenecek konuyu değil, aynı zamanda o konuları nasıl en verimli şekilde anlatacağımızın eğitimini de vererek bizi de bir yandan tebliğe hazırlayan, tevazu ve yardımseverliğiyle de çevresinde sevilen birisidir. Tefsir ve hadis derslerinin yanı sıra on beş yıldır da “Şifa-i Şerif” okutuyor.

Yirmiden fazla tefsir kitabı araştırılarak hazırlanmış Hucurat Suresi’ninin tefsiri adlı eser, İnsanlar arası ilişkiyi, gıybetten uzak durmayı, takvayı, haşyet duygusunu öğreten yegâne surenin tefsiridir. İslami ahlak ve edebi, adab-ı muaşereti bizlere öğreten bu sureden istifade edilebilmesi, ahirette sadaka-i cariye olması için hazırlanmış, yıllarca üzerinde çalışarak oluşturulmuş.

Sure, ayet ayet ele alınarak ayetteki kelimelerin Arapça kalıplarının incelenmesine hassasiyet gösterilmiş, bu Arapça kelimelere aşinalığın artması ve daha kolay anlaşılabilmesi hedeflenerek hazırlanmış ve ayetler hadis-i şeriflerle taçlandırılmış.

Eser hazırlanırken Asr-ı Saadet’ten günümüze pek çok tefsir incelenmiş ve şahsi yorumlardan kesinlikle uzak kalınmış.

Rabbimiz Zehra Hocamızın bu eserini sadaka-i cariye ve istifadeye açık eylesin inşallah.

Kendisinin tecrübelerinden yararlanmak ve bu kitaptan en güzel şekilde nasıl faydalanacağımızı öğrenmek için kendisine de birkaç soru yönelttik.

“Kısa Surelerin Tefsiri” adlı eserinizden sonra seçtiğiniz sure neden Hucurat Suresi’nin tefsiri oldu?

Kısa Surelerin Tefsiri” kitabını, namazda okuduğumuz surelerin manalarını daha iyi anlayıp kavrayarak namazdan zevk alınması, “huzurda huzurun” manasının iyice anlaşılması için yazmıştık. Bu kitap ise, edep vasfını öğrenebilmek ve bu vesileyle de iman kuvveti için yazdık. Zira Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde, “İman ile hayâ ayrılmaz ikilidir. Biri giderse ötekinin gitmesi yakındır!” buyuruyor. Kur'an'ı Kerim'deki en ziyade ahlak ve edebi anlatan sure Hucurat Suresi olduğu için onu tercih ettik. İnşallah evlerde ailecek okunur da, edep timsali yuvaların inşasına vesile olur. Sizlere Hucurat Suresi ile ilgili yaşadığım bir hadiseyi anlatayım. Medine-i Münevvere'deyiz. Efendimizi (sallallahu aleyhi ve sellem) ziyaret etmek için bekliyoruz. Oraya gidenler maalesef bilir, ziyaret esnasında sesini yükseltenler, ağıt yakanlar, sıra ihlali oldu diye birbirine bağıranlar olabiliyor. Ziyaret esnasında bu bahsettiğim davranışlar sergilenirken, bir hanım da ağlaya ağlaya Hucurat Suresi’nin ilk ayet-i kerimelerini okuyup ağlıyordu. ‘Ey iman edenler! Allah ve Rasulü'nün önüne geçmeyin ve Allah'tan sakının Şüphesiz Allah her şeyi işiten, her şeyi bilendir!”

Çok etkilenmiştim. İşte ayet-i kerimeyi yaşamak buydu. 

Hüdayi Hz.'nin huzuruna girerken kapıda bir yazı yazılıdır. “Edeple gelen lütufla gider!” İşte huzura gelirken üzerimizde bulunması gereken en önemli özelliğe binaen, “Hucurat Suresi’nin Tefsiri” adlı çalışmamızı kitap haline getirdik.

Tefsir ve hadis derslerinizin yanında, bir de on beş senedir “Şifa-i Şerif” okutuyorsunuz. Bu derslerinizden biraz bahseder misiniz?

“Şifa-i Şerif” için söylenebilecek en güzel ifade herhalde, “Şifa-i Şerif yaşanır; anlatılmaz!” sözü olur. Zira ancak onu okuyan gerçek manada bu ifadeyi kavrayabilir. “Şifa-i Şerif” öyle bir kitap ki; ruhen, bedenen, madden, manen irşad ve terbiye ediyor okurunu.

Tarih boyunca Şifa-i Şerif derslerine Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) iştirak ettiğine inanılmış. Gerçekten de bu hissiyatı derslerde yaşıyorsunuz. Kadı İyaz Hz.'nin o günkü şartlarda takip ettiği metod ve usul sizi hayran bırakıyor. Aldığınız ilim sizi bambaşka âlemlere taşıyor. Ders esnasında sizi sizden alıyor. O'nun (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi olabilmek için yeni kararlar alıp, emek sarf ediyorsunuz. Nebevi mesaja çok farklı bir açıdan muhatap oluyorsunuz. İşte o zaman “Şifa-i Şerif”in dengi bir kitabın niçin yazılamadığını anlıyorsunuz.

Mevlana Hz.'nin dediği gibi, ruhunuzla seviyor ve özlemle yaşıyorsunuz. Çünkü akıl gider, kalp ölür ama ruh ölmez. Zaten günümüzde de hep akla yönelik çalışmalar yapıldığı için, kibre kapılıp kaybetmiyor muyuz? Yıllardır ettiğim bir dua vardır. Talebelerime de bu duayı dillerinden düşürmemelerini âcizane tavsiye ederim. Rabbim ne bildiğini bilip kibre düşenlerden değil, ne bilmediğini bilip, ilim peşinde koşup, hizmet ilmini elde edenlerden eylesin. Âmin.

Çok kıymetli hocaların talebesi olmuşsunuz. Onlardan size yansıyan en güzel öğretiler nelerdir?

Evet, elhamdülillah Rabbimizin inayetiyle gerçekten çok kıymetli hocalarımızın talebesi oldum. Hem dünyevi hem uhrevi yönden birçok faydasını gördüm. Mesela Mahmut Bayram Hocamızdan vazife ve hizmet aşkını öğrendim. “Eğer ben derse gelemezsem, siz cenazeme gelin!” derdi. Daha küçük yaşta Hatice Suat Hocamızın anlattığı bir hadisesi bize çok önemli bir ahlak dersi vermiştir. “Evladım, yolda yürürken bir genç delikanlı, yaşı icabı heyecandan bana yol vermek aklın gelmezse diye, ben kenara çekilip 'Buyurun evladım' diyorum,” demişti.

Fahreddin Dinçkol Hocamızın derslerindeki müsamaha ve hoşgörüsünden Müslüman’ın nasıl hilm sahibi olması gerektiğini öğrendik. Ayşe Gülden Bayo ve Veliye Tur gibi hocalarımızdan, şahadet şevkinin ne demek olduğunu öğrendik. Bir Müslüman’ın tarihini bilmesinin ve genel kültüre sahip olmasının gerekliliğini Aynur Mısırlıoğlu Hocamızdan öğrendik. Onlar bize İslam'ı ve ilmi sevdirdiler. Hizmet aşkı nakşettiler. Rabbim onlara layık talebe eylesin.

Yirmi yıldan fazla süredir tefsir ilminin içindesiniz. Yeni tefsir okumaya başlayanlara ne tavsiye edersiniz?

Âcizane düşüncem odur ki; tefsir ilmi, Rabbimizin bize mektubunu, Kitab-ı Hâkim’ini okuyabilme dersidir. Nasıl ki sevdiğimiz birinden gelen mektubu defalarca okur ve ne demek istediğini anlamaya çalışırız, bu da her şeyden çok sevdiğimiz Rabbimizin bizlere mektubu ve hitabıdır.

Her hususta en doğru yolu bulabilme rehberimizdir. Bu ilim için en ziyade gayreti göstermeliyiz.

Hedefimiz, beklentimize en uygun, en az bir tefsir kitabını bitirmek olmalı. Hangi açıdan Kelam-ı İlahi'yi daha iyi anlamak istediğimize karar verip, ona uygun bir tefsir kitabını seçip okumalıyız. Yani, “Niçin tefsir okumak istiyorum?” sorusunun cevabını bulup, ona göre bir hocaya danışıp, hedefimize uygun bir eseri tercih etmeliyiz. Herkesin yaratılışı ve beklentileri farklıdır. En iyi seçim bizi en çok kurbiyet-i ilahiyeye ulaştıran eser olacaktır.

Her tercihimiz en değer verdiğimiz şeyi belirtir. Rabbim rızasına ulaştıracak ilmin amili olmayı nasip eylesin. Bizleri murad ettiği manaya göre yaşatsın ve aşkıyla canımızı alsın.

Âmin...

 

Eslem Nilay Bozdemir sordu

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 14:54
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13