banner16

Hasan Aycın: Hitap Muhatabına Özeldir

‘Çizgilerin bilge adamı’ veya ‘Çizgilerin şairi’ olarak bilinen sanatçı ve karikatürist Hasan Aycın ile çocukluğunu, çizmeye nasıl başladığını ve neler okuduğunu konuştuk. Ezgi Aşık’ın röportajı.

Hasan Aycın: Hitap Muhatabına Özeldir

Hasan Aycın 20 Eylül 1955 yılında Balıkesir’de doğdu. Zorlu bir çocukluk dönemi geçiren Aycın’ın farklı kılan özelliği sade olmasıdır. İnsan o sadeliğin içerisinde kendini ararken yakalanır birden kendisine. “Çizgilerin bilge adamı” veya “Çizgilerin şairi” olarak bilinen sanatçı ve karikatürist Hasan Aycın ile çocukluğunu, çizmeye nasıl başladığını ve neler okuduğunu konuştuk.

Bir düşünce adamısınız, düşünce ve duygularınızı çizgilere nasıl aktarıyorsunuz?

Çok kolay, kalemi alıyorum ve çiziyorum. Yazmak ve çizmek hayatın bir işleyişidir.

Çizgilerin şairisiniz. Şairler, şiirlerini kelimelerle oluşturuyor; siz ise çizgilerle… Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Estağfurullah, bir parantez açayım. Bazıları “çizginin şairi, çizgiyle şiir yazan insan” diyorlar. Ama ben şair değilim. Parantezi kapatayım. Hatta bir defasında Hüsrev Hatemi bir dergide “Çizginin Mehmed Akif’i” demişti. Bunlar hoşuma gidiyor ama ben Mehmed Akif değilim, Mehmed Akif’in duacısıyım. Şair değilim ama şairleri ve şiirleri seviyorum. Eğer şair olsaydım ve şiir yazabilseydim, çizgi çizemezdim.

Ama çizgileriniz de bir şiir…

Deniliyor, bu da hoşuma gidiyor tabi.

Mizahın bir kültürü var mıdır? Ve Batı ile Doğu mizahı arasındaki farkı da konuşmak isterim…

Mizahın bir izahı olması gerekir. İzahsız, mizah olmaz. Onlara göre mizah, bunlara göre mizah, şunlara göre mizah gibi farklılıklar vardır. Batı’yı belirleyen değerler ile Doğu’yu belirleyen değerlerden dolayı bir fark vardır, farklılık olmak zorundadır. Bizlere göre yani Doğululara göre mizah farklı olmalıdır. Ben de onun örneklerini vermeye çalışıyorum.

Etrafımdakiler hayattan önce ölümü anlattı

Mizahın bir sınırı olmalı mı; yoksa her şey mizahın bir parçası olabilir mi?

Her şeyin bir sınırı olmalıdır. İnsan sınırlı bir varlıktır. Çok şükür ki sınırlıdır. Şöyle diyelim; fiziki sınırların olmasa seni tanımayız, tanıyamayız, sen de kendini tanıyamazsın. Kavramlarımızın; sınırı olmazsa, hiçbir şeyi tanımlayamayız. Her alan ve anlamda sınır vardır. İyi ki vardır. İnsan sınırlıysa elinden çıkanlarda sınırlı olmak durumundadır. Bize özgü olacak ise sınırlı olmak zorundadır. Dolayısıyla mizahın sınırlarını kollamak ve yoklamak zorundayız. Aklımıza geleni yazmamak, dilimize geleni söylememek durumundayız. Elimizden gelen her şeyi çizmek durumunda değiliz.

Çizimleriniz sadece kalem hareketlerinden ibaret değil, çizimleriniz insanı çok etkiliyor. Bunun hikmeti nereden geliyor?

Çizim benim için doğal bir şey. Ben hayata, doğduğum mekânda başladım. Herkes hayata, nerede doğduysa, dünyanın o kösesinden başlar. Balıkesir’in bir köyünde doğdum. 60 yıl öncesinden bahsediyorum. Doğal seslerden başka seslerin olmadığı bir ortamdı. Rüzgârın, kuşun hatta seslerin ötesinde seslerin olduğu; gecenin sesinin, akşamın sesinin olduğu bir ortamdı. Böyle bir zamanda çocukluğum geçti. Ben sekiz yaşında yürüdüm. Etrafımdakiler bana hayattan önce ölümü anlattılar. Çünkü ölümü beklenen bir çocuktum. Öyle büyüdüm. İlkokul ikinci sınıftayken yürümeye başladım. Geç yürümek bana, bütün insanlardan farklı olarak şunu kazandırdı: Ben kendi bilincimle, kendi gözlerimle, kendi yürüyüşümün tanığı oldum. İlk adımlarımın tanığı oldum. Böyle başka biri var mıdır? Elbette vardır. Diğerleri, tecrübe etmedikleri için bu ayrımın tanığı olamazlar. Yürümenin ne büyük bir nimet olduğunu hatta yürüyememenin onu da aşan bir nimet olduğunu bilemezler. Bu ne demek simdi diyebilirsiniz

Ben yürüyemediğim zamanlarda da hep yolculuk yaptım. Hatta dünyanın ötesine gittim, geldim. Evimizin arka bahçesinde oturtulurdum. Bazen orada unutulduğum da olurdu. Bu bana çok şey kazandırdı. Bütün gün batımlarını izledim. Elsiz, ayaksız nice yolculuklara çıktım. Varlığın ötesinden, eşyanın ötesine kadar... Simdi oradan kalkıp, yürüyüp geldiğim ve elime kalemi aldığımda, görsel dilin alfabesini hazır bulduğumu gördüm. Belki çizimlerim o yüzden şiirseldir. Çünkü hep doğal simgeler var. Yaprak, kuş, taş, güneş, bulut, el, ayak ve yalın insan. Çizgilerimde onun ötesinde pek simge yoktur.

İlk öğrendiğim ve ilk okuduğum kitap

Hasan Aycın ne okuyor? Okuduğunuz kitaplar hangileridir?

İlk öğrendiğim, ilk okuduğum, sesini ilk duyduğum kitap, Kur’an-ı Kerim idi. Düzenli olarak okurum. Bunu yolculukta da yaparım. Onun dışında gazetelere kadar, her şeyi okurum.

Gençlere, hayata dair ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

Çizgiler söz konusu olduğunda söylediğim bir şey var. Kendim için çiziyorum. Çizgilerimde bir şey bulanlar aslında onların kendilerindeki karşılıklarını buluyorlardır. Bazılarına da benim çizgilerim bir şey söylemez. Bu böyledir. Neden böyledir, benim kişisel inancıma göre; hitap, muhataba özeldir. Muhatabın dışındakiler için hitap yoktur, olmamalıdır. Yoksa zayi olur, yok olur. İnsanoğlunun en bildik numunesi insanın bizatihi kendisidir. Ihsan kendine hitap ediyor ise başkalarına da hitap ediyor demektir. Ben bir şey söylüyorsam, onu kendime söylüyorum ve kendi üstümden insanlara söylemiş oluyorum. Dışımdakilerin ne anladığı kendilerini ilgilendirir. Ben onlardaki karşılığa, çizgi benim çizgim, cümle benim cümlem olmasına rağmen müdahale edemem. Önemserim ama müdahale edemem. Çizmemiş olsaydım, bu söylediklerimin hiçbir hükmünün olmayacağını bilerek söylüyorum. Çizdim ama... Çizdiklerimi bugünden kıyamete kadar dünyanın bu köşesinden, en ücra köşesine kadar her yere, her mekâna açtım. Dolayısıyla çizdiklerimden kalkarak soru sorulduğunda cevaben bir şeyler söylemiş oluyorum. Durduk yerde söylemiyorum bunları. Çizmemiş olsaydım simdi siz burada olmayacaktınız ve bana da soru sormayacaktınız. Şunu demek istiyorum; çizerken numara yapmamak zorundayım. Dünyanın sonrası ahirettir. Burada soruluyorsa orada da sorulacak çizdiklerim. Hatta bu konuşmamız bile sorulacak. Bunlar benim eylemim. Amel defteri denilen soyut defterde kayıt altına alınıyor. Yanlış yapmamaya çalışarak konuşmam, yazmam, çizmem lazım.

Tek rutinim besleme çekmek

Çizgi çizmeye nasıl baslarsınız?

Tek rutinim besmele. İlk yıllarda bir hazırlığım olmazdı. Sonrasında çizgi notları almaya başladım. Günlük hayatta yaşadıklarım sonucu bir takım şeyler oluşuyor zaten, onları küçük ajandama çiziyorum. Bazen de telefona küçük hatırlatıcı notlar kaydederim.

Çizgilerinizde gördüğümüz Hanzala’nın seçilme nedeni nedir?

Hanzala hiçbir zaman göründüğü gibi sadece bir çocuk değildir. Hanzala bir mücadelenin sembolüdür. Ümmetin tamamına şamil bir mücadeleyi yürütür. Minnet beslediğim bir mücadeledir. Filistin davası dışında çizgi çizmemiş olan Naci el Ali, Filistin davasını çizgi yoluyla çok iyi savundu. Çizgiyle mücadele edilebileceğini de gösterdi. Buna aykırı bir yaşamı da olmadı, şehit oldu. O insanın çizgisine verdiği bir önemin de nişanesi olarak ismini hiçbir zaman imza olarak kullanmadı, o çocuk tipini kullandı. Acıklı Filistin tablosuna bakan, olup biteni izleyen, sırtı hep insanlığa dönük bir Hanzala. Bütün tablolara müdahildir. Yüzünü de hiç dönmedi. Küskünlüğün ve sitemkârlığın bir ifadesi olarak da okunabilir, okunmalıdır. Benim çizgilerimde ise Hanzala yüzünü zaman zaman döndü, ben biraz zorladım. Çünkü benim tanıklıklarım Naci el Ali’den sonrasına ilişkindi. Çocukların katledildiğini gördük, Hanzala’nın temsil ettiği değerler zarar gördü. Benim çizgilerimde Hanzala yeri geldi mücadelenin tam ortasında oldu, yüzünü döndü. Mücadelenin de seyri döndü. Filistinlilerin dışında, dünyada da bu davaya sahip çıkanlar olmaya başladı. Mavi Marmara, One Minute olayları bunlardan birkaçıdır. Birleşmiş Milletlere girdiler, devlet olarak kabul gördüler. Bayrağı ümmete teslim edecek aşamaya getirdiler.”

“Hasan Aycın: Hitap Muhatabına Özeldir”, Kitabın Ortası dergisi, Haziran 2018, Sayı 15

Röportaj: Ezgi Aşık.

Güncelleme Tarihi: 12 Haziran 2018, 17:29
banner12
YORUM EKLE
banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6