Hayri Turgut Uyar: Matematik, Sanat Hissi Veriyor

Hayri Turgut Uyar, Tomris Uyar-Turgut Uyar çiftinin mühendisi oğlu. Kendisiyle Türk edebiyatının iki usta kalemiyle aynı evde yaşamanın ve onların çocuğu olmanın kendisine neler kattığını konuştuk. Onlarla ilgili hatıralarını dinledik. Ezgi Aşık’ın röportajı.

Hayri Turgut Uyar: Matematik, Sanat Hissi Veriyor

Hayri Turgut Uyar, Tomris Uyar-Turgut Uyar çiftinin mühendisi oğlu. Kendisiyle Türk edebiyatının iki usta kalemiyle aynı evde yaşamanın ve onların çocuğu olmanın kendisine neler kattığını konuştuk. Onlarla ilgili hatıralarını dinledik. Ezgi Aşık’ın röportajı.

Bizler sizi Turgut ve Tomris Uyar’ın oğlu olarak biliyoruz, kendinizden biraz bahseder misiniz?

Tomris ve Turgut Uyar’ın oğluyum fa­kat edebiyata eğilimi olan birisi değilim. Edebiyatçı ailenin mühendis oğluyum. Ço­cukluğumdan beri matematiğe ve teknik bilimlere ilgim vardı. O yüzden üniversite­de bilgisayar mühendisliğini tercih ettim. Mezun olduğum üniversite de öğretim gö­revlisi olarak çalışıyorum.

Anne ve babanız Türk edebiyatının önemli kalemlerinden, siz ise sayısal bir alan tercih etmişsiniz. Hem Turgut hem de Tomris Uyar’ın oğlu olunca insanlar­da yazı yazmanız noktasında bir beklenti oluşuyor öyle değil mi?

İnsanlarda zaman zaman öyle bir beklenti oluyor. Fakat ben ikisini birbirin­den ayrı görmüyorum; anne ve babamın yeteneklerini düşündüğümde de farklı bir noktaya düştüğümü düşünmüyorum. Sanatlar büyük oranda birbirinden soyut­lanmayla ilerleyen noktalardır. Matematik ile edebiyatın ve sanattaki temel becerinin benzer olduğunu ama dışa vurum nok­tasında farklılaştıklarını düşünüyorum. Sanatın da bilimin de yaratıcı tarafları var. Bu yüzden matematik birçok noktada bana bir sanat hissi verir.

Ayrıca annemin ve babamın da matematiğe çok yatkın ol­duklarını düşünüyorum. Edebiyat onların kendilerini çok iyi ifade ettikleri ve başarılı oldukları bir alan ama yıllar sonra ikisinin de yazdıklarına baktığımda, matematik ve soyutlama konusunda bayağı yetenekli olduklarını görüyorum. Bu yüzden kendi­mi onlardan uzak görmüyorum. Edebiyat veya sanatlar sadece yetenekler üzerine belirlenen şeyler değildir, çok çalışmak ve emek ister. Ama tabii o da sizi bir yere ka­dar getirir. Mühendislikte iyi bir yere ge­tirir ama sanatta yeteneğiniz yoksa iyi bir yere getirmez, işte ben de o yetenek yok. Ben limitlerimi biliyorum. Neleri iyi yaptı­ğımı ve neleri yapamadığımı biliyorum. Bu ne fazlasıyla alçak gönüllük ne de haddimi aşan bir noktaya gitmek.

Teknik konular­da iyiyim mesela; bir ders planlamakta veya konuyu açıklamakta… Ama yaratıcı tarafta değilim.

Edebiyatçı bir ailenin çocuğu olmak nasıldı, biraz bahsedebilir misiniz?

Kendimi daha çok ifade edebildiğim, geliştirebileceğim alanlar bırakan bir anne ve babayla büyüdüm, bu yüzden kendimi şanslı sayıyorum. Hiçbir zaman kendi gö­rüşlerini bana empoze etmediler, davra­nışlarıyla örnek olurlardı. Kendi yolumu çizmem konusunda bana destek oldular. Bana temel olarak şunu verdiler: nezaket, bu dünyada en önemli meziyetlerden biridir. Birçok insan maalesef bunu zayıflık olarak görüyor. İletişimlerimizin temelinde neza­ket olmalıdır. Annem ve babam da çok na­zik, çok yardımsever ve dürüst insanlardı. Babam beyaz yalan bile söyleyemezdi.

Babamın şiirlerini okuduğumda şaşırdım

Anne ve babanızla ilgili anılarınızdan bahseder misiniz?

Annemle ilgili çok sevdiğim bir anımı sizinle paylaşayım: Rumelihisar’da sürekli gittiğimiz bir lokanta vardı, annemle onun önünden Boğaz’da denize girerdik, annem denizi çok severdi. Tomris Uyar ile tanışıp onu sevmemiş hiç kimse görmedim. Çok hesapsızmış ve kafasının arkasında hiçbir şey yokmuş. Çok içten birisiymiş. Gün­dökümü kitabını okuyan birisi annemin nasıl birisi olduğunu anlayabilir. Annem dışa dönük birisi olduğu için insanlarla iyi iletişim kurardı, bu yüzden okulla ilgili iş­lerimi daha çok annem yürütüyordu.

Babam çok mahrem birisiydi, kendi ile ilgili düşüncelerini pek dışarıya yan­sıtmazdı. Askeri okuldayken boks ya­parmış bunun yanında ahşap yontmacı­lığı yapmayı severdi. Babamın şiirlerini ilk okuduğum zaman “benim tanıdığım adam” ile hiç alakası yok dedim. Çünkü babam günlük hayatında içe kapalı ve utangaç birisiydi, şiirlerinde duygularını çok iyi ifade etmiş.

Babamın babalığını hep ikiye ayıra­rak düşünüyorum. Babamın ilk çocukla­rı onun çok gençliğinde doğmuşlar, ben babam 42 yaşındayken doğdum. 42 yaş şu anda baba olmak için normal bir yaş olabilir ama o yıllar için babamla ara­mızdaki yaş aralığı fazla sayılırdı. Genç ve deneyimsiz bir babayla, daha olgunlaş­mış ve kişiliği oturmuş baba arasında çok ciddi fark oluyor. Ben çok daha rahat bir babayla büyüdüm. Kardeşlerim baba­mın daha sıkı halini biliyorlar. Babam öl­düğünde 16 yaşımdaydım. Ben annemle babamın çevresiyle çok barışık birisiyim. Ortaokula başlayacağım zaman babam beni okula kayıt ettirdi. Okul dönüşünde Sirkeci’ye doğru indik, o zamanlar ora­larda saatçiler vardı. Babamla bera­ber ilk kol saatimi orada almıştık. Hâlâ da o saati kullanıyorum ve başına bir iş gelecek diye korkuyorum.

Peki, annenizin veya babanızın hangi eserlerini daha çok seviyorsunuz?

Turgut Uyar’ın “Göğe Bakma Dura­ğı” güzeldir ama en sevdiğim şiirleri “Di­van” ve “Saffet Hanımefendi’dir. Tomris Uyar’ında “Gece Gezen Kızlar” öyküsünü severim.

Turgut Uyar ve Tomris Uyar adına açılan sosyal medya hesapları için neler söylemek isterseniz?

Onların olmayan sözlerin insanlara aktarılması, gerçekten çok rahatsız edi­ci bir durum… Ben bir konuda şanslıyım çünkü annem ve babamın yazdığı eserle­rin hepsi basılı olarak var. Basılı olan içe­rikler referanstır, basılı olmayanlar sözler ise onların değildir. Maalesef bunları ka­bullenmek gerekiyor çünkü bununla yasal yollarla mücadele etmenin mümkün ol­madığını düşünüyorum. Benim asıl kor­kum, internet ortamında paylaşılanların zamanla yazılı/basılı olanların yerini ala­cağı ve onlara referans olacağıdır… Me­sela; babamın “Göğe Bakma Durağı”nı annem için yazdığını sanan insanlar var. Oysa o şiir yazıldığında daha tanışmalarına 10 yıl var. Yanlış şey­ler, bu şekilde kolayca paylaşılıyor ve ya­yılıyor.

Yaptıkları işe inanırlardı

Annenizin yazı yazarken çok düzenli, babanızın ise tam tersi olduğunu oku­muştum. Nasıl çalışırlardı?

İşlerini iyi yapan ve yaptıklarına inanan insanlardı. Evde hiçbir zaman çok derin şeyler yapıyoruz, müthiş izler bırakıyoruz havası olmadı. Kendileriyle ilgili yaptıkları işlere çok fazla önem veren birileri değil­lerdi. Tomris Uyar, günlük hayatının içeri­sinde çalışmayı seven birisiydi, yazı masası ve daktilosu vardı. Yazı yazarken bir odaya çekilmezdi, yazı masası salonun bir köşe­sindeydi ve sürekli bölünen bir yazı süreci içerisinde olmayı seviyordu. Benim hatır­ladığım dönemlerde babamın zaten çok fazla kitabı yok. Bu yüzden babamın dü­zenli olarak masa başında çalıştığını gör­medim. Diğer taraftan ben evde çok duran bir çocuk değildim. Etiler’e taşınmamızın bir sebebi de benim bahçelerde oynamam içindi… Çünkü ikisi de semt olarak Etiler’den hoşlanmıyordu. O yıllarda trafikten uzak, önünde bahçesi olan, mahalle çocukları­nın güvenle oynayabileceği bir yerdi.

İyi bir okuyucu musunuz?

Olmak istediğim kadar değil, daha iyi olmam gerekirdi.

Yakın zamanda okuduğunuz ve dik­katinizi çeken bir kitap oldu mu?

Oğuz Atay’ı bir mühendis olarak oku­duğunuz da güzel ayrıntılar bulabilirsiniz. Bunun dışında Bilge Karasu ve Jorge Luis Borges’in kitaplarını severim.

Kültür-sanat alanına ilginiz var mı?

Sinemayla çok ilgileniyordum. Ancak son 5-10 yıldır filmler efektler üzerine ku­rulu ve artık hikâyeler kalmadığı için ilgi­mi çeken bir şeyler bulmak benim için çok zorlaştı. Benim 1980’ler de izlediğim korku ve aksiyon filmleri şu ankilerden hem tek­nik açıdan hem de seyirciyi ambale etmek açısından daha başarılılardı. Şu anda sirk gösterisi gibi bir şey seyrediyorum gibi geliyor.

İnsanlarda tuhaf bir kibir var

Bilgisayar mühendisi olarak fütürist kavramını nasıl değerlendirirsiniz? Bu kavram artık çok gündemimizde ve sizce bir beş yıl sonra bizi nereye sürükleyecek?

Bu kavram 70’li yıllarda da konuşuluyordu. Ara sırada gündeme geliyor. Sanatın bu alanda kafa yoruyor olması güzel. Metafiziğin artık daha fazla belirleyici olması veya olmaya başlaması sanatları da etkiliyor. İnsanların gitgide akılcılığı bıraktığını görüyorum ve şu anki bilgi düzeyinin altına düşüleceğinden endişe ediyorum.

Dünyada sürekli değişen ve gelişen bir teknoloji ağı var. Teknolojinin sınırsız büyümesi insanoğlu için pozitif mi yoksa negatif bir katma değer mi?

Kötü gidiyor gibi görünüyor. Çünkü mühendisler çok fazla etki sahibi olmaya başladılar. Mühendislikler aslında düşünüp karar veren meslek grupları değildir. Kendilerine söyleneni yapan gruplardır. Teknik olarak yapabiliyorsan yapmak; sorgulamamaktır. Bu da insanlığın başına büyük belalar açmıştır. Mesela, II. Dünya Savaşı’nda bunu gördük. Umarım bu kültür değişir. Yapay zekâ ve robotlar, insanların hem mahremiyetlerine hem de güvenliklerine ciddi zararlar verebilir. Ama ne yazık ki insan düşünme yetisini pek fazla kullanabilen bir canlı değil. İnsanlarda tuhaf bir kibir var, doğaya hükmedeceğini düşünüyor. Dünya tarihine baktığınızda insanın varolduğu dönem çok kısa ve aslında çokta önemli değiliz.

 

Hayri Turgut Uyar "Matematik Sanat Hissi Veriyor", Bilimevi Kitabın Ortası dergisi, Temmuz 2018, sayı 16.

Röportaj: Ezgi Aşık

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2018, 18:57
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER