banner17

Hasan Nail Canat olunmaz, doğulur!

Hasan Nail Canat’la yapılan ve fakat bir türlü yayınlanamamış bir röportajı yayınlıyoruz. Kartal AİHL’de okurken dergi çıkaran bir grup, bundan 12 sene evvel üstadla bir röportaj yapmış..

Hasan Nail Canat olunmaz, doğulur!

 

1999-2000 dönemi kış aylarında Kartal Anadolu İHL orta son sınıfta iken çıkardığımız bir dergi için rahmetli Hasan Nail Canat ile bir röportaj yapmıştık. Naif sorularımızı yanıtlamaktan çekinmemiş, bize iltifat etmişti rahmetli.

Çıkardığımız ve bu röportajın yayınlandığı dergiye pek dergi denemezdi. Kurşun kalemle yazılmış ve tek nüshalık bir çalışmaydı. Nerdedir filan derken, eski dosyaların arasından çıktı. Ve yıllar sonra bu röportajı tekrar temize çekmek nasip oldu. Hasan Nail Canat üstadın vefatının sene-i devriyesinde, bu röportajın üstadın ruhuna rahmete vesile olur diye ümit ediyorum.

Çocukluğunuzu ve öğreniminizi sorarak sohbetimize başlayalım isterseniz

Benim çocukluğum aynı zamanda tiyatroculuğumun da başlangıcıdır. Çünkü babam dindar bir adamdı ve beni sırtında vaazlara götürürdü. Ben vaazlardan döndüğüm zaman, dört-beş yaşındayken vaizleri taklit ederdim. Aile efradı veya komşu kadınları filan toplar, onları cemaat ederdim. Vaizleri taklitle hayatım başladı. Rahmetli babam beni hep “ilim adamı olsun, ben de onun kürsüsünün dibinde oturup ağlayayım” diye bekledi. Ama ben bir “F” harfi ekledim ve “Filim” adamı oldum. Kürsümün dibinde ağlayan yok ama, sahnenin dibinde ağlayan çok oldu. Şimdi de gülüyorlar, komedi sahneliyoruz. Ortaöğrenimi Kayseri’de tamamladım. Tiyatroyu gerçekten küçük yaşlarda kafaya koymuştum. Ama konservatuvara gidemedim; gidemedim ama konservatuvarın vermek istediği ya da verebileceği şeylerin çoğunu dışarıdan aldım. 1966’larda da tiyatroya başlamış oldum.

Peki, Hocam tiyatroya başlarken, o hayata atılırken sizi etkileyen kimseler var mıydı?Hasan Nail Canat

Beni etkileyen Necip Fazıl Kısakürek’in çıkarmış olduğu Büyük Doğu dergileri vardı. Kurmuş olduğu Büyük Doğu dernekleri vardı. Ben, o derneklerin üyesiydim. Aynı zamanda o dernek adına amatörce tiyatrolar yapıyordum. Necip Fazıl, sanat ve sanatçılık üzerine o kadar güzel şeyler söylüyordu ki, beni tiyatro konusunda ilk etkileyen Necip Fazıl oldu. Sonra Kayseri ve çevresinde geniş bir sanatsever çevresi edindim; onlarla beraber ilahiyat fakültesi öğrencilerinin sahneye koyduğu oyunlara yardımcı olmaya başladım. Derken tiyatroya atıldık yani…

Okulda iken tiyatroculuktan başka yapmak istediğiniz bir meslek var mıydı?

Evet, önce şair olmayı kafaya koydum hatta Yalnızlıklar Rıhtımı diye bir şiir kitabım var. Fakat, şiir gerçekten zannedildiği kadar ya da genç yaşlarda yazıldığı kadar kolay bir olay değil. Tiyatro, biraz da çevrenin de etkisiyle eylem olarak başlayınca yani, hayatıma girince tiyatronun dışında her şey siliniverdi. Zaten ben güzel sanatlardan birini yapmak istiyordum; ya roman yazmak ya şair olmak veya tiyatro yapmak ki ben tiyatroculuğu tercih ettim.

Hocam, sizin tiyatrolarınızı diğer bir kısım tiyatrolardan ayıran ne gibi farklar var? Ne özelliğiniz var sizin?

Biz başlarken biraz özellikli başladık. İşte Necip Fazıl dedim, Büyük Doğu dernekleri, Büyük Doğu dergisi dedim. Bunların üzerimizde büyük etkisi oldu, bir. İkincisi, dindar bir aileden geldiğimi anlattım. Böyle bir aileden, böyle bir çevreden dindar biri olarak çıktım. Tiyatrocu olmak istiyordum ama biraz da inançlarımdan taviz vermeden tiyatrocu olmak istiyordum. Hâlbuki çevremde tiyatro yapan ya da Kayseri’ye gelip tiyatro yapan insanlar bu tür kuralları hiçe sayıyorlardı. Görebildiğim kadarıyla inancın kurallarını, inancın bir takım geleneklerini hiçe sayarak sanat icra ediyorlardı. Ben inancın kurallarına bağlı kalarak tiyatro yapıp ayrıca insanlara bir şeyi söylemeyi amaçladım. Beni belki de diğerlerinden ayıran özellik buydu. Benim gibi tiyatro yapan birkaç kişi vardı ama onlar da biraz konserve oyunlar oynuyorlardı. İşte, “Hazreti Ömer’in Kılıcı”, “Hazreti Ömer’in Adaleti” gibi. Cemaatin çabuk ajite olabileceği çok çabuk seyirci bulunabilen oyunlar oynuyorlardı. Ben onları da tercih etmedim. Türkiye’de bizim milletimizin meseleleri vardı. Bu meselelere inançlardan taviz vermeden, sahne dili ile yaklaşmayı amaçlıyordum.

Hasan Nail Canat“Kara mizah” diyebilir miyiz?

Hayır, “kara mizah” başlı başına ayrı bir tabir… Hayatın gerçek yanlarını politik safhada ele aldığınız zaman biraz kara mizah oluyor. Ben sadece politika yapmadım. Mesela, “Günahkar Baba” diye bir oyunu sahneye koydum. O oyunda evlatlarını iyi yetiştiremeyen bir babayı eleştirdim. Daha doğrusu, evlatlarını manen yetiştirmekten vazgeçmiş aileleri eleştirdim. “Bir Avuç Ateş” diye bir oyun sahneye koydum. O oyunda “gün gelecek, imanı muhafaza etmek avuç içinde ateş tutmak kadar zor olacaktır” hadis-i şerifinin nasıl günümüzde gerçekleştiğini anlatmaya çalıştım. “Afganistan Dramı” diye bir oyun sahneye koydum. Orda da Rusların, Afganlara abandığı günleri anlattım. “Moskof Sehpası” diye bir oyun sahneledim. Orada, Stalin’in Kırım’a, Azerbaycan’a abandığı günleri anlattım. İşte bu günlerde de eğer ki, 28 Şubat sürecinden kurtulursak biraz Çeçenistan ile ilgili bir oyun sahneye koymak istiyorum.

Bir sanatçı Çeçenistan için ne yapabilir?

Çeçenistan için bir şeyler yapılmalı. Eğer ki güzel sanatlarla ilgileniyorsa, resimle ilgileniyorsa Çeçenli bir çocuğun resmini yapmak zorunda, tiyatrocuysa Çeçenin acısını sahneye koymak zorunda . Şiir yazıyorsa mesela, Çeçenistan’daki acıyı mısralara dökmek zorunda. Yani “ben insanım” diyen herkes, bugün acı çeken Çeçenistan’ın yanında olmak zorunda.

Peki, hocam bu orta oyunu, geleneksel tiyatro insanlar tarafından halâ kabullenilememiş. Sizce niçin bu konulara eğilen yok?

Bazı insanların tiyatro hayatlarında yok. Hiçbir zaman “ya çocuklar bu akşam da tiyatroya gidelim” diyen bir aile babasına çok az rastlarsınız. Bu belli çevrelerin adamıdır. Halbuki bu olmadığı süreçte siz tiyatro faaliyeti yapmak için çırpınır durursunuz. Ya da derneklerde kendiniz için “gece” yapılmasını istersiniz ve o insanlar, dernek faaliyeti diye gelirler. O zaman yine tiyatroya müşteri bulamazsınız. Tiyatro kendi müşterisini bulamıyorsa, tiyatro değildir.

İnsanlar diğer tiyatrolara eğlenmek için gidiyorlar. İnsanlar diğer tiyatrolara başka maksatlarla gidiyorlar. O maksatlarına cevap verecek şeyleri biz yapmıyoruz. O yüzden bize çok az geliyorlar. Eğer ki siz hayatın estetik yanını oluşturan güzel sanatlara iltifat etmezseniz, içinizden sizin dağlarınızı anlatan öyle birileri çıkar ki tüm insanlar ondan kaçarlar. Çünkü dağlarınızı estetik boyutta anlatmak zorundasınız.

Hocam, siz aynı zamanda bir mizah adamısınız. Marmara FM’de fırtınalar estiren bir de programınız var. Mizah unsuru, sizin de vurgulamak istediğiniz gibi bugüne dek genellikle inançlarımıza yönelik bir silah olarak kullanıldı. Türkiye’de mizah anlayışı niçin böyle gelişti? Sizin mizah anlayışınız nasıl?Hasan Nail Canat

Tiyatro bize Batıdan geldi, bizdeki tiyatro olan ortaoyununu olduğu gibi bıraktılar. Batı tiyatrosunu taklit etmeye başladılar. Batı tiyatrosu tabi ki senin inançlarını kaale alacak ölçülere sahip değil, bir. İkincisi, bunlar Batı tiyatrosunu taklit ettikleri zaman yani Batı mukallitleri Batıyı taklit ettikleri zaman onları yuhalamakla işe başladım yani. “Bunlar da tiyatro yapıyorlar ama biz de kalkalım kendi inançlarımızı zedelemeyen oyunlar oynayalım” diye o günden başlamadı bu hareket. Onun için geride kaldık. O yuhalanan tiyatrocular, sanatçılar bizden daha fazla uzaklaştılar. Ve tam bizim karşımızdaymış gibi, bizi yanlış anlayarak işe başladılar. Bu sefer öyle oyunlar oynadılar ki gerçekten bizim dinimizle, din adamlarımızla alay eder oldular. İmamlarımız, müftülerimiz, hocalarımız, hacılarımız, tiyatrocuların ağzında sakız gibi oldu. Bu örnek olarak birçok oyunda verilir. O oyundaki din adamları sahtekâr olarak gösterilir. Ama ben hiçbir oyunda, onların bir oyununda müspet manada bir din adamı görmedim. Demek ki hiçbir din adamına müspet gözle bakmıyorlar.

Fransızların bir terimi vardır, “Alçak Mizah” derler. Yani, mizah değeri olmayan mizah. İnsanları sadece güldürmeye yönelik mizah, böyle bir mizah vardır. Türkiye’de yoğun olan mizah budur. İnsanları güldürün de ne söylerseniz söyleyin. Yeter ki güldürün. Tabi, insanları güldürmek hoş bir şey ama sanat yapmış olmazsınız. O zaman ayaklarınızı tuza batırdığınızda, ayaklarınızı yalayarak sizi güldüren keçi de sanat yapmış olur. Komedyen olmak sizi güldürmek değildir. Komedyen olmak, mizah adamı olmak, sizi güldürürken, size eğitim veren insan olmaktır. Yani mutlaka size bir mesajı ulaştıran insandır. Asıl mizah bu olur.

İnsanları hem güldüreceksiniz, hem de onların ahlâklarında erozyon yapacaksınız, yani bir şey düşüreceksiniz, haya perdelerini yırtacaksınız onların. İşte en komik mizah da ya da en kötü mizah da bu. İnsanların ahlaklarını bozmadan güldürü üretemiyorsunuz. O zaman siz en kolayına kaçıyorsunuz. Çünkü insanlar en çok pornografik mizaha gülerler. İnsanın yapısında vardır bu.

Stand-up’ı örnek olarak verebilir miyiz?

Evet, stand-upçıların çoğu bunu yapıyor zaten. Hâlbuki, mizah insana hayatın içindeki komik yanları insanlara doğru bir biçimde ama ders verici bir biçimle aktaran mesajlardır. Mizah insanları sadece güldürmek değildir. Hayatın komik yanlarını alırsınız. İnsanların gülüp gülmemesi sizi ilgilendirmez. Sanatçı, insanları güldüreyim diye yola çıkmaz, bu komikliktir. Yani, “ben sahneye çıkayım, insanları güldüreyim” diyorsanız komiklik yapıyorsunuz. Hayır, siz yapmak istediğinizi yaparsınız, insanlar güler ya da ağlar. O, onların tercihine kalmıştır.

Hocam, siz filmlerde, reklam filmlerinde, dizilerde de oynadınız. Yani siz aynı zamanda bir sinemacısınız. Sinema ile tiyatro arasında nasıl bir kıyaslama yapabilirsiniz?

Aralarında çok fark var. Tiyatro başlı başına güzel sanatların bir koludur. Sinema da sanattır fakat sinema, biraz yönetmen sanatıdır. Yönetmen size “şuradan geçerken şunu yap, şurada tokat at” filan der, siz de dediklerini yaparsınız. Tabi, bu bir beceri ister. Bunun için sanattır. Yani, kare kare oluşturulan, biraz da bedensel beceri isteyen bir olaydır sinema. Ama tiyatro öyle değildir. Tiyatro tepeden tırnağa sahneye çıktığınızda her şeyin oyuncu olduğu bir alandır. Gözleriniz doğru oynamak zorundadır. Ayaklarınız aynı zamanda doğru oynamalıdır ve doğru oyunculuğu bulacaksınızdır. Sinemada öyle değil. Gözlerinizi çeker, isterseniz elinizde tesbih çekin. Önemli değil. Tiyatro başlı başına insan tarafından üretilen ve insana yöneltilen, insan tarafından temsil edilen bir sanattır. Yani tiyatro sanat açısından sinemayla kıyaslanamaz.

Dediğiniz gibi, tiyatro ile bu arada pek ilgilenmiyoruz. Siz, Avrupa şehirlerine de gidiyorsunuz. Sizce oradaki Türklerin, ülkelerinde kaybetmedikleri şeyler ne? Aynı şekilde, en fazla muhtaç oldukları şeyler ne?

Oradaki insanlar, buradakilerden kültür olarak daha geriler. Çünkü onlar oraya okumaya falan gitmediler. Onlar oraya çalışmaya gittiler. İnançlarından, geleneklerinden kopmamak için bazı derneklerin çevresinden ayrılmadılar ve kültürlerine sahip çıktılar. Biz daha çok bu insanların yanına gidiyoruz. Bu insanlar, Türkiye’deki gündemi takip etmedikleri gibi kültür bakımından da yoksun kalmışlar. Bazıları dillerini dahi unutmuş. Yeni bir nesil doğuyor orda. Kendi başına ayakta duran, toplumda çeşitli etkinlikler yapan bir nesil doğuyor. Bu nesil bir şeyler yaparsa yapar. Ama millet olarak bazı şeyleri o kadar geç sahipleniyoruz ki orda bir neslin bir kısmını kaybettik. Ne Türk olabildiler ne Avrupalı olabildiler. Ne oldukları belli olmayan kozmopolit kişiler olarak oralarda harcandılar gittiler.

Hocam siz de bir imam-hatiplisiniz. Sanat ve tiyatro çerçevesinden bakıldığında imam-hatiplilerde gördüğünüz şey nedir? Bize bir öğüdünüz olabilir mi?

İmam-hatipli diğer gençlerden daha iyi yetişiyor aslında. Ama üzerinde öyle büyük bir baskı var ki, kendisini ifade edemiyor. Ben Kartal’da tiyatro kursunu başlatırken bir sürü gence haber gönderdim. “Ya gelin, burada kurs açıyorum. Siz gelin, bildiklerimizi size öğretelim” diye. Üç kişi geldi, ikisi geri gitti. Niye? Hâlbuki bunlar oyun sahneye koymuyorlar mı? Koyuyorlar ama el yordamıyla koyuyorlar. Biz orda kurs verdik, ağır geldi. Çünkü onların öğretmenleri, başlarında abi diye bildikleri insanlar, bunu kaale almıyorlar. İmam-hatip öğrencilerinin belli şeyler yapma, bunun dışına çıkmama gibi bir şartlanmaları var. Bunların dışına çıkması lazım. İmam-hatipli işte, vaazlara katılır, vaaz dinler, panellere katılır, şunu yapar bunu yapar ama, imam-hatip öğrencisi tiyatrocu olmaz. Bunu aşmaları lazım, aşmanız lazım.

Hasan Nail CanatTiyatrocu olmanın, bilhassa “Hasan Nail Canat” olmanın, ne gibi zorlukları var?

İlk başta tiyatroculuğu meslek olarak seçeceksiniz. Eğer ki, bir ara takılıyım diyorsanız seyirci olursunuz. Tiyatrocu olmanız için taşın altına elinizi sokacaksınız. Tiyatroyu meslek olarak seçtiğiniz zaman bunun getirileri var, götürüleri var. Benim giden elli altı yılım var. Gitti ve benim mesela bir sigortam bile yok. Gün olur ki, aylarca gelirim olmaz. Ha bu demek değildir ki, ben açım; yoo özel arabam bile var. Yani, aç değilim hamdolsun. Ama şu var, bütün bunlara katlana katlana bugüne geldik. Tiyatroya başladığımdan bugüne kadar otuz dört sene doldurdum. Yani sırf profesyonelce her şeyi bırakıp, tiyatro yapmaya başladığım günden bugüne otuz dört yıl geçti. Bu otuz dört sene zarfında çekmediğim kalmadı. Ama karşılığında “Hasan Nail” oldum. Hasan Nail olmak kolay değil. Hem hayatım garanti olsun hem Hasan Nail olayım, olmaz. Yani, hayatınızın o garanti kısmını atacaksınız. Çünkü, desteğiniz çok az, bir kere tiyatrocu olmaya karar verdiğinizde aileniz sizden yüz çevirecek, çevreniz sizden yüz çevirecek ve siz tiyatrocu olmak için karar vermekte güçlük çekeceksiniz.

Bizlere tiyatrocu olmayı, sanatçı olmayı teklif eder misiniz?

Tabii, yalnız şu var: Eğer ki, içinizde sanatçılık varsa, içinizde sanatçı varsa bunu çıkarmanızı teklif ederim. İçinizdeki devi uyandırın gibi bir şey bu. İçinizdeki sanatçıya yol verin, gelsin. Ama içinizde sanatçılık yoksa ne yaparsanız yapın olamazsınız. İçinizdeki sanatçının eğitim görmesi lazım.

Hocam, gerçekten çok güzel bir görüşme idi. Görüşlerinizin arkadaşlarımıza da faydalı olacağını düşünüyorum. Röportaj için çok teşekkür ediyorum, ayrıca bizim için bol bol dua ediniz.

Rica ederim, ben teşekkür ediyorum. Dualar müşterek, size derslerinizde ve hayatınızda başarılar dilerim.

 

Yunus Çolak konuşmuştu

Güncelleme Tarihi: 26 Kasım 2012, 17:53
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdurrahman
Abdurrahman - 6 yıl Önce

Allah ondan razı olsun; Nur Dağına Çocuklar yetiştirdi...

banner8

banner19

banner20